Duyuru

Collapse

Devamını görüntüle
See less

Orme PLT-S, Orme Platin-Selen, Ormus PLT-S, MONO ATOMİK PLATİN, MONO ATOMİK SELEN

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Orme PLT-S, Orme Platin-Selen, Ormus PLT-S, MONO ATOMİK PLATİN, MONO ATOMİK SELEN

    Oksaliplatin (OXS), Karboplatin ve Sisplatin; gibi Platin türevi kimayasallar kemoterapide kullanılmakta, fakat yan etkileri çok olduğundan sadece çok çok ağır vakalarda tercih edilmektedir. İşte bu yüzden yan etkisi olmayan doğal Kolloidal Platin ürettik. Kollloidal Platin (Platin Suyu) hala metalik ve 5-50 nanometre boyutta olduğundan hücre içerisine etkisi sınırlı olduğundan, daha sonraki çalışmalarda Agnstrom Platin ürettik, fakat bunuda yeterli bulmadık ve çalışmalarımıza devam ettik yıllar süre araştırma ve ARGE çalışmaları sonucu ORME PLATİN-SELEN (ORME PLT-S) ürettik çok şükür. Platini Mono Atomik boyuta indirgedik ve KANSERE karşı Dünyanın en etkili ürününü ürettik ve Kimyasallar gibi yan etkisi yoktur.

    Oksaliplatin aşırı duyarlılığı: değerlendirme, deri testinin etkileri ve duyarsızlaştırma

    Johnson T Wong1, Morris Ling2, sarita patil2, Aleena Banerji2, Aidan Uzun2
    Bağlantılar genişletmekSoyut


    Arka plan: Oksaliplatin aşırı duyarlılığı (OXS), oksaliplatine duyarlı malignitelerin tedavisinde bir zorluk teşkil etmektedir.

    Amaç: Yönetimi optimize etmek için OXS'li hastaların hasta özelliklerini, deri testi sonuçlarını ve duyarsızlaştırma sonuçlarını analiz etmek.

    Yöntemler: 5 yılı aşkın bir süredir, OXS'li 48 hasta, Massachusetts General Hospital'daki alerji/immünoloji ünitesine sevk edildi. Klinik reaksiyon kalıpları analiz edildi. Risk sınıflandırması için acil aşırı duyarlılık cilt testi kullanıldı ve klinik öykü, cilt testi reaktivitesi ve hastaların önceki desensitizasyon sonuçlarına göre seçilen ilgili 3 sürekli intravenöz protokol kullanılarak ilaç duyarsızlaştırmaları yapıldı.

    Sonuçlar: OXS, çoğunlukla gastrointestinal ile ilgili tümörlerle her iki cinsiyette de meydana geldi. Hipersensitivite reaksiyonu (HSR) başlangıcı, herhangi bir tedavi kürü sırasında (kurs no. 1-28) meydana geldi ve ortalama bir başlangıç, kurs no. 8. Okzaliplatine HSR, kutanöz, kardiyovasküler, pulmoner ve gastrointestinal semptomlar dahil olmak üzere sisplatin ve karboplatin ile gözlemlenenlere benzerdi. Bununla birlikte, karıncalanma dahil nörolojik semptomlar ve ateş ve titreme gibi sistemik semptomlar OXS'li hastalarda daha sık meydana geldi. OXS'ye özgü, 2 hasta ilaca bağlı trombositopeni geliştirdi; 1 hastada ayrıca ilaca bağlı hemolitik anemi gelişti. OXS'li hastaların çoğu için deri testi pozitifti (27/46 [%59]) ve sonraki desensitizasyonlar sırasında HSR geliştirme olasılığının daha yüksek olmasıyla ilişkiliydi.

    Sonuç: OXS, diğer platin ajanlara çok benzer olmakla birlikte yaygındır, ancak aynı zamanda aşırı duyarlılığın başlangıcı, cinsiyet, tümör tipi, ilaca bağlı hemolitik anemi ve ilaca bağlı trombositopeni açısından belirgin farklılıklara sahiptir. Deri testi risk sınıflandırması için yardımcı oldu. Duyarsızlaştırmaların tümü başarıyla tamamlandı.

    Anahtar Kelimeler: CAS; BDT; karboplatin; Karboplatin aşırı duyarlılığı; sisplatin; Sisplatin aşırı duyarlılığı; Sürekli; DIHA; DITP; Duyarsızlaştırma; İlaca bağlı hemolitik anemi; İlaç kaynaklı trombositopeni; GI; gastrointestinal; HRP; HSR; Yüksek riskli protokol; aşırı duyarlılık; Aşırı duyarlılık reaksiyonu; IP; Ig; immünoglobulin; Ara protokol; intravenöz; ÖKS; Başlangıç; oksaliplatin; Oksaliplatin aşırı duyarlılığı; RP; Hızlı protokol; Cilt testi.

    Telif hakkı © 2013 Amerikan Alerji, Astım ve İmmünoloji Akademisi. Elsevier Inc tarafından yayınlanmıştır. Tüm hakları saklıdır.


    .................................................. .................................................. ................

    Selenyum nedir? Hangi besinlerde bulunur? Faydaları ve eksikliği

    Selenyum, bağışıklık sisteminin, DNA fonksiyonlarının ve tiroid bezinin sağlıklı işlemesi için gerekli olan çok önemli bir mineraldir. Vücut metabolizmasında bir antioksidan olarak hareket ederek erken yaşlanmayı önlemeye yardımcı olur. Kalp sağlığı, üreme, zihinsel sağlık, enfeksiyon ve iltihapla mücadele gibi süreçlerde yer alır. Saç ve tırnak sağlığında aktif bir mineral olan selenyum E vitaminiyle birlikte hareket edebilir veya bu vitaminin yerine geçebilir. Selenyum eksikliği bağışıklık sistemini zayıflatarak kanser gibi kronik hastalıkların gelişimine yol açabilir ve fazlalığı ise vücutta toksin üretir. Selenyum genelde Brezilya fındığı, yumurta, turpgiller, tahıllar, et ve deniz ürünlerinde bulunur. Tabii ki en yüksek oranda SELEN, ORME SLN'de (Orme Selen) bulunur ve bu SELEN MONO ATOMİK haldedir.

    Selenyum nedir?
    Selenyum vücut tarafından üretilmeyen sadece besinlerden alınabilen antioksidan bir mineraldir. Düşük miktarlarda selenium vücut için yeterlidir. Genellikle kol, bacak, sırt, mide kaslarında (iskelet kaslarında) depolanır ve büyük kısmı ince bağırsaklardan emilir.

    Selenyum neye yarar?
    Antioksidanlar oluşturmak için vücuttaki proteinlerle birleşerek hücrelerin serbest radikal hasarlarından korunmasını sağlar. En önemli görevi GLUTATYON enziminin çalışmasını sağlamaktır. Oksidatif stresin (erken yaşlanma) etkilerinden vücudun korunmasında yardımcı olan bu enzimin aktifleşmesi, tiroit bezi fonksiyonlarını düzenler ve hormonların sağlıklı işlenmesinde gereklidir. Ayrıca kan hücrelerinin zarar görmesini engeller, sperm üretimine katkı sağlar, bağışıklık sistemini sağlıklı tutarak kanser oluşumunu engelleyebilir.


    Selenium çeşitli vitamin ve mineral takviyelerinin bir bileşenidir. Genellikle astım, yanıklar, yaralanmalar, besin emilim bozukluğu gibi hastalıkların tedavisinde ve kemoterapinin yan etkilerini ortadan kaldırmada kullanılır.

    Selenyumun faydaları
    • Kanserojen maddelerin etkisini azaltabilir.
    • Antikor üretimine yardımcı olur.
    • Antioksidan özelliğiyle serbest radikallerle savaşır.
    • Tiroit bezinin çalışmasını sağlar.
    • Saç ve tırnak gelişiminde önemli bir mineraldir.
    • Kemoterapinin yan etkilerin giderilmesinde etkilidir.
    • Yaşlanmayı geciktirir, hücrelerin genç kalmasını sağlar.
    • Grip, tüberküloz ve hepatit C hastalarına fayda sağlayabilir.
    • Kadınlarda rahim ağzı kanseri riskini azaltır.
    • Bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasında önemlidir.
    • İltihap azaltma özelliği nedeniyle astımlı kişilere faydalı olabilir.
    • Vücutta oluşan yanık ve yaraların iyileşmesinde takviye olarak kullanılır.
    • Kepek ve mantar oluşumunu önleyen şampuanlarda kullanılır.
    Selenyum ve bağışıklık sistemi
    Bağışıklık sisteminin düzgün çalışması için selenyumdan zengin beslenmek gereklidir. HIV dâhil, virüslerin gelişiminin önlenmesinde kilit rolü vardır. Eksikliği, bağışıklık sisteminin daha yavaş tepkimesine yol açar. Vücudun oksidatif stresini azaltarak yaşlanma süreciyle mücadele eder. Serbest radikal hasarını azaltarak bağışıklık sistemini güçlendirir. E vitamini gibi diğer antioksidanlarla etkileşime girip hastalığa neden olabilecek mutasyona ve DNA hasarına karşı koruma sağlar. Takviyesi iltihapları tedavi edebilir.

    Selenyum ve tiroid
    Tiroid bezi, iştah, uyku, sıcaklık, ağırlık, enerji ve daha pek çok önemli günlük vücut fonksiyonlarını kontrol eder ve düzgün çalışmadığında ciddi sonuçlar ortaya çıkar. Tiroid hormonlarının üretimi ve miktarlarının düzenlenmesi görevi görür. Selenyumun eksikliğinde tiroid bezi iltihabı, hipertiroid ve hipotiroid (yetersiz hormon üretilmesi) gibi sorunlar baş gösterebilir. Takviyelerinin Hashimoto hastalığı olan kişilere fayda sağlayabileceği düşünülmektedir.

    Selenyum ve astım
    Vücuttaki iltihabı azaltma kabiliyeti astımla ilişkili semptomları azaltmada etkili olabilmekte ve kronik astımı olan kişilerin kanında selenyum düşük olduğu görülmektedir.

    Selenyum ve Alzheimer
    Vücuttaki selenyumun miktarı yaş ilerledikçe düşer ve antioksidan rolünün azalmasıyla beyin işleyişinde bozulmalar meydana gelebilir. Bazı çalışmalar Alzheimer hastalarının kanında selenyumun düşük olduğunu göstermiştir. Bu minerali çokça içeren Brezilya fındığı, deniz mahsulleri gibi yiyeceklerin hafif bilişsel bozukluk durumunda zihinsel işlevleri iyileştirdiği görülmüştür ama tam açıklanamamıştır.

    Selenyum ve kalp hastalıkları
    Selenyumun iltihapla mücadele etme, kan akışını artırma, oksidatif stresi azaltma, trombositlerin (kanın pıhtılaşmasını sağlayan renksiz kan hücreleri) birikmesini önleme ve antioksidan aktiviteye yardımcı olma yeteneği kalp sağlığına faydalıdır. Eksikliği kardiyovasküler hastalık riskine yol açabilir. Toprakta düşük selenyumun Keshan hastalığının (kalp kası bozukluğu) oluşumunda önemli bir etkisi olduğu görülmüştür.

    Selenyum ve kanser
    Antioksidan özellikleri ve işleyiş mekanizmaları üzerine etkileriyle kanserin önlenmesinde rol oynayabilir. Özellikle karaciğer kanseri, meme kanseri, kolon kanseri, prostat kanseri ve akciğer kanserine bağlı ölüm ve kanserlerin şiddetini azaltmada etkili olabilir. Araştırmalar günde 200 mcg’lık bir dozunun hücre mutasyonu ve kanser gelişimini azaltabileceğini göstermiştir. Ayrıca toprakta düşük SE minerali olan bölgelerde kanser riski daha fazladır. Günümüzde çok sayıda farklı selenyum takviyesi bulunmaktadır

    Selenyum ve doğurganlık
    Selenyum spermin davranışını ve işlevini etkileyebilir; eksikliğine bağlı olarak erkeklerde kısırlık ve kadınlarda düşük yaşanabilir. Hem düşük hem de yüksekliği sperm sayısına olumsuz etkileri olabilir.

    Selenyumun yaşlanmaya etkisi
    Yaşlandıkça kronik hastalık geliştirme riski arttığından Se mineraline daha çok ihtiyaç duyulur. Bu nedenle yaşlılık sürecinde selenyumdan zengin beslenmek vücudu savunmaya yardım ederek uzun bir yaşama katkıda bulunabilir.

    Selenyum içeren gıdalar
    Sebze ve meyvelerdeki selenyumun miktarı, yetiştirildikleri toprağın selenyum içeriğine bağlı olarak değişmektedir. Örneğin bir bölgedeki Brezilya fıstığı tavsiye edilen alımın % 288’ini karşılarken diğer bölgeler % 11’ini karşılamıştır. Pişirme ile besinlerdeki selenyumun miktarında yaklaşık %50 kayıp oluşabilir. Aşağıdaki gıdalarda bolca bulunur:
    • Brezilya fındığı: Brezilya fındığı Brezilya ceviz ağacından gelir. Bu fındık Hindistan cevizine benzer ve ağırlığı 5 ila 20 kg a kadar çıkabilir, hasatta parçalanır ve içinden fındıklar çıkar. Günde 1 ila 4 tanesinin tüketimi genel olarak önerilen güvenli miktardır.
    • Hindi: Kemiksiz hindi etinde 31 mikrograma kadar selenyum alınabilmektedir. Kepekli ekmek ile tüketilmesi önerilir.
    • Balık: Sarı yüzgeçli orkinos, yaklaşık 30 gr başına ortalama 92 mg selenyum içerir. Bunu 40 ila 65 mg arası içeren sardalye, istiridye, karides, somon takip etmektedir.
    • Zenginleştirilmiş Gıdalar: Makarnalar, tam buğday ekmekleri ve tam tahıllı hububatlar selenyum ve diğer mineraller ile zenginleştirilmektedir. 1 bardak erişte veya tahıl gevreği porsiyonu başına yaklaşık 40 mg selenyum sağlanabilmektedir.
    • Ayrıca yumurta, ay çekirdeği, soğan, karaciğer, tavukgöğsü, chia tohumu, mantar, sarımsak da selenyumdan zengin besinlerdir.
    • Tabii ki en yüksek oranda SELEN, ORME SLN'de (Orme Selen) bulunur ve bu SELEN MONO ATOMİK haldedir.

    Anne sütü bebekler için tek ve vazgeçilmez selenyum kaynağıdır. Günlük selenyum ihtiyacı nedir?


    Önerilen günlük tüketim yaşa bağlıdır ve önerilen değerler konusunda bir fikir birliği yoktur. ABD Tarım Bakanlığına göre günlük ortalama miktarlar aşağıdaki gibidir:
    • 1-3 yaş arası çocuklar: 20 mikrogram
    • 4-8 yaş: 30 mcg
    • 9–13 yaş: 40 mcg
    • 14 üstü ve yetişkinler: 55 mcg
    • Hamile kadınlar: 60 mcg
    • Emziren kadınlar: 70 mcg

    Türkiye’de yapılan çalışmalarda günlük alım düzeyleri ortalama 30-36 mcg/gün ve 43-44 mcg/gün olarak bulunmuştur.

    Selenyum eksikliği neden olur?
    • Besinlerin sindirimi veya emilimiyle ilgili zorluklar
    • Karaciğer, safra kesesi, bağırsak, pankreas veya böbrek hastalıkları
    • Mide salgısını etkileyen patolojiler
    • Sindirim sistemi ameliyatı, kronik alkolizm
    • Antiasitler (mide iltihabı ilaçları), antibiyotikler, müshiller ve diüretikler gibi ilaçlar
    • HIV (AIDS) ve Crohn hastalığı
    • Selenyum eksikliği olan bölgelerde yaşamak
    • Beslenme alışkanlıkları (vejetaryen rejimler, mamalarla ve damar yoluyla beslenme)

    Kadınlar hamilelik, menstrüasyon ve menopoz sonrası selenyum eksikliği yaşayabilirler. Selenyum eksikliği belirtileri
    • Erkeklerde ve kadınlarda kısırlık
    • Kas güçsüzlüğü
    • Yorgunluk ve uyuşukluk
    • Zihin bulanıklığı
    • Saç dökülmesi
    • Kolesterol yüksekliği
    • Tırnak yataklarında beyazlama
    • Bağışıklık sisteminin zayıflaması
    Selenyum eksikliği ne tür sorunlara yol açar?
    Eksiklik bazı hastalıkların oluşumunda direkt rol alabilir. Diğer patolojik durumlarda ise dolaylı etkiden veya Selenyum verilmesinin faydalı terapötik etkisinden söz edilebilir.
    • Eksikliği halinde iskelet kas tutulumu, kan hastalıkları, karaciğer nekrozu, katarakt, pankreatik hasar, kistik fibrozis, lejyoner hastalığı, alkolik siroz, erkek kısırlığı, bacak ülserleri oluşabilir.
    • Selenyumdan fakir coğrafyalarda Keshin-Beck (kronik bir kemik rahatsızlığı) hastalığı görülebilir.
    • Kardiyovasküler, nörolojik, dejeneratif ve kanser gibi hastalıkların riskinde artış söz konusudur.
    • iyot eksikliğine yol açarak bebeklerde kretinizm (tiroid yetersizliği) riskini arttırır.

    Selenyumun insan beslenmesi için vazgeçilmez olduğu ve eksikliğine bağlı hastalıklar arasında direkt ilişki olduğu ilk kez Keshan Hastalığı ile saptanmıştır Selenyum eksikliği nasıl ölçülür?

    Mevcut selenyum seviyelerinizi öğrenmek için kan veya saç testi yaptırabilirsiniz. Kan testi sadece son zamanlarda alınan selenyumun miktarını gösterir ve saç testlerinin doğruluğu selenyum farklı organ ve sistemlerde farklı yoğunlukta depolandığı için yanıltıcı olabilir.

    Selenyum fazlalığı neden olur?
    Selenyum toksisitesi, nadir olmakla birlikte (endüstriyel Selenyuma maruz kalınmadıkça) akut veya kronik olabilir, günde 400 mcg üst sınırı aşmamak önemlidir. Selenyum içeren gıdaların toksik etkiye yol açması beklenmez, takviyelerden alınan miktarın toksik etkisi çok daha olasıdır.

    Selenyum fazlalığının belirtileri
    • Saç ve tırnak kaybı, baş dönmesi
    • Ağızda sarımsak kokusu
    • Mide bulantısı, kusma, diş bozuklukları
    • Yüzde kızarma, titremeler,
    • Kas ağrısı, deri ve sinir sistemi lezyonları
    • Hissizlik, karıncalanma, yanma hissi
    • Anormal refleksler, kısmi felç

    Ağır vakalarda, ciddi bağırsak ve nörolojik semptomlara, kalp krizine, böbrek yetmezliğine ve ölüme neden olabilir.

    Selenyum ilaçları ve takviyeleri
    Selenyum, multivitamin ve multimineral takviyelerinde genellikle selenometiyonin veya selenyum bakımından zenginleştirilmiş maya, sodyum selenit veya sodyum selenat formlarında mevcuttur. Bunlar tipik olarak 33 ila 200 mikrogram selenium içerir. Çoğu insan için gıdalardan sağlanacak miktarlardan fazlasına ihtiyaç yoktur. Vücudun selenyumu takviye formunda ne kadar iyi emdiği açık değildir ve hastalıklar için kullanılabileceğini gösteren çok az kanıt vardır.

    Selenyum bazı antasitler, kemoterapi ilaçları, kortikosteroidler, kolesterol düşürücü statin ilaçları, doğum kontrol hapları ve niasin (B3 vitamini) gibi ilaçlar ve takviyelerle etkileşime girebilir. Kullanmadan önce doktorunuza danışın.

    Kimler selenyum takviyesi almamalı?
    Takviyeler kemoterapi ilacı olan sisplatin de dahil bazı ilaçlarla etkileşime girebilir.
    • Cilt kanseri: Takviyeler cilt kanseri riski ile ilişkili olabilir bu nedenle cilt kanseri riski yüksek olan kişiler bu takviyeleri almamalıdır.
    • Prostat kanseri: Vücutlarında yüksek selenyum konsantrasyonlarına sahip erkeklerin, selenyum takviyesi almaları durumunda prostat kanseri riski iki katına çıkmaktadır.
    • Diyabet: Günde 200 mcg (mikrogram) selenyum alan kişilerin, tip 2 diyabet geliştirme olasılığının % 50 daha fazla olduğu gösterilmiştir.
    Selenyum takviye türleri
    • ORME SLN 1 ml'si 100 mcg Selen içerir.
    Selenyum zararları ve yan etkileri nelerdir?
    • Takviyeler doktorunuz tarafından verilen ilaçların yerine kullanılmamalıdır.
    • Uzun süreli veya yüksek dozda kullanmak diyabet veya ciddi tıbbi durumlar gelişme riskinizi artırabilir.
    • Kronik böbrek hastalığı, etkin olmayan tiroid veya cilt kanseri gibi her bir durumda doz gereksinimi farklılık gösterir.
    • Hamilelikte ve emzirme döneminde tıbbi tavsiye olmadan takviye kullanılmamalıdır.
    • Ameliyattan en az 2 hafta önce kullanmayı bırakmak gerekebilir.
    • Takviyeler tıbbi testlerin sonuçlarını etkileyebilir, doktora takviye kullanıldığı mutlaka söylenmelidir.
    • Alerjik bünyelerde ağır tepkilere yol açma ihtimali bulunduğundan E vitamini ile birlikte kullanılmalıdır.
    • Bazı bünyelerde psikolojik bir rahatsızlık olan anhedoniye (geçmişte istekle yapılan şeylere karşı isteksizlik) yol açabilir.

  • #2
    Sodyum selenit ve kansere bağlı lenfödem: Biyolojik ve farmakolojik etkiler

    Yazar bağlantıları bindirme panelini açar Christina Pfister ve Horst Dawzcynski b Franz-Josef Schingale c
    https://doi.org/10.1016/j.jtemb.2016.05.005Hakları ve içeriği alın

    Öne Çıkanlar
    • Sekonder lenfödemli hastalarda azalmış selenyum durumu görülür. • Tüm kan selenyum konsantrasyonu lenfödem değerlerinde düşme. • Sodyum selenit lenfödem hacmini azalttı. • Sodyum selenit, karmaşık fizik tedavinin etkinliğini arttırdı. • Sodyum selenit, erizipel enfeksiyonlarının insidansını azalttı .

    Soyut
    Kanser hastalarının önemli bir yüzdesi, ameliyat veya radyoterapiden sonra ikincil lenfödem geliştirir. Sekonder lenfödemin tercih edilen tedavisi karmaşık fizik tedavidir. Örneğin diüretiklerle yapılan farmakoterapi, etkili olmadıkları ve yalnızca kısa vadeli çözümler sunduğu için çok az ilgi görmüştür. Sodyum selenit, uygun maliyetli, toksik olmayan bir anti-inflamatuar ajan olarak umut vaat etti. Sodyum selenit ile tedavi, reaktif oksijen türlerinin (ROS) üretimini azaltır, lenfödem hacminde spontan bir azalmaya neden olur, lenfödem için fizik tedavinin etkinliğini arttırır ve kronik lenfödemli hastalarda erizipel enfeksiyonlarının insidansını azaltır. Sodyum selenit aşırı ROS üretimini azaltmada biyolojik etkilerinin yanı sıra çeşitli farmakolojik etkiler de gösterir.

    1 . Tanıtım
    İkincil lenfödem , kanser tedavisinin yaygın bir yan etkisidir. İnsidans oranı, tek tip ölçüm, tanım ve raporlamanın olmaması nedeniyle büyük ölçüde değişmektedir [1] . Çoğu veri meme kanserinden kurtulanlar için mevcuttur. İnsidans oranları %13 ile %65 arasında değişmektedir [1] . Sekonder lenfödem, lenf nodu rezeksiyonu sonrası ortaya çıkar . Lenf drenaj yolları hasar görebilir ve bu da ilgili uzuvların interstisyel dokusunda lenf sıvısının birikmesine neden olabilir . Sonraki doku şişmesi ağrıya, rahatsızlığa, ağırlığa, bozulmaya ve hareket ve fonksiyonda azalmaya neden olabilir [2] . Yaşamın hem fiziksel hem de zihinsel kalitesi etkilenir [3] .

    Şu anda, tedavi edici bir tedavi mevcut değildir. Sadece yönetilebilir. Amaç, uzuv boyutunu küçültmek ve sürdürmek, komplikasyonları önlemek, uzuv fonksiyonunu ve genel iyilik halini iyileştirmektir [4] . En önemli tedavi, tam dekonjestif tedaviyi içeren karmaşık fizik tedavidir. Ayrıca manuel lenf drenajı, egzersiz, elastik olmayan sargı, kompresyon giysisi kullanımı ve cilt bakımından oluşur [1] . İkinci bir tedavi seçeneği, meme kanseri hastalarının üçte birinde uzuv hacmini, hücre dışı sıvıyı ve doku sertliğini etkili bir şekilde azaltabilen düşük seviyeli lazer tedavisidir [5] , [6]. Farmakoterapi, muhtemelen birçok ilacın etkili olmaması ve yalnızca çok azının uzun vadeli çözümler sunması nedeniyle çok az ilgi görmüştür [1] .

    Pasket et al. kanserle ilişkili lenfödemle ilgili bir derlemede sadece bir ilaçtan, sodyum selenitten bahsetti [1] . Yazarlar, sodyum selenit'in maliyet etkin, toksik olmayan bir anti-inflamatuar ajan olarak umut vaat ettiği sonucuna varmışlardır [1] . 2006 yılında kanser hastalarında selenyum üzerine yapılan Cochrane analizi, Kasseroller ve ark. ve Zimmermann ve ark. [7] , [8] . Yazarlar, sodyum selenitin meme kanseri tedavisinden sonra tekrarlayan erizipel enfeksiyonlarının insidansını azaltabileceği sonucuna varmışlardır, ancak sonuçlar dikkatle yorumlanmalı ve diğer popülasyonlara genelleştirilmemelidir [9] .

    Bu derleme, sodyum selenitin olası etki şekline vurgu yaparak, lenfödem tedavisinde sodyum selenit ile ilgili mevcut literatürü özetlemektedir.

    1.1 . Lenfödem
    Iowa kadın sağlığı çalışması, meme kanserinden kurtulanlarda lenfödemle ilgili yeni veriler sağladı [3]. Çalışmaya tek taraflı meme kanseri olan 1.287 kadın dahil edildi. %8,1'ine lenfödem teşhisi kondu. Daha fazla %37.2 kadın, teşhis edilmiş lenfödem olmaksızın kol semptomları bildirdi. Çok değişkenli ayarlamadan sonra, hem lenfödem tanısı konan kadınlarda hem de kol semptomları olan kadınlarda fiziksel ve zihinsel sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi (HRQOL) daha düşüktü (Medical Outcomes Study Short Form-36). Lenfödem tanısı alan kadınların sadece yarısı tedavi gördü (%51,5). Ayrıca kol semptomları olan kadınların sadece %39,8'i lenfödem duymuştur. Lenfödem hakkındaki bu bilgi eksikliği, kol semptomları olan kadının sadece %10,3'ü bir kolun farklı görünümü hakkında pratisyenleriyle konuştuğu ve sadece %1.7'si tedavi gördüğü için değerlendirme veya tedavi aramasını engelleyebilir [3] .

    5 yıllık, popülasyona dayalı prospektif bir çalışma (n = 6,319) meme kanseri hastalarında tümör rezeksiyonu sonrası lenfödem insidansını, derecesini, süresini, tedavisini ve semptomlarını değerlendirdi [10]. Beş yıllık kümülatif lenfödem insidansı her 100 kadın için 42 (%42) idi. İnsidans, 50 yaşın altındaki kadınlarda (%50), 80 yaşın üzerindeki kadınlara (%26) göre daha yüksekti. İlk üç yılda %23'ü hafif lenfödemden fazlasını bildirmedi, %12'si orta veya şiddetli lenfödem bildirdi ve %2'si kronik olarak orta veya şiddetli bir form bildirdi. Lenfödemli kadınların %47,3'ü en az bir tür tedavi almıştır. Orta veya şiddetli lenfödemli kadınların tedavi edilme olasılığı daha yüksekti (%68'e karşı %37). Terapi için çoğunlukla egzersiz, kol, kaldırma veya masaj kullanıldı. Çalışma ayrıca, lenfödemin ilk ortaya çıkmasından önceki semptomların, örneğin takıların çok sıkı veya giysilerin çok sıkı olmasının, daha sonra lenfödem olasılığının daha yüksek olmasıyla ilişkili olduğunu göstermiştir (Tehlike Oranı (HR) 7.37; %95 GA, 4.26-12.76, sırasıyla HR). 5,47; %95 GA 1,98–15,10). Şimdiye kadar,

    Baş boyun tümörlerinin rezeksiyonu sonrası görülme sıklığı çok daha yüksektir . Hastaların dörtte üçünde bir tür geç etkili lenfödem vardır [11] . Çoğu hasta, dış ve iç lenfödem kombinasyonunu gösterdi (%50.8). Evre I dış lenfödem hastaların % 18,5'ini etkiledi ve %27.2'sinde evre II lenfödem görüldü. İç lenfödem vakaların %45.5'inde orta, %20'sinde şiddetli olarak derecelendirildi.

    1.2 . Lenfödemli hastaların selenyum durumu
    Lenfödem ve/veya lipödem hastalarının selenyum durumu yeni bir çalışmada belirlendi. Almanya'da uzman bir klinikte (Lympho-Opt Clinic Pommelsbrunn-Hohenstadt, Almanya) lenfödem tedavisi gören 234 hastada tam kandaki selenyum konsantrasyonu ölçüldü. Selenyum ölçümü, sertifikalı bir laboratuvarda (biosyn Arzneimittel GmbH, Fellbach, Almanya) mikrodalga sindirimi ve alevsiz atomik absorpsiyon spektrometrisi kullanılarak yapıldı.

    Ortalama selenyum konsantrasyonu 102.4 ± 19.8 μg/l idi. Alman yetkililer selenyum eksikliğini tam kanda 100 μg/l selenyumun altındaki değerler olarak tanımladı [12] . Bu parametreyi kullanarak hastaların %44'ü selenyum eksikliği sergiledi. Evre III lenfödemli hastaların önemli ölçüde daha fazlasında azalmış selenyum seviyeleri görülmüştür (%78'e karşı %44; p = 0,001).

    Lenfödem ve lipödemdeki selenyum değerlerinin karşılaştırılması anlamlı bir fark göstermedi (103.8 ± 21.6 μg/l ve 99.4 ± 18.0 μg/l) ( Tablo 1 ). Ancak lymphostatic olan hastalar fil (kademe üç lenfödem ve / veya Lipedema) en düşük selenyum değerleri (87.5 gösterilen ± 18.3 ; p g / l = 0.014). Selenyum konsantrasyonu primer lenfödemde daha yüksekti (114.2 ± 27.2 μg/l'ye karşı 103,8 ± 21.6 μg/l; p = 0.0312). Primer ve sekonder lenfödem (114.2 ± 27.2) arasında anlamlı bir fark olduğuna dair güçlü bir eğilim de vardı. μg/l'ye karşı 102,7 ± 19,4 μg/l; p = 0.056) ( Şekil 1 ).

    Tablo 1 . Almanya'da lenfödem ve/veya lipödem hastalarında selenyum durumu . Ortalama değer ± standart sapma.
    234 102.4 ± 19.8
    101 99,4 ± 18.0
    160 103,8 ± 21,6
    14 87,5 ± 18,3
    32 114.2 ± 27.2
    60 102.7 ± 19.8
    9 109.1 ± 17.9
    80 106,5 ± 23,9
    27 91,5 ± 14,4
    31 106,5 ± 19,4
    11 107.6 ± 15.4
    9 95.2 ± 15.5
    20 103,6 ± 14,5
    92 100.0 ± 19.6
    24 94.7 ± 15.5
    1. İndir : Yüksek çözünürlüklü görüntüyü indirin (170KB)
    2. İndir : Tam boyutlu resmi indir

    Şekil 1 . Primer lenfödemde tam kandaki selenyum konsantrasyonu önemli ölçüde arttı . Primer ve sekonder lenfödem arasındaki karşılaştırma, sekonder lenfödemde azalmış selenyum durumu için güçlü bir eğilim göstermiştir. İstatistiksel anlamlılık parametrik olmayan Mann-Whitney U testi kullanılarak hesaplandı ; p değerleri < 0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Veriler analiz edildi ve GraphPadPrism 6 (GraphPad Software, Inc., La Jolla, CA, ABD) kullanılarak rakamlar oluşturuldu.
    Ayrıca selenyum durumu artan lenfödem evresi ile azaldı. Selenyum konsantrasyonu önemli ölçüde I ve II aşama göre lenfödem evre III indirgendi (91.5 ± 14.4 ng / L; p = 0.0109, sırasıyla p = 0.0002) ( Şekil 2,. ).
    1. İndir : Yüksek çözünürlüklü görüntüyü indirin (171KB)
    2. İndir : Tam boyutlu resmi indir

    Şekil 2 . Tam kandaki selenyum konsantrasyonu, artan lenfödem evresi ile azaldı . İstatistiksel anlamlılık parametrik olmayan Mann-Whitney U testi kullanılarak hesaplandı ; p değerleri < 0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Veriler analiz edildi ve GraphPadPrism 6 (GraphPad Software, Inc., La Jolla, CA, ABD) kullanılarak rakamlar oluşturuldu.
    Kansere bağlı lenfödemli hastalar, sekonder lenfödemli diğer hastalarla karşılaştırıldığında selenyum durumunda önemli bir azalma göstermedi (106.5 ± 19.4 μg/l'ye karşı 102.7 ± 19.8; p = 0.4717). Lenfödem ve/veya lipödem hastalarının %39'u obezdi. Selenyum düzeyi obez hastalarda anlamlı olarak farklı olmasa da, morbid obez hastalar , tüm hastalara kıyasla önemli ölçüde azalmış tam kan selenyum konsantrasyonu sergiledi (103.8 ± 21.6 μg/l'ye karşı 94.7 ± 15.5; p = 0.0398).

    Şaşırtıcı bir şekilde, selenyum durumu primer lenfödemli hastalarda sekonder lenfödemli hastalara göre daha yüksekti. Primer ve sekonder lenfödem için altta yatan nedenler farklı olsa da, lenfödem gelişimi ile sonuçlanan sonuçlar benzerdir. Şu anda, özellikle lenfostatik elefantiazisi olan hastalar, lenfödem türünden bağımsız olarak, en düşük ortalama selenyum değerlerini gösterdiğinden, primer lenfödemde daha yüksek selenyum durumu için bir açıklama yoktur.

    Kadınlarda BMI ≥ 30 kg/m 2 , azalmış selenyum durumu ile önemli ölçüde ilişkilidir (p = 0.01) [13] . Morbid obez hastalarda (BMI ≥ 40 kg/m 2 ) serum selenyum konsantrasyonu önemli ölçüde azalmıştır (86.08 μg/l'ye karşı 101.14 μg/l; p < 0.0001) [14] . Morbid obez hastalarda önemli ölçüde azalmış selenyum durumu muhtemelen obezite ile ilişkili oksidatif strese bağlıdır [15] . Ayrıca obezite, obezitede pro-oksidan bir ortama da katkıda bulunan bir kronik inflamasyon durumu ile ilişkilidir.[16] .

    Çalışma, şiddetli lenfödemli hastaların azalmış selenyum seviyelerinden önemli ölçüde daha sık etkilendiğini gösterdi. Bu sonuçlar, bu hastalarda selenyum gereksiniminin arttığını kuvvetle göstermektedir. Artan selenyum gereksiniminin nedeni, artan oksidatif stres ve yüksek bir inflamatuar aktivite olabilir. Sims et al. kronik lenfödem dokusunda reaktif oksijen türlerinin (ROS) oluşumunun arttığını ve lipid peroksidasyon süreçlerinin hızlandığını belirledi [17] .

    1.3 . Sekonder lenfödem için sodyum selenit tedavisi
    Micke ve ark. selenyumun, ne geniş çapta yayınlanmış ne de kabul edilmiş olan kanıtlanmış bir ödem önleyici etkisi olduğu belirtilmiştir [18] . Oral sodyum selenit tedavisi ile yapılan birkaç çalışma, sodyum selenit'in ROS üretimini azalttığını, lenfödem hacminde spontan bir azalmaya neden olduğunu, lenfödem için fizik tedavinin etkinliğini artırdığını ve kronik lenfödemli hastalarda erizipel enfeksiyonlarının insidansını azalttığını göstermiştir [18] . Bu denemelerin sonuçları aşağıda özetlenmiştir ( Tablo 2 ).

    Tablo 2 . Sodyum selenit ile lenfödem denemeleri .
    sodyum selenit olarak selenyum
    1. Hafta:
    1.000 μg/gün
    2. Hafta + 3:
    300 μg/gün
    Takip süresi (3 ay): günde
    100 μg
    3 hafta sonra tam kan selenyum konsantrasyonunda artış (112 ± 24 μg/l; p < 0,001)
    Plasebo grubuna kıyasla azalmış lenfödem hacmi (p < 0.01)
    İyileştirilmiş cilt kıvrım indeksi ve hareketliliği (p < 0.05 ve p < 0.001)
    Azalmış erizipel insidansı (%0'a karşı %50)
    selenyum sodyum selenit olarak
    4-6 hafta: günde
    500 μg
    Lenfödemde bir veya daha fazla evrede düzelme (Földi ve Miller skoru)
    Endolaringeal şişmede azalma
    selenyum sodyum selenit olarak
    1.000 μg operasyon öncesi, intra ve postoperatif 21 gün boyunca
    1.000 μg
    Ameliyattan sonra artan tam kan selenyum konsantrasyonu, 1. hafta ve 2. hafta (p = 0,001, p = 0,002, p = 0,000)
    Plasebo grubuna kıyasla azalmış lenfödem hacmi (p = 0,009)
    Kasseroller et al. 179 lenfödem hastasında kombine fiziksel dekonjestif tedavi ile kombinasyon halinde oral sodyum selenitin etkisini değerlendirdi [19] . Müdahale süresi üç haftaydı. İlk hafta günlük sodyum selenit tedavisi 1.000 μg selenyumdu. İkinci ve üçüncü haftalarda günde 300 μg selenyum eklendi. Takip süresi üç aydı. Bu süre boyunca hastalara günde 100 µg selenyum verildi. Lenfödem hacmi, tek başına kombine fiziksel dekonjestif tedaviye kıyasla müdahale grubunda önemli ölçüde daha fazla azalmıştı (- % 52.0 ± 18.0% vs. % 43.0 ± 16.0%; p < 0.01) [19] . Ayrıca deri kıvrımıdizin ve hareket önemli ölçüde daha fazla sodyum selenit tedavisi (p geliştirilmiştir < 0.05, p < 0.001) [19] . Sodyum selenit takviyeli grupta erizipel insidansı, plasebo grubundaki %50'ye kıyasla %0'dı [19] .

    Mick ve ark. radyasyonla ilişkili sekonder lenfödemde oral sodyum selenitin etkisini belirledi
    [20] . Bu keşif çalışmasında 48 hasta 4-6 hafta boyunca günde 500 μg selenyum ile tedavi edildi . On iki hasta kolda lenfödem ve 36 hastada baş ve boyun bölgesinde lenfödem gösterdi. Hastaların dörtte üçünden fazlası Földi ve Miller skoruna göre bir veya daha fazla evrede iyileşme gösterdi [20] . İnterstisyel derece III veya IV endolaringeal lenfödemli hastaların %65'inde endolaringeal şişlikte önemli bir azalma görülmüştür [20] . Bu nedenle bu hastalarda trakeotomiye gerek duyulmadı.

    Bu sonuçlar çift kör, randomize, prospektif bir çalışmada doğrulanmıştır
    [8] . Zimmermann ve ark. 20 hastayı ağız cerrahisi ile intravenöz olarak sodyum selenit formunda 1.000 μg selenyum ile ameliyat öncesi, sırası ve sonrası tedavi etti . 1-21. günden itibaren sodyum selenit dozu, intravenöz veya oral yolla günde 1.000 µg selenyum olmuştur. Sodyum selenit takviyeli grupta bir hafta sonra lenfödem hacmi önemli ölçüde azaldı (- %6; p = 0,009). Lenfödemin şiddeti, kan selenyum konsantrasyonu ve glutatyon peroksidaz aktivitesi ile negatif korelasyon gösterdi . Ayrıca ROS konsantrasyonu, lenfödem derecesi ile pozitif korelasyon gösterdi.

    1.4 . Sodyum selenit tedavisinin biyolojik etkisi
    Lenfödemde doku oksijen kaynağı kısıtlanır ve aşırı ROS üretimine yol açar [21] . Aşırı miktarda ROS, bir inflamatuar reaksiyona neden olur ve etkilenen lenf damarları, fagositler ve diğer aktive edilmiş lökositler tarafından istila edilir . Bunu takip eden solunum patlaması , eritrositler ve kan serumunda ölçüldüğü üzere 4-hidroksinonenal (4-HNE) ve malondialdehit (MDA) oluşumuyla sonuçlanan bir peroksidatif reaksiyon dizisini tetikler [19] . Bu metabolitler proinflamatuar [22] , vazokonstriktif [23] , sitotoksik [24] ve potansiyel kanserojen [25] gösterirler.özellikler. Bu metabolitleri detoksifiye etmek için yüksek miktarlarda glutatyon (GSH) kullanılır ve oksitlenir (GSSG). Sims et al. kronik lenfödem hastalarında kandaki GSH konsantrasyonunun azaldığını ve GSSG'nin yükseldiğini, bunun da oksidatif stres için bir gösterge olan üç kat daha yüksek glutatyon oranı ile sonuçlandığını gösterdi [17] .

    Lipid peroksidasyon ürünleri MDA ve 4-HNE'nin konsantrasyonu, lenfödem hastalarının serumunda sırasıyla üç kat, iki kat arttı [17] . Oral sodyum selenit ile tedavi edilen lenfödem hastaları, sırasıyla kan serumu olmak üzere eritrositlerde ölçülen 4-HNE'nin yanı sıra GSH'de hızlı bir artış ve GSSG'de daha yavaş bir düşüş gösterdi [26] . Selenoproteinlerin bir parçası olarak selenyum tioredoksin redüktaz ve glutatyon peroksidaz redoks reaksiyonları için gereklidir. Bu nedenle, sodyum selenit takviyesi muhtemelen bu selenoproteinlerin aktivitesini artırarak GSH konsantrasyonunu yükselterek ve GSSG seviyesini düşürmüştür. Artan GSH konsantrasyonu, glutatyon peroksidazın işlevini engelleyen GSH tükenmesinin etkisini de tersine çevirebilir.

    En önemli hücre içi antioksidan enzimlerden biri selenoprotein glutatyon peroksidazdır. Glutatyon peroksidazın biyosentezi için en önemli faktör selenyumun mevcudiyetidir. Yüksek doz sodyum selenit, sepsis hastalarında üçüncü günde glutatyon peroksidaz aktivitesini belirgin şekilde artırdı [27] . Selenyum eksikliği , en yaygın selenoprotein olan karaciğer glutatyon peroksidaz-1 aktivitesini önemli ölçüde azaltır [28] . Başka bir selenoprotein, tioredoksin redüktaz da hidroperoksiti parçalama yeteneğine sahiptir [29] . Hücre dışı antioksidan fonksiyonlara sahip selenoproteinler glutatyon peroksidaz 3 veselenoprotein P , burada selenoprotein P aynı zamanda selenyum için taşıma proteinidir [29] .

    Akut, edinilmiş lenfödemin bir fare modelinin fonksiyonel bir gen ekspresyonu analizi, immün yanıt, stres yanıtı ve kompleman aktivasyonunda yer alan tüm gen panellerinin lenfödem dokusunda indüklendiğini gösterdi [30]. Bunlara birkaç selenoprotein dahildir. Kat değişimi, selenoprotein P (2.8:1), selenoprotein W (2.2:1) ve glutatyon peroksidaz 1 (1.9:1) için en yüksekti. Ayrıca selenoprotein K yukarı regüle edildi. Bu sonuçlar selenoproteinlerin lenfödemdeki önemli rolünü doğruladı. Yukarı regüle edilmiş selenoproteinlerin çoğu, strese duyarlı selenoproteinler olarak adlandırılır. Yeterli selenyum kaynağına oldukça bağımlıdırlar. Marjinal selenyum eksikliği bile, örneğin kan plazmasında 95 μg/l selenyum konsantrasyonu gerektiren glutatyon peroksit 1 için maksimum aktiviteyi önler [31] . Hurst ve ark. selenoprotein P'nin optimal konsantrasyonuna plazmada 124 µg/l selenyumda ulaşılmıştır [32] .

    Selenoproteinler antioksidan kapasitelerinin yanı sıra bağışıklık sisteminde de önemli bir rol oynarlar. Yeterli selenyum durumu, bağışıklığı başlatmak için önemlidir. Ancak selenoproteinler, aşırı bağışıklık tepkisini ve kronik iltihabı düzenlemede de rol oynar [33] . Selenyum eksikliğinin, aktivasyon, farklılaşma ve çoğalma sırasında bağışıklık hücrelerini olumsuz etkilediği kabul edilmiştir [33] . Artmış oksidatif strese dayalı bu etkilerin yanı sıra selenoproteinler, protein katlanması ve kalsiyum akışı ile bağlantılıdır [33] . Huang et al. selenoproteinlerin inflamasyon ve bağışıklıktaki rolü hakkında derinlemesine bir inceleme sağladı [33] .

    Özetle, lenfödemde aşırı ROS üretimini azaltmak için sadece yeterli selenyum kaynağı gerekli değildir, aynı zamanda selenyum gereksinimi sağlıklı insanlara göre muhtemelen daha yüksektir.

    1.5 . Sodyum selenit tedavisinin farmakolojik etkisi
    Sodyum selenitin kronik lenfödemde faydalı etkileri olduğuna dair ilk kanıt 1991'de kaydedilmiştir [19] . Kolunda akut enflamasyonlu lenfödem olan bir hasta oral yoldan sodyum selenit şeklinde 800 μg selenyum ile tedavi edildi . Takviyeden on ila on beş dakika sonra inflamasyon ve ödem gözle görülür şekilde azaldı [19] . Bu hızlı reaksiyon sadece sodyum selenit'in biyolojik etkileri ile açıklanamaz. Bu nedenle, sodyum selenit muhtemelen lenfödem dokusunda da doğrudan farmakolojik etkiler gösterir .

    Düzensiz immün trafik, lenfödem patogenezinde rol oynar [30] . Normal immün trafikte, mononükleer fagositler ve lenfositler , damar sistemine yeniden girmeden önce birincil immün yanıtı ortaya çıkarmak için afferent lenf damarlarına ve lenf düğümlerine girer [34] . Kronik lenfödemde, deriden bölgesel lenf düğümlerine giden lenfosit kaçakçılığının bozulması, kronik inflamatuar değişiklikler için substrat sağlayan yabancı antijenlerin yetersiz temizlenmesine yol açar [30] .

    2000 yılında Kasseroller ve ark. sodyum selenitin lenfödemde farmakolojik etkileri nasıl uyguladığına dair bir hipotez öne sürdü [19] . Sodyum selenit'in adezyon proteinlerinin ekspresyonunu inhibe ettiğini öne sürdüler . Aşırı miktarda ROS, bir inflamatuar reaksiyona neden olur ve etkilenen lenf damarları, fagositler ve diğer aktive edilmiş lökositler tarafından istila edilir. Bağışıklık hücrelerinin yüzeyindeki adezyon molekülleri , lenf kılcal damarlarının duvarlarına bağlanır [19] . Sonuç olarak venöz lenfatik yetmezlik daha da artar. Yapışma proteinlerinin inhibisyonu, bağışıklık hücrelerinin lenf kılcal damarlarına bağlanma yeteneğini azaltır. Venöz lenfatik yetmezlik azalır ve karmaşık fizik tedavinin etkinliği artar (Şekil 3 ) [19] .
    1. İndir : Yüksek çözünürlüklü görüntüyü indir (230KB)
    2. İndir : Tam boyutlu resmi indir

    Şekil 3 . Sodyum selenit, lenfödem hacmini azalttı ve karmaşık fizik tedavinin etkinliğini artırdı [19] . GPx–1 = glutatyon peroksidaz 1; GPx–4 = glutatyon peroksidaz-4.
    2012 yılında Huang ve ark. lökositlerin inflamatuar dokuya göç etmesi için etkin bir yapışmanın gerekli olduğunu gösterdi [33] . Bu nedenle monositler ve lökositler , endotelyal adezyon moleküllerini ifade eder. Sodyum selenit takviyesi ( 16 saat boyunca sodyum selenit olarak 2 µg/ml selenyum ) metaloproteinaza bağımlı L-selektini indükledi , bu da monosit yuvarlanma ve yapışmada azalmayla sonuçlandı [35] . Bu etkiler, geniş aralıklı matris metalloproteinaz inhibitörü GM6001 kullanılarak tersine çevrilebilirdi . Ayrıca, birkaç çalışma sodyum selenit'in (48 saat boyunca sodyum selenit olarak 100 nmol/l selenyum veya 24 saat boyunca 0–2 μM sodyum selenit ) ekspresyonunu inhibe ettiğini göstermiştir . vasküler hücre adezyon molekülü-1 (VCAM-1), hücreler arası adezyon molekülü-1 (ICAM-1), E-selektin ve P-selektin [36] , [37] , [38] . Bu yeni veriler, Kasseroller ve ark.'nın hipotezini desteklemektedir. [19] .

    Sodyum selenit ayrıca insan T hücrelerinde ve akciğer adenokarsinom hücrelerinde bu transkripsiyon faktörünün temel tiyolleri ile eklenti oluşumu yoluyla nükleer faktör-κB'yi (NFκB) doğrudan inhibe etti [39] . İnhibisyon doza bağımlıydı. 7 uM sodyumselenitte tam NFκB inhibisyonuna ulaşıldı. NFκB, yukarıda belirtilen yapışma proteinlerinin transkripsiyonu için gereklidir. Ayrıca glutatyon peroksidaz 1 ve 4, NFκB aktivasyonunu inhibe etti [40] , [41]. Sodyum selenit'in NFκB üzerindeki inhibitör etkisi hem biyolojik hem de farmakolojik etkilere bağlıdır. NFκB ayrıca inflamasyonda önemli bir rol oynar. Proinflamatuar sitokinler NFκB'yi aktive eder ve NFκB sitokinlerin, kemokinlerin ve adezyon moleküllerinin ekspresyonunu indükler [42] . NFκB'nin sodyum selenit tarafından inhibisyonu, muhtemelen sodyum selenit'in lenfödemdeki anti-inflamatuar etkisinin bir nedenidir .

    1.6 . ileriye dönük denemeler
    Önceki denemelerin cevaplayamadığı birkaç soru var. Öncelikle hastalara sadece birkaç hafta sodyum selenit tedavisi uygulandı. Ancak hem birincil hem de ikincil lenfödem, yaşam boyu koşullardır. Bu nedenle, gelecekteki denemeler şu soruya cevap verecek şekilde tasarlanmalıdır: Tedavi ne kadar sürmeli? Radyoterapi sırasında veya yüksek dozda sodyum selenit kullanan sepsis hastalarında olduğu gibi diğer endikasyonlardaki denemelerin süresi de sadece haftalardı [27] , [43] . Bu denemelerde, yüksek doz sodyum selenit, ilgili hiçbir yan etki göstermedi. Yakın tarihli bir deneme , kanser hastalarında maksimum tolere edilebilir sodyum selenit dozunu belirledi [44]. Sonuçlar Hastalar 3000 'in altında pek doz seviyelerinde herhangi bir belirti sergilediğini göstermiştir ug / m 2 . Doz düzeyinde 3000 'de ug / m 2 ve üzerinde ise% 15 nefes sarımsak kokusu vardı. Doz düzeyinde 4.500 ug / m 2 en yaygın yan etkiler, bulantı, kusma ve halsizlik. Bunlar bir veya iki gün içinde geri döndürülebilirdi. Çin araştırmaları, günde 910 μg veya üzerindeki uzun süreli alımın selenoz semptomlarına yol açtığını göstermiştir [45] .

    Başka bir soru selenyum seviyesinin ölçümü ile ilgilidir. Lenfödem denemelerinde hastalarda düşük kan selenyum düzeyi [7] , [8] görülmüştür . Bu hastalar sodyum selenit tedavisinden fayda gördü. Tedaviye başlamadan önce ve tedavi sırasında selenyum ölçümü yeterli selenyum dozunu belirlemek için faydalı olmalıdır. Gelecekteki denemeler, selenyum durumunu yeterli bir düzeye çıkarmak için hangi selenyum dozunun yeterli olacağını parametreleri belirlemelidir. Şimdiye kadar selenyum eksikliğinin tek tip bir tanımı yoktur. Selenyum eksikliği ile ilişkili hastalıklar vardır: Kashin-Beck ve Keshan hastalığı . Bu selenyum eksikliği hastalıkları çoğunlukla serumda ortalama 21 μg/l selenyum değerinde meydana geldi [46]. Ancak 106 μg/l'nin altındaki serum selenyum konsantrasyonları için tüm nedenlere bağlı mortalite arttı [47] .

    Ayrıca ölçüm parametresi de önemlidir: tam kan veya plazma/serum konsantrasyonları. Selenyum serum konsantrasyonu kısa vadeli durumu yansıtır. Tam kan selenyumu ayrıca eritrosit selenyumunu da hesaba katar ve hücrelerde protein sentezi sırasında selenyumun dahil edilmesi nedeniyle uzun vadeli durumu yansıtır [48] , [49] . Bu nedenle, tam kan selenyumu, selenyum durumunun daha iyi değerlendirilmesini sağlar.

    2 . Sonuçlar
    Sekonder lenfödemin tercih edilen tedavisi karmaşık fizik tedavidir. Farmakoterapi çok az ilgi görmüştür, ancak sodyum selenit kanserle ilişkili lenfödemli hastalarda lenfödem hacmini azaltmada, karmaşık fizik tedavinin etkinliğini artırmada ve erizipel enfeksiyonlarının insidansını azaltmada iyi sonuçlar göstermiştir . Aşırı ROS üretimini azaltmada biyolojik etkilerinin yanı sıra sodyum selenit de çeşitli farmakolojik etkiler göstermiştir . Sodyum selenit, yapışma proteinlerinin ekspresyonunu doğrudan engelleyebilirve NFKB. Sodyum selenit'in enfeksiyon riski üzerindeki olumlu etkisi muhtemelen hem biyolojik hem de farmakolojik etkilere bağlıdır. Bu sonuçları doğrulamak ve selenyum dozajını ve tedavi süresini belirlemek için daha fazla denemeye ihtiyaç vardır.

    Çıkar çatışması
    Christina Pfister ve Horst Dawzcynski, biosyn Arzneimittel GmbH tarafından istihdam edilmektedir. “Lenfödemli hastaların selenyum durumu” başlığı altında detaylandırılan selenyum ölçümleri biosyn Arzneimittel GmbH tarafından yapılmıştır. Franz-Josef Schingale herhangi bir doğrudan mali destek veya finansman almadı.
    Bitkisel ürünler |Bitkisel İlaçlar |Alternatif Tıp | Doğal Tedavi | Gökçek Şifa | Hastalıklarla İlgili Bilgiler
    Youtube Kanalımızı Takip Edin | Facebok Sayfamızı Takip Edin

    Yorum yap


    • #3
      Sodyum Selenit, Antioksidan Savunma Sisteminden Bağımsız Meme Kanserine Bağlı Lenfödemi Hafifletiyor

      Hye Won Han , 1 Eun Joo Yang , 2, * ve Seung-Min Lee 1, *
      İlişkili Veriler
      Soyut


      Meme kanseri ameliyatından sonra sekonder lenfödem gelişme riski taşıyan hastaları belirlemek için uzun süreli gözetim gereklidir. Sodyum selenit takviyesinin meme kanserine bağlı lenfödem (BCRL) semptomlarını ve parametrelerini antioksidan etkilerle birlikte nasıl etkileyeceğini değerlendirdik. Klinik evre II ila III BCRL'li 26 katılımcı üzerinde randomize, çift kör, kontrollü bir çalışma yürütülmüştür. Kontrol grubuna (CTRL, n = 12) ve selenyum grubuna (SE, n = 14) beş seans %0.9 salin ve 500 µg sodyum selenit (Selenase ® ) uygulandı.) 2 hafta içinde sırasıyla IV enjeksiyonlar. Tüm hastalar önerilen davranış ve kendi kendine uygulanan manuel lenfatik drenaj konusunda eğitildi. Doktorlar tarafından lenfödem hakkında klinik teşhis, biyoempedans verileri, glutatyon (GSH), glutatyon disülfid (GSSG), malondialdehit (MDA), glutatyon peroksidaz aktivitesi (GSH-Px) ve serum oksijen radikali absorbans kapasitesi (ORAC) dahil olmak üzere oksidatif belirteçlerin kan seviyeleri ) seviyeleri, başlangıç, 2 hafta ve takip olarak tanımlanan zaman çizelgelerinde araştırıldı. Sodyum selenit SE grubunda tam kan selenyum konsantrasyonunu artırdı. Başlangıç ​​ile karşılaştırıldığında, 2 haftada, klinik aşamadaki katılımcıların %75.0'i iyileşme gösterdi, CTRL grubunda ise herhangi bir değişiklik olmadı. İzlemde SE ve CTRL'nin sırasıyla %83.3 ve %10.0'ı III'ten II'ye evre değişiklikleri gösterdi ( p= 0,002). Hücre dışı su (ECW) oranları 2 hafta ve takipte sadece SE grubunda önemli ölçüde azaldı. Kan GSH, GSSG, GSH/GSSG oranı, MDA ve ORAC seviyeleri selenyum takviyesi ile değişmedi. Sodyum selenit, yararlı etkisi antioksidan aktivitesiyle ilişkili olmasa da, ECW oranlarıyla birlikte BCRL'nin tanı aşamalarını iyileştirdi. Selenit'in lenfödem üzerindeki etkisi, anti-enflamasyon ve bağışıklık fonksiyonu gibi antioksidan olmayan özelliklerle ilişkilendirilebilir. Daha büyük bir popülasyon kullanan daha fazla mekanik araştırmaya ihtiyaç vardır.

      Anahtar Kelimeler: meme kanserine bağlı lenfödem, sodyum selenit, takviye, biyoempedans analizi, oksidatif stres
      Git: 1. Giriş
      Meme kanserinden kurtulanlar, lenfatik sistemin cerrahi olarak bozulmasından kaynaklanan kronik bir komplikasyon olan meme kanserine bağlı lenfödem (BCRL) gelişimine karşı hassastır [ 1 ]. BCRL'nin en belirgin klinik belirtisi, etkilenen bölgenin kol, omuz ve boyunda şişliktir [ 2 ]. Aynı zamanda şekil bozukluğuna, işlev bozukluğuna, fiziksel rahatsızlığa, fizyolojik sıkıntıya ve selülit ve lenfanjit gibi diğer komplikasyonların gelişmesine neden olabilir [ 3 , 4 , 5]. Vücut kitle indeksi (BMI) değerleri yüksek olan ve aksiller lenf nodu diseksiyonu (ALND) olarak nitelendirilen kapsamlı ameliyatlar geçirmiş ve daha fazla sayıda diseke lenf nodu olan kadınlarda daha sık görülür [ 6 ]. Bir meta-analiz, BCRL'nin tahmini insidans oranının %16.6 olduğunu ve bunun tanı veya cerrahiden 2 yıl sonrasına kadar arttığını ortaya koymuştur [ 6 ]. Ayrıca, prospektif bir kohort çalışmasında, BCRL oluşumunun cerrahiden 12, 30 ve 60 ay sonra giderek arttığı bildirilmiştir [ 7 ]. BCRL insidansı üzerine yapılan çalışmalar, hastalığın uzun süreli gözetim ve bakım gerektirdiğini buldu [ 6 , 7]. Yaygın olarak kullanılan terapötik yöntemler arasında kompresyon, egzersiz, farmakolojik terapi ve manuel lenfatik drenaj (MLD) yer alır [ 3 ]. Farmakolojik müdahaleler için klinik deneylerde benzo-pironlar ve selenyum kullanılmıştır [ 8 ].

      Selenyum, selenoproteinlerde bulunan bir eser mineraldir ve insan sağlığı için temel öneme sahiptir [ 9 ]. Selenyum, glutatyon peroksidazlar (GSH-Px), tioredoksin redüktaz ve selenoprotein P [ 10 ] gibi çoklu antioksidan selenoproteinlerin aktif bölgesinde selenosisteinle birleştiği için antioksidan savunma sisteminde önemli bir rol oynar . Son zamanlarda, selenyumun biyolojik rolleri, sadece antioksidanlar olarak değil, aynı zamanda immün uyarıcı ve redoks aktive edici ajanlar olarak genişlemiştir [ 11 ]. Örneğin, kanser hücreleri bol miktarda sülfhidril (tiyol) ekspresyonu gösterir [ 12 ], bu da fibrinojen arasında disülfid değişim reaksiyonunu indükler ve bağışıklık saptamasını önlemek için hücrelerin etrafında bir parafibrin kaplama oluşturur [ 12 ].13 ]. Parafibrin, tümör hücrelerini spesifik olarak kaplayan ve onları bağışıklık tepkisinden koruyan bir proteindir [ 13 , 14 ]. Sodyum selenitin politiolleri disülfidlere oksitlediği ve bu da kanser hücrelerinin bağışıklık sistemine maruz kalmasını artırabileceği öne sürülmüştür [ 11 , 14 ]. Ayrıca selenyum, kanser hücrelerinde başlama ve ilerleme üzerindeki prooksidatif özellikleri aracılığıyla anti-kanser etkileri gösterir [ 14 ]. Ayrıca selenitin doğal öldürücü (NK) hücreleri doğrudan aktive ettiği gösterilmiştir [ 14 , 15 ].

      Ağız sodyum selenit (Selenase ® , 800 ug) ilave ilk 10-15 dakika [olan enflamatuvar yanıt, ödem, ağrı subsiding ile akut neden lenfödem yardımcı olduğu bildirilmiştir 16 ]. Daha sonra diğerleri, daha büyük çalışma popülasyonları ile yapılan klinik çalışmalarda sekonder lenfödemde önemli azalmalar bildirdiler [ 16 , 17 , 18 , 19 , 20 , 21 ]. Bir çalışmada, çeşitli tedavi yaklaşımlarını birleştiren konservatif bir tedavi programı olan kompleks dekonjestif fizyoterapi (CDP) alan mastektomi sonrası BCRL hastalarıyla yapılan randomize, plasebo kontrollü, çift kör bir çalışmada oral sodyum selenit'in etkisi bildirilmiştir [ 8]., 16 ]. Selenyum, sadece CDP alan plasebo grubuna kıyasla koldaki ödemi azaltmada, deri kıvrım indeksini azaltmada ve deri kıvrım hareketliliğini arttırmada etkiliydi [ 16 ]. Ayrıca, selenyum uygulaması, tedavi periyodu sırasında etkilenmeyen uzuv ile karşılaştırıldığında ödem hacminde %25'e varan bir azalmaya neden oldu [ 21 ]. Bu yararlı etkilerin, BCRL hastalarında kan glutatyon (GSH), glutatyon disülfid (GSSG) ve 4-hidroksinonenal (4-HNE) düzeylerindeki iyileşmelere bağlı olduğu öne sürülmüştür [ 16 , 21 ]. Ek olarak, GSH'nin hücre içi tükenmesi, kanser hücrelerinin apoptozu, nekrozu ve otofajisini indükleyebilir ve böylece kanser tedavisine duyarlılığı artırabilir [ 22].]. Bununla birlikte, etkilenmemiş bölgede de bir azalma bulunduğundan, bu bulguların yorumlanması konusunda dikkatli olunduğu ifade edilmiştir [ 16 , 18 , 21 ]. Daha yakın zamanlarda, selenyumun etkisi, aksiller diseksiyon yapılan 12 meme kanseri hastası dahil 48 radyasyona bağlı sekonder lenfödem hastasında değerlendirildi [ 18 ]. Skorlama sistemine bağlı olarak, %78.6-85.7 hasta, değişiklikler istatistiksel anlamlılık elde etmese de klinik aşamada bir iyileşme gösterdi [ 18 ]. Bununla birlikte, çalışmanın önemli bir sınırlaması, plasebo kontrollü olmaması ve etkiyi değerlendirmek için mekanik bir yaklaşımdan yoksun olmasıdır [ 18 ].

      Bu çalışmada, sodyum selenit uygulamasının antioksidan etkiler yoluyla kronik meme kanserine bağlı lenfödem semptomlarını hafifleteceğini varsaydık. Sodyum selenit takviyesinin klinik evre II ila III kronik BCRL hastaları üzerindeki etkisini araştırdık. Altta yatan mekanizmayı anlamak için biyoempedans analizi (BIA) değerlerindeki ve antioksidan savunma sistemi ile ilişkili kan belirteçlerindeki değişiklikler değerlendirildi.

      2. Malzemeler ve Yöntemler
      2.1. Katılımcılar
      Bundang Seul Üniversite Hastanesine Haziran 2012 ile Mart 2015 arasında toplamda 34 gönüllü BCRL hastası alındı. 19 yaşın üzerindeki kadın katılımcılar, tek taraflı klinik evre II ila III BCRL'leri varsa uygun kabul edildi. Bilateral meme kanseri olan, BMI < 20, BMI > 30 olanlar, selenyum takviyesi alanlar ve ilaca veya ilacın diğer bileşenlerine aşırı duyarlılığı olanlar çalışma dışı bırakıldı. Çalışma protokolü Bundang Seul Üniversitesi Kurumsal İnceleme Kurulu (Kurumsal İnceleme Kurulu Onay Numarası 02-2012-062) tarafından onaylandı ve Helsinki Bildirgesi'ne uyuldu. Tüm katılımcılardan, çalışmanın tam bir açıklamasının ardından yazılı bir onam imzalamaları istendi.

      2.2. Çalışma Tasarımı ve Müdahale
      Bu çift kör çalışmada, selenyum müdahale tahsis katılımcılar sodyum selenit, 500 ug (Selenase alınan ® IV enjeksiyonu ile,% 0.9 normal serum fizyolojik, 50 mL, 10 mL, Boryung Pharmaceutical Co., Ltd., Seul, Kore) . Kontrol müdahalesini alan katılımcılara IV enjeksiyon yoluyla aynı hacimde %0.9 normal salin verildi. Müdahaleler, ilk seanstan veya başlangıçtan itibaren 2 hafta süren beş seansı içermiştir. Tam olarak, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci seanslar, ilk seanstan ortalama olarak sırasıyla 3.2, 6.6, 9.8 ve 13.3 gün sonraydı ve her iki grup için müdahale programı önemli ölçüde farklı değildi ( Tablo S1). Tüm hastalar önerilen davranış ve kendi kendine uygulanan manuel lenfatik drenaj (MLD) konusunda eğitildi. Kan örnekleri ve BIA değerleri üç zaman noktasında toplandı: ilk seanstan önce (başlangıç), son seanstan hemen sonra (2 hafta) ve son seanstan bir ay sonra (izleme). Spesifik olarak, son seanstan sonra 2 hafta 1.8 ± 3.8 gün, takip ise 2 haftalık seanstan sonra 31.1 ± 8.8 gün olarak tanımlandı.

      2.3. Lenfödem Evresinin Klinik Tanısı
      Hastalara, Uluslararası Lenfödem Derneği (ISL) tarafından oluşturulan üç parçalı lenfödem evreleme sistemi temel alınarak teşhis konuldu [ 23 ]. ISL kılavuzuna dayalı klinik tanı, doktorlar tarafından fibrozis, çukurlaşma, hücre proliferasyonu (cilt değişikliği) ve etkilenen ekstremitenin yükselmesiyle şişme azalması derecesini değerlendirerek belirlendi [ 23 ]. Hastalara üç kez tanı konuldu (başlangıç, 2 hafta ve takip).

      2.4. Veri toplama
      Meme kanseri ve tedavi ile ilgili faktörler Bundang Seul Üniversite Hastanesi kayıt kayıtlarından elde edildi. Toplanan klinik veriler, kanser konumu (sol/sağ), ameliyat tarihi ve tipi (sentinel lenf nodu biyopsisi, aksiller lenf nodu diseksiyonu veya her ikisi), eksize edilen lenf nodu sayısı ve tedavi tiplerini (radyasyon tedavisi veya kemoterapi) içeriyordu. Meme tümörlerinin patolojik evreleri, TNM (tümör/düğüm/metastaz) sınıflandırmalarına dayanan AJCC (Amerikan Ortak Kanser Komitesi) kanser evreleme sisteminin 8. baskısı ile belirlendi [ 24 ]. Tüm hastaların biyo-empedans değerleri bir biyoelektrik empedans cihazı (InBody 720 ®) kullanılarak değerlendirildi., Biospace, Seul, Kore) üç zaman noktasında. Empedans değerlerinden hesaplanan veriler, hücre dışı su (ECW), toplam vücut suyu (TBW) oranı (etkilenenden etkilenmeyen bölgeye) ve 1 kHz, 5 kHz ve 50 kHz tek frekanslı biyoempedans analizi (SFBIA) oranını (etkilenmeyen alana) -etkilenen site). Beş hastada (üç CTRL'de ve iki SE'de) ayrıntılı cerrahi yöntemler hakkında bilgi veri kaybı nedeniyle mevcut değildi.

      2.5. Kan toplama
      Kan örnekleri, bir gecelik açlığın ardından (en az 12 saat) toplanmıştır. Venöz kan örnekleri, tam kan ve serum örneklerinin toplanması için sırasıyla 3 mL etilendiamintetraasetat (EDTA) kaplı ve 5 mL serum ayırıcı tüplerde (SST) toplandı. SST kan örnekleri, serum elde etmek için 3000 x g'de 15 dakika santrifüj edildi. Numuneler analize kadar -80 °C'de saklandı.

      2.6. ICP-MS ile Tam Kan Selenyum Seviyesi Ölçümü
      Tam kan selenyum seviyeleri, endüktif olarak eşleştirilmiş plazma kütle spektrometrisi (ICP-MS) (Agilent 7700, Palo Alto, CA, ABD) kullanılarak analiz edildi. Toplamda 78 numune, numune başına 500 μL tam kan kullanılarak analiz edildi. Bir değiştirici çözelti seyreltilerek hazırlandı, Triton X-100 (Merck, Darmstadt, Almanya) ve dH itriyum standart çözeltisi (Merck, Darmstadt, Almanya) 2 , sırasıyla% 0.05 ve% 0.001, nihai konsantrasyonlara O. Bu çözelti daha sonra 5 dakika sonikasyona tabi tutulmuştur. Yıkama (5% HNO 3 dH içinde 2 ve kalibrasyon standardı O) (selenyum% 1 HNO içinde çözülmüş 325, 100, 200 ve 400 µg/L'lik çözelti) çözeltileri (Merck, Darmstadt, Almanya) da hazırlandı. Ayrı 15 mL metal içermeyen tüplerde, kalibratör veya 100 ul örnek 100 uL% HNO 1 ile karıştırıldı 3 solüsyonu. Kısa bir süre karıştırıldıktan sonra, tüm tüplere 3 mL modifiye edici solüsyon eklendi ve ardından iyice vortekslendi.

      2.7. Tiyobarbitürik Asit (TBA) Reaktivitesi
      Tam kan malondialdehit (MDA) seviyesi Wang ve arkadaşlarına göre test edildi. küçük değişikliklerle [ 25 ]. Tam kan (0.1 mL) veya MDA standart çözelti (0-50 uM) tiobarbitürik asit 0.2 mL ile karıştırılır (TBA) maddesi (% 15 trikloroasetik asit,% 0.375 tiyobarbitürik asit ve 0.25 M HCI dH içinde çözülmüş 2 O). 15 dakika kaynatıldıktan sonra numuneler oda sıcaklığında 1000 x g'de 10 dakika santrifüj edildi. Süpernatantın absorbansı, lipid peroksidasyonu sırasında bileşik interferansından kaynaklanan hataları düzeltmek için 532 nm'de (TBA-MDA kompleksinin maksimum absorbansı) ve 453 nm'de ölçülmüştür [ 26 ]. Düzeltilmiş absorbans değerleri, 532 nm'deki absorbanstan 453 nm'deki absorbansın %20'si çıkarılarak elde edildi [ 26]. Tam kan MDA seviyesinin hesaplandığı standart bir eğri ( R 2 = 0.999–1.000) elde etmek için çeşitli MDA çözeltisi konsantrasyonları (0, 0.625, 1.25, 2.5, 5, 10, 25 ve 50 μM) ölçüldü .

      2.8. Oksijen Radikal Absorbans Kapasitesi (ORAC) Testi
      Serum, 75 mM potasyum fosfat tamponu (pH 7.4) içinde çözündürüldü ve perklorik asit (PCA) (nihai konsantrasyon %3) ile deproteinize edildi. Santrifüj işleminden sonra (4 °C, 13.500 rpm, 20 dakika), süpernatan potasyum fosfat tamponunda seyreltildi. Tecan GENios çok işlevli plaka okuyucusu (sonsuz F200, Salzburg, Avusturya) tahlil için kullanıldı, 485 nm'de (uyarma) ve 535 nm'de (emisyon) flüoresan filtreler. Reaktanların eklenmesinden sonra, sırasıyla 40 nM ve 20 mM'lik bir nihai konsantrasyona floresein ve 2,2'-azo-bis (2-amidinopropan) dihidroklorür (AAPH) ilave edildi. ORAC değerleri, floresan eğrisi altındaki net alandan hesaplandı ve peroksil radikal absorbans kapasitesi (ORACROO•) 1 uM Trolox eşdeğerleri (TE) olarak ifade edildi.

      2.9. Glutatyon Peroksidaz (GSH-Px) Aktivitesi
      Glutatyon peroksidaz aktivitesi Kim ve diğerleri tarafından tarif edildiği gibi ölçülmüştür. [ 27 ]. Hemolizat (10 uL), 100 uL 1 M Tris-HCl-5 mM EDTA tamponu (pH 8.0), glutatyon-redüktaz çözeltisi (10 U/mL), 2 mM NADPH, 20 uL 0.1 M glutatyon çözeltisi ve dH 2 ile karıştırıldı. O 1 mL'lik son hacme kadar. Kör veya kontrol için, hemolizat eşit hacimde su ile değiştirildi. İnkübasyondan sonra (37 °C, 10 dakika), 10 uL 7 mM tert -butil hidroperoksit eklendi ve absorbans hemen 90 saniye boyunca 340 nm'de ölçüldü. NADPH'nin kaybolması, A340 nm/dk'da bir azalma ile izlendi.

      2.10. Glutatyon (GSH) ve Glutatyon Disülfid (GSSG) Analizi
      Tam kan numunelerindeki glutatyon ve glutatyon disülfid seviyeleri, GSH geri dönüşüm yöntemi kullanılarak spektrometri ile ölçülmüştür [ 28].]. Toplam GSH (tGSH) ve GSSG ölçüldü ve GSH hesaplandı (GSH = tGSH - GSSG). GSSG analizi için kullanılan tam kan numuneleri, GSH'nin GSSG'ye oto-oksidasyonunu önlemek için N-etilmaleimid (NEM) ile ön işleme tabi tutulmuştur. NEM ile muamele edilmiş tam kan, suda çözülmüş eşit hacimde %15 TCA çözeltisi ile karıştırıldı. Vortekslemeden sonra numuneler santrifüjlendi (5 dakika, RT, 14.000 x g). Asit-deproteinize edilmiş numuneler, 3-kat hacimde diklorometan (DCM) ile karıştırıldı ve santrifüjlendi (30 saniye, 14.000 x g). Süpernatant daha sonra yeni bir tüpe aktarıldı. Analiz için 1,6 mL polistiren küvet (Sarstedt, Nümbrecht, Almanya) PB200 (925 μL), 5,5'-dithiobis-(2-nitrobenzoic asit) (DTNB) (5 μL), numune (20 μL) ile dolduruldu. ) ve β-nikotinamid adenin dinükleotit 2′-fosfat (β-NADPH) (20 μL), belirtilen sırada. Daha sonra,-1 ) solüsyonu eklendi. Absorbans, 412 nm'de 1 dakika boyunca ölçüldü ve 10 uL 10 uM GSSG eklendikten sonra tekrarlandı. Her numune için konsantrasyon, tam kandaki (nmol/g Hb) hemoglobin (Hb) seviyesine normalleştirildi. Toplam Hb seviyesi, üreticinin talimatlarına göre bir teşhis kiti (Asan Pharm, Seul, Kore) kullanılarak ölçüldü.

      tGSH ölçümü, NEM'siz tam kan numuneleri kullanılarak yapılmıştır; ancak deproteinizasyon prosedürü değişmeden kaldı. Numuneler daha sonra su ile 1:100 oranında seyreltildi. Bir küvet, belirtilen sırada PB200 (945 μL), DTNB (5 μL), numune (10 μL) ve β-NADPH (20 μL) ile dolduruldu. 20 µL GR solüsyonu eklendikten sonra 412 nm'de 1 dakika absorbans ölçüldü. tGSH konsantrasyonu da Hb'ye normalleştirildi.

      2.11. İstatistiksel analiz
      Tek değişkenli istatistiksel analiz SPSS 24.0 (Statistical Package for the Social Sciences; SPSS Inc., Chicago, IL, ABD) kullanılarak yapıldı. Selenyum grubu (SE) ve kontrol grubu (CTRL) arasındaki karşılaştırma, sürekli değişkenler için Mann-Whitney testi kullanılarak yapıldı. Küçük beklenen sayılarla kategorik değişkenler için Fisher'in kesin testi yapıldı. Çift taraflı p-değer < 0.05, anlamlılık kriteri olarak kullanıldı. Müdahalelerin sürekli değişkenler üzerindeki etkileri, birinci dereceden otoregresif süreç (AR(1)) kovaryans yapısı, tekrarlanan bir faktör olarak zaman ve sabit etkiler olarak grup, zaman ve zaman × grubu ile doğrusal karışık modeller (LMM'ler) kullanılarak analiz edildi. . Ayrıca, aynı denek için gözlemler arasındaki bağımlılığı hesaba katmak için denekler rastgele etkiler olarak eklenmiştir. Artıkların normalliği için Shapiro-Wilk testi de yapıldı ve modelleme için doğrusal bir karışık etkiler modelinin uygunluğunu teyit etti ( p> 0.05). Müdahalelerin lenfödem aşaması üzerindeki etkileri (sıradan veriler), denklemlerin genelleştirilmiş tahmini ile analiz edildi. LMM'lere benzer şekilde grup, zaman ve zaman × grubu sabit efektler olarak eklendi ve denekler rastgele efekt olarak eklendi.

      Git: 3. Sonuçlar
      3.1. Katılımcılar
      Çalışmada toplamda 14 SE ve 12 CTRL katılımcısı analiz edildi. içindeki akış şemasıŞekil 1deneme sürecini özetler. SE ve CTRL için demografik ve klinik veriler şurada sunulmaktadır:tablo 1. İki grup arasında herhangi bir demografik (yaş, BMI ve ağırlık) veya meme kanseri ile ilgili özelliklerde (etkilenen bölge, patolojik evre grubu, nüks, cerrahi yöntem, disseke edilen lenf nodu sayısı, ilk meme kanserinden bu yana geçen süre) anlamlı fark yoktu. cerrahi ve radyoterapi ve kemoterapi uygulaması). Radyoterapi ve kemoterapi alan hastalara klinik evrelerine göre radyoterapi ve ardından neoadjuvan sistemik kemoterapi (NAC) uygulandı [ 29 ].
      Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı besinlerdir-11-01021-g001.jpg
      Ayrı bir pencerede aç
      Şekil 1
      Randomize, plasebo kontrollü bir selenyum takviyesi denemesi sırasında ilerlemeyi açıklayan akış şeması. 1 Üç katılımcı, müdahaleyle ilgili olmayan kişisel nedenlerle (kırık, grip ve ulaşım sorunları) çalışmaya katılmayı reddetti. 2 Aykırı değerler son analizden çıkarıldı. CTRL: kontrol; SE: selenyum. tablo 1


      Katılımcıların demografik ve cerrahi özellikleri.
      Yaşam yılları) 55,2 ± 13,9 48,0 ± 11,1 0.158 bir
      VKİ (kg/ ) 23.4 ± 2.3 25.2 ± 2.4 0.077 bir
      Ağırlık (kg) 59.0 ± 5.8 63,7 ± 7,6 0.145 bir
      Etkilenen bölge n , (%) 0.075
      Sol 10 (83.3) 7 (50.0)
      Doğru 2 (16,7) 7 (50.0)
      Patolojik evre grubu n , (%) 0.416
      II A 1 (8.3) 2 (14,3)
      II B 3 (25.0) 5 (35,7)
      III A 3 (25.0) 6 (42.9)
      IIIB 1 (8.3) 0 (0.0)
      III C 4 (33,3) 1 (7.1)
      Yerel yineleme n , (%) 0.449
      Evet 2 (16,7) 1 (7.1)
      Numara 10 (83.3) 13 (92,9)
      Meme cerrahisi yöntemi n , (%) 0.902
      SLNB 1 (8.3) 2 (14,3)
      ALND 10 (83.3) 11 (78.6)
      Bilinmeyen 1 (8.3) 1 (7.1)
      Disseke lenf nodu sayısı 22,8 ± 9,1 24,8 ± 13,9 0.705 bir
      Bilinmeyen n , (%) 3 (25.0) 1 (7.1)
      Ameliyat sonrası süre n , (%) 0.914
      1 < yıl 2 (16,7) 2 (14,3)
      1-3 yıl 5 (41.7) 5 (35,7)
      <3 yıl 5 (41.7) 7 (50.0)
      Radyasyon tedavisi n , (%) 1.000
      Evet 12 (100) 12 (85,7)
      Numara 0 (0.0) 0 (0.0)
      Bilinmeyen 2 (14,3)
      Kemoterapi n , (%) 0,327
      Evet 12 (100) 11 (78.6)
      Numara 0 (0.0) 1 (7.1)
      Bilinmeyen 2 (14,3)
      Ayrı bir pencerede aç
      Değerler ortalama ± standart sapma (SD) veya n (%) olarak sunulmuştur. Aksi belirtilmedikçe, p -değerleri Fisher'in kesin testi ile belirlendi. a p değerleri Mann-Whitney testi ile belirlendi. Kısaltmalar: CTRL: kontrol; SE: selenyum; BMI: vücut kitle indeksi; SLNB: sentinel lenf nodu biyopsisi; ALND: aksiller lenf nodu diseksiyonu. 3.2. Sodyum Selenit Takviyesinin Kan Selenyum Düzeylerine Etkisi


      Tam kan selenyum seviyeleri başlangıçta her iki grupta da benzerdi (CTRL: 164 ± 46 vs. SE: 164 ± 30 μg/L, p = 0.631). Bununla birlikte, takviyeden sonra, tam kan selenyum konsantrasyonu SE grubunda 2 haftada 164 ± 30 μg/L'den 215 ± 31 μg/L'ye ulaştı (şekil 2). Artan selenyum konsantrasyonu, takipte 162 ± 33 μg/L'ye geri döndü. Tam kan selenyum konsantrasyonu SE grubunda önemli ölçüde değişti ( p < 0,001), ancak çalışma süresi boyunca CTRL grubunda tam kan selenyum konsantrasyonunda anlamlı bir fark yoktu ( p = 0.499).
      Resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı besinlerdir-11-01021-g002.jpg
      Ayrı bir pencerede aç
      şekil 2
      Tam kandaki selenyum konsantrasyonu. Değerler ortalama ± standart hata olarak sunulmuştur. İstatistiksel anlamlılık, sabit bir etki olarak zaman ve rastgele bir etki olarak denekler kullanılarak doğrusal karma model analizleriyle belirlendi. Bonferroni düzeltmeli post-hoc analizi, zaman, grup ve zaman × grubu sabit etkiler ve denekler rastgele etkiler olarak kullanılarak doğrusal karma modelle rapor edildi. a ve b işaretli çubuklar istatistiksel olarak anlamlı farkları ( p < 0,001) gösterirken, aynı harfler anlamlı fark olmadığını gösterir.

      3.3. Sodyum Selenit Takviyesinin Lenfödem Klinik Aşamasına Etkisi
      Müdahaleden hemen sonra, başlangıçta 12 evre III'ün 9'unda, SE grubu klinik lenfödem evre III ila II'de evrelemeyi düşürdü (Figür 3ve Tablo S2 ). Buna karşılık, CTRL grubunda 2 haftada lenfödem evresinde herhangi bir değişiklik gözlenmedi (12 üzerinden n = 0) (Figür 3ve Tablo S2 ). Takipte, SE grubu, başlangıca kıyasla lenfödem evresinde aşağı evreleme uygulanan hasta sayısını sürdürmüştür ( n = 14 üzerinden 10). Bununla birlikte, CTRL grubu, aynı zaman noktasında evrede karşılaştırılabilir değişiklikler göstermedi ( n = 12 üzerinden 1). Genel olarak, aşağı evreleme SE grubunda anlamlıydı ( p = 0.001) ancak CTRL grubunda anlamlı değildi ( p = 0.309).
      Resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı besinlerdir-11-01021-g003.jpg

      Çalışma sırasında lenfödem evresindeki değişiklikler. Parantez içindeki sayılar, her aşamadaki katılımcı sayısını temsil eder. Okların üzerindeki rakamlar okun yönüne göre hareket eden katılımcı sayısını göstermektedir.

      3.4. BCRL Hastalarında Sodyum Selenit Takviyesinin Biyo-Empedans Ölçümleri Üzerindeki Etkisi
      BIA oranı değerleri müdahale tarafından değişmedi (Tablo 2). Bununla birlikte, ECW oranlarının bir zaman noktası karşılaştırması, SE grubunda önemli düşüşler gösterdi, ancak CTRL grubunda değil. Başlangıç ​​ile karşılaştırıldığında, ECW oranları hem 2 haftada hem de takipte önemli ölçüde azaldı ( sırasıyla p = 0.035 ve p = 0.041) (Tablo 2). Tablo 2


      Çalışma sırasında biyoelektrik empedans değerlerindeki değişiklikler.
      TBW oranı taban çizgisi 1,31 ± 0,29 1.25 ± 0.20 0.705 0.129
      Δ 2 hafta -0.04 -0,01
      Δ Takip -0,01 -0.04
      ECW oranı taban çizgisi 1,37 ± 0,32 1.29 ± 0.23 0.494 0.122
      Δ 2 hafta -0,05 -0.03 *
      Δ Takip -0,01 -0.05
      1 kHz SSBIA oranı taban çizgisi 1.40 ± 0.34 1,32 ± 0,25 0,595 0.307
      Δ 2 hafta -0.04 -0.02
      Δ Takip -0,01 -0.04
      5 kHz SSBIA oranı taban çizgisi 1.40 ± 0.33 1,31 ± 0,25 0,595 0.123
      Δ 2 hafta -0,06 -0.02
      Δ Takip -0.02 -0.04
      50 kHz SSBIA oranı taban çizgisi 1,36 ± 0,33 1.28 ± 0.23 0.860 0.129
      Δ 2 hafta -0.04 -0.02
      Δ Takip -0,01 -0.03
      Değerler, temel için ortalama ± standart sapma olarak sunulur. Başlangıçtan 2 haftaya ve başlangıçtan takibe kadar olan değişiklikler sırasıyla Δ 2 haftalık ve Δ Takip olarak sunulur. Başlangıç ​​karşılaştırması için p değerleri parametrik olmayan Mann–Whitney U testinden türetilmiştir . Değerlerdeki değişiklikler için p -değerleri, sabit etkiler olarak zaman, grup ve zaman × grubu, rastgele etkiler olarak denekler ve bir ortak değişken olarak BMI kullanılarak doğrusal karma model analizleriyle belirlendi. Zaman noktası karşılaştırması için p- değeri, Wilcoxon işaretli sıra testinden (eşleştirilmiş parametrik olmayan t-testi) elde edildi. * başlangıç ​​ve takip arasındaki zaman noktası karşılaştırmasında p -değeri < 0.05. p- başlangıç ​​ve takip arasındaki zaman noktası karşılaştırmasında < 0.05 değeri. Kısaltmalar: TBW: toplam vücut suyu; MDFIA: çoklu frekans biyoempedans analizi; ECW: hücre dışı su; SBIA: tek frekanslı biyoempedans analizi.

      3.5. Sodyum Selenit Takviyesinin Kan Parametreleri Üzerindeki Etkisi Oksidatif Stres Göstergesidir
      Selenyum müdahalesinin tam kan GSH, GSSG, GSH/GSSG oranı ve serum ORAC değerleri üzerinde etkisi olmadı (Tablo 3). Bununla birlikte, hem CTRL hem de SE gruplarında tam kan MDA'sında önemli düşüşler vardı (Tablo 3). CTRL grubunda 2 haftalık ve takip zaman noktalarında anlamlı düşüşler vardı ( sırasıyla p = 0,005 ve p = 0,005) ve sadece SE grubunda takip zaman noktasında anlamlı bir azalma vardı ( p = 0.040) (Tablo 3).

      Tablo 3
      Müdahale sonrası oksidatif stres parametre değerlerindeki değişiklikler.
      MDA (μM) taban çizgisi 12,0 ± 3,75 10,3 ± 3,94 0.212 0.115
      Δ 2 hafta -2.97 ** -0,23
      Δ Takip -3,80 †† -2,47
      GSH (nmol/g Hb) taban çizgisi 6468 ± 2426 5751 ± 2437 0.462 0.869
      Δ 2 hafta -172 −26.8
      Δ Takip +138 +600
      GSSG (nmol/g Hb) taban çizgisi 85.9 ± 16.5 85,4 ± 7,34 0.940 0,311
      Δ 2 hafta -2.97 -0,23
      Δ Takip -3.80 -2.47
      GSH/GSSG oranı taban çizgisi 75,9 ± 29,5 68,8 ± 28,2 0.462 0.743
      Δ 2 hafta -0.77 -3.81
      Δ Takip +5.10 +6.36
      GSH-Px etkinliği taban çizgisi 72.1 ± 31.2 92.1 ± 38,0 0.860 0.742
      Δ 2 hafta -4.00 +3.13
      Δ Takip -3.27 +2.55
      ORAC (TE) taban çizgisi 1025 ± 275 1027 ± 181 0.176 0.079
      Δ 2 hafta +67.2 -40,9
      Δ Takip +26.6 -66.4
      Değerler, temel için ortalama ± standart sapma olarak sunulur. Başlangıçtan 2 haftaya ve başlangıçtan takibe kadar olan değişiklikler sırasıyla Δ 2 haftalık ve Δ Takip olarak sunulur. Başlangıç ​​karşılaştırması için p değerleri parametrik olmayan Mann–Whitney U testinden türetilmiştir . Zaman noktası karşılaştırması için p- değeri, Wilcoxon işaretli sıra testinden (eşleştirilmiş parametrik olmayan t-testi) elde edildi. p değerleri, sabit etkiler olarak zaman, grup ve zaman × grubu kullanılarak doğrusal karma model analizleriyle belirlendi. ** Başlangıç ​​ve 2 hafta arasındaki zaman noktası karşılaştırmasında p < 0.01. p < 0.05, †† pBaşlangıç ​​ve takip arasındaki zaman noktası karşılaştırmasında < 0.01. MDA: malondialdehit; GSH: glutatyon; GSSG: glutatyon disülfid; GSH-Px: glutatyon peroksidaz; ORAC: oksijen radikali absorbans kapasitesi; TE: Trolox eşdeğerleri.

      Git: 4. Tartışma
      Bu çalışmada, 2 hafta boyunca beş seans boyunca intravenöz sodyum selenit (500 μg/gün) uygulaması, lenfödem tanı aşamasını iyileştirerek BCRL üzerinde faydalı etkiler göstermiştir. Selenyumla tedavi edilen gruptaki çoğu katılımcı, ancak kontrol grubundaki yalnızca birkaç katılımcı, özellikle başlangıçta evre III olduğunda, azalmış lenfödem gösterdi. Bununla birlikte, selenyumun faydalı etkisi, antioksidan aktivitesi ile ilişkili olmayabilir.

      Selenyumun inorganik bir formunun sindirilmesi, selenyumun organik bir formu olan selenomethionine göre daha düşük serum selenyum konsantrasyonu ile ilişkiliydi ve daha az toksisite olduğunu düşündürdü [ 30 ]. Aşırı selenyum alımı, serum selenyum düzeyini akut olarak artırarak toksisiteye yol açabilir [ 30 , 31 ]. Önceki klinik çalışmalar, 250 ila 1000 μg/gün aralığında intravenöz selenyum kullanmış ve hiçbir toksisite göstermemiştir [ 32 ]. Bir başka çalışmada, intravenöz sodyum selenit 10.2 mg / m tolere kadar olan 2 kanseri [ilerleyen hastalarda 33 ]. Şiddetli septik şok hastalarında günde 4000 μg'a kadar selenyum sodyum selenit uygulanan bir çalışma [ 34]]. Çalışmamızda kullanılan sodyum selenit uygulaması ciddi bir yan etki göstermedi.

      Selenyumun lenfödem üzerindeki olumlu etkisine ilişkin bulgularımız önceki raporlarla uyumluydu. Daha önce Zimmermann ve ark. ameliyat günü ve ameliyattan sonraki 3 hafta içinde günlük oral veya intravenöz sodyum selenit (1000 μg/gün) takviyesinin hastaları oral tümör cerrahisinin neden olduğu lenfödemden koruduğunu bildirdi [ 17 ]. Çevresel mesafede (çene ucuna tragus) önemli bir azalma ile gösterildiği gibi, tedavi grubunda ödem daha hızlı geriledi [ 17 ]. Oral sodyum selenit olarak selenyum uygulamasının meme kanseri hastalarında ve baş ve boyun kanseri hastalarında ödem hacmini önemli ölçüde azalttığı ve iltihabı hafiflettiği bildirilmiştir [ 16 , 35 ]]. Kasseroller et al. bir plasebo grubuyla karşılaştırıldığında selenyumla tedavi edilen bir grupta deri kıvrım indeksi, deri kıvrımı hareketliliği, öznel iyi oluş ve erizipel insidansı gibi diğer parametrelerle birlikte ödem hacminde önemli iyileşmeler bildirmiştir [ 16 ]. Mastektomi sonrası 179 BCRL hastası üzerinde yapılan bu plasebo kontrollü, çift kör çalışmada, tüm hastalara kombine fiziksel dekonjestif tedavi uygulandı; ancak sadece selenyumla tedavi edilen grup oral sodyum selenit takviyesi almıştır (bir hafta boyunca 1000 μg/gün, iki hafta boyunca 300 μg/gün, 3 ay daha 100 μg/gün) [ 16]. Mick ve ark. radyasyona bağlı sekonder lenfödem teşhisi konan meme kanseri ve baş ve boyun kanseri hastalarında oral sodyum selenit'in (4 ila 6 hafta boyunca 500 μg/gün) önemli ölçüde olumlu bir etkisi olduğunu bildirmiştir [ 35 ].

      Lenfödem evre puanlama sistemine ek olarak, selenyum takviyesinin lenfödem üzerindeki etkisini değerlendirmek için BIA kullandık. BIA, toplam vücut suyu ve toplam vücut sıvısı (hücre içi ve hücre dışı) miktarını hesaplamak için kullanılan çoklu frekanslarda empedansı ve direnci ölçer [ 36 , 37 ]. Diğerleri ayrıca BIA'yı lenfödem için bir tahmin veya erken tanı yöntemi olarak kullanmıştır [ 38 , 39 ] ve bazı çalışmalar bu yöntemi tedavi etkilerini değerlendirmek için kullanmıştır [ 40].]. Bizim çalışmamızda ise SE grubunda hem 2. haftada hem de takipte sadece ECW oranı azalmıştı. BIA sonuçları, selenyum takviyesinin potansiyel faydalarının göstergesi olan lenfödem evresindeki iyileşme ve subjektif değerlendirme ile uyumludur. BIA'nın yanı sıra, çevresel mesafe, çoklu lenfödem evre skorlama sistemleri, subjektif indeks, deri kıvrım indeksi ve deri kıvrım hareketliliğini içeren yöntemler, daha önce lenfödem semptomlarının hafifletilmesini değerlendirmek için kullanılıyordu [ 17 , 18 , 19 , 41 ].

      Selenyumun antioksidan özellikleri kanser, ateroskleroz ve koroner kalp hastalığı gibi insan hastalıklarında rol oynar [ 42 , 43 ]. Selenyumun inorganik formlarının (selenit ve selenat), trombosit GSH-Px aktivitesini arttırmada organik (selenometiyonin) formlarına kıyasla daha etkili olduğu öne sürülmüştür [ 44 , 45 ]]. Ancak selenyumun antioksidan etkileri ile lenfödem üzerindeki faydalı etkileri arasındaki bağlantıya dair deneysel bir kanıt bulunmamaktadır. Çalışmamızda selenyum uygulamasının lenfödem üzerine yararlı etkileri, hastalardaki GSH-Px aktivitesi de dahil olmak üzere antioksidan sistem ile ilişkilendirilmemiştir. Spesifik olarak, tam kan GSH, GSSG, GSH/GSSG, GSH-Px aktivitesi ve plazma ORAC, selenyum takviyesinin ardından önemli bir değişiklik göstermedi.

      Sodyum selenitin antioksidan etkilerinin olmaması, çalışma katılımcılarımızdaki nispeten yüksek başlangıç ​​selenyum seviyeleri ile ilişkili olabilir. Önceki bir raporda, lenfödem hastalarının ortalama selenyum konsantrasyonu 102.4 ± 19.8 μg/L idi ve lenfödem hastalarının %44'ü selenyum eksikliği olarak kabul edildi, bu 100 μg/L'nin altında (Alman makamlarına göre) [ 20 ]. Bununla birlikte, çalışmamızda, ortalama başlangıç ​​selenyum seviyesi, benzer evre BCRL hastaları (evre II, 107 ± 24 μg/L; evre III, 92 ± 14 μg/L) olan önceki raporlardan çok daha yüksekti (164 ± 34 μg/L). ) [ 16 , 20 ]. İlk kan selenyum konsantrasyonumuz daha önce bildirilen tam kan selenyum konsantrasyonlarından (89 μg/L veya 1.13–1.15 μmol/L) çok daha yüksekti [ 46], maksimum plazma GSH-Px aktivitesini temsil edebilir, bu nedenle daha fazla artış için yetersizlik ile sonuçlanır. Ek olarak, selenyum takviyesinin antioksidan etkileri, sağlıklı insan deneklerde başlangıçtaki selenyum konsantrasyonuna bağlı görünmektedir [ 44 ]. Düşük dozlarda selenyum takviyesi (8-52 hafta boyunca 11-32 μg/gün) ile plazma ve eritrosit GSH-Px aktiviteleri, yalnızca başlangıç ​​plazma konsantrasyonu 20-60 μg/L olduğunda arttı [ 44 ]. Diğerleri, başlangıçtaki plazma selenyum konsantrasyonu 70 μg/L'den yüksekse, oral selenyum takviyesinin (8,5-16 hafta boyunca 40–100 μg/gün) ardından plazma ve eritrosit GSH-Px aktivitesinde artış olmadığını bildirdi [ 44 , 47 , 48 , 49 , 50].

      Lenfödemi azaltmanın antioksidandan bağımsız selenyum etkisi için olası açıklamalar, bağışıklık sistemi ve iltihaplanma ile ilgili özelliklerini içerebilir. Primer veya sekonder bacak lenfödemli hastalarda Foldi ve ark. inflamasyonla ilişkili gen ekspresyonlarının lenfödem tedavisinin ilk fazından önce arttığını ve sonra azaldığını bulmuşlardır [ 51 ]. Sodyum selenit, lenfödem hacmini azaltabilen ve inflamasyona karşı etkili olabilen güvenli bir bileşik olarak sunulmuştur [ 14 , 52 ]. Selenyum içeren proteinler aşırı bağışıklık tepkisini ve kronik inflamasyonu baskılar [ 20 ]. Diyet sodyum selenitinin fare modellerinde lenfosit proliferasyonunu arttırdığı bildirilmiştir (8 hafta boyunca 2.00 ppm/gün) [ 53]. Sağlıklı üniversite öğrencilerinde oral sodyum selenit takviyesi (8 hafta boyunca 200 μg/gün), sitotoksik lenfositleri ve NK hücre aktivitelerini arttırdı [ 54 ]. Başka bir çalışma, sağlıklı kadınlara aynı tedavinin GSH-Px aktivitesinde herhangi bir değişiklik göstermediğini göstermiştir [ 55 ]. Selenyum, bağışıklık tepkisi yolları yoluyla lenfödem semptomlarını iyileştirmiş olabilir. Bağışıklık sistemi ve inflamasyon açısından lenfödem önlemenin selenyum etkisini ortaya çıkarmak için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

      Lenfödem önleyici etkilerinin yanı sıra, sodyum selenit kanser gelişimine karşı faydalı etkiler sağlamış olabilir. Selenit (Se +4 ) kimyasal reaktivite farklılıklarından dolayı selenitten (Se +6 ) daha redoks aktiftir [ 14 ]. Sodyum selenit kanserde elementel selenyuma dönüştüğü için, sülfhidril gruplarını okside eder [ 14 ], bu daha sonra parafibrini bozar, potansiyel olarak kanser hücrelerine karşı bağışıklık tanımayı arttırır ve böylece kanser apoptozunu indükler [ 14 , 56 ]. Yu et al. normal tuza kıyasla sodyum selenit ile sodyum selenit ilaveli tuzun (8 yıl boyunca 50 ila 80 μg/gün sağlayan) potansiyel bir birincil karaciğer kanseri azaltıcı etkisi bildirmiştir [ 57]]. Selenyum takviyesi kaldırıldığında insidans arttı [ 57 ].

      Bu çalışma, her gruptaki küçük örneklem büyüklüğü ve sodyum selenit'in lenfödemi azaltmadaki altta yatan mekanizmasına ilişkin yetersiz veri nedeniyle sınırlıdır. BCRL'deki antioksidan rollerine ilişkin ilk hipotezimiz desteklenmedi ve kalan numunelerin yetersiz olması nedeniyle daha ileri mekanik çalışmalar yapılamadı.

      Git: 5. Sonuçlar
      Sonuç olarak, ileriye dönük çalışmamız, sodyum selenit takviyesinin BCRL hastaları üzerindeki potansiyel ikincil lenfödem hafifletici etkilerini göstermiştir. Çalışmamızda intravenöz sodyum selenit takviyesi önemli bir antioksidan etki göstermese de lenfödemin klinik evrelerinde anında faydalar göstermiştir. Sodyum selenit'in anti-inflamatuar rolü, immün duyarlılığı artıran redoks-aktif özellikleri ve/veya NK hücrelerinin aktivasyonu, lenfödemin hafifletilmesiyle ilişkili olabilir. Bulgularımız, sodyum selenit takviyesinin sekonder lenfödem için güvenli ve uygun maliyetli bir terapötik olabileceğine dair önceki önerileri desteklemektedir [ 18]. Bununla birlikte, selenitin lenfödem önleme ve/veya tedavi üzerindeki kesin mekanizması daha fazla araştırmayı garanti eder.

      Git: Teşekkür
      Bu araştırma, Kore Ulusal Araştırma Vakfı'nın BK21 Plus projesi tarafından desteklenmiştir. Fon verenlerin çalışma tasarımında, veri toplama ve analizinde, yayınlama kararında veya makalenin hazırlanmasında hiçbir rolü yoktu.

      Git: Ek Malzemeler
      Aşağıdakiler https://www.mdpi.com/2072-6643/11/5/1021/s1 adresinde çevrimiçi olarak mevcuttur , Tablo S1: Müdahale planının açıklaması; Tablo S2: Lenfödem evresine göre hasta oranı.
      Ek veri dosyası için buraya tıklayın. (86K, pdf)
      Git: Yazar Katkıları


      HWH: Kavramsallaştırma, Doğrulama, Araştırma, Veri Küratörlüğü, Yazma—Özgün Taslak Hazırlama; EJY: Metodoloji, Veri Küratörlüğü, Gözden Geçirme, Denetim; S.-ML: Kavramsallaştırma, Denetim, Proje Yönetimi, İnceleme.

      Git: Finansman
      Bu çalışma SNUBH Research, hibe numarası 02-2012-062 ve Boryung Pharmaceutical tarafından desteklenmiştir. Co. Ltd., Seul, Kore.

      Git: Çıkar çatışmaları
      Yazarlar herhangi bir çıkar çatışması beyan etmemektedir.

      Git: Referanslar
      1. Fu MR Meme kanserine bağlı lenfödem: Semptomlar, tanı, risk azaltma ve yönetim. Dünya J. Clin. Onkol. 2014; 5 :241. doi: 10.5306/wjco.v5.i3.241. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      2. Ahmed R., Prizment A., Lazovich D., Schmitz K., Folsom A. Meme kanserinden kurtulanlarda lenfödem ve yaşam kalitesi: Iowa Kadın Sağlığı Çalışması. J. Clin. Onkol. 2008; 26 :5689. doi: 10.1200/JCO.2008.16.4731. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      3. Michael S., Charikleia S., Konstantinos K. Lenfödem ve meme kanseri: Literatürün gözden geçirilmesi. Meme kanseri. 2011; 18 :174–180. doi: 10.1007/s12282-010-0246-1. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      4. Lacomba MT, Sánchez MJY, Goñi Á.Z., Merino DP, del Moral OM, Téllez EC, Mogollón EM Meme kanseri ameliyatı sonrası lenfödemi önlemek için erken fizyoterapinin etkinliği: Randomize, tek kör, klinik çalışma. BMJ. 2010; 340 :b5396. doi: 10.1136/bmj.b5396. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      5. Smoot B., Chiavola-Larson L., Lee J., Manibusan H., Allen DD Düşük seviyeli lazer tedavisinin meme kanserine bağlı lenfödemli kadınlarda ağrı ve şişlik üzerindeki etkisi: Sistematik bir derleme ve meta-analiz. J. Kanser. Hayatta kal. 2015; 9 :287–304. doi: 10.1007/s11764-014-0411-1. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      6. DiSipio T., Rye S., Newman B., Hayes S. Meme kanseri sonrası tek taraflı kol lenfödem insidansı: Sistematik bir derleme ve meta-analiz. Lancet Oncol. 2013; 14 :500–515. doi: 10.1016/S1470-2045(13)70076-7. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      7. Armer J., Stewart B. Meme kanseri sonrası lenfödem: İnsidans 12 ila 30 ila 60 ay arasında artar. Lenfoloji. 2010; 43 :118. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      8. Shah C., Vicini FA Meme kanserine bağlı kol lenfödem: İnsidans oranları, tanı teknikleri, optimal yönetim ve risk azaltma stratejileri. Int. J. Radyat. Onkol. Biol. Fizik 2011; 81 :907-914. doi: 10.1016/j.ijrobp.2011.05.043. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      9. Rayman MP Selenyumun insan sağlığı için önemi. Lancet. 2000; 356 :233–241. doi: 10.1016/S0140-6736(00)02490-9. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      10. Brown K., Arthur J. Selenium, selenoproteinler ve insan sağlığı: Bir inceleme. Halk Sağlığı Nutr. 2001; 4 :593-599. doi: 10.1079/PHN2001143. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      11. Lipinski B. Kanserin sodyum selenit ile tedavisi için gerekçe. Med. Hipotezler. 2005; 64 :806-810. doi: 10.1016/j.mehy.2004.10.012. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      12. Ogawa H., Taneda A. Yeni histokimyasal boyama yöntemiyle insan epidermal kanserinde sülfhidril gruplarının karakteristik dağılımı. Kemer Dermatol. Araş. 1979; 264 :77-81. doi: 10.1007/BF00417282. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      13. Kieliszek M., Lipinski B., Błażejak S. Sodyum selenit'in kanserlerin önlenmesi ve tedavisinde uygulanması. Hücreler. 2017; 6 : 39. doi: 10.3390/hücreler6040039. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      14. Kieliszek M., Lipinski B. Protein hidrofobik etkileşimlerinin patofizyolojik önemi: Ortaya çıkan bir hipotez. Med. Hipotezler. 2018; 110 :15–22. doi: 10.1016/j.mehy.2017.10.021. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      15. Kiremidjian-Schumacher L., Roy M., Wishe HI, Cohen MW, Stotzky G. Selenyum ile takviye, doğal öldürücü ve lenfokinle aktive olan öldürücü hücrelerin fonksiyonlarını arttırır. Biol. İz. Elem. Araş. 1996; 52 :227–239. doi: 10.1007/BF02789164. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      16. Kasseroller RG, Schrauzer GN Kolun sekonder lenfödeminin fiziksel dekonjestif tedavi ve sodyum selenit ile tedavisi: Bir inceleme. NS. J. Ther. 2000; 7 :273-279. doi: 10.1097/00045391-200007040-00008. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      17. Zimmermann T., Leonhardt H., Kersting S., Albrecht S., Range U., Eckelt U. Sodyum selenit ile oral tümör cerrahisi sonrası postoperatif lenfödemin azaltılması. Biol. İz Elem. Araş. 2005; 106 :193–203. doi: 10.1385/BTER:106:3:193. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      18. Micke O., Bruns F., Mücke R., Schäfer U., Glatzel M., DeVries AF, Schönekaes K., Kisters K., Büntzel J. Selenium in the tedavisinde radyasyon ile ilişkili sekonder lenfödem. Int. J. Radyat. Onkol. Biol. Fizik 2003; 56 :40–49. doi: 10.1016/S0360-3016(02)04390-0. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      19. Bruns F., Büntzel J., Mücke R., Schönekaes K., Kisters K., Micke O. Selenium baş ve boyun lenfödem tedavisinde. Med. Prens. Pratik yapın. 2004; 13 :185–190. doi: 10.1159/000078313. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      20. Pfister C., Dawzcynski H., Schingale F. Sodyum selenit ve kansere bağlı lenfödem: Biyolojik ve farmakolojik etkiler. J. İz Elem. Med. Biol. 2016; 37 :111-116. doi: 10.1016/j.jtemb.2016.05.005. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      21. Brenke R., Siems W., Grune T. Therapieoptimierungsmaßnahmen beim chronischen Lymphödem. Z. Für Lenfol. 1997; 1 : 97. [ Google Akademik ]
      22. Ortega AL, Mena S., Estrela JM Glutatyon kanser hücresi ölümünde. Kanserler. 2011; 3 :1285-1310. doi: 10.3390/kanserler3011285. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      23. ISL I. Periferik Lenfödem Tanı ve Tedavisi Uluslararası Lenfoloji Derneği 2009 Uzlaşı Belgesi. Lenfoloji. 2009; 42 :51–60. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      24. Amin MB, Edge SB AJCC Kanser Evreleme Kılavuzu. yaylı; New York, NY, ABD: 2017. [ Google Akademik ]
      25. Wang T., Song Y., Wang H., Zhang J., Yu S., Gu Y., Chen T., Wang Y., Shen H., Jia G. Oksidatif DNA hasarı ve global DNA hipometilasyonu ilişkilidir. kromat imalat işçilerinde folat eksikliği. J. Tehlike. Anne. 2012; 213 :440–446. doi: 10.1016/j.jhazmat.2012.02.024. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      26. Gilbert HS, Stump DD, Roth EF, Jr. Eritrosit lipid peroksidasyonu sırasında engelleyici bileşiklerin üretilmesinin neden olduğu hataları düzeltmeye yönelik bir yöntem. Anal. Biyokimya. 1984; 137 :282-286. doi: 10.1016/0003-2697(84)90086-1. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      27. Kim J., Paik H., Shin M., Park E. Sağlıklı kilolu/obez Koreli bireylerde sekiz haftalık konjuge linoleik asit takviyesinin antioksidan durumu üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Avro. J. Nutr. 2012; 51 :135–141. doi: 10.1007/s00394-011-0199-y. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      28. Giustarini D., Dalle-Donne I., Milzani A., Fanti P., Rossi R. N-etilmaleimid ile türevlendirmeden sonra GSH ve GSSG analizi. Nat. Protokol 2013; 8 :1660. doi: 10.1038/nprot.2013.095. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      29. Park S., Lee JE, Yu J., Paik HJ, Ryu JM, Kim I., Bae SY, Lee SK, Kim SW, Nam SJ Meme Kanseriyle İlişkili Lenfödem Etkileyen Risk Faktörleri: Neoadjuvan Antrasiklin Sırasında Seri Vücut Ağırlığı Değişimi Artı Siklofosfamid Ardından Taksan. Klinik. Meme kanseri. 2018; 18 :e49–e54. doi: 10.1016/j.clbc.2017.06.003. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      30. MacFarquhar JK, Broussard DL, Melstrom P., Hutchinson R., Wolkin A., Martin C., Burk RF, Dunn JR, Green AL, Hammond R., et al. Bir diyet takviyesi ile ilişkili akut selenyum toksisitesi. Kemer Stajyer. Med. 2010; 170 :256–261. doi: 10.1001/archinternmed.2009.495. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      31. Morris J., Crane S. Yanlış formüle edilmiş bir diyet takviyesinden selenyum toksisitesi, olumsuz sağlık etkileri ve tırnak biyolojik monitöründe zamansal tepki. Besinler. 2013; 5 :1024-1057. doi: 10.3390/nu5041024. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      32. Berger MM Oksidatif hasar beslenmeyle tedavi edilebilir mi? Klinik. Nutr. 2005; 24 :172–183. doi: 10.1016/j.clnu.2004.10.003. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      33. Brodin O., Eksborg S., Wallenberg M., Asker-Hagelberg C., Larsen EH, Mohlkert D., Lenneby-Helleday C., Jacobsson H., Linder S., Misra S., et al. Bir Faz I Klinik Araştırmasında Karsinomlu Hastaların Tedavisinde Sodyum Selenitin Farmakokinetiği ve Toksisitesi: SECAR Çalışması. Besinler. 2015; 7 :4978-4994. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      34. Forceville X., Laviolle B., Annane D., Vitoux D., Bleichner G., Korach J.-M., Cantais E., Georges H., Soubirou J.-L., Combes A., ve diğerleri . Septik şokta sodyum selenit gibi yüksek dozlarda selenyumun etkileri: Plasebo kontrollü, randomize, çift kör, faz II çalışması. Krit. Bakım. 2007; 11 :R73. doi: 10.1186/cc5960. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      35. Bruns F., Micke O., Bremer M. Selenyumun mevcut durumu ve sekonder lenfödem için diğer tedaviler. J. Destek. Onkol. 2003; 1 :121–130. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      36. Song JH, Lee SW, Kim GA, Kim M.-J. SAPD hastalarında segmental biyoelektrik empedans analizi kullanılarak sıvı kaymasının ölçümü. Perit. Aramak. Int. 1999; 19 :386-390. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      37. Cha K., Chertow G., Gonzalez J., Lazarus J., Wilmore D. Çok frekanslı biyoelektrik empedans, vücut suyunun dağılımını tahmin eder. J. Uygulama Fizyol. 1995; 79 :1316-1319. doi: 10.1152/jappl.1995.79.4.1316. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      38. Berlit S., Brade J., Tuschy B., Hornemann A., Leweling H., Eghardt V., Suetterlin M. Meme kanseri ameliyatı sonrası erken üst ekstremite lenfödeminin değerlendirilmesinde biyoelektrik empedans değerlerinin karşılaştırılması. Vivo'da. 2012; 26 :863-867. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      39. Takeuchi M., Yoshizawa T., Kusaka Y., Furusawa Y., Nakamura Y., Atogami F., Niikura H. Biyoempedans kullanarak subklinik sekonder lenfödem tespiti: Bir ön çalışma. J. Lenfödem. 2013; 8 :16–20. [ Google Akademik ]
      40. Rockson S. Lenfödem teşhisi ve yönetiminin değerlendirilmesinde biyoempedans analizi. J. Lenfödem. 2007; 2 : 44. doi: 10.1177/0884533614568155. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      41. Lenfödem tedavisinde Kasseroller R. Sodyum selenit. Der. Tüm g. 1995; 13 :1396–1404. [ Google Akademik ]
      42. Tinggi U. Selenyum: İnsan sağlığında antioksidan rolü. Çevre. Sağlık Önceki. Med. 2008; 13 :102–108. doi: 10.1007/s12199-007-0019-4. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      43. De Lorgeril M., Salen P. Selenyum ve antioksidan savunmalar, kronik kalp yetmezliğinin gelişiminde ana aracılar olarak. Kalp yetmezliği. Rev 2006; 11 :13–17. doi: 10.1007/s10741-006-9188-2. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      44. Neve J. Kan selenyum konsantrasyonu ve glutatyon peroksidaz aktivitesindeki değişikliklerle değerlendirildiği üzere insan selenyum takviyesi. J. İz Elem. Med. Biol. 1995; 9 :65-73. doi: 10.1016/S0946-672X(11)80013-1. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      45. Bermingham E., Hesketh J., Sinclair B., Koolaard J., Roy N. Selenyumla zenginleştirilmiş gıdalar, selenometiyonin ile karşılaştırıldığında glutatyon peroksidaz (GPx) aktivitesini arttırmada daha etkilidir: Bir meta-analiz. Besinler. 2014; 6 :4002–4031. doi: 10.3390/nu61044002. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      46. Thomson C. Selenyum gereksinimlerinin değerlendirilmesi ve selenyum durumunun yeterliliği: Bir gözden geçirme. Avro. J. Clin. Nutr. 2004; 58 :391. doi: 10.1038/sj.ejcn.1601800. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      47. Levander OA, Alfthan G., Arvilommi H., Gref C., Huttunen J., Kataja M., Koivistoinen P., Pikkarainen J. Trombosit glutatyon peroksidaz aktivitesi ve diğer kan parametreleri ile değerlendirilen selenyumun Fin erkeklerinde biyoyararlanımı. NS. J. Clin. Nutr. 1983; 37 :887-897. doi: 10.1093/ajcn/37.6887. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      48. Van Der Torre HW, Van Dokkum W., Schaafsma G., Wedel M., Ockhuizen T. Buğday ve etteki çeşitli selenyum düzeylerinin Hollanda erkeklerinde kan Se durumu endeksleri ve Se dengesi üzerindeki etkisi. Br. J. Nutr. 1991; 65 :69-80. doi: 10.1079/BJN19910067. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      49. Neve J., Vertongen F., Sağlıklı Belçikalı yetişkinlerde Capel P. Selenyum takviyesi: Trombosit glutatyon peroksidaz aktivitesinde ve diğer kan endekslerinde yanıt. NS. J. Clin. Nutr. 1988; 48 :139–143. doi: 10.1093/ajcn/48.1.139. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      50. Alfthan G., Aro A., Arvilommi H., Huttunen JK Sağlıklı Fin erkeklerinde selenyum metabolizması ve trombosit glutatyon peroksidaz aktivitesi: Selenyum mayası, selenit ve selenatın etkileri. NS. J. Clin. Nutr. 1991; 53 :120–125. doi: 10.1093/ajcn/53.1.120. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      51. Foldi E., Sauerwald A., Hennig B. Karmaşık dekonjestif fizyoterapinin periferik lenfödemde inflamatuar yanıt için gen ekspresyonu üzerindeki etkisi. Lenfoloji. 2000; 33 :19–23. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      52. Paskett ED, Dean JA, Oliveri JM, Harrop JP Kanserle ilişkili lenfödem risk faktörleri, tanı, tedavi ve etki: Bir derleme. J. Clin. Onkol. 2012; 30 :3726–3733. doi: 10.1200/JCO.2012.41.8574. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      53. Kiremidjian-Schumacher L., Roy M., Wishe H., Cohen M., Stotzky G. Selenyum ve immün hücre fonksiyonları. I. Lenfosit proliferasyonu ve interlökin 1 ve interlökin 2 üretimi üzerindeki etkisi. Proc. Soc. Tecrübe. Biol. Med. 1990; 193 :136-142. doi: 10.3181/00379727-193-43014. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      54. Kiremidjian-Schumacher L., Roy M., Wishe HI, Cohen MW, Stotzky G. Selenyum ve insan bağışıklık hücresi fonksiyonları ile takviye. II. Sitotoksik lenfositler ve doğal öldürücü hücreler üzerindeki etkisi. Biol. İz Elem. Araş. 1994; 41 :115. doi: 10.1007/BF02917222. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      55. Meltzer H., Norheim G., Bibow K., Myhre K., Holm H. Selenyum formu, selenyumla dolu bir popülasyonda takviyeye verilen yanıtı belirler. Avro. J. Clin. Nutr. 1990; 44 :435–446. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      56. Lipinski B. Antikanser ajan olarak sodyum selenit. Kanser Önleyici Ajanlar Med. Kimya 2017; 17 :658-661. doi: 10.2174/18715206166661606070011024. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      57. Yu S.-Y., Li W.-G., Huang Q.-S., Zhi-Huang C., Hou C. Beslenme ile yüksek riskli popülasyonlarda primer karaciğer kanseri müdahale denemeleri hakkında bir ön rapor Çin'de selenyum takviyesi. Biol. İz Elem. Araş. 1991; 29 :289-294. doi: 10.1007/BF03032685. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
      Bitkisel ürünler |Bitkisel İlaçlar |Alternatif Tıp | Doğal Tedavi | Gökçek Şifa | Hastalıklarla İlgili Bilgiler
      Youtube Kanalımızı Takip Edin | Facebok Sayfamızı Takip Edin

      Yorum yap


      • #4
        SELENYUMUN İNSAN SAĞLIĞI ÜZERİNE ETKİLERİ VE DİYABETES MELLİTUSLA İLİŞKİSİ
        Selenyumun İnsan Sağlığına Etkileri ve Diabetes Mellitu ile İlişkisi

        ÖZET
        Selenyum tiroid hormonu metabolizması, antioksidan savunma ve immün sistemin düzenlenmesi başta olmak üzere vücutta birçok mekanizmada rol alan ve birçok enzime kofaktör olarak katılan esansiyel bir elementtir. Selenyum eksikliğinin yaşlanma, kanser, insülin direnci, diyabet, kardiyovasküler ve nörodejeneratif hastalıklar, artmış mortalite riski, immün sistem hastalıklarıyla ile ilişkili olabileceği belirtilmektedir. Serum selenyum seviyesini istenilen düzeyde tutmak için selenyumdan zengin olan besinler yeterli miktarda diyette yer almalıdır. Selenyumun diyabetes mellitus ile ilişkisinde literatürde çelişkili veriler bulunmakta bu nedenle, mekanizması tam olarak açıklanamamaktadır. Sonuç olarak selenyunum diyabetle ile ilişkisinin hangi düzeyde olduğunun belirlenmesi için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir

        Anahtar Kelimeler: Selenyum; İnsan Sağlığı; Optimal alım; Diyabetes mellitus

        GİRİŞ
        Esansiyel bir mineral olan selenyum (Se) insan hayatı için temel bir öneme sahiptir (1). Selenyum birçok enzimin yapısına kofaktör olarak katılır ve tiroid hormon mekanizması, antioksidan enzim savunması, immün sistemin düzenlenmesi gibi birçok olayda rol oynamaktadır (2). Son yıllarda yapılan çalışmalar selenyum eksikliğinin yaşlanma, kanser, insülin direnci, diyabet, kardiyovasküler ve nörodejeneratif hastalıklar, artmış mortalite riski, immün sistem hastalıklarıyla ile ilişkili olabileceğini göstermektedir (3-7). Diyetle önerilenin üzerinde selenyum alımı ve sağlığa etkileri günümüzde hala netlik kazanmamıştır. Bu derlemede selenyumun fonksiyonları ve diyabetle ilişkisi ele alınacaktır.

        Selenyumun biyolojik fonksiyonları
        Selenyum insan vücudunun önemli metabolik yolaklarının vazgeçilmez bir bileşenidir. Aktif bölgesine selenosistein şeklinde selenyum katılmış proteinler selenoproteinler olarak tanımlanmaktadır ve bu proteinlerin fonksiyonlarını yerine getirmeleri için selenyuma gereksinimleri vardır. İnsan vücudunda yüz civarında selenoprotein bulunduğu tahmin edilmektedir ancak bunların 30 tanesi tanımlanmış olup fizyolojik fonksiyonları hala tam olarak bilinmemektedir (2,8). Selenoprotein P (SelP), selenoprotein statüsünü gösteren elverişli bir biyomarker olup, antioksidan aktivite göstermesiyle birlikte plazma da selenyum transportunda görev alan bir protein olarak tanımlanmıştır (5,9). Selenoproteinler en çok antioksidan savunmada rol oynamaktadırlar. Glutatyon peroksidaz (GPx) ve tiyoredoksin redüktaz (TRxRs) enzim aileleri en önemli selenoproteinlerdendir. İyodin deodinaz (DIOs) tiroid hormonu metabolizmasında, glutatyon peroksidaz-4 (GPx4) spermatogenezde, selenofosfat sentetaz 2 (SPS2) selenoproteinlerin biyosentezi gibi antioksidan savunma dışında daha özel biyokimyasal olaylarda rol oynayan selenoproteinler de bulunmaktadır. SelP ve glutatyon peroksidaz-3 (GPx3) plazma selenyum durumunu en iyi yansıtan iki selenoproteindir (10). Plazma selenyum konsantrasyonu ile SelP ve GPx3 konsantrasyonları
        doğrudan birbirlerinden etkilenmektedir (11). Selenyumun biyokimyasal özellikleri şu şekilde özetlenebilir (2) (Tablo 1)

        Tablo 1. Selenyumun biyokimyasal özellikleri
        Selenyumun Etkileri ve Özellikleri
        1.Yapısal Özellikler: Selenoproteinler -

        -Selenoprotein P
        -Iyoidin deodinaz
        -Glutatyon peroksidaz
        -Tiyoredoksin redüktaz
        -Diğer selenoproteinler
        2. Tiroit hormonu sentezi ve metabolizması
        3.Antioksidan savunma ve immün etkileri
        - Peroksinitrit hasarından endotelyal hücreleri korur.
        - Hidrojen peroksit ve lipid hidroperoksit gibi birçok reaktif oksijen türlerinin etkisini azaltır.
        - İmmün hücreleri oksidatif stresten korur.
        - Sitokin salımını azaltır.
        - Birçok antioksidanı düzenler.

        Selenyumun besinlerle alımı ve önerilen düzeyleri
        Selenyumun temel kaynağı diyetteki besinler olup, su ve havada önemsiz miktarlarda selenyum bulunmaktadır (3). Selenyum hayvansal kaynaklı besinlerde selenosistein ve bitkisel kaynaklı olanlarda ise selenometiyonin olmak üzere iki formda bulunmaktadır. Diyette selenyum esas olarak selenometiyonindir ve diyetteki selenyum miktarının en az %50’sini oluşturduğu tahmin edilmektedir. İnorganik tuz formları, sodyum selenit ve sodyum selenat olup; genellikle besin zenginleştirme ve diyet suplemantasyonunda kullanılmaktadır (12,13). Diyetteki selenyum kaynakları yağlı tohumlar, kabuklu yemişler, tavuk, balık, hindi, deniz ürünleri, tahıllar ve yumurtadır (14). Pişirme ile besinlerdeki selenyum miktarında yaklaşık %50 kayıplar olduğu ancak eğer besinler düşük pH’da pişirilirse selenyum kayıplarının azalacağı bildirilmiştir (6). Diyetle alınması gereken selenyum miktarı, maksimum plazma GPx aktivitesi temel alınarak hesaplanmaktadır (5). Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberi (TÖBR) 2004 raporlarına göre yetişkin erkek ve kadının günlük alması gereken selenyum miktarı 55 µg iken; Türkiye Beslenme Rehberi

        (2016) olarak düzenlenen rehberde bu miktar her iki cinsiyet için 70 µg olarak belirtilmektedir (15,16). Diyetle selenyum alımı 7 µg/gün ile 4990 µg/gün arasında değişmekle birlikte (7); ortalama selenyum alımının Amerika’da 109 µg/gün (17), İzlanda’da 51 µg/gün (18), Avustralya’da 71.4 µg/gün (19) olduğu saptanmıştır. Türkiye’de yapılan çalışmalarda, günlük selenyum alım düzeyleri ortalama 30-36.5 µg/gün ve 43-44 µg/gün olarak bulunmuştur (6,21). Bu sonuçlar ülkemizde diyetle selenyum alımının önerilen miktardan daha az olduğunu göstermektedir. Amerika Ulusal Sağlık ve Beslenme Araştırması (NHANES) 2011- 2012 çalışmasında Amerikalıların %14.2’sinin diyetle selenyum alımlarının yetersiz olduğu görülmüştür (20). İnsanlarda eksiklik bulgularını önlemek için alınması gereken minimum selenyum miktarı 10 µg/gün; tolere edilebilecek maksimum alım ise 400 µg/gün olarak tahmin edilmektedir (12). Selenyum toksisitesi (selenosis) akut veya kronik olabilir ancak insanlarda nadir olarak görülmektedir. Selenosis semptomları; bulantı, kusma, karın ağrısı, diyare, saç kaybı, tırnakların kırılması ve periferal nöropatidir (9). Amerikan Tarım Bakanlığı (USDA) veri tabanı kullanılarak bazı besinlerin 100 gramlarındaki selenyum içerikleri Tablo 2’de verilmiştir (22)
        BESİNLER SELENYUM
        Brezilya fındığı 1917.6
        (selenyumdan zenginleştirilmiş) Tuna 108.2
        (sarıkanatton, taze, kuru ısıda pişirilmiş) İstiridye (çiğ) 76.9
        Midye (buharda pişirilmiş) 64.0
        Pisi balığı (kuru ısıda pişirilmiş) 55.4
        Karides (buharda pişirilmiş) 49.5
        Somon (kuru ısıda pişirilmiş) 46.8
        Şehriye (zenginleştirilmiş ve pişirilmiş) 20.6
        Yengeç (buharda pişirilmiş) 44.3
        Sığır eti (yağsız, ızgarada pişirilmiş) 36.0
        Tavuk eti (fırında pişirilmiş 30.3
        Pirinç (esmer, uzun taneli, pişirilmiş) 10.3
        Ayçekirdeği (kuru) 53.0
        Beyaz ekmek 28.8
        Süt (yağsız ) 16.3
        Plazma selenyum seviyesi ortalama 125 ng/mL olmalıdır (14). Yapılan çalışmalarda sigara içen bireylerin içmeyenlere göre plazma selenyum seviyelerinin daha düşük (9,23-25) ve alkol tüketen bireylerin ise tüketmeyenlere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir (24,32). Literatürde plazma selenyum seviyesi ve Beden Kütle İndeksi (BKİ) arasındaki ilişki ile ilgili çelişkili veriler bulunmaktadır. Bazı çalışmalarda BKİ arttıkça plazma selenyum seviyesinin de arttığı saptanırken (26,27); bazı çalışmalarda ise BKİ arttıkça plazma selenyum seviyesinin azaldığı belirlenmiştir (25,28). Bununla birlikte BKİ ile plazma selenyum seviyesi arasında herhangi bir korelasyon olmadığını gösteren çalışmalar da vardır (11,17,23,24,29). Yaş arttıkça plazma selenyum seviyesi artmaktadır (24,25). Ayrıca plazma selenyum seviyesinin kadınlarda erkeklere göre daha düşük seviyede olduğu (20,23,30,31) ve hamilelikte azaldığı görülmüştür (30).

        SELENYUM VE DİYABETES MELLİTUS
        Tip 2 diyabet, periferal insülin direncinin gelişmesi, hepatik glukoz üretim regülasyonunun bozulması ve pankreatik beta-hücrelerinin fonksiyonlarının azalması nedeniyle oluşan hipergliseminin oluşturduğu metabolik bir bozukluktur (32). Yüz otuz ülkeyi kapsayan 174 araştırmanın sonuçlarına göre; 2013 yılında dünyada erişkin Tip 2 diyabetli sayısının 382 milyona ulaştığı tahmin edilmekle (33) birlikte, bu sayı Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün 2004 yılı bildirgesinde 2030 yılı için öngördüğü değerdir (34). Ayrıca Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF), 2035 yılında 2013 yılındaki göre diyabet prevelansında %55 artış olacağını tahmin etmektedir (35). Diyabet prevelansında ki bu dikkat çekici artışın, ülkelere göre değerlendirmesi yapıldığında, ülkemizde de benzer şekilde olduğu görülmektedir. Ülkemizde 2010 yılında yapılan Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevelans Çalışmasına (TURDEP II) göre Türkiye’de diyabet prevelansı %16.5 bulunmuş olup TURDEP I (1997-98) çalışmasına göre diyabet oranı %90 artmıştır (35,36). Diyabet prevelansındaki artışlardan dolayı son yıllarda yapılan çalışmalar diyabet ve mikronutrientler arasındaki mekanizmayı açıklama yönünde olmuştur (14). Selenyumun diyabete olan etkisi ve mekanizması hala tam olarak açıklanmamıştır. Selenyum yetersizliğinde oksidatif stres markerları olan superoksit dismutaz (SOD) ve GPx aktivitelerinde azalma olduğu bilinmektedir ve azalmış SOD ve GPx aktivitelerinin diyabete yol açabileceğini bildirilmektedir (37). Bu nedenle antioksidan bir mineral olan selenyumun oksidatif strese bağlı diyabet gelişimine karşı önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir (12). Ancak uzun süre önerilen miktarların üzerinde alınan selenyumun, GPx sentezini ve aktivitesini artırmamakla birlikte sağlığa olan etkileri de net açıklanamamıştır (25). Asemi ve ark. (2015) 35 gestasyonel diyabetli hastaya 6 hafta boyunca 200 µg/gün selenyum suplementi vermişlerdir. Hastalar kontrol grubuyla karşılaştırıldığında plazma glukoz hızı, serum insülin seviyesi ve insülin direncinde azalmalar görülmüş ve bu durumun, gestasyonel diyabeti olan hastalarda glukoz metabolizmasına olumlu etkisi olduğu belirtilmiştir (38). Farrokhian ve ark. (2015) 8 hafta boyunca katılımcılara 200 µg/ gün selenyum suplementi vermeleri sonucunda selenyum suplementinin insülin direncini azalttığını saptamışlardır (39). Kim ve Sang (2014) 144 koreli yetişkin üzerinde yaptıkları bir çalışmada insülin direnci ile saç selenyum miktarının anlamlı derecede negatif ilişkide olduğunu saptamışlardır (29). Kim ve ark. (2015) ise yaptıkları çalışmada, yüksek yağlı diyetle beslenen obez ratlarda selenyum suplementasyonunun insülin direncini azalttığını saptamışlardır (40). Selenyum ile diyabet arasındaki muhtemel diğer mekanizma; yüksek selenyum içeren diyetin glukagon salınımını artırarak, hiperglisemiye neden olabileceği veya GPx1 ve diğer antioksidan selenoproteinlerin overekspressyona neden olması sonucu diyabet gelişmesi riskini artırabileceği yönündedir (41). Laclaustra ve ark. (2009) 917 katılımcıyla yaptıkları bir çalışmada serum selenyum seviyesini <124 µg/L referans aldıklarında; serum selenyum seviyesi >147 µg/L olan bireylerde diyabet riskinin 7.64 kat daha fazla arttığını saptamışlardır (25). Stranges ve ark. (2007) 1202 diyabeti olmayan katılımcıyla yaptıkları çalışmada, 200 µg/gün Se suplemantasyonunu 7.7 yıl boyunca vermişler ve çalışmanın sonucunda, selenyum suplementasyonunun tip 2 diyabet riskini artırabileceğini belirtmişlerdir (42). Serum SeP seviyesi ile BKİ, bel çevresi, HbA1c, insülin direnci, plazma glukoz hızında anlamlı olarak pozitif ilişki de olduğu saptanan çalışmalar da bulunmaktadır. (41,43,44). Arnoud ve ark. (2007) yaptıkları çalışmada da yüksek serum selenyumkonsantrasyonunun düşük riskte hiperglisemiyle ilişkili olduğu belirtilmiştir (45).

        Diğer bir taraftan Lippman ve ark. (2009) 35.000 Amerikalı erkekle yaptıkları çalışmada katılımcılara 200 µg/gün Se verilerek 5.5 yıl takip edilmiş, selenyum ile tip 2 diyabet riski arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (46). Gao ve ark. (2014) katılımcıları 20 yıl boyunca takip ederek yaptıkları çalışmada ise plazma selenyum seviyesi ile diyabet gelişme riski arasında herhangi anlamlı bir ilişki olmadığını saptamıştır (27). Tırnak selenyum analizi uzun dönem selenyum durumunu yansıtan elverişli bir yöntem olup Vinceti ve ark. (2015) tip 2 diyabetli bireylerin tırnaklarındaki selenyum analizi ile diyabet arasında anlamlı bir ilişki bulamamışlardır (47). Ayrıca Mao ve ark. (2014) 20.994 kişiyle yaptıkları çalışmada, selenyum suplementasyonunun Tip 2 diyabeti önlemede veya diyabet gelişme riskinde herhangi bir etkisi olmadığını (48), Cominetti ve ark. (2012) yaptıkları çalışmada katılımcıların plazma selenyum seviyesinin suplementasyonla 8 haftada 55.7 µg/L’den 132.5 µg/L’ye çıkmasıyla birlikte kan glikoz hızında anlamlı bir değişiklik olmadığını belirlemişlerdir (49). Rayman ve ark. (2012) diyabeti olan yaşlı hastalarda yaptıkları çalışmada 6 ay boyunca verilen selenyum suplementasyonun diyabete bir etkisinin olmadığını saptamışlardır (50)

        SONUÇ Serum selenyum seviyesi ile diyetle alınan selenyum direkt ilişkilidir ve serum selenyum seviyesinin istenilen düzeyde olması diyabette dahil olmak üzere bir çok kronik hastalığı önlemede rol oynamaktadır. Selenyumun zengin kaynağı olan yağlı tohumlar, kabuklu yemişler, tavuk, balık, hindi, deniz ürünleri, tahıllar ve yumurta yeterli ve dengeli bir diyetle birlikte günlük olarak alınmalıdır. Selenyum suplementasyonun diyabetle ilişkisini gösteren çalışmalar çelişkili sonuçlarda olmasına rağmen diyetle önerilen miktarda selenyum alımı tip 2 diyabet gelişimini önlemektedir. Selenyum ile ilgili kesin önerilerde bulunabilmek ve selenyumun rol oynadığı mekanizmaları açıklayabilmek için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir.

        KAYNAKLAR 1. Tajaddini MH, Keikha M, Razzazzadeh A, Kelishadi R. A systematic review on the association of serum selenium and metabolic syndrome. J Res Med Sci. 2015;20:782-9. 2. Iglesias P, Selgas R, Romero S, Díez JJ. Selenium and kidney disease. J Nephrol. 2013;26(2):266-72. 3. Roman M, Jitaru P, Barbante C. Selenium biochemistry and its role for human health. Metallomics. 2014;6(1):25-54. 4. Wang X, Wu H, Long Z, Sun Q, Liu J, Liu Y, Hai C. Differential effect of Se on insulin resistance: regulation of adipogenesis and lipolysis. Molecular and Cellular Biochemistry. 2016;415:89-102. 5. Hurst R, Armah CN, Dainty JR, Hart DJ, Teucher B, Goldson AJ, et al. Establishing optimal selenium status: results of a randomized, double-blind, placebo-controlled trial. The American Journal of Clinical Nutrition. 2010;91(4):923-31. 6. Rayman MP. Food-chain selenium and human health: emphasis on intake. British Journal of Nutrition. 2008;100:254-68. 7. Rayman MP. Selenium and human health. Lancet. 2012;379:1256–68. 8. Bal C, Büyükşekerci M, Ercan M, Hocaoğlu A, Çelik HT, Abuşoğlu S, et al. Farklı selenyum seviyelerinin tiroid hormon sentezi üzerine etkisi. Turk Hij Den Biyol Derg. 2015;72(4):311-6. 9. Duntas LH, Benvenga S. Selenium: an element for life. Endocrine. 2015;48:756-75. 10. Xia Y, Hill KE, Li P, Xu J, Zhou D, Motley AK, et al. Optimization of selenoprotein P and other plasma selenium biomarkers for the assessment of the selenium nutritional requirement: a placebocontrolled, double-blind study of selenomethionine supplementation in selenium-deficient Chinese subjects. The American Journal of Clinical Nutrition. 2010;92(3):525-31. 11. Hargreaves MK, Liu J, Buchowski MS, Patel KA, Larson CO, Schlundt DG, et al. Plasma selenium biomarkers in low income black and white Americans from the southeastern United States. PloS One. 2014;9(1):e84972. 12. Mueller AS, Mueller K, Wolf NM, Pallauf J. Selenium and diabetes: an enigma?. Free radical research. 2009;43(11):1029-59. 13. Boosalis MG. The role of selenium in chronic disease. Nutrition in Clinical Practice. 2008;23(2):152-60. 14. Rocourt CR, Cheng WH. Selenium supranutrition: are the potential benefits of chemoprevention outweighed by the promotion of diabetes and insulin resistance?. Nutrients. 2013;5(4):1349-65. 15. Türkiye’ye özgü beslenme rehberi. Türkiye için Önerilen Günlük Enerji ve Besin Ögeleri Güvenilir Alım Düzeyleri Ek 1. Beslenme, Hacettepe Üniversitesi, Diyetetik Bölümü ve TC Sağlık Bakanlığı. 2004;59. 16. Türkiye Beslenme Rehberi 2015 (TÜBER).Türkiye için Enerji ve Besin Ögeleri Referans Değerleri Ek 1. (Ed: Başoğu S ve Acar-Tek N.). T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu. Kayıhan Ajans, Ankara. 2016;175. 17. Combs GF, Watts JC, Jackson MI, Johnson LK, Zeng H, Scheett AJ, et al. Determinants of selenium status in healthy adults. Nutrition Journal. 2011;10(1):75. 18. Gudmundsdottir EY, Gunnarsdottir I, Thorlacius A, Reykdal O, Gunnlaugsdottir H, Thorsdottir I, et al.. Blood selenium levels and contribution of food groups to selenium intake in adolescent girls in Iceland. Food & nutrition research. 2012;56:18476. 19. Fayet F, Flood V, Petocz P, Samman S. Avoidance of meat and poultry decreases intakes of omega-3 fatty acids, vitamin B12, selenium and zinc in young women. J Hum Nutr Diet. 2014;27(2):135- 42. 20. Jain RB, Choi YS. Normal reference ranges for and variability in the levels of blood manganese and selenium by gender, age, and race/ethnicity for general US population. Journal of Trace Elements in Medicine and Biology. 2015;30:142-52. 21. Giray B, Hıncal F. Selenium status ın Turkey: Possible link between status of selenium, ıodine, antioxidant enzymes and oxidative DNA damage. Journal of Radioanalalytical and Nuclear Chemistry. 2004;259:199-20. 22. https://fnic.nal.usda.gov/food-compo...erals/selenium [Erişim Tarihi: 05.07.2016]. 23. Galan P, Viteri FE, Bertrais S, Czernichow S, Faure H, Arnaud J, et al. Serum concentrations of β-carotene, vitamins C and E, zinc and selenium are influenced by sex, age, diet, smoking status, alcohol consumption and corpulence in a general French adult population. European Journal of Clinical Nutrition. 2005;59(10):1181-90. 24. Sánchez C, López-Jurado M, Aranda P, Llopis J. Plasma levels of copper, manganese and selenium in an adult population in southern Spain: Influence of age, obesity and lifestyle factors. Science of the total environment. 2010;408(5):1014-20. 25. Laclaustra M, Navas-Acien A, Stranges S, Ordovas JM, Guallar E. Serum selenium concentrations and diabetes in US adults: National Health and Nutrition Examination Survey (NHANES) 2003-2004. Environmental health perspectives. 2009;117(9):1409-13. 26. Vinceti M, Grill P, Malagoli C, Filippini T, Storani S, Malavolti M, et al. Selenium speciation in human serum and its implications for epidemiologic research: a cross-sectional study. Journal of trace elements in medicine and biology. 2015;31:1-10. 27. Gao H, Hägg S, Sjögren P, Lambert PC, Ingelsson E, Dam RM. Serum selenium in relation to measures of glucose metabolism and incidence of Type 2 diabetes in an older Swedish population. Diabetic medicine. 2014;31(7):787-93. 28. Alasfar F, Ben-Nakhi M, Khoursheed M, Kehinde EO, Alsaleh M. Selenium is significantly depleted among morbidly obese female patients seeking bariatric surgery. Obesity surgery. 2011;21(11):1710- 3. 29. Kim HN, Song SW. Concentrations of chromium, selenium, and copper in the hair of viscerally obese adults are associated with insulin resistance. Biological trace element research. 2014;158(2):152-7. 30. Kilinc M, Coskun A, Bilge F, Imrek SS, Atli Y. Serum reference levels of selenium, zinc and copper in healthy pregnant women at a prenatal screening program in southeastern Mediterranean region of Turkey. Journal of Trace Elements in Medicine and Biology. 2010;24(3):152-6. 31. Spina A, Guallar E, Rayman MP, Tigbe W, Kandala NB, Stranges S. Anthropometric indices and selenium status in British adults: The UK National Diet and Nutrition Survey. Free Radical Biology and Medicine. 2013;65:1315-21. 32. Kut A, Boşkuş Y, Çaycı Ö, Geçkil AÜ. Tip 2 diyabetik hastalarda statin kullanımı ile glisemik kontrol arasında ilişki var mıdır?. Türk Aile Hek Derg. 2015;19(4):179-86. 33. Guariguata L, Whiting DR, Hambleton I, Beagley J, Linnenkamp U, Shaw JE. Global estimates of diabetes prevalence for 2013 and projections for 2035. Diabetes Res Clin Pract. 2014;103:137-49. 34. Wild S, Roglic G, Green A, Sicree R, King H. Global prevalence of diabetes estimates for the year 2000 and projections for 2030. Diabetes Care 2004;27:1047-53. 35. Guariguata L, Whiting DR, Hambleton I, Beagley J, Linnenkamp U, Shaw JE. Global estimates of diabetes prevalence for 2013 and projections for 2035. Diabetes Research and Clinical Practice. 2014;103:137-49. 36. Satman I, Omer B, Tutuncu Y, Kalaca S, Gedik S, Dinccag N, et al. Twelve-year trends in the prevalence and risk factors of diabetes and prediabetes in Turkish adults. European Journal of Epidemiology. 2013;28(2):169-80. 37. Kornhauser C, Garcia-Ramirez JR, Wrobel K, Pérez-Luque EL, Garay-Sevilla ME, Wrobel K. Serum selenium and glutathione peroxidase concentrations in type 2 diabetes mellitus patients. Primary Care Diabetes. 2008;2(2):81-5. 38. Asemi Z, Jamilian M, Mesdaghinia E, Esmaillzadeh A. Effects of selenium supplementation on glucose homeostasis, inflammation, and oxidative stress in gestational diabetes: Randomized, doubleblind, placebo-controlled trial. Nutrition. 2015;31(10):1235-42. 39. Farrokhian A, Bahmani F, Taghizadeh M, Mirhashemi SM, Aarabi MH, Raygan, et al. Selenium supplementation affects ınsulin resistance and serum hs-CRP in patients with type 2 diabetes and coronary heart disease. Hormone and Metabolic Research. 2016;48(04):263-8. 40. Kim CY, Zhu Y, Buhman KK, Kim KH. Dietary selenate attenuates adiposity and improves insulin sensitivity in high-fat diet-induced obese mice. Journal of Functional Foods. 2015;17:33-42. 41. Yerlikaya FH, Toker A, Aribas A. Serum trace elements in obese women with or without diabetes. The Indian Journal of Medical Research. 2013;137(2):339-45. 42. Stranges S, Marshall JR, Natarajan R, Donahue RP, Trevisan M, Combs GF, et al. Effects of long-term selenium supplementation on the incidence of type 2 diabetes: a randomized trial. Annals of Internal Medicine. 2007;147(4):217-23. 43. Yang SJ, Hwang SY, Choi HY, Yoo HJ, Seo JA, Kim SG, et al. Serum selenoprotein P levels in patients with type 2 diabetes and prediabetes: implications for insulin resistance, inflammation, and atherosclerosis. The Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism. 2011;96(8):E1325-9. 44. Misu H, Ishikura K, Kurita S, Takeshita Y, Ota T, Saito Y, et al. Inverse correlation between serum levels of selenoprotein P and adiponectin in patients with type 2 diabetes. PloS One. 2012;7(4):e34952. 45. Arnaud J, Akbaraly NT, Hininger I, Roussel AM, Berr C. Factors associated with longitudinal plasma selenium decline in the elderly: the EVA study. The Journal of Nutritional Biochemistry. 2007;18(7):482-7. 46. Lippman SM, Klein EA, Goodman PJ, Lucia MS, Thompson IM, Ford LG, et al. Effect of selenium and vitamin E on risk of prostate cancer and other cancers: the Selenium and Vitamin E Cancer Prevention Trial (SELECT). Jama. 2009;301(1):39-51. 47. Vinceti M, Grioni S, Alber D, Consonni D, Malagoli C, Agnoli C, et al. Toenail selenium and risk of type 2 diabetes: the ORDET cohort study. Journal of Trace Elements in Medicine and Biology. 2015;29:145-50. 48. Mao S, Zhang A, Huang S. Selenium supplementation and the risk of type 2 diabetes mellitus: a meta-analysis of randomized controlled trials. Endocrine. 2014;47(3):758-63. 49. Cominetti C, Bortoli MC, Garrido AB, Cozzolino SM. Brazilian nut consumption improves selenium status and glutathione peroxidase activity and reduces atherogenic risk in obese women. Nutrition Research. 2012;32(6):403-7. 50. Rayman MP, Blundell-Pound G, Pastor-Barriuso R, Guallar E, Steinbrenner H, Stranges S. A randomized trial of selenium supplementation and risk of type-2 diabetes, as assessed by p

        Yorum yap


        • #5
          Sodyum Selenitin Farmakokinetiği ve Toksisitesi Faz I Klinikte Karsinomlu Hastaların Tedavisi Deneme: SECAR Çalışması
          Ola Brodin 1,*, Staffan Eksborg 2 , Marita Wallenberg 3 , Charlotte Asker-Hagelberg 4,5 , Erik H. Larsen 6 , Dag Mohlkert 7 , Clara Lenneby-Helleday 1 , Hans Jacobsson 8 , Stig Linder 9,10, Sougat Misra 3 and Mikael Björnstedt 3

          Özet: Arka plan: Yüksek dozda sodyum selenit antitümör etkiler gösterir ve artar çoklu preklinik malignite modellerinde sitostatik ilaçların etkinliği. değerlendirdik kanser hastalarının refrakter hastalarında intravenöz uygulanan sodyum selenitin güvenliği ve etkinliği bir faz I denemesinde sitostatik ilaçlara. Hastalar aşağıdaki ilk kemoterapi hattını aldı: Bu ilaçlara karşı değişen duyarlılığı araştırmak için selenit tedavisi ve ön değerlendirme herhangi bir klinik fayda. Gereç ve Yöntem: Farklı tedavi uygulanan 34 hasta dirençli tümörler art arda beş gün veya iki gün süreyle günlük iv sodyum selenit aldı. hafta veya dört hafta. Her kohort, aynı ilacı alan en az üç hastadan oluşuyordu. tüm tedavi boyunca günlük selenit dozu. 0/3 hastada doz sınırlaması varsa toksisiteler (DLT'ler), çalışma bir sonraki doz düzeyine geçti. 2/3'ünde DLT varsa, doz çok yüksek kabul edildi ve 1/3'ünde DLT varsa, üç hasta daha dahil edildi. doz yükseltme tolere edilen maksimum doza (MTD) ulaşılana kadar devam edildi. MTD olarak tanımlandı 0/3 veya 1/6 hastanın DLT yaşadığı en yüksek doz seviyesi. Birincil son nokta güvenlik, doz sınırlayıcı toksik etkiler ve sodyum selenitin MTD'si. İkincil uç nokta birincil yanıt değerlendirmesiydi. Sonuçlar ve Sonuç: MTD 10.2 mg/m2 olarak tanımlandı , 18.25 saat hesaplanmış medyan plazma yarı ömrü ile. maksimum plazma konsantrasyonu Selenyum tek doz selenitten lineer olmayan bir şekilde arttı. En genel yan etkiler yorgunluk, mide bulantısı ve parmaklarda ve bacaklarda kramplardı. DLT'ler akuttu, kısaydı süreli ve geri dönüşümlüdür. Organ fonksiyonları için biyobelirteçler önemli bir sistemik toksisite göstermedi. İçinde Sonuç olarak, sodyum selenit, 10.2 mg/m2'ye kadar uygulandığında güvenli ve tolere edilebilir. mevcut protokol. Uzun süreli olup olmadığını belirlemek için çalışmanın daha da geliştirilmesi devam etmektedir. infüzyonlar daha etkili bir tedavi stratejisi olabilir

          1. Giriş Mikrobesin selenyum temel bir eser elementtir ve antioksidan özelliklerini oksidoredüktaz işlevsellikleri olan selenoproteinlere dahil edildiğinde verir. Bununla birlikte, orta ila yüksek dozlarda redoks aktif serbest selenyum bileşikleri, ROS ürettikten sonra hücresel redoks homeostazını bozabilir [1]. Artan ROS üretimi, normal hücrelere kıyasla ROS'a karşı daha düşük eşik toleransı sergileyen çoğalan kanser hücreleri üzerinde güçlü sitotoksik etkiler gösterir [2,3]. Bu nedenle, redoks aktif selenyum bileşikleri dahil olmak üzere ROS üreten ajanlar, kanser hücrelerinde düzensiz redoks homeostazını hedefleyen yeni bir kanser terapötik sınıfını içerir. Spesifik olarak, yüksek dozlarda sodyum selenit, hem in vitro hem de in vivo birçok klinik öncesi çalışmada örneklendiği gibi umut verici antitümör aktiviteler sergiler. Farmakodinamik veriler, selenitin kanserle ilişkili birkaç anahtar sinyal yolunu hedeflediğini ve multimodal düzenlenmiş hücre ölüm yollarını indüklediğini göstermektedir [4-7]. Birkaç çalışma, karşılaştırılabilir dozda [8-10] malign olmayan hücrelere kıyasla selenitin tümör hücrelerine daha yüksek sitotoksisitesini bildirmiştir, bu nedenle makul bir terapötik pencere sunar. Biz ve diğerleri, ilaca dirençli kanser hücrelerinin, hem in vitro [11-13] hem de nakledilebilir hayvan modellerinde [14] ilaca duyarlı varyantlarından selenit'e daha duyarlı olduğunu daha önce göstermiştik. Deneysel karsinogenez ve transplante edilebilir tümör modellerinde,yüksek doz selenit, tümör oluşumuna ve yerleşik hastalıkların ilerlemesine karşı önler karsinom [15-18]. Birlikte, selenitin kanser hücrelerini ve özellikle de ilaca dirençli varyantlar, selenitin güçlü bir antikanser ajanı olarak temel özelliklerini vurgular. Bu klinik öncesi araştırmaların çoğunda umut verici bulgulara rağmen, sistematik klinik kanser hastalarında bu bileşiğin terapötik potansiyelini değerlendirmek için çalışmalar yapılmıştır. Yirminci yüzyılın başlarındaki iki bağımsız çalışma, öznel iyileşme, uzun yaşam süresi bildirdi. IV uygulamayı takiben ameliyat edilemeyen karsinomlu hastaların bir kısmında hastalıksız sağkalım süresi kolloidal selenyum [19,20]. Şimdiye kadar selenit farmakodinamiği verileri yalnızca sepsis durumunda mevcuttur. ne akut toksisite semptomları insidansında artış ne de daha yüksek advers olay sıklığı olan hastalar 2,0 mg Se'lik bolus yükleme dozu ve ardından sürekli infüzyonu ile uygulandığında meydana gelen olaylar 10 gün boyunca günde 1,6 mg Se [21]. Başka bir çalışma, advers olayların insidansı hakkında benzer bulgular bildirmiştir. sepsis hastalarında karşılaştırılabilir selenit dozunun iv uygulamasını takiben meydana gelen olaylar [22]. Ancak, eksiklik Doz yükseltme çalışmalarında ilgili farmakokinetik ve güvenlik verileri ve selenit, insanlarda kanser tedavisi olarak potansiyel uygulamasını sınırlamıştır. selenitin etkinliğini değerlendirmeyi amaçlayan çok beklenen araştırma ışığında, kanser tedavisi, mevcut faz I çalışması, güvenliği değerlendirmek, MTD'yi oluşturmak için tasarlanmıştır. iv uygulanan selenit ve selenit tedavisinin sonlandırılmasının ardından ön etkinlik değerlendirmesi ve ilerlemiş hastalığı olan kanser hastalarında kanser terapötikleri ile müteakip tedavi. Dayalı önceki çalışmalarda selenitin kansere karşı üç şekilde bir çare olarak çalışabileceğini varsaymıştık: antitümör etkiyi kendi başına, kemorezistansı tersine çevirerek ve toksik etkileri düzelterek kemoterapi. Buna göre, her hasta ilk tedavi hattı olarak aynı kemoterapi ile tedavi edildi. selenit etkisinin değerlendirilmesini takiben tedavi. Bu, toksisiteyi karşılaştırmayı mümkün kıldı. ve selenyum uygulamasından önce ve sonra birincil anti-tümör etkileri.

          2. Deneysel
          Bölüm 2.1. Hasta Uygunluğu Dahil edilme kriterleri, tedaviye rağmen tümör ilerleme gösteren doğrulanmış malign hastalığı içeriyordu. ilgili teşhis, işbirliği kapasitesi, iyi veya oldukça iyi bir performans için yerleşik ilaçlarla durumu (WHO performans durumu 0–2) ve 18 yaşından büyük yaş. Dışlama kriterleri, herhangi bir Çalışmayı sürdürme olasılığını engelleyen diğer karmaşık hastalıklar ve diğer kanserler Tedavi başlangıcından 3 hafta önce. Çalışma, Etik Kurul tarafından onaylandı. Stockholm (2006/429-31/3), İsveç Tıbbi Ürünler Ajansı ve AB Klinik Araştırmasına kayıtlı Kayıt olun (Eudra CT Numarası: 2006-004076-13). Tüm hastalar almadan önce bilgilendirilmiş onam verdi tedaviler

          2.2. Çalışma tasarımı Bu aşama I denemesi, iv uygulanan sodyum selenit ile ilgili açık etiketli bir doz artırma çalışmasıydı. tek ajan. Ayrıntılı çalışma tasarımı Şekil 1'de sunulmuştur ve doz yükseltme programı, Şekil 1'de açıklanmıştır. Tablo 1.



          Şekil 1. Çalışma tasarımını gösteren şematik diyagram. İlk 13 hasta tedavi edildi değiştirilen ilk çalışma protokolüne göre ve Hastalar 14-34 tedavi programı. Spesifik kemoterapötik müdahaleler hakkında ayrıntılı bilgi için her hasta için lütfen Ek Tablo S1'e bakın. 160 × 41 mm (300 × 300 DPI).



          Tablo 1: Doz, selenit olarak değil, “toplam” selenyum eşdeğeri olarak ifade edilir. Kohort 3'teki bir hasta alındı 19/20 tedavi ve 4. gruptaki başka bir hasta 5/10 tedavi aldı. 15.3 mg/m2 dozda sadece bir hasta planlanan tüm tedaviyi aldı. Bu kohorttaki hastaların geri kalanı toplam 2-5 tedavi aldı (medyan değer 3) ardından ya 3–4 derece SAE başlangıcı nedeniyle ya da hastaların kendi başına durdurulan tedavi takdir. Kohort 10'un 12.8 mg/m2 doz aldığını unutmayın. MTD'nin bir ara doz. Örnek: 1.72 m2 yüzey alanına sahip bir hasta için günlük 10.2 mg/m2 doz alan doz 17.544 mg'a eşittir (1.72 m2 × 10.2 mg/m2 ). Yüzey alanı hesabı: √(yükseklik × ağırlık/3600); nerede yükseklik cm cinsindendir ve ağırlık kg cinsindendir. [23]. Kısaltma: OPD—günde bir kez. Her kohort, duruma göre artan doz seviyelerinde tedavi edilen en az 3 hastadan oluşuyordu. önceden tanımlanmış bir programa Hastalar, tüm süreç boyunca aynı günlük selenit dozunu aldılar. tedavi. 0/3 hastada DLT varsa, çalışma bir sonraki doz düzeyine geçti. 2/3'ünde DLT varsa, doz çok yüksek olarak kabul edildi ve 1/3'ünde DLT varsa 3 hasta daha dahil edildi. Doz artırımı devam etti MTD'ye ulaşılana kadar. MTD, 0/3 veya 1/6 hastanın en yüksek doz seviyesi olarak tanımlandı. deneyimli DLT. MTD'yi daha da titre etmek için, dozlar arasında bir ara doz seçildi. kabul edilebilir toksisite ile yüksek DLT ve en yakın düşük doz ile sonuçlanmıştır.

          2.3. İlaç, Doz Arttırma Tasarımı ve İnfüzyon Takvimi
          GMP dereceli sodyum selenit (Intro-Selen i.v., Pharma Nord ApS, Danimarka) kullanıldı. ders çalışma. İlk kohort, günlük olarak 1,1 mg/m2'ye eşdeğer 0,5 mg/m2 selenyum ile tedavi edildi. selenit, böylece orta boy bir İsveçli hasta için günde yaklaşık olarak toplam 0.9 mg selenyum dozu. ilk 13 hastalar (ilk 4 grup) 2 hafta boyunca 10 tedavi aldı (hafta sonları tedavi yok). Takip etme bir hafta dinlenme, tüm hastalar 2 hafta daha aynı tedaviyi aldı. hedefleri uzun süreli tedavi, plazma selenyum konsantrasyonunda kademeli bir artış sağlamaktı ve Herhangi bir ciddi toksisiteyi en erken zamanda tespit etmek için. Başlangıçta, ardışık yeni bir kohort için doz artışı 0,5 mg/m2 . Bununla birlikte, çalışma kohortlarında ilk plazma selenyum seviyeleri ölçümünden sonra 2,0 mg/m2 doza kadar, 3. ve 4. haftalarda plazma selenyum düzeyinde hiç veya çok sınırlı bir artış saptadık. Bu nedenle, tedavi programının 10 olarak değiştirildiği değiştirilmiş bir protokol kabul edildi. 2 hafta boyunca daha hızlı doz artışı ile tedaviler (her yeni grup için %50 doz artışı). İlk 21 hastaya selenit 20 dakika süre ile uygulandı. Her flakon sadece 0.4 mg içerdiğinden 10 mL'de selenyum, Hasta 22'den Hasta 29'a çok yüksek dozlardan kaçınmak için 40 dakika tedavi verildi. kısa sürede infüzyon hacimleri. 30 ve daha sonraki hastalardan, infüzyon 4 saat boyunca verildi. Betametazon ve omeprazol ile ön tedavi, hastalara rutin olarak 10.2 mg/m2 doz seviyelerinde verildi. ve yukarıda.



          2.4. Toksisite Değerlendirmesi
          Birkaç istisna dışında, tüm hastalar dahil edilmeden önce ve sonra, tedavi sırasında en az haftada bir kez OB'yi ziyaret etti. tedavi, her kemoterapi tedavisinden önce ve tedavi sonunda. Bu vesilelerle, tıbbi öykü kaydedildi ve fizik muayene yapıldı. Hastalara BT çekildi selenit tedavisinin başlamasından bir hafta önce, selenit tedavisinin tamamlanmasından 3 gün sonra ve son kemoterapi tedavisi. Hasta 27'den, birinci ve ikinci BT incelemeleri değiştirildi PET-CT incelemesi ile. Rutin kan parametreleri tedavi öncesi, sırası ve sonrasında analiz edildi. EKG, hem selenit hem de kemoterapi tedavileri başlamadan önce ve sonra incelendi.



          2.5. Kemoterapi
          Tüm hastalar daha önce ilgili tanıya uygun 1 ila 4 satır kemoterapi almıştı. Her hasta için kemoterapi rejiminin ayrıntılı açıklaması ek Tablo S1'de sunulmaktadır. Herhangi bir tedaviye rağmen ilerleme bir dahil etme kriteriydi. Potansiyel olduğunu düşündük selenit tedavisinden sonra kemoterapinin neden olduğu toksisiteyi değerlendirmek için klinik ilgi hastalar 2-4 satır kemoterapi aldıktan sonra tükenmiş kemik iliği rezervleri yaşadı. Sonuç olarak, durumla karşılaştırıldığında önemli ölçüde daha kötü genel durumda olmak ilk kemoterapi hattını almaları da hastaları toksisiteye karşı daha savunmasız hale getirdi. Çok selenit tedavisini takiben aynı kemoterapi tedavisi uygulanarak değerlendirme yapıldı. Her hastada tedavi. Bu, birincil ilacın hem toksisitesini hem de etkisini karşılaştırma fırsatı verdi. hasta kayıtlarından tedavi ve sonraki kemoterapi rejimi. Unutulmamalıdır ki, selenit tedavisinden sonra kemoterapi uygulanması fikri kombine olarak anlaşılmayabilir. tedavi stratejisi. Aksine, bu yaklaşım, modülatör etkilerini değerlendirme olasılığını açtı.sonraki kemoterapiden kaynaklanan toksisite üzerine selenit tedavisi ve ayrıca olası selenit tedavisini takiben kemorezistansın tersine çevrilmesi.

          2.6. Farmakokinetik Değerlendirme
          2.6.1. Kan Örnekleme ve Selenyum Analizi
          Tüm tedavilerde infüzyondan yaklaşık 5 dakika önce ve sonra kan örnekleri alındı. plazma fraksiyonlar santrifüj edilerek elde edildi ve analizlere kadar -70 °C'de saklandı. Selenyum (82Se olarak) plazma örnekleri, daha önce açıklandığı gibi [24] (detaylar için, veri ekine bakın) ICP-MS ile nicelendirildi. 2.6.2. Farmakokinetik Analizler Farmakokinetik analizler Win-Nonlin programı Standard Edition kullanılarak yapıldı. sürüm 1.5 (Pharsight Corporation, Mountain View, CA, ABD). Tek bölmeli infüzyon modeli farmakokinetiğinin değerlendirilmesi için kullanıldı. Karşılıklı konsantrasyonlar ağırlık olarak kullanılmıştır. yinelemeli prosedür için. Eğri uydurma programından elde edilen çıktı, plazmanın altındaki alanı verir. tek bir doz için selenyum konsantrasyonu-zaman eğrisi (AUC) AUC değerleri veren bir üstel fonksiyonun sıfır zamanlı kesişimleri ve üstel oran sabitleri sıfırdan sonsuza kadar. Tüm tedavi süresi boyunca AUC değerleri (yani, 0. günden 35. güne kadar) tahmini zaman-konsantrasyon eğrilerine yamuk kuralı uygulanarak değerlendirilmiştir.



          2.6.3. İstatistiksel Analizler
          Verileri güvenlik, toksisite, farmakokinetik ve klinik aktivite.

          3. Sonuçlar
          3.1. Hastalar Hasta özelliklerinin ayrıntılı bir açıklaması Tablo 2'de sunulmuştur. en az iki doz selenit ve toksisite açısından değerlendirilebilirdi. Dört hasta tedaviyi durdurdu DLT ve iki hasta DLT olmamasına rağmen devam etmeyi seçti. İlerleyen karaciğeri olan bir hasta için metastazlar, hızla yükselen bilirubin nedeniyle tedavi durduruldu.

          3.2. Doz Artışı, Toksisite ve MTD
          Dahil edilen ilk 13 hastanın 12'si tüm planlı selenit tedavilerini aldı. hastalardan biri 19 tedaviden sonra kalp komplikasyonları ile akut pnömoniden öldü. Aşağıdaki 21 hastadan, 13'ü 10/10 planlı selenit infüzyonu aldı. İlerlemiş, ilerleyen karsinomu olan bir grup hastada ve beklenen kısa sağkalım, bazen semptomlar arasında ayrım yapmak zordu. selenit tedavisi ve ilerleyen karsinomdan kaynaklanan semptomlar, yan tarafta belirli sınırlamalar getirir Bu çalışmada etki değerlendirmeleri. 3.0 mg/m2 dozun altında hemen hemen hiçbir toksisite belirtisi yoktu. En yaygın toksisiteler, 4.5 mg/m2 doz seviyelerinde gözlenen bulantı, kusma ve yorgunluktur. ve daha yüksek (Tablo 3). ≤10,2 mg/m2 dozlarda DLT gözlenmedi . 15.3 mg/m2 doz seviyesinde, DLT'ler 2/6 hastada gözlendi ve doz 12.8 mg/m2'ye düşürüldü göre, bir sonraki çalışma kohortunda çalışmanın doz yükseltme kuralları. Bu dozda hem birinci hem de ikinci hastada doz sınırlaması vardı. toksisite. Bu nedenle, MTD 10.2 mg/m2 olarak kabul edildi. . verilmeden verilen en yüksek kümülatif doz 66 yılda DLT kanıtı olmaksızın 12 gün boyunca herhangi bir ciddi advers olay 326 mg selenyum olmuştur. yaşlı hasta, doz seviyesinde 15.3 mg/m2 . Bir hipofaringeal boğaz engeli olan bir hasta karsinom, üç selenit tedavisinden sonra kusma yaşadı ve aspirasyon pnömonisine neden oldu. birkaç gün içinde ölüme yol açar (Tablo 3).

          Selenite bağlı DLT'li dört hastada tedaviyi bırakma nedenleri kafa karışıklığı ve olası etkileşim nedeniyle bir hastada 15.3 mg/m2 doz düzeyinde dört tedaviden sonra halüsinasyonlar bir SSRI antidepresan ilacı (Mirtazapin) ile; diğerinde iki tedaviden sonra aşırı yorgunluk ve kusma aynı doz seviyesinde; göğüs ağrısı, EKG'de kalp hipoksisi belirtileri ile endişe ve marjinal olarak birinde Troponin T artışı (ancak miyokard enfarktüsü yok ve dört gün içinde normalize EKG) hasta; ve bilinç kaybı, nefes darlığı ve solunum desteğine ihtiyaç duyan belirgin hipoksi diğer, her ikisi de 12,8 mg/m2 doz seviyesinde (Tablo 3). Daha yüksek dozlarda parmaklarda kısa süreli kramplar ve baldır (bacaklarda gece kramplarına benzer) ve tümörde ağrı yaygındı. Sarımsak kokusu nefes 3 mg/m2 doz seviyelerinde tedavi edilen hastaların %15'inde bulundu ve yukarıda. Yorgunluk dışındaki tüm toksisiteler, çok öznel bir semptom, bir veya iki gün içinde geri döndürülebilirdi. Herhangi bir sekel gözlemlemedik. Rutin kan testleri üzerinde etkisi yoktu veya çok sınırlıydı (Şekil 2). Doz seviyesinin üzerinde birkaç hastada 6,8 mg/m2 , hafif trombositopeni (TC sayısı 80.000/mL'nin altında değil) bulundu. Klinik olarak çoğu Hastalar, aberran olan birkaç hasta dışında tüm takip süresi boyunca ötiroiddi. triiyodtironin ve tiroksin değerleri.



          Selenite Bağlı DLT'li hastada nakliyeyi yapılmayacak kafa karışıklığı ve olası.3 mg uluslararası bir hastada 15/m2 doz derecesi dörtten sonra halüsinasyonlar bir SSRI antidepresan ilacı (Mirtazapin) ile; diğer ikinde zayıf ve kusurlu aynı dozda; Göğüsten alınabilir, EKG'de kalp hipoksisi ile endişe ve marjinal olarak Troponin T testi (ancak miyokard enfarktüsü yok ve dört gün içinde normalize EKG) hasta; ve günümüzde, nefes alma ve hayatta nelere dikkat eden hipoksi diğer, her ikisi de 12,8 mg/m2 doz seviyesi (Tablo 3). Daha yüksek dozlarda parmaklarda kısa süreli kramplar ve baldır (bacaklarda gece kramplarına) ve tümörde ağrı yaygındı. sarımsak kokuları 3 mg/m2 seviyelerinde bulunan hastalarda %15'inde bulundu ve yukarı. Yorgunluk tüm cihazlara yönelikler, çok öznel bir model, bir veya iki gün içinde geriebilirdi. bir sekel gözlemlemedik. Rutin kan testleri üzerinde üzerinde yoktur veya çok idi (şekil 2). Doz üzerinde birkaç hastada 6,8 mg/m2 , hafif trombositopeni (TC sayısı 80.000/mL'nin altında değil) bulundu. Klinik olarak çoğu Hastalar, aberran olan birkaç hasta dışında tüm takip süresi boyunca ötiroiddi. triiyodtironin ve tiroksin yükseklikleri.



          Şekil 3. (A) Artan doz alan farklı kohortlardaki plazma selenyum konsantrasyonu tedavinin ilk iki haftasında sodyum selenit konsantrasyonu. (B) Plazma selenyumu Hasta 9'da konsantrasyon-zaman eğrisi. Günlük doz (1.5 mg/m2 ) 20 dakika olarak verildi sabit oranlı infüzyon. İnfüzyonların başlangıcı dikey çizgilerle belirtilir. Ölçülen serum konsantrasyonlar içi dolu dairelerle verilmiştir. (C,D) Sistemik selenyum maruziyeti ifade edilir serum konsantrasyonu-zaman eğrisi (µM*h) altındaki alan olarak. Şekil 3C, tek bir veriden verileri gösterir. selenit dozu ve tüm tedavi periyodundan elde edilen veriler Şekil 3D'de sunulmaktadır. (E,F) Şekil 3E, tek bir selenit dozundan sonra maksimum selenyum konsantrasyonunu temsil eder. Tüm tedavi süresi boyunca maksimum selenyum konsantrasyonu şu şekilde sunulur: Şekil 3F. (G) Farklı dozlarda selenyumun eliminasyon yarı ömrü. Tüm rakamlarda, dolu daireler 20 dakikalık infüzyonlardan gelen verileri ve açık daireler 40 dakikalık infüzyonlardan elde edilen verileri gösterir. Kısaltmalar: BI—enjeksiyondan önce; AI—enjeksiyondan sonra; AUC—eğri altındaki alan; ve Cmax—maksimum konsantrasyon 162 × 253 mm (300 × 300 DPI).

          3.3. Farmakokinetik
          Farmakokinetik modelleme, ilacın tamamını veya çoğunu alan tüm hastalardan elde edilen veriler için başarılı olmuştur. tedavi. Erken bırakan sekiz hastada ve HIV testi pozitif çıkan bir hastada, herhangi bir farmakokinetik değeri hesaplamak için veri yok veya yeterli değil. arasında yakın bir ilişki vardı. gözlemlenen ve tahmin edilen selenyum konsantrasyonu (korelasyon katsayısı, r = 0.94 ± 0.05; ortalama ± standart sapma). Bir hastadan alınan verileri kullanan farmakokinetik eğri uydurma prosedüründen elde edilen sonuç, Şekil 3B'de verilmiştir. Her ikisi de tek bir doz için tahmin edilen veriler için dozla birlikte doğrusal bir AUC artışı olmuştur. selenyum dozu (kullanılan farmakokinetik eğri uydurma programından elde edilen çıktı ile verilir) ve tekrarlanan yönetim (Şekil 3C,D). Tek doz selenyumdan elde edilen maksimum plazma konsantrasyonu (Cmax) doğrusal olmayan bir düzende dozla arttı (Şekil 3E). Buna karşılık, doğrusal bir artış oldu. toplam doz ile tüm çalışma süresi boyunca selenyumun Cmax'ını gözlemledi (Şekil 3F). ortanca eliminasyon yarı ömrü 18.25 saattir (aralık 10.4-46.6 saat) (Şekil 3G)



          3.4. Klinik değerlendirme
          Antitümör etkisi ikincil bir son noktaydı. Burada açıklanan herhangi bir antitümör etkisi, sınırlı sayıda hasta ile ilişkili doğal belirsizlik nedeniyle önlemle yorumlanmıştır. Her doz seviyesi. Tümör boyutu (RECIST), selenit tedavisi öncesi ve sonrası ve sonrasında değerlendirildi. sonraki kemoterapi tedavisi. Bu ölçümlerden elde edilen sonuçlar şelalede sunulmaktadır. (Şekil 4A), selenit tedavisinin tümör hacmi üzerinde tutarlı bir etkisi olmadığını düşündürür. Hiçbiri hastalar, ilgili tedavilerden hemen sonra tam veya kısmi yanıt aldı, ancak 13 hastada selenit tedavisinden sonra stabil bir hastalık ve sonraki kemoterapiden sonra 16 hasta. Hasta 4, kim kompresyona bağlı riskten kurtulmak için trakea ve ana bronşa stent takıldı Selenit tedavisine başlamadan bir hafta önce solunum güçlüğü, yavaş yavaş iyileşen stabil bir hastalığı vardı sonraki altı ay boyunca yanıt Tümör, tarafından ortaya konduğu gibi yarım yıl sonra tespit edilemezdi. BT ve PET-CT incelemesi. Altı yıldan fazla bir süredir tekrarlayan tümör olmadan hala hayatta. Dahil edilen son hastaların altısında, [18F]-2-floro-2-deoksi-D-glukoz ile bir PET-BT incelemesi yapıldı. (FDG) selenit tedavisinin öncesinde ve sonunda uygulandı. Bu hastalardan birinde testiküler teratom, SUVmax (tümörde deoksiglukoz için Standart Alım Değeri) sonrasında arttı selenit tedavisi, tümör ilerlemesini gösterir. İki hastada (biri kolon kanserli, diğeri malign mezotelyoma) değişiklik olmadı. 15.3 mg/m2 alan üç hastada , Vardı ikisinde normal dokularda bir miktar alım azalmasına rağmen, alımda azalma belirtileri. Etmoid kanserli bir hasta (15.3 mg/m2 alan ), SUVmax'ta net bir düşüş oldu, karaciğer metastaz yükünde belirgin bir azalma olduğunu gösterir (Şekil 4B). Genel olarak, biz de öğrendik başlangıçtan itibaren plazma M65 (sağlam ve kaspazla parçalanmış sitokeratin 18'in bir ölçüsü) değerlerindeki değişiklik selenit tedavisini takiben stabil hastalığı olan hastalarda anlamlı olarak daha düşüktü (Ek Şekil S2)

          Plöritli bir hastada selenit tedavisinin modülatör etkilerine değinmek mümkün olmuştur. primer tümör hücrelerinin izole edilmesini takiben ex vivo sonraki kemoterapinin tepkisi üzerine plevra eksüdası. Bu, selenit tedavisinden önce ve sonra yapıldı. Hücreler tedavi edildi karboplatin veya gemsitabin ve bunların kombinasyonları ex vivo. Tümör hücreleri daha duyarlıydı. selenit tedavisinden sonra kombine karboplatin ve gemsitabin tedavisi (Şekil 4C). bu hasta selenit tedavisi sırasında klinik ve radyolojik olarak belirlenmiş tümör progresyonu vardı, ancak gerileme daha sonra karboplatin ve gemsitabin kombinasyonu ile tedavi edildiğinde. 3 mg/m2'den az verilen %100 hastalarda kemoterapiye bağlı toksisite insidansı daha yüksekti. aynı ilaç(lar)la tedavinin ilk aşamasına kıyasla selenit (ek Tablo S1). Bu nedenle, dozları azaltmak, kurslar arasındaki aralıkları uzatmak veya durdurmak için bir ihtiyaç olarak kaydedildi.tamamen kemoterapi. Bununla birlikte, kemoterapiye bağlı toksisite hastaların sadece %46'sında daha yüksekti. 3 mg/m2 selenit dozunun üzerinde verildiğinde hastalar



          Şekil 4. (A) Selenit tedavisini takiben tümör tepkisini gösteren şelale grafiği (üst panel) ve ardından kemoterapötik ilaçların uygulanması (alt panel). şelalede arsa, pozitif bir değer, tümör hacmindeki artışı gösterir ve bunun tersi de geçerlidir. (B) Ön-arka Birden fazla metastazı olan 48 yaşındaki bir erkeğe ait Maksimum Yoğunluk Projeksiyonu (MIP) PET görüntüleri IV uygulamasından 60 dakika sonra elde edilen sol sinüs etmoidalis karsinomundan [ 18F]-2-floro-2-deoksi-D-glukoz (FDG) (4 MBq/kg vücut ağırlığı); sol panel, taban çizgisi muayene; ve sağ panel, selenitini durdurduktan 17 gün sonra muayene tedavi (günde 28.2 mg selenit ile üç tedavi). İlk tedaviden birkaç saat sonra, sol gözünün arkasında lokalize olan birincil tümörü şişmeye başladı ve büyük bir önceki mütevazı ekzoftalmisinde artış. Ancak, daha sonra eski durumuna geri döndü. 1-2 gün. Bu inceleme, metastazların FDG alımında genel bir azalma olduğunu gösterir, en belirgin olarak sol karaciğer lobunun büyük bir metastazı (ok). (C) Tek veya plevradan toplanan hücrelere 48 saat boyunca karboplatin ve gemsitabinin kombine maruziyeti bir hastadan eksüda. Fraksiyon 1 selenit muamelesinden önce ve Fraksiyon 2'yi gösterir selenit tedavisinden sonra gösterir. Veriler ortalama ± S.D olarak sunulmuştur. 160 × 143 mm (300 × 300 DPI).

          4. Tartışma
          Selenyumun yüksek konsantrasyonlarda toksik etkiler de ortaya çıkarabilen temel bir mikro besin olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, terminal kanser hastalarında iv uygulanan sodyum selenitin MTD'sini belirlemek için insanda ilk faz I denemesini rapor ediyoruz. Bu çalışmanın ana amaçlarından biri selenit tedavisinin güvenli doz seviyesini belirlemekti. Sodyum selenit, bu hastalarda 10.2 mg/m2'ye kadar olan dozlarda iyi tolere edildi ve bu nedenle MTD olarak tanımlandı. Bu dozda ve altında, sınırlı yan etki insidansı vardı. Bizim gözlemimiz daha önce selenit toksisitesi için tarif edilenlere benzerdi, özellikle bulantı, kusma ve yorgunluk - antiemetik tedaviye rağmen doz sınırlayıcı olabilen yan etkiler. En önemli yan etkiler, MTD'nin ötesinde doz düzeyinde iskemi, kafa karışıklığı, bilinç kaybı ve solunum güçlüğü belirtileriyle birlikte kalp toksisitesiydi. Kalp toksisitesi ve solunum problemleri, daha önce perfüze edilmiş ex vivo kalp ve sıçan ve tavşan düz kaslarında bildirildiği gibi, yüksek doz selenit'in kas kontraktilitesi üzerindeki olumsuz etkisi ile ilişkili olabilir [25]. Doz sınırlayıcı toksisite, selenyum infüzyonundan birkaç saat sonra, kısa süreli, 6-8 saatten fazla olmayan, herhangi bir kalıcı toksisite veya sekel olmaksızın ortaya çıktı. Rutin kan örneği analizleri, eğer varsa, doğası gereği geçici olan sınırlı yan etkiler gösterdi. Özellikle, hiçbir kemik iliği toksisitesi belirgin değildi. Farmakokinetik veriler, toplam doza göre plazma selenyum konsantrasyonunda doğrusal bir artış önerdi. Bununla birlikte, en yüksek pik konsantrasyonu, ≥10.2 mg/m2 doz seviyesinde bir platoya ulaştı. Özellikle, bu doz seviyelerindeki değişken infüzyon süresi, plazma klirensi için bir pencere sağladı ve böylece herhangi bir doğrudan karşılaştırmayı engelledi. Bir hastada (doz seviyesi 12.3 mg/m2) renal klirens uygulanan toplam selenyum dozunun %46'sıydı, bu da selenitten selenyum atılımında böbreğin önemli bir rolü olduğunu düşündürür. Çalışmanın sonlandırılmasının sonunda, plazma selenyum konsantrasyonu başlangıç ​​seviyelerine döndü ve bu, yüksek dozda tekrarlanan selenit uygulamasının fizyolojik selenyum homeostazı üzerinde hiçbir belirgin olumsuz etkisi olmadığını gösterdi. Selenit tek başına belirli tümörleri hedeflemede etkiliydi. Ancak daha belirgin bir etki, bir hasta alt grubunda sonraki kemoterapiyi takiben görülmüştür. Klinik açıdan, aynı zamanda Bazı hastalarda sitostatik ilaçların tek veya kombine kullanımının tümör yanıtlarını tetikleyebileceği bilinmektedir. bir zaman aralığından sonra, bu tür fenomenler ile tekrarlanan tedaviyi haklı çıkarmak için yeterince yaygın olmasa da ilk tedavi hattı. İlginç bir şekilde, çalışmamızdaki hastaların çoğu ilk satırlarına tekrar yanıt verdi. 13 hastanın kemoterapiden semptomatik fayda sağladığı kabul edildi. tedavi. Bu in vivo etkiler, ex vivo çalışmanın bulgularıyla iyi bir şekilde desteklenmiştir. hastadan türetilmiş birincil ilaçlara benzer kemoterapötik ilaçlara karşı artan duyarlılık göstermiştir. Tümör hücreleri. Yakın tarihli bir çalışma, selenit ön tedavisinin karboplatin indüksiyonunu önlediğini bildirdi. çıplak fare modelinde in vivo direnç [26]. Bu sonuçlar bulgularımızı destekler nitelikte olup, selenit kendi başına kanser hastalarının bir alt kümesinde klinik olarak faydalı olsa bile; sonraki kullanımı kemoterapi ile tedavi edici olarak değerli olabilir. Selenit tedavisinin etkinlik sonuçları, sayıları az olduğundan dikkatli yorumlanmalıdır. Kayıtlı hastaların ve genel sağkalım verileri sonraki kemoterapinin etkisini içeriyordu. Kanıt %38'de stabil hastalık tarafından yansıtıldığı üzere selenit tedavisini takiben klinik faydalar gözlemlenmiştir. hastalar. Bu hasta grubu, bulunanları yansıtan nispeten stabil plazma M65 seviyesine sahipti. kemoterapiyi takiben testis kanserinde daha erken ortaya çıkar [27]. Ancak belirtmek gerekir ki, bunlar gözlemler, sınırlı sayıda selenitin genel sağkalım üzerinde olumlu etkilerini göstermez.hastaların. Bununla birlikte, selenit ve ardından kemoterapi ile tedavinin bir etkisi olmadığını gösterir. hayatta kalma üzerinde olumsuz etki. Sırasıyla altı (CR) ve bir yıl sonra iki hasta hala hayatta. Ayrıca selenit tedavisinden sonra medyan sağkalım 6,5 aydı. Bu tedaviye dirençli, ilerlemiş tümör grubunda oldukça uzun bir süre. İlerlemiş hastalık düşünüldüğünde Çalışma kaydı öncesi konvansiyonel kemoterapötik tedavilere durum ve kazanılmış direnç tüm hastalarda objektif yanıtlar ve stabil hastalık birçok hastada oldukça cesaret vericidir. Genel olarak, tümör hücreleri yüksek bazal düzeyde reaktif oksijen türleri (ROS) barındırır. kesintisiz büyüme için artan metabolik ihtiyaca adaptif yanıt [3]. Hipotezimiz tedavi etmekti. ROS üretiminde yüksek doz selenit kullanan kanser hastaları, kayda değer bir marj dahilinde terapötik indeks. Verilerimiz bazı tümörlerin selenit dirençli olduğunu gösterdi. Tümördeki farklılıklar selenit tedavisine yanıt, belki de tümörler arası heterojenliğe ve bunların mikroçevresine atfedilir Hedef dokuda selenyum alımını düzenleyen Bağlam bilge, hücre dışı redoks azaltmanın rolleri sistin-glutamat antiporter xCT'nin ortamı ve ifadesi [24] (selenitten selenyum alımını kolaylaştırır) tümör dokularında, başarılı kemoterapötiklerin ana belirleyicileri olarak daha fazla araştırmayı garanti eder. selenit uygulaması Bu çalışmanın en önemli sınırlılıklarından biri, herhangi bir nicel tümöre selenyum yüklenmesinin ölçüsü. Önemli sayıda hasta (%70) akciğer kanserine sahipti Bu, önemli riskler olmadan tümör biyopsileri alma olasılığını engelledi. o da belli değil göz önüne alındığında, infüzyon süresinin maksimum antitümör etki elde etmek için yeterli olup olmadığı selenitin plazma yarı ömrü nispeten kısaydı. Yeterli süreli kararlı durum plazma konsantrasyonu etkili kemoterapötik etkiler elde etmek için gerekli olabilir. Bunu ele alırken, öğrendik bir insan akciğer kanseri hücre hattı, düşük konsantrasyona maruz kaldığında selenit'e oldukça duyarlıdır. düşük selenyum birikimi ile birlikte daha uzun süre ve bunun tersi de geçerlidir (bkz. ek veriler, Şekil S1). Bu nedenle, uzun süreli selenit infüzyonunun başka bir faz I çalışmasına geçmeyi planlıyoruz. optimal bir tedavi programı bulmak için MTD ve klinik etkileri belirleyin.

          5. Sonuçlar
          Sonuç olarak selenit, bazı hastalıkların tedavisi için ilginç bir kanser terapötik maddesi olabilir. tümörler ve ayrıca sitostatik rejimler için etkili bir tamamlayıcı olabilir. MTD'yi tanımlayan sonuçlarımız, güvenlik, farmakokinetik ve klinik sunum, daha fazla etki için gerekli bilgileri sağlar kanser tedavisinde selenit çalışmalarının değerlendirilmesi. Araştırmadan elde edilen bulgular da gösteriyor ki selenit daha önce bahsedildiği gibi üç şekilde çalışabilir - kemoterapi ile kombinasyon halinde kendi başına ve kemoterapi toksisitesine karşı bir çare olarak. Ancak, mümkün olup olmadığını belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. klinikte değerli olması ve ayrıca hangi bireysel terapötik yönün en iyi terapötik özelliği temsil edebileceği yaklaşmak. Ama önce, optimal tedavi programını bulmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç var.

          Teşekkür
          Bu çalışma tamamen akademik bir çalışma olup, sektörden herhangi bir finansal destek almadan denedim. Stockholm County, Cancerfonden (İsveç Kanser Derneği)'nden Cancer-och Allergifonden'e teşekkürler. Council (ALF), Stichting AF Jochnick Foundation ve Radiumhemmets Forskningsfonder'a çalışmanın finansmanını desteklemesi için hibe.

          Yazar Katkıları O.B.—sponsor ve baş araştırmacı olarak çalışmanın klinik kısmını planlamak ve yürütmek, ve değerlendirmeye katılmak ve makaleyi yazmak; S.E.—farmakokinetik analizler yapmak; M.W.—ex vivo çalışmalar ve sonuçların değerlendirilmesi; C.A.H.—çalışmanın planlanması; E.H.L.—ölçüm plazma örneklerinde selenyum; D.M.-CT taramalarının değerlendirilmesi;C.L.H.- ders çalışma; H.J.—PET CT taramalarının değerlendirilmesi; S.L.—plazmada sitokeratin 18 analizi; S.M.—in vitro çalışmalar, sonuçların değerlendirilmesi ve sunulması ve yazı yazmaya katılım; ve M.B.—lider araştırma grubu ve çalışmanın planlanması, değerlendirme ve makale yazmaya katılma.

          Çıkar çatışmaları
          Pharma Nord Aps, Intro-Selen i.v.'yi cömertçe sağladı. ancak gerekli tüm belgelerle birlikte herhangi bir doğrudan mali destek veya finansman sağlamamıştır. Finansal veya başka bir bağlantı yoktu Planlamadan yazıya kadar, araştırmanın herhangi bir bölümünde çalışma grubu ile Pharma Nord Aps arasında bu belgede sunulan bağımsız akademik araştırmanın sonucunu herhangi bir şekilde etkileyebilecek taslaklar el yazması. İnorganik sıvı selenyumun kanserde kullanımı için patent başvurusu yapıldı bir mucit olarak son yazar Mikael Björnstedt ile tedavi

          Yorum yap


          • #6
            Tek Başına Sodyum Selenitin Antitümör Aktivitesi ve Pankreas Kanserinde Gemsitabin ile Kombinasyon: Bir In Vitro ve In Vivo Çalışması
            Kevin Doello 1,2,†, Cristina Mesas 2,3,†, Francisco Quiñonero 2,3,4 , Gloria Perazzoli 2,3,5, Laura Cabeza 2,3,4 , Jose Prados 2,3,4,* , Consolacion Melguizo 2,3,4,‡ and Raul Ortiz 2,3,4,‡

            Basit Özet: İlerlemiş pankreas kanserinin tedavisi büyük bir zorluğu temsil eder çünkü kemo direnci ve düşük hayatta kalma oranı. Bu araştırmanın amacı yeni bir antitümörü test etmektir. Pankreas kanserinde hem in vitro hem de in vivo olarak molekülere odaklanan ajan (sodyum selenit) dahil olan mekanizmalar ve geleneksel kemoterapi (gemsitabin) ile kombinasyonu. sonuçlarımız selenitin parthanatos hücre ölümü yoluyla pankreas kanserine karşı güçlü bir antitümör etkisi olduğunu göstermek, ve hem in vitro hem de in vivo deneylerde p38 yolu yoluyla gemsitabinin etkisini arttırır. Bunlar sonuçlar pankreas kanseri hastalarının sonuçlarını iyileştirebilir ve geleceğin başlangıcı olabilir klinik denemeler.

            Özet: Sodyum selenit, hücresel oksidatif strese karşı koruma sağlayan enzimleri tüketerek etki eder. Pankreas kanserinde tek başına veya gemsitabin (GMZ) ile kombinasyon halinde etkisini belirlemek için, Pan02 tarafından oluşturulan bir tümör taşıyan PANC-1 ve Pan02 hücre dizileri ve C57BL fareleri kullandık. Sonuçlarımız, tek başına sodyum selenit kullanımı ile pankreas kanseri hücresi canlılığının önemli bir inhibisyonu ve GMZ ile ilişkilendirildiğinde sinerjistik bir etki göstermiştir. Sodyum selenit'in tek başına antitümör etkisinin moleküler mekanizmaları, kombine terapide apoptoz indükleyici faktör (AIF) ve fosfo-p38 ekspresyonunu içeriyordu. Ek olarak, sodyum selenit tek başına ve GMZ ile birlikte göç kapasitesini ve koloni oluşturma yeteneğini önemli ölçüde azalttı, çok hücreli tümör sferoidlerinde (MTS) tümör aktivitesini azalttı ve kanser kök hücrelerinin küre oluşumunu azalttı. İn vivo çalışmalar, kombine tedavinin, tedavi edilmeyen gruba kıyasla yalnızca tümör büyümesini (%65) değil, aynı zamanda monoterapi olarak kullanılan sodyum selenit veya GMZ'ye (%40'a kadar) göre de inhibe ettiğini ve farelerin hayatta kalmasını arttırdığını göstermiştir. Bu sonuçlar, IVIS sistemi kullanılarak Pan02 tarafından oluşturulan bir tümör taşıyan C57BL/6 albino farelerinin analizi ile desteklenmiştir. Sonuç olarak, sonuçlarımız sodyum selenit'in pankreas kanseri tedavisinde iyileştirme için potansiyel bir ajan olduğunu ve gelecekteki insan klinik deneyleri için düşünülmesi gerektiğini gösterdi.

            Anahtar Kelimeler: sodyum selenit; gemsitabin; pankreas kanseri; kanser kök hücreleri; kombine terapi; fosfo-p38 proteini

            1. Giriş Sodyum selenit'in kemoprotektif ve antitümör kapasitelere sahip olduğu bulunmuştur. toksik olmayan dozlarda [1,2]. Bazı çalışmalar, kemoterapi ile birlikte düşük doz selenit kullanımının yan etkilerini azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermiştir [1,3,4]. Ek olarak, Selenitin, güçlü bir antitümör kapasitesine ve tümör için seçiciliğe sahip olduğu bulunmuştur. hücreler. Bu antitümör kapasitesi in vitro olarak lenfoma, lösemi, gastrik, mezotelyoma ve kolorektal karsinom hücre hatları [5–10]. In vivo çalışmalar da tatmin edici ile yumurtalık, prostat ve kolon tümörü aşısı ile farelerde yürütülmüştür. sonuçlar [11-13]. Buna karşılık, değerlendirmek için yeterli klinik çalışma geliştirilmemiştir. kanser hastalarının prognozunda iyileşmeler [14]. Sodyum selenit, selenyum kaynağı olarak kullanılan inorganik bir okso tuzudur. glutatyon peroksidaz ve tioredoksin redüktaz gibi selenoproteinlerde bulunur [15]. Bunlar proteinler, serbest olan reaktif oksijen türlerinin (ROS) ortadan kaldırılmasında rol oynar. oksidatif stres ile proteinlere ve DNA'ya zarar veren radikaller. Ancak, yüksek dozlarda selenit, tümör hücreleri de dahil olmak üzere hücreler için toksik hale gelir. Selenit son derece büyük miktarda indirgeyici madde kullanarak hücre tarafından hızla metabolize edilen reaktif anyon hem indirgenmiş glutatyon (GSH) hem de indirgenmiş tioredoksin (TRX) formunda güç, hücresel düzeyde hayati işlevleri yerine getiren, en önemlisi ROS'un detoksifikasyonudur. Bu nedenle, selenit aracılı GSH ve TRX tükenmesi hücreyi terk eder. ROS'a karşı savunmasız, şiddetli DNA, protein ve/veya ribonükleotid hasarı [16]. Aslında, ROS'un hücresel üretebileceği gösterilmiştir. (i) MMR'yi etkinleştiren azotlu bazların uyumsuzluğundan kaynaklanan hasar (uyumsuzluk onarımı) p53'e bağlı olsun ya da olmasın, boş onarım döngülerine ve apoptoza yol açan sistem (yani, s73) [17,18]; (ii) tamir edilmezse apoptozu aktive eden çift zincirli kopmalar p53; ve (iii) salınmaya neden olan mitokondriyal hasarı indükleyebilen oksidatif stres sitokrom c, apoptoz aktivasyonu (mitokondriyal yol) ve otofaji. İçinde ek olarak, ASK1 faktör salınımına neden olan selenit aracılı TRX tükenmesi aktive olur. p38/JNK'ye bağlı hücre ölümü [18], belirli hücre içi toksik ajanları inaktive eden selenit aracılı GSH azalması, hücrenin kendisini belirli toksinlerden (örneğin kemoterapötik ilaçlar) savunmasını engeller [16]. Bazı yazarlara göre [8] selenit ayrıca, GSH ve TRX'in yenilenmesinden sorumlu olan aktif glutatyon redüktaz ve tioredoksin redüktaz merkezini doğrudan bloke edebilir ve böylece tümör hücresinin ilaçların etkisinden kaçınma yeteneğini azaltabilir. İlginç bir şekilde, in vitro ve in vivo çalışmalar, tümör hücrelerinin selenite normal hücrelere göre daha duyarlı olduğunu göstermiştir. Paradoksal olarak, tümörler içindeki geleneksel kemoterapiye oldukça dirençli hücrelerin selenit maruziyetine en duyarlı hücreler olduğu bulunmuştur. Olm et al. [19] bu fenomeni MRP kanalına dayalı direnç mekanizmalarıyla açıkladı. Bu proteinlerin tümör hücrelerinde bulunması, kemoterapötik ajanların GSH ile birlikte (ayrı veya konjuge) dışarı atılmasına izin verir. Bu tümör hücrelerinde, daha önce HSe'ye indirgenmiş olan selenit, büyük ölçüde dahil edilmiştir. Bu nedenle, kemoreztant tümör hücreleri (bu durumda daha fazla indirgeme gücü, bu durumda GSH'yi dışarı atar) seleniti daha iyi dahil eder ve daha fazla hasar görür [19]. Metilselenik asit [20], selenometiyonin [21] ve sodyum selenat [22] gibi diğer selenyum bileşikleri de redoks bazlı antitümör aktivite göstermiştir. Aslında, Qiu ve ark. [20] meme kanserine karşı in vitro ve in vivo metilselenik asit kullanmış ve JAK2 ve STAT3'ü bloke ederek kanser hücresi büyümesinin önemli ölçüde inhibisyonunu gösteren pozitif sonuçlar vermiştir. Goel et al. [21], selenometiyonin, HCT116 ve RKO kolon kanseri hücrelerinde p53 yolu aracılığıyla apoptozu indükledi. Choi et al. [22], sodyum selenatın kemoterapötik ajan vinkristin ile kemosensitize edici etkisini göstermek için KBV20C oral kanser hücrelerini kullandı. Bu yazarlar ayrıca bu etkinin p-glikoprotein inhibisyonundan bağımsız olduğunu göstermiştir.

            Öte yandan, ekzokrin pankreas hücrelerinden kaynaklanan malign bir tümör olan pankreas duktal adenokarsinomu, çoğunlukla 65-75 yaşları arasında teşhis edilen ve özellikle son birkaç yılda artan insidansı ile nadir görülen bir tümördür (tüm tümörlerin %2.1'i). yıl [23,24]. Gecikmiş bir tanı ve çok kötü bir prognoz ile karakterizedir. Aslında bu tümörlerin çoğu (%70) zaten ameliyat edilemez olduklarında ve lokorejyonel ve/veya hepatik metastaz ürettikleri zaman evre III-IV'te teşhis edilir. Bu durumlarda, mevcut tek tedavi kemoterapidir. En yaygın olarak kullanılan kemoterapötik ajanlar, gemsitabin (GMZ) ve 5-florourasil (5-FU) gibi antimetabolitler; albümine bağlı paklitaksel (Abraxane) gibi mikrotübüldepolimerize edici maddeler; oksaliplatin (OXA) gibi araya giren maddeler; veya irinotekan (IRI) gibi topoizomeraz inhibitörleri. Bu tedavilerin agresifliğine rağmen, pankreas kanserli hastaların hayatta kalma süreleri ancak bir yıla ulaşmaktadır. Tedavi başarısızlığının ana nedenlerinden biri, pankreas kanseri hücrelerinin, ilaçları hücreden uzaklaştıran p-glikoprotein veya MRP gibi MDR (çoklu ilaç direnci) proteinlerinin aracılık ettiği yüksek ilaç direnci göstermesidir [25]. GMZ–Abraxane (IMPACT klinik deneyi) veya FOLFIRINOX (PRODIGE klinik deneyi) gibi kemoterapötik ajanların kombinasyonu ve PAPR inhibitörlerinin kullanımı, hasta yanıtını iyileştirmek için test edilmiştir. İkinci durumda, Olaparib, daha önce FOLFIRINOX veya FOLFOX'a yanıt veren BRCA mutasyonlu pankreas kanserli hastalarda sağkalımı artırdı (POLO klinik deneyi) [26]. Bu bağlamda, bu makalenin amacı sodyumun antitümör kapasitesini incelemektir. selenit tek başına ve kemoterapi (GMZ) ile kombinasyon halinde, pankreasa odaklanarak kanser ve antitümör aktivitesine dahil olan moleküler mekanizmalar. Sonuçlarımız gösteriyor Sodyum selenit pankreas kanserinin GMZ'ye tepkisini iyileştirir, bu tip tümörün tedavisinde yeni bir strateji olarak potansiyel kullanım

            2. Gereçler ve Yöntemler
            2.1. Hücre Kültürü, Sodyum Selenit ve İlaç Tedavileri İnsan pankreas kanseri hücre dizisi PANC-1, Center of Scientific Instrumentation'dan (CIC-Granada Üniversitesi) satın alındı ​​ve fare pankreas kanseri hücre dizisi Pan02, nazikçe Dr. Lars Ivo Partecke tarafından sağlandı, Greifswald Üniversitesi, Almanya. Her iki hücre çizgisi, %10 fetal sığır serumu (FBS) ve %1 streptomisin ve amfoterisin B karışımı (ATB) ile desteklenmiş DMEM ortamı kullanılarak kültürlendi. Hücreler 37 ◦C'de ve %5 CO2 ile nemlendirilmiş atmosferde bir inkübatörde tutuldu ve %0.25 tripsin ve %0.02 EDTA kullanılarak pasajlandı. Sodyum selenit, 578.03 mM stok konsantrasyonunda DMEM içinde çözüldü. GMZ, Sigma'dan (Sigma-Aldrich, Saint Louis, MO, ABD) elde edildi ve 379.94 mM stok konsantrasyonunda damıtılmış su içinde çözüldü. Benzamid, 1981.18 uM stok konsantrasyonunda DMEM içinde çözündürüldü ve Sigma'dan (Sigma-Aldrich, Saint Louis, MO, ABD) elde edildi.

            2.2. Hücre Canlılığı Analizi
            Hücreler 5 x 103 yoğunlukta ekildi PANC-1 ve 4 × 103'te hücreler/kuyu hücreler/kuyu Pan02 içinde kültür ortamı (400 uL) ile 24 oyuklu plakalarda, gece boyunca inkübe edildi ve maruz bırakıldı sodyum selenit (1 ila 30 µM), GMZ (0,025 ila 5 µM) ve her iki sodyum selenit ve GMZ (farklı konsantrasyonlar) 72 saat süreyle. Daha sonra hücreler trikloroasetik ile fikse edildi. asit (TCA), 4 ◦C'de 20 dakika boyunca %10'da. Kurutulduktan sonra plakalar %0.4 ile boyandı. %1 asetik asit içinde sülforodamin B (SRB) (20 dakika, çalkalamada). Üç yıkamadan sonra %1 asetik asit ile SRB, Trizma® (10 mM, pH 10.5) ile çözündürüldü. Son olarak, Boyanın optik yoğunluğu (OD), bir Titertek Multiskan kolorimetresi (Flow, Irvine, CA, ABD) 492 nm'de. Proliferasyon (Pf%) ve sitotoksisite (Ct%) yüzdeleri Denklem (1) ile hesaplanmıştır Pf% = (örnek OD/negatif kontrol OD) × 100 ve Denklem (2) Ct% = 100 − Pf%. Ayrıca IC50 (GraphPad Prism 6 Yazılımı, La Jolla, CA, USA) Denklem (3)'e göre belirlendi Hücre sağkalımı (%) = ((İşlenmiş hücreler OD - boş)/(Kontrol OD - boş) × 100. Sinerji değerlerini hesaplamak için tedavi kombinasyonları, sinerjiyi tanımlayan kombinasyon indeks denklemi (CIE) (CI < 1), aditif etki (CI = 1) ve antagonizma (CI > 1), CompuSyn kullanılarak elde edildi yazılım [27].

            2.3. Hücre Döngüsü Çalışması
            Hücreler, 15 x 104 yoğunlukta 6 oyuklu plakalara ekildi. PANC-1'deki hücreler/kuyu ve 10 × 104 hücreler/kuyucuk, 1.5 mL tam DMEM içinde Pan02 içinde. 24 saat sonra kültür ortam çıkarıldı ve hücre döngüsünü durdurmak için serumsuz bir kültür ortamı eklendi. Daha sonra kültür hücreleri farklı işlemlere (48 saat) maruz bırakıldı, tripsinize edildi, santrifüjlendi. (1500 rpm, 3 dakika) ve %70 etanol (4 ◦C, 60 dakika) içinde sabitlendi. etanolün uzaklaştırılmasından sonra santrifüjleme (1500 rpm, 3 dakika), peletler PI/RNASE solüsyonu kullanılarak işlendi kiti (Inmunostep, Salamanca, İspanya). Örnekler bir BD FACSCanto II akışında analiz edildi FlowJo yazılımı kullanılarak sitometre (Becton Dickinson, San Jose, CA, ABD).

            2.4. Mitokondriyal Membran Potansiyel Analizi
            1,10 ,3,3,30 ,30 -hekzametilindodikarbo-siyanin (DiIC1), depolarizan membran potansiyelleri ile mitokondride biriken bir floresan boya, belirlemek için kullanıldı. apoptotik benzeri hücrelerde mitokondriyal potansiyelin modülasyonu. Hücreler ekildi 10 × 104 yoğunlukta 6 oyuklu plakalar hücreler/kuyu, farklı tedavilere maruz bırakılmış (48 saat), tripsinize edildi ve PBS içinde yıkandı ve santrifüjlendi (2500 rpm, 3 dakika). Daha sonra, peletler DMEM (FBS ve ATB olmadan) içinde yeniden süspanse edildi ve DiIC1 (10 uM) ve PI ile inkübe edildi (1 mg/mL) karanlıkta 20 dakika (ImmunoStep, Salamanca, İspanya). Son olarak, hücreler santrifüjlendi (1500 rpm, 3 dakika), PBS içinde yeniden süspanse edildi ve bir akış sitometresi ile analiz edildi FlowJo yazılımı kullanılarak BD FACSCanto II (Becton Dickinson, San Jose, CA, ABD).

            2.5. Benzamid Tedavi Testleri
            Hücreler, 15 x 103 yoğunlukta 24 oyuklu plakalara ekildi. PANC-1'deki hücreler/kuyu ve 4 × 103 Pan02'de hücreler/kuyucuk ve poli-ADP-riboz-polimeraz (PARP) ile işleme tabi tutulmuştur. inhibitör benzamid (10 ila 30 uM) (Sigma-Aldrich, Saint Louis, MO, ABD) ve 72 saat boyunca selenit (farklı konsantrasyonlar) ile birlikte benzamid ile. Sonra bir sülforodamin B proliferasyon deneyi, yukarıda tarif edildiği gibi gerçekleştirilmiştir.

            2.6. Apoptoz İndükleyici Faktör İmmünofloresan Testi
            Apoptozu indükleyen faktörü belirlemek için bir immünofloresan tahlili kullanıldı (AIF) 24 saat farklı tedavilerden sonra kültür hücrelerinde ekspresyonu. Hücreler dahil edildi %4 formaldehit içinde PBS içinde oda sıcaklığında (RT) (10 dakika), PBS ile yıkandı (iki kez) ve PBS içinde 50 mM NH4Cl (10 dakika, RT). PBS (5 dakika, 4 ◦C) ile bir yıkamadan sonra hücreler %0.5 Triton ile geçirgenleştirildi. PBS içinde X-100 (5 dak, 4 ◦C). Hücre preparasyonları %1 sığır serumu ile inkübe edildi. albümin PBS'de (10 dakika, RT) ve birincil anti-AIF antikoruna (Hücre Sinyali) maruz bırakıldı Technologies, Barselona, ​​İspanya) (1/200 seyreltme, 1 saat, RT). PBS yıkamasından sonra (üç kez), hücre preparasyonları, Alexa-488®'e (Hücre Signaling Technologies, Barselona, ​​İspanya) (1/500 seyreltme, 30 dak, RT). 4,6-diamidino-2- çekirdekleri boyamak için fenilindol (DAPI) (1/1000 seyreltme) kullanıldı. Hücreler gözlemlendi floresan mikroskopisi ile (Leica Microsystems, Wetzlar, Almanya).

            2.7. Fosforillenmiş p38
            Western-Blot Testi Farklı işlemlere (72 saat) maruz kalan hücreler (yukarıya bakın) toplandı ve santrifüjlendi, ve toplam proteinler, RIPA lizis tamponu (Sigma-Aldrich, Saint Louis, MO, ABD) Bradford kullanarak protein konsantrasyonunu belirlemek için. Elektroforez için 40 µg her numuneden alınan proteinler 95 ◦C'de 5 dakika ısıtıldı ve %10 SDS-PAGE'de ayrıldı jel. Fraksiyonlar bir nitroselüloz membrana (45 um gözenek boyutu) aktarıldı (Millipore, Burlington, MA, ABD), %0.1 Tween-20 ile takviye edilmiş PBS içinde %5 süt içinde bloke edildi (Bio-Rad, Hercules, CA, ABD) 1 saat süreyle ve anti-p38 tavşan primeri ile inkübe edildi. antikor (1:1000) (Cell Signaling Technologies, Barselona, ​​İspanya) gece boyunca 4 ◦C'de. Sonra, ikincil bir antikor (Sigma-Aldrich, Saint Louis, MO, ABD) eklendi (1:5000). NS membranlar kemilüminesans (Amersham Biosciences, Saint Louis, MO, ABD). β-aktin tespiti (Sigma-Aldrich, Saint Louis, MO, ABD) dahili olarak görev yaptı. kontrol. Jeller, Quantity One analitik yazılımı (Bio-Rad, Hercules,CA, ABD).

            2.8. Yara İyileştirme Testi
            Hücre hatlarının tümör hücre göç kapasitesini ve dolayısıyla invazivliklerini belirlemek için bir in vitro göç deneyi yapıldı. Pankreas kanseri hücreleri ekildi 6 oyuklu plakalar ve standart kültür koşullarında %90 birleşme noktasına kadar büyütüldü. Sonra, onlar sodyum selenit veya GMZ (1 ve 3 µM selenit (IC10 ve IC25) ve 0.05 µM ile işlenir 72 saat süreyle GMZ (IC10)). Aşağıdaki durumlarda steril bir uçla manuel olarak bir "yara" gerçekleştirildi. Grada et al. [28] ve ortam, serumsuz DMEM ile değiştirildi. Görüntüler ile migrasyon yüzdesini değerlendirmek için farklı zamanlarda (24, 48 ve 72 saat) elde edilmiştir. tümör hücrelerinin bulunmadığı alanın ölçülmesi (Image J yazılımı v.1.53i, NIH, Besthesda, MD, ABD) (https://imagej.nih.gov/, erişildi 14 Ekim 2020).

            2.9. Çok Hücreli Tümör Sferoid Testleri
            PANC-1 ve Pan02'den çok hücreli tümör sferoidleri (MTS) kullanılarak üretildi daha önce açıklanan protokolümüz [29]. Kısaca PANC-1 ve Pan02 hücreleri (15×103 ve 25 × 103 sırasıyla hücreler/kuyu), %1 (a/h) ile kaplanmış 96 oyuklu bir plakaya ekildi. agaroz ve 150 µL tam DMEM ile. PANC-1 MTS oluşumu için protokol şu şekildeydi: DMEM'i metilselüloz (%0.24) ile destekleyerek hafifçe modifiye edilmiştir [30]. PANC-1 ve Pan02 MTS, sodyum selenit, GMZ ve kombine tedaviler ile iki kez işleme tabi tutuldu. 72 saatlik döngüler. Tedavi edilmeyen MTS kontrol olarak kullanıldı. Ek olarak, hücre büyümesinin inhibisyonu, MTS, CCK8 (Hücre Sayma Kiti 8) (AbCam, Cambridge, UK) kullanılarak da incelenmiştir.

            2.10. Koloni Oluşum Deneyi
            PANC-1 ve Pan02 hücreleri, sodyum selenit, GMZ ile işlendi ve birleştirildi. tedaviler. 72 saat sonra hücreler, 12 oyuklu plakalara (600 hücre/oyuk) 1 mL DMEM. Pan02 ve PANC-1 koloni oluşumu için sırasıyla üç ve altı gün sonra, oyuklar 1 mL PBS kullanılarak iki kez yıkandı ve 1 mL/oyuk soğuk %70 kullanılarak sabitlendi metanol (RT, 30 dak). Daha sonra hücreler iki kez su ile yıkandı ve plakalar kurutuldu. bir gecede. Koloniler, %70 metanol içinde 1 mL/kuyucuk %0.5 kristal viyole kullanılarak lekelendi (15 dakika) bir orbital çalkalayıcı üzerinde. Daha sonra plaklar su ile üç kez yıkandı. ve gece boyunca kurutuldular. Son olarak, koloni sayısı sayıldı.

            2.11. CSC Spheroids Formation
            PANC-1 hücreleri, 72 saat boyunca farklı tedaviler (sodyum selenit, GMZ ve kombine tedavi) ile inkübe edildi. Daha sonra, kalan hücreler toplandı ve 3000 hücre, %1 (a/h) agaroz ve 300 uL koşullandırılmış ortam (HAM F12, %1 streptomisin-penisilin, hidrokortizon 1 ug/g/dan oluşan) ile kaplanmış 24 oyuklu plakalara ekildi. mL, heparin 4 ng/mL, insülin–transferrin–selenit—ITS—10 μg/mL, B27 1×, EGF 10 μg/mL, FGF 20 μg/mL) pankreas kanseri kök hücreleri (CSC'ler) için. 10 gün sonra, sferoidler oluşturulduktan sonra farklı tedavi gruplarında sayıldılar.

            2.12. In Vivo Tümör Büyüme Analizi
            Kahverengi ve albino dişi C57BL/6 fareleri (ağırlık 18-20 g, yaş 6 hafta) (Charles River Laboratories Inc, Wilmington, MA, ABD), öncesinde su ve yiyeceğe serbest erişimi olan koloni kafeslerine yerleştirildi. deneyler ve kontrollü ışık ve sıcaklıkla (22 ± 2 ◦C ve 12 saat aydınlık-karanlık döngüsü). Tüm hayvan çalışmaları, Granada Üniversitesi Hayvan Deneyleri Etik Kurulu tarafından (03-09-2017-118) ve uluslararası standartlara (Avrupa Toplulukları Konseyi Direktifi 2010/63) uygun olarak onaylanmıştır. Pan02 hücre çizgisi ile deri altı tümörleri, toplam 100 uL salin serum hacminde farelerin sağ arka tarafına 5 x 105 hücre enjekte edilerek indüklendi. Tümörler hissedilebilir olduğunda, fareler rastgele dört gruba ayrıldı (her iki durumda da her grup için n = 13 siyah, n = 5 albin) ve selenit ile tedavi edildi. (3 mg/kg), GMZ (25 mg/kg) veya selenit + GMZ (derleme tedavisi). Her grup, her üç günde bir toplam 10 doz (intraperitoneal uygulama) için tedavi edildi. Ek olarak, bir grup salin solüsyonu ile muamele edildi (kontrol, n = 13). Tümör hacmini hesaplamak için aşağıdaki formül kullanıldı: V (mm3 ) = (a × b 2 × π)/6, burada “a” tümörün en büyük çapıdır ve “b”, “’e dik olan en büyük çaptır. a". Tümör büyüme değerleri mm3/gün olarak ölçüldü. Ek olarak, farelerin hayatta kalması ölçüldü. Deneyler tamamlandıktan sonra fareler pentobarbital ile kurban edildi ve tümörler çıkarıldı.

            2.13. Biyogörüntüleme
            Etiketlenmiş glikoz kullanan bir IVI Spectrum (PerkinElmer, Waltham, MA, ABD) çalışması bir florofor (RediJect 2-DeoxyGlucosone (DG)-750, PerkinElmer, Waltham, MA, ABD) canlılığı değerlendirmek için 5 ve 10 tedavi döngüsünden sonra albino fare gruplarında gerçekleştirildi. tümör dokusu ve fareler, 3 saatlik uygulamadan sonra analiz edildi.

            2.14. Histolojik Analiz
            Rezeke edilen tümörler formaldehit içinde sabitlendi, parafine dahil edildi ve bir rotasyon mikrotomu (Leica, Wetzlar, Almanya). Deparafinizasyon ve hidrasyondan sonra, kesitler hematoksilen-eozin ve pentakrom yöntemiyle boyandı [31]. Ki67 ve MMP9 ekspresyonunu belirlemek için immünofloresan kullanıldı (BD 550.609 ve ab38898, sırasıyla 1:50 ve 1:200) (BD Biosciences, San Jose, CA, ABD; AbCam, Cambridge, Birleşik Krallık). Alexa-488® ve 647® (Hücre Sinyal Teknolojileri, Barselona, ​​İspanya) ikincil antikorlar olarak kullanıldı (her ikisi için 1:200). Görüntüler bir ile elde edildi fotoğrafik mikroskop (Leica, Wetzlar, Almanya).

            2.15. İstatistiksel Analizler
            Tüm sonuçlar, üç veya daha fazla ortalama ± standart sapma (SD) olarak ifade edildi. çoğalır. İstatistiksel analiz Student t testleri ve tek yönlü ANOVA kullanılarak yapıldı. post hoc Tukey testleri ile (SPSS v.15, SPSS, Chicago, IL, ABD). Farelerin hayatta kalması değerlendirildi Kaplan-Meier yöntemi ile. Son olarak, gruplar arasında yaşayan farelerin oranını karşılaştırmak için log-rank testi kullanıldı. Tüm testler İstatistik Paketi ile yapıldı Sosyal Bilimler için (SPSS) v.

            3. Sonuçlar
            3.1. Sodyum Selenit Pankreas Kanseri Hücrelerinde Hücre Canlılığını Azaltır Sodyum selenit, bir süre içinde pankreas kanseri hücresi canlılığını önemli ölçüde inhibe etti ve PANC-1 ve Pan02 hücresi için 5,6 ve 4,6 uM IC50 değerlerini gösteren doza bağımlı şekilde satırları, sırasıyla (Şekil 1A). 72 saatlik selenit maruziyetinden sonra hücre yoğunluğundaki azalma düz, poligonalin net bir kaybı da dahil olmak üzere morfolojik değişiklikler eşlik etti. hücre şekli, kültür plakasından ayrılma ve çekirdekte apoptoz benzeri sinyaller (Hoesch boyalı görüntüler) hem PANC-1 hem de Pan02 hücrelerinde (Şekil 1B). İlginç bir şekilde, selenit kombinasyonu (PANC-1'de IC10, IC25, IC40 ve Pan02'de IC25, IC40, IC50) ve GMZ (her iki hücre hattında IC10, IC25 ve IC40), her iki hücre hattında da hücre ölümü üzerinde sinerjik bir etki ortaya çıkardı. PANC-1 ve Pan02 hücreleri (CI < 1). Selenitin IC10'unda bir miktar etki kaybı gözlemlendi. Pan02 hücre hattı ve PANC-1 hücre hattında selenitin IC50'sinde (Şekil 1C).



            Şekil 1. Sodyum selenitin pankreas kanseri hücreleri üzerindeki etkisi. (A) Hücre canlılığı grafikleri ve sodyumun IC50 değerleri PANC-1 ve Pan02 hücrelerinde selenit ve GMZ. Hücreler, farklı dozlarda sodyum selenit ve GMZ'ye maruz bırakıldı. 72 saat (B) Sodyum selenite maruz kaldıktan sonra PANC-1 ve Pan02 hücrelerinde morfolojik değişiklikler (10x büyütme; detay büyütme 15×). Hoestch boyaması, apoptotik cisimlerin varlığını gösteren nükleer parçalanmalar (oklar) gösterdi. (apoptotik benzeri hücre ölümü). (C) PANC-1 ve Pan02 hücrelerinde sodyum selenit ve GMZ kombinasyon indeksi (CI) (CI > 1, zıtlık; CI < 1, sinerjizm). GMZ (gemsitabin); SEL (sodyum selenit).

            3.2. Sodyum Selenit ile Hücre Döngüsü ve Mitokondriyal Membran Potansiyelinin Modülasyonu Sodyum selenit,
            GMZ veya sodyum ile tedavi edilen PANC-1 ve Pan02 pankreas hücreleri selenit + GMZ hücre döngüsünde önemli değişiklikler göstermedi (%65 G0/G1 fazı, %15 faz S, %20 G2/M fazı) (Şekil 2A). Öte yandan, membran potansiyeli deneyleri DiIC1 kullanılması, sodyum selenitin mitokondriyal depolarizasyonu indüklediğini ortaya çıkardı. Olarak Şekil 2'de gösterildiği gibi, bu değişiklikler PANC-1 hücrelerinde daha belirgindi, hücrelerin %40'ı mitokondriyal depolarizasyon ve düşük PI (apoptoz benzeri hücre ölümü) ile gözlendi 5.6 uM selenite maruz kaldıktan sonra (Şekil 2B).

            3.3. Sodyum Selenit ve Gemsitabin ile İlişkisi:
            Moleküler Analiz Arttırılmış etkide yer alan moleküler mekanizmaları belirlemek için selenit ve GMZ arasında, aktive eden 38 kDa'lık bir protein olan fosfo-p38'i analiz ettik. p53 bağımsız bir yolla apoptoz. Şekil 2C'de gösterildiği gibi, önemli bir artış (iki kat) IC25 sodyum selenit ile muamele edilmiş PANC-1 hücrelerinde fosfo-p38 ekspresyonunda GMZ'nin IC25'i ile tedavi edilenlerle karşılaştırıldığında tespit edildi. Ancak ifadesinin IC25 selenit ile tedavi edilen Pan02 hücrelerinde fosfo-p38, selenitten daha düşük seviyeler gösterdi. kontrol ve GMZ ile muamele edilmiş hücreler, son ikisi benzer fosfop38 seviyeleri gösterir. İlginç bir şekilde, sodyum selenit + GMZ ile muamele edilmiş hem PANC-1 hem de Pan02 hücreleri ilişki (her iki bileşiğin IC25'i), fosfo-p38'in artan bir ifadesini gösterdi. tek başına selenit veya GMZ ile karşılaştırma (sırasıyla üç kat ve iki kat).



            Şekil 2. ile tedavi edilen pankreas kanseri hücrelerinde hücre döngüsü, mitokondriyal membran potansiyeli ve moleküler değişiklikler sodyum selenit. (A) Sodyum selenit ile hücre döngüsünün modülasyonu. Sodyum selenit tek başına ve PANC-1 ve Pan02 pankreas kanseri hücrelerinde GMZ. (B) Apoptotik benzeri değişiklikler (PI-A) ve mitokondriyal depolarizasyon (DiIC1 (5)) selenit tedavisinden sonra PANC-1 ve Pan02 pankreas kanseri hücrelerinde (üst grafik). Önceki verilere göre yaşayan, apoptotik benzeri ve ölü hücrelerin yüzdesi (alttaki grafik). (C) Temsili Western blot ve dansitometrik pankreas kanseri hücrelerinde fosfo-p38 protein ekspresyonunun analizi. PANC-1 ve Pan02 hücreleri, sodyum selenit, GMZ ve sodyum selenit + GMZ ile muamele edildi. Beta-aktin kontrol olarak kullanıldı. Tüm veriler ortalama ± standart olarak sunulur üç bağımsız deneyin sapması; * p < 0.05 ve ** p < 0.01 ve ilgili kontrol grubu. GMZ (gemsitabin); SEL (sodyum selenit). Şekil 2. Pankreas kanserinde hücre döngüsü, mitokondriyal membran potansiyeli ve moleküler değişiklikler Sodyum selenit ile muamele edilmiş hücreler. (A) Sodyum selenit ile hücre döngüsünün modülasyonu. Sodyum selenit PANC-1 ve Pan02 pankreas kanseri hücrelerinde tek başına ve GMZ ile birlikte kullanılır. (B) PANC-1 ve Pan02 pankreasta apoptotik benzeri değişiklikler (PI-A) ve mitokondriyal depolarizasyon (DiIC1 (5)) selenit tedavisinden sonra kanser hücreleri (üst grafik). Canlı, apoptotik benzeri ve ölü hücrelerin yüzdesi önceki verilere dayanarak (alt grafik). (C) Temsili Western blot ve dansitometrik analiz pankreas kanseri hücrelerinde fosfo-p38 protein ekspresyonu. PANC-1 ve Pan02 hücreleri tedavi edildi sodyum selenit, GMZ ve sodyum selenit + GMZ ile. Beta-aktin kontrol olarak kullanıldı. Tüm veriler üç bağımsız deneyin ortalama ± standart sapması olarak sunulur; * p < 0.05 ve ** p < 0.01 ilgili kontrol grubuna karşı. GMZ (gemsitabin); SEL (sodyum selenit).

            Öte yandan, parthanatos'un nükleer efektör proteini olan AIF'nin ifadesi, selenitin etki mekanizması ile ilgili olarak analiz edildi. bir immünofloresan çalışma, sodyum selenit'in hem PANC-1'de büyük bir AIF nükleer konumu indüklediğini gösterdi ve Pan02 hücreleri (Şekil 3A). Buna karşılık, GMZ tedavisi nükleer konumu indüklemedi AIF proteini. Ek olarak, selenitin ifade üzerindeki etkisini doğrulamak için AIF, bilinen bir PARP inhibitörü olan BZD'yi kullandık (bkz. Yöntemler). Her iki hücre hattında da BZD AIF'nin selenit aracılı nükleer translokasyonunu inhibe etmek veya azaltmak için. Da gösterildiği gibi Şekil 3B, IC10'dan daha düşük BZD konsantrasyonları, sodyum selenit sitotoksisitesini inhibe etti çalışılan tüm kombinasyon dozlarında (CI > 1) hem PANC-1 hem de Pan02 hücre çizgileri. Ek olarak, BZD, AIF'nin selenit aracılı nükleer translokasyonunu inhibe etti veya azalttı (Şekil 3B)



            Şekil 3. AIF'nin ifadesi: immünofloresan analizleri ve benzamidin etkisi. (A) Farklı konsantrasyonlarda selenit, GMZ, BZD ve selenit + BZD ile tedavi edilen PANC-1 ve Pan02 pankreas hücrelerinde AIF ekspresyonunun immünofloresan analizleri. Analiz edilen tedaviye bağlı olarak mitokondriyal boyama ve nükleer translokasyonun temsili görüntüleri. Ana görüntünün kare × 2 büyütmesi. (B) BZD ve selenit + BZD kullanan PARP inhibisyon çalışmalarının kombinasyon indeksi (CI). GMZ (gemsitabin); SEL (sodyum selenit); BNZ (benzamid). Şekil 3. AIF'nin ifadesi: immünofloresan analizleri ve benzamidin etkisi. (A) Farklı konsantrasyonlarda selenit, GMZ, BZD ve selenit + BZD ile tedavi edilen PANC-1 ve Pan02 pankreas hücrelerinde AIF ekspresyonunun immünofloresan analizleri. Analiz edilen tedaviye bağlı olarak mitokondriyal boyama ve nükleer translokasyonun temsili görüntüleri. Ana görüntünün kare × 2 büyütmesi. (B) BZD ve selenit + BZD kullanan PARP inhibisyon çalışmalarının kombinasyon indeksi (CI). GMZ (gemsitabin); SEL (sodyum selenit); BNZ (benzamid).

            3.4. Pankreasta Sodyum Selenit Engellenen Hücre Kolonisi Oluşumu ve Göç Kapasitesi Kanser hücreleri Şekil 4A'da gösterildiği gibi, sodyum selenit koloni oluşumunu önemli ölçüde azalttı tüm tedavi gruplarında. Bu etki, %60-70'e kadar olan Pan02 hücre hattında görüldü. 3 uM selenit, 0.05 ve 0.15 µM GMZ (yaklaşık IC10 ve IC25 değerleri) ve her ikisinin kombinasyonu. PANC-1'de, sonuçlar önemli değildi. Öte yandan, sodyum selenit maruziyeti önemli ölçüde Pan02 ve PANC-1 pankreas kanseri hücrelerinde azalan göç kapasitesi. Aslında, 1 ve 3 µM'de sodyum selenit (yaklaşık IC10 ve IC25 değerleri) dozları azaltıldı Pan02 72 saatlik maruziyetten sonra hücre göçü (sırasıyla %16.2 ve %18.5). PANC-1 hücrelerinde 10.6 1 ve 3 µM dozlarda selenit kullanımı ile %19,6 migrasyon azalması tespit edildi, sırasıyla, aynı zamanlarda (Şekil 4B)



            Şekil 4. Sodyum selenit'in koloni oluşumu ve hücre göçü kapasitesi üzerindeki etkisi. (A) PANC-1'in koloni büyüme analizi ve Pan02 selenit, GMZ ve hem selenit + GMZ işleminden sonra (72 saat). (B) Hücre göçü analizi. temsili optik sonra PANC-1 ve Panc02 hücrelerinin göç kapasitesinin modülasyonunun mikroskopi görüntüleri ve grafiksel gösterimi farklı zamanlarda (0 ve 72 saat) sodyum selenit ve GMZ'ye maruz kalma. Tüm veriler ortalama ± standart sapma olarak sunulmuştur üç bağımsız deneyden; ** p < 0.01 ve ilgili kontrol grubu. GMZ (gemsitabin); SEL (sodyum selenit).

            3.5. Sodyum Selenit Pankreastan Çok Hücreli Tümör
            Sferoidlerinin Büyümesini Engelledi Kanser hücreleri Deneysel bir model olan PANC-1 ve Pan02'den çok hücreli tümör sferoidleri (MTS) in vivo olarak tümörleri taklit eden, penetrasyon kabiliyetini ve antitümör etkisini belirlemek için kullanıldı Sodyum selenit tek başına ve GMZ ile kombinasyon halinde. Şekil 5A,B'de gösterildiği gibi, her ikisi de PANC-1 ve Pan02 MTS, tümör canlılığında önemli bir azalma gösterdi (CCK8 testi) tek başına selenit ve selenit + GMZ'ye maruz kaldıktan sonra. Spesifik olarak, PANC-1 MTS ile işlem görmüş selenit (5.6 uM, IC50) ve GMZ (1 uM ve 4 uM, IC50 ve IC50 × 4) ile 28.9 gösterdi, 144 saatte sırasıyla %18.5 ve %24.3 hücre büyümesi inhibisyonu. İlginç bir şekilde, kombinasyon her iki ilacın da hücre büyümesini %36.4 (5,6 µM selenit + 1 µM GMZ) ve %78,03 oranında inhibe etti (5.6 uM selenit + 4 uM GMZ) 144 saatte. Pan02 MTS durumunda, selenit (4.6 µM, IC50) ve GMZ (0.3 uM ve 1.2 uM, IC50 ve IC50 x 4 %64.02, 47.14 ve %25.7 hücre gösterdi sırasıyla 144 saatte büyüme inhibisyonu. Son olarak, her iki ilacın kombinasyonu inhibe etti 144'te %79,1 (4,6 µM selenit + 0,3 µM GMZ) ve %83,2 (4,6 µM selenit + 1,2 µM GMZ).

            3.6. Sodyum Selenit Modüle Edilmiş Kanser Kök Hücreleri
            Küre Oluşumu Hücrelerin selenit ile ön işleminin nasıl değiştireceğini analiz etmek için CSC'lerin 72 saatte küre oluşturma yeteneği, CSC küreleri PANC-1 canlı ile indüklendi hücreler. Şekil 5C'de gösterildiği gibi, küre oluşumu, hücreler daha önce selenit ve GMZ ile ve ayrıca kombine tedavi ile tedavi edildi. Ancak bunlar muhtemelen oluşan küre sayısının daha az olması nedeniyle farklılıklar belirgin değildi. temel.



            Şekil 5. Selenit tedavisinden sonra PANC-1 ve Pan02 pankreas kanseri hücre dizilerinden MTS'nin hücre büyümesi inhibisyonu. (A) PANC-1 ve Pan02 MTS, 0 ve 144 saatte farklı muamelelerle kültürde. (B) PANC-1 üzerinde CCK8 analizi ve Pan02 MTS, 72 ve 144 saatte. Veriler, sekizli kültürlerin ortalama ± SD'si olarak sunulur. ** p < 0.01 ve ilgili kontrol grubu. (C) CSC küre oluşumunun incelenmesi. Veriler, üç bağımsız deneyin ortalama ± SD'si olarak sunulur; * p < 0.05 ve ** p < 0.01 ve ilgili kontrol grubu. GMZ (gemsitabin); SEL (sodyum selenit)

            3.7. Sodyum Selenit Pankreas Kanseri Tümörünün Büyümesini Engelledi ve Gelişmiş Gemsitabin Etki: In Vivo Testler
            Pan02 tümörü taşıyan immünokompetan C57BL/6 ve C57BL/6 albino fareler in vivo olarak sodyum selenitin antitümör potansiyelini belirlemek için kullanılır. İlk olarak, gösterildiği gibi Şekil 6, sodyum ile tedavi edilen C57BL/6 farelerinin tümör hacminde önemli bir azalma tedavi edilmemiş (kontrol) grupla karşılaştırıldığında selenit + GMZ tespit edildi (p < 0.01). Çalışmanın sonunda (27. gün, 10 siklus tedavi), tümör büyümesi yukarıya kadar inhibe edildi. kontrol grubuna kıyasla selenit + GMZ ile tedavi edilen farelerde %65'e kadar. İlginçtir, kombine terapi (selenit + GMZ) ayrıca daha büyük bir tümör hacmi azalmasına neden oldu monoterapi olarak kullanılan sodyum selenit veya GMZ ile karşılaştırıldığında (%40'a kadar azalma). İçinde hacim/zaman değerleri durumunda, selenit + GMZ'de önemli bir azalma gözlemlendi tedavilerin geri kalanına ve monoterapide selenit ve GMZ'ye göre grup kontrol grubuna göre. Kombinasyon grubunda, tümör büyümesinde azalma hacim/zaman kontrole göre %50'ye kadardı. Hem selenit + GMZ hem de sodyum selenit tedavisi, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında daha büyük bir hayatta kalma sağladı. İçinde Ek olarak, Kaplan-Meier eğrisi hayatta kalma fraksiyonunda dört kat artış gösterdi. GMZ ile tedavi edilen farelere kıyasla selenit + GMZ ile tedavi edilen fareler tek başına ve kontrol farelerine göre sekiz kat artış (p < 0.05). Dahası, Pan02 kanseri taşıyan C57BL/6 albino farelerde tamamlayıcı bir çalışma yapıldı IVIS sistemini kullanarak. Şekil 6B'de gösterildiği gibi, kısmi bir yanıt tespit edilmesine rağmen



            Şekil 6. Sodyum selenit ile tedaviden sonra in vivo tümör büyümesinin inhibisyonu ve farelerin hayatta kalması. (A) C57BL/6 farelerinde pankreas tümörü (Pan02 kanser hücreleri) hacim büyümesinin grafik gösterimi. Fareler sodyum selenit ile tedavi edildi, GMZ ve sodyum selenit + GMZ. Tedavi edilmeyen fareler kontrol olarak kullanıldı. Veriler ortalama ± SD (n = 13) olarak sunulmuştur. ** Tedavileri karşılaştıran ve tedavileri kontrol ile karşılaştıran tümör büyümesinin önemli inhibisyonu (p < 0.01). (B) IV Farklı tedavi protokollerinden (5 ve 10 döngü) sonra farelerin spektrum analizi. Görüntüler (DG)-750'den 3 saat sonra elde edildi enjeksiyon. (C) Hacim/zaman (mm3/gün) olarak tümör büyümesinin inhibisyonu (** p < 0.01, tedavilerin karşılaştırılması ve karşılaştırılması kontrollü tedaviler). (D) Deri altı tümörleri taşıyan farelerin Kaplan-Meier eğrileri. Veriler buna göre analiz edildi farelerin her grupta hayatta kalması için. Tedavi grupları arasında karşılaştırma log-rank testi kullanılarak yapıldı. GMZ (gemsitabin); SEL (sodyum selenit).

            3.8. Histolojik Analiz
            Tümörler rezeke edildikten sonra, Ki67 ve MMP9 için temel histolojik boyalar (hematoksilen-eozin), histokimya (yeni pentakrom yöntemi) ve immünofloresan yapıldı. gerçekleştirildi. Hematoksilen-eozin, geniş asidofilik hücre alanlarının baskınlığını gösterdi. sodyum selenit ile tedavi edilen tümörlerde nekroz. Buna karşılık, GMZ monoterapisi selenit + GMZ kullanımı ile tespit edilmeyen çok daha fazla sayıda kan damarı tedavi. Pentakromik boyama, bu sonuçları destekleyerek önemli bir artış gösterdi monoterapide GMZ'den sonra anjiyogenezde, ancak selenit + GMZ tedavisinden sonra değil. Bir selenitle muamele edilmiş Pan02 hücrelerinden (1 ve 10 uM) şartlandırılmış ortam kullanan in vitro çalışma HUVEC hücrelerinde damar oluşumunda belirgin bir azalma gösterdi, bu da net bir anjiyogenez kapasitelerinin azaltılması (Ek Şekil S1). Öte yandan, bir Kombine tedaviden sonra Ki67 ekspresyonunda önemli azalma tespit edildi kontrol (3.44 kat azalma), selenit ve GMZ monoterapisi (2.63- ve sırasıyla 1.56 kat azalma), proliferasyonda bir azalmaya işaret eder. ek olarak MMP9 ekspresyonu, test edilen tüm tedavilerde güçlü bir şekilde azaldı kontrol hücreleri (Şekil 7)



            Şekil 7. Rezeke edilen tümörlerin histolojik temel boyama ve immünofloresan ile histolojik analizi. (A) Farklı tedavi gruplarından (4x ve 20x büyütme) lekeli hematoksilen-eozin örnekleri. (B) 4× ve 10×'de yeni pentakromik yöntemle boyanmış numuneler. Bu yöntem, kan damarlarının içleri sarı kırmızı kan hücreleri ve ince intimal kollajen katmanları ile görselleştirilmesini vurgular. (C) Ki67 ve MMP9 için 20x'te immünofloresan boyama. (D) İmmünofloresan pozitif boyama miktarının Image J ile grafiksel gösterimi. Veriler, üç bağımsız deneyin ortalama ± standart sapması olarak sunulur; ** p < 0.01 ve ilgili kontrol grubu. Ölçek çubuğu 4× (200 uM), 10× (150 uM) ve 20× (50 uM). GMZ (gemsitabin); SEL (sodyum selenit).

            4. Tartışma
            Endojen antioksidan sistemlerde çok önemli bir kofaktör olan selenyum tartışmalıdır. kanserde eylem. Bir yandan, eksikliği bir artışla ilişkilendirilebilir. kanser insidansında [2,30]. Öte yandan, selenyum ilgili bir role sahip olabilir. beri geleneksel kemoterapötik ilaçlarla kanser birlikteliği tedavisi yan etkilerini azalttığı veya tedavi etkinliğini iyileştirdiği gösterilmiştir [3,31]. Bu bağlamda, biz pankreas kanseri tedavisi için selenyumu tek başına ve standartlarla ilişkili olarak analiz etti GMZ tedavisi. In vitro çalışmalar, sodyum selenit'in aşağıdakilerde ilgili antitümör aktiviteye sahip olduğunu göstermiştir. IC50 aralığı 1 ile 20 µM arasında olan lenfoma, lösemi, mide, mezotelyoma ve kolorektal karsinom [5–10] dahil olmak üzere çeşitli tümör türleri. Bir faz I klinik deneyde (SECAR klinik deneyi) başta akciğer kanseri hastaları olmak üzere, benzer plazma konsantrasyonları maksimum tolere edilen dozdan (MTD) önemli ölçüde daha düşük olan tolere edilmiştir [32]. Selenitin tümörlere karşı etki mekanizması ve seçiciliği belirsizliğini koruyor, ancak hücrelerin içsel moleküler mekanizmalarına ve tümör mikroçevresine bağlı olabilir. Aslında, Olm ve ark. [17] bir selenit indirgeme süreci gösterdi (selenid, HSe- ) Sodyum selenit aktivasyonuna yol açan tümörün asidik ortamında, hücre zarına karşı daha geçirgendir. Bu fenomen ilaçla arttırılabilir. tümör içinde indirgenmiş glutatyonu azaltan dirençli mekanizmalar (örneğin, MRP) hücre. İlginç bir şekilde, pankreas kanseri hücreleri yüksek MRP ekspresyonu gösterdi [25]. Aslında, Çalışmamızda kullanılan PANC-1 ve Pan02 pankreas kanseri hücre hatları karakterize edilmiştir. yüksek MRP ifadesi ile [33,34]. MRP ifadesi selenit katılımını destekleyebilir pankreas kanserinin duyarlılığını açıklayabilen tümör hücreleri için seçicilik ve seçicilik hücrelerin hem in vitro hem de in vivo deneylerde selenit Aslında, hem PANC-1 hem de Pan02 hücre hatları, IC50 değerleriyle gösterildiği gibi selenit tedavisine oldukça duyarlıydı (sırasıyla 5.6 ve 4.6 µM)

            Buna ek olarak selenit, kullanılan klasik ajanların aktivitesini de arttırabildi. GMZ gibi pankreas kanseri tedavisi. Selenit ve GMZ'nin farklı sitotoksik dozları ilişkilendirildiğinde önemli bir antitümör sinerjistik etki gözlendi. pankreas adenokarsinomu PANC-1 ve Pan02 hücre dizilerinde. Hücre tarafından gösterildiği gibi döngü analizi ve mitokondriyal membran potansiyeli analizi, sodyum selenit apoptoz benzeri aracılı hücre ölümü. Bununla birlikte, daha önce geliştirilen çalışmalar gibi Soukupova et al. [35] sitotoksik dozlarda sodyum selenitin azaldığını gösterdi mitokondriyal membran potansiyeli, ancak kaspaz 3'ü önemli bir şekilde aktive etmedi. PARP tarafından üretilen parthanatos veya hücre ölümü, PARP baz eksizyonuyla geniş hasarı onardığında aktive olur [36]. azalmaya neden olan selenit aracılı sitotoksisite glutatyon ve tioredoksin tükenmesi, hücreyi oksidatif strese karşı savunmasız bırakır, bu da bu hücre ölümü mekanizmasını aktive edebilir [8]. Çalışmalarımız PARP aracılı hücre ölümü, sodyum selenit kaynaklı apoptotik benzeri hücre ölümüyle ilgili olabilir. Aslında, Benzamid ile PARP inhibisyonu selenitin antitümör etkisini önemli ölçüde azaltmıştır. Ayrıca selenitle tedavi edilen tümör hücrelerinde AIF faktörünün nükleer translokasyonu tespit edildi. Bu mitokondriyal faktör, parthanatos'un efektörüdür ve çekirdeğe yer değiştirir. bu hücre ölüm yolu aktive edildiğinde. İlginç bir şekilde, yer değiştirme tespit edilmedi olası katılımını destekleyen benzamid ile kombine tedavide PARP, selenitin etki mekanizmasında. Şekil 8'de gösterildiği gibi, birkaç moleküler Sodyum selenitin pankreastaki antitümör etkisinde mekanizmalar rol oynayabilir. kanser hücreleri. Selenit, hücre içi azaltılmış tioredoksin seviyelerinde bir azalmaya neden olur. normalde ASK1 faktörünü bloke eder. Buna karşılık, bu faktör serbest bırakılır ve p38'i etkinleştirebilir ( apoptoz yoluyla hücre ölümünü indükleyen fosforilasyon) [37]. Kanıtlanmıştır ki p38, GMZ ile indüklenen apoptoza aracılık eden proteindir [38]. Sonuçlarımıza göre, selenit ve GMZ ilişkisi, her iki monoterapiden daha yüksek bir p38 aktivasyonunu indükledi, selenit ve GMZ'nin sitotoksik dozları arasındaki sinerjiyi açıklayabilir




            Şekil 8. Pankreas kanseri hücrelerinde sodyum selenit'in antikanser aktivitesinde rol oynayan moleküler mekanizmalar. Bu model, selenitin tümör hücrelerinde hücre ölümünü indükleyebildiği mekanizmaları özetler ve bunun hakkında hipotezler kurar. selenit ve gemsitabin ilişkili olduğunda gelişmiş antitümör etkisi bulundu. (1). Gemsitabin (GMZ) hücreye girer sitoplazma. (2). GMZ, indirgenmiş glutatyon (GSH) ile konjuge MRP sistemi tarafından detoksifiye edilir. (3). Spesifik olarak, sodyum selenit (SeO3 2-) selenide indirgenir (HSe- ) yoluyla hücresel detoksifikasyon süreçleri nedeniyle atılan GSH tarafından MRP sistemi. (4). Hücre sitoplazmasına girdikten sonra selenit, GSH'yi ve indirgenmiş tioredoksini (TRX-H) tüketerek hücreyi terk eder. reaktif oksijen türlerine (ROS) karşı savunmasızdır ve onları arttırır. (5). ROS tarafından onarılan DNA hasarına neden olur. poli-ADP-riboz polimeraz (PARP), bu enzimin aşırı ekspresyonu ile sonuçlanır. Benzamid (Bnz) PARP'ı da inhibe eder Bu enzim tarafından indüklenen sonraki onarım ve hücre ölümü süreçleri olarak. (6). GMZ, kemoterapötik bir ajandır. fosfo-p38 aktivasyonu yoluyla apoptozu indükler. Şekilde gösterildiği gibi, SeO3 2- TRX-H'yi azaltır ve ASK1'i serbest bırakır p38'i fosforile eden faktör. GMZ ve SeO3 arasındaki sinerji 2- İkinci mekanizma ile ilgili olabilir. (7) ve (8). ROS'a bağlı DNA hasarının birikmesi, apoptozu indükleyen faktörün translokasyonunu başlatmak için PARP'yi aktive eder. (AIF) mitokondriden hücre çekirdeğine, parthanatos tarafından hücre ölümünü indükler

            Öte yandan selenit, pankreasın önemli bir büyüme inhibisyonuna neden oldu. Kanser hücresinden türetilen MTS, tümörleri in vivo taklit eden bir in vitro sistem. Bu etki selenitin yüksek difüzyon kapasitesi ve tümör içindeki düşük pH ile ilgili olabilir tedaviye daha duyarlı hale getirecek olan sferoid [19]. Göç ve koloni oluşum deneyleri, selenitin bu parametreleri diğerlerine göre önemli ölçüde azalttığını göstermiştir. GMZ'nin (PANC-1 ve Pan02 hücrelerinin göçünü arttıran) etkisi, bu hücre tipinde saldırganlıkta azalma. Tümör göçündeki paradoksal artış GMZ tarafından Xu ve ark. [39] ve EGFR aktivasyonu ile ilgilidir. ve bu ilaç tarafından STAT3 yolakları. Ayrıca sodyum selenit ve GMZ Pan02'de koloni oluşumuna karşı inhibitör etki, ancak PANC-1 hücrelerinde değil. Ayrıca, Pan02'de tümör göçünün inhibisyonu da daha belirgindi. Bu fenomen olabilir Pan02 hücrelerinin mezenkimal morfolojik özellikler göstermesi ve SMAD4 ile ilgili mutasyonlar (TGF-beta yolundaki değişiklikler), PANC-1 hücreleri bir epiteloid sergilerken KRAS ve TP53'teki morfoloji ve mutasyonlar [40,41]. Ayrıca, selenit gösterdi Pan02 hücreleri kullanılarak bir anjiyogenez testi yapıldığında kan damarı oluşumunda bir azalma gerçekleştirdi. Bu sonuçlar, kan damarı gelişimi histolojik yöntemlerle değerlendirildi (Şekil 7). Ayrıca, tahlillerimiz Tedaviden sonra CSC'lerin şartlandırılmış bir ortamda küreler oluşturma yeteneği şunu gösterdi: selenit bu tip hücre popülasyonunu daha fazla etkileyerek oluşan kürelerin sayısını azaltır. selenit ve selenit + GMZ ile önceki tedaviden sonra. CSC'lerin duyarlılığı selenit tedavisi, CSC'lerin oksidatif strese karşı artan duyarlılığı ile ilişkili olabilir. Liu ve Wang [42] tarafından tarif edilmiştir. PANC-1 CSC'ler ile ilgili önceki çalışmalarda, GMZ 0.05 şunları göstermiştir: GMZ 0.25'ten daha büyük inhibisyon, yüksek olmasıyla ilişkili olabilecek paradoksal bir bulgu hassas CSC popülasyonlarına ve CSC'lerin yüksek değiştirme aktivitesine karşı sitotoksisite GMZ 0.25'e dayanıklı. Bu hipotezi doğrulamak için daha ileri çalışmalar gerekli olacaktır.

            Son olarak, bildiğimiz kadarıyla, bu, kötü prognozlu ve sınırlı kemoreztant bir tümör olan pankreas kanserine karşı selenit kullanan ilk deneysel in vivo çalışmadır. tedavi seçenekleri. Pankreas tümörleri taşıyan farelerle yapılan in vivo deneyler, hem tek başına hem de GMZ ile kombinasyon halinde selenitin antitümör aktivitesini açıkça doğruladı. kullanma ile diğer çalışmalarda yaygın olarak kullanılan bir aralıkta selenit ve GMZ dozları ve döngüleri farelerde [43] selenit-GMZ kombinasyonunun daha etkili olduğunu gösterdik. tümör büyümesi, sağkalım ve metabolik yanıtı azaltma açısından GMZ monoterapisi dahil diğer tedaviler. in vivo antitümör potansiyeli Diğer antitümör ajanlarla (örn., karmustin veya sisplatin) ilişkili selenit, prostat, yumurtalık ve kolon tümörlerinde gösterilmiştir [11-13]. Caffrey et al. [9] gösterdi Sodyum selenit (1.5 mg/kg), sisplatin ile kombinasyon halinde, ancak tek başına değil, Yumurtalık kanseri. Ayrıca Thamilselvan ve ark. [11] selenit birlikteliğinin olduğunu gösterdi (1.5 mg/kg) ve karmustin, prostat kanserine karşı daha yüksek bir antitümör etkiye neden oldu. her iki monoterapide de sinerjik etki saptanmamıştır. Bu çalışma da ortaya selenitin prostat kanserine karşı önemli bir antitümör aktivitesi, ancak karmustin. GMZ ile ilişkili daha yüksek dozlarda selenit (3 mg/kg) kullanan sonuçlarımız iyi tolerans, daha uzun sağkalım ve önemli tümör hacmi azalması (%50) gösterdi monoterapilerle karşılaştırıldığında (yani, GMZ veya selenit). Histolojik analiz, selenit ve selenit + GMZ tedavilerinin hücre proliferasyon belirteçlerinin ekspresyonunu azalttığını doğruladı (yani, Ki67) ve her iki tedavinin de MMP9 ile yakından ilişkili bir protein olan MMP9'u inhibe edebildiğini göstermiştir. pankreas kanserinin invazivliği. Ayrıca selenit, güçlü bir nekrotik etki göstermiştir. monoterapi olarak GMZ ile gözlenmeyen kapasite ve antianjiyogenik aktivite. Aslında, Saeed ve ark. [44] selenitin kolondaki antianjiyogenik kapasitesini zaten tanımlamıştır. proanjiyogenik faktörlerin ekspresyonundaki azalma ile ilişkili olan tümörler analiz edilen örneklerde VEGF olarak

            5. Sonuçlar Bu yazıda, sodyum selenitin pankreas kanserine karşı antitümör etkisini in vitro hücre kültürlerinde, in vitro üç boyutlu modellerde ve in vitro olarak ilk kez gösterdik. in vivo deneyler. Ayrıca selenit, monoterapi olarak sadece bir antitümör etki göstermedi. ama aynı zamanda GMZ ile birlikte, GMZ ile geliştirilmiş bir etki gösterir. Selenitin tümör hücreleri üzerinde etkili olduğu mekanizmalar (parthanatos veya AIF aracılı hücre gibi) ölüm) geleneksel kemoterapötik ajanlardan farklıydı, bu da selenitin geleneksel ilaçlara direnç olgusunun üstesinden gelmek için adjuvan bir tedavi olabileceğini düşündürdü. ilaçlar. Ayrıca selenit, kritik süreçlere karşı önemli bir etki göstermiştir. koloni oluşumu, göç veya CSC'lerin oluşturma yeteneği gibi tümör ilerlemesi küreler. İn vivo deneyler selenitin (tek başına ve kombinasyon halinde) etkinliğini göstermiştir.

            GMZ ile) sağkalımı arttırmada ve tümör hacmini önemli ölçüde azaltmada ve tümör saldırganlığı ve ilerlemesi ile ilgili belirteçlerin ifadesi. Bu nedenle, sodyum selenit pankreas kanserine karşı umut verici bir antitümör ajan olarak düşünülmelidir, tek başına veya GMZ ile kombinasyon halinde. Bununla birlikte, gelecekteki çalışmalara ihtiyaç duyulacaktır. potansiyel klinik uygulanabilirliğini ve klinik araştırmaların inandırıcılığını belirlemek.

            Ek Materyaller: Aşağıdakiler çevrimiçi olarak https://www.mdpi.com/article/10 adresinde mevcuttur. .3390/cancers13133169/s1, Şekil S1: Sodyumdan sonra pankreas kanseri hücre koşullu ortamın etkisi anjiyogenez üzerine selenit tedavisi.

            Yorum yap


            • #7
              lasma adiponectin. PloS One. 2012;7(9):e45269.
              Konu mert tarafından (https://bitkiseltedavi.net/vb5/member/685-mert Saat 29 Eylül 2021, 15:00 ) değiştirilmiştir.

              Yorum yap


              • #8
                Selenit , akut promiyelositik lösemi hücrelerinin tamamen trans retinoik asit kaynaklı olgunlaşmasını destekler.

                Sougat Misra 1 , Arun Kumar Selvam 1 , Marita Wallenberg 1 , Aditya Ambati 2,3 , András Matolcsy 4 , Isabelle Magalhaes 5 , Gilbert Lauter 6 ve Mikael Björnstedt 1

                1 Laboratuvar Tıbbı Anabilim Dalı, Patoloji Anabilim Dalı F46, Karolinska Institutet, Karolinska Üniversite Hastanesi Huddinge, Stockholm, İsveç

                2 Terapötik İmmünoloji Birimi, Laboratuvar Tıbbı Departmanı, Karolinska Institutet, Stockholm, İsveç

                3 Allojenik Kök Hücre Nakli Merkezi (CAST), Karolinska Üniversite Hastanesi, Stockholm, İsveç

                4 1. Patoloji ve Deneysel Kanser Araştırmaları Anabilim Dalı, Semmelweis Üniversitesi Tıp Fakültesi, Budapeşte, Üllői út, Macaristan

                5 Onkoloji-Patoloji Anabilim Dalı, Karolinska Institutet, Stockholm, İsveç

                6 Biyolojik Bilimler ve Beslenme Bölümü, NOVUM, Karolinska Institutet, Huddinge, İsveç

                Anahtar Kelimeler : akut miyeloid lösemi, selenit, all-trans retinoik asit, farklılaşma, PML/RARA

                SOYUT
                PML/RARa onkoproteinin seçici olarak hedeflenmesi, tipik bir t(15:17) kromozomal translokasyonu ile akut promiyelositik lösemide (APL) başarılı bir moleküler hedefli tedaviyi gösterir. Çinko-tiolat koordinasyonu, PML/RARa'nın PML kısmı da dahil olmak üzere çinko parmak proteinlerinin yapısal stabilitesi için kritiktir. Redoks aktif selenyum bileşiklerinin çinkonun tiolat ligandları ile bilinen etkileşimine dayanarak, burada selenitin tek başına veya all- trans ile kombinasyon halinde iptal edici etkilerini araştırdık.PML/RARa üzerindeki retinoik asit ve bu hücrelerde farklılaşma üzerindeki olası etkiler. Farmakolojik konsantrasyonlarda selenit, APL kaynaklı NB4 hücrelerinin çoğalmasını ve hayatta kalmasını engelledi. ATRA ile kombinasyon halinde, tek bir ajan olarak kendi farklılaştırıcı etkileri olmaksızın NB4 hücrelerinin farklılaşmasını güçlendirdi. Hipotezimizle uyumlu olarak, PML/RARa onkoprotein ekspresyonu selenit tarafından tamamen ortadan kaldırıldı. Kombine tedavide RAR, PU.1 ve FOXO3A transkripsiyon faktörlerinin artan ekspresyonu, bu hücrelerde artan farklılaşma için makul temeli önerdi. Selenitin klinik olarak ulaşılabilir dozda bozunma için PML/RARa onkoproteini hedeflediğini ve ATRA ile kombinasyon halinde promyelositik lösemik hücrelerin farklılaşmasını güçlendirdiğini gösteriyoruz.

                TANITIM
                Akut promyelositik lösemi (APL), erken gelişim evrelerinde farklılaşmayı bloke etmesi nedeniyle olgun lökositlere farklılaşamayan hematopoietik kök hücrelerin klonal genişlemesi ve birikmesi ile karakterizedir. APL, hastaların çoğunda t(15;17) (q22;q21) kromozomal translokasyonu ile ilişkilidir [ 1 ]. Bu translokasyon ağırlıklı olarak promyelositik lösemi (PML) ve retinoik asit reseptör alfa (RARa) genlerinin füzyonuna yol açar ve PML/RARa ve RARa/PML füzyon proteinlerinin translasyonu ile sonuçlanır [ 2 , 3 ]. Füzyon proteinleri, RARa'nın DNA ve ligand bağlama alanlarını (LBD) barındırır [ 4]. Bu füzyon proteinlerinin, doğal RARa'nın DNA bağlanmasını rekabetçi bir şekilde ortadan kaldırması öngörülmektedir. Bunu, olgunlaşmamış blast hücrelerinin soy spesifik terminal farklılaşması için önemli olan RARa aracılı gen ekspresyonlarının transkripsiyonel inhibisyonu takip eder [ 5 ]. Bu füzyon proteinleri aynı zamanda, miyeloid ve lenfoid hücre farklılaşması için önemli bir transkripsiyon faktörü olan PU.1 ile ortak DNA bağlanma bölgelerini paylaşır [ 6 , 7 ] ve dolayısıyla hematopoietik hücre farklılaşmasıyla rekabet eder ve müdahale eder [ 4 ].

                All- trans retinoik asit (ATRA) ve arsenik trioksit (ATO) ile tedavi, daha yüksek tam remisyon yüzdesi ile APL hastalarının sağkalımını önemli ölçüde iyileştirmiştir [ 3 ]. ATRA, etkilerini PML/RARa'nın LBD'sine bağlanarak gösterir ve sonunda kimerik proteinin C-terminal alanının kaspaz bağımlı bir şekilde bozulmasına yol açar [ 8 ]. Buna karşılık, ATO, PML/RARa'nın PML alt biriminin çinko parmak alanındaki korunmuş sistein kalıntılarını hedefler, bu da PML oligomerizasyonuna ve ardından kompleksin SUMOylation ile bozulmasına neden olur [ 9].]. Kombinasyon halinde, her iki bileşik de PML/RARa'nın baskıcı etkilerini azaltırken, RARa ve PU.1 aracılı olgunlaşmayı güçlendirir. Bununla birlikte, ATRA/ATO'nun neden olduğu klinik remisyonlar sıklıkla sistemik inflamatuar yanıt sendromu, sitokrom P-450'nin artan aktivitesi, çoklu ilaca direnç proteini 1'in (MDR1) yukarı regülasyonu, tioredoksin redüktazın inhibisyonu ve küntleşme ile birlikte farklılaşma sendromu [ 10 ] ile ilişkilidir. belirli lösemik klonların LBD'sinde PML/RARa mutasyonunu takiben ATRA'nın etkisi [ 3 ].

                Yukarıda belirtildiği gibi, PML/RARa'nın hedeflenen bozunması, APL'yi iyileştirmek için kurulmuş bir moleküler hedefli mekanizmayı temsil eder. Burada, çinko/tiolat koordinasyon bölgelerinden çinkonun çıkarılmasında rol oynayan bir redoks-aktif selenyum bileşiği olan selenit tarafından benzer bir etki mekanizması tasarladık [ 11 ]. Çinko parmak transkripsiyon faktörü SP1'in DNA bağlama aktivitesinin selenit aracılı inhibisyonuna ve çinko salınımına [ 12 ] ilişkin deneysel kanıtlar , önerilen mekanizma ile uyumludur. Ayrıca, sinyal yolu analizleri, APL tedavisinde selenitin potansiyel kullanımı için temel temeli ortaya koymaktadır. Selenit, NB4 hücrelerinde ATRA kaynaklı farklılaşmada önemli bir rol oynayan transkripsiyon faktörü FOXO3A'nın ekspresyonunu indükler [ 13]]. Ayrıca, prostat kanseri hücresinde (LNCaP) ve Friend eritrolösemi hücrelerinde selenit , PML/RARa tarafından işe alındıktan sonra APL'de bilinen bir lökojenik potansiyel indükleyicisi olan DNA metiltransferazın (DNMT) [ 14 , 15 ] aktivitesini inhibe eder [ 16 ]. APL hücrelerinde farklılaşmayı engellemede rol oynayan yukarıda bahsedilen moleküler yolakları hedeflemenin yanı sıra, selenit dahil redoks-aktif selenyum bileşikleri, lösemik kökenli olanlar dahil birçok kanser hücresi üzerinde üstün sitotoksik etkileri olan yeni bir kanser kemoterapötik ajan sınıfını içerir. Daha önceki bir çalışmada, primer akut miyeloid lösemi (AML) hücrelerinin farmakolojik olarak ulaşılabilir dozlarda selenite daha duyarlı olduğunu bildirmiştik [ 17]] klinik olarak anlamlı konsantrasyonlarda geleneksel anti-lösemik ilaçlarla karşılaştırıldığında [ 18 ]. Ayrıca selenitin, APL kaynaklı NB4 hücrelerinin in vitro büyümesinin ve hayatta kalmasının güçlü bir inhibitörü olduğu da gösterilmiştir [ 19 ], ana hücre ölüm yolu otofaji/apoptozdur [ 20 ]. Bu gözlemler birlikte, selenitin tek başına veya ATRA ile kombinasyon halinde NB4 hücrelerinde büyüme inhibisyonu ve farklılaşması üzerindeki potansiyel rollerini incelememize yol açtı. Burada, farmakolojik olarak ulaşılabilir dozlarda selenit ile kombinasyon halinde ATRA'nın, tek başına ATRA'ya kıyasla hayatta kalan hücre popülasyonunda gelişmiş olgunlaşma ile bu hücrelerin hayatta kalmasını ve çoğalmasını azalttığına dair kanıt sunuyoruz.

                SONUÇLAR
                Selenit ve ATRA ile tedavi üzerine hücre çoğalması ve canlılığı
                Başlangıçta, selenitin tek başına veya ATRA ile kombinasyon halinde doz-yanıt etkilerini araştırmak için hücre çoğalmasını ve canlılığını inceledik. NB4 hücre proliferasyonu, artan selenit konsantrasyonları ile azaldı ( Şekil 1A ). Önceki çalışmalarla uyumlu olarak, ATRA bu hücrelerde önemli anti-proliferatif etkiler gösterdi. 5.0 uM selenit ile tedaviyi takiben hücre canlılığında önemli bir azalma (ortalama canlılık %34.27, ortalama %2.83 güven aralığı) gözlemlendi ( Şekil 1B), tek başına 1.0 uM ATRA ile tedavi kayda değer bir toksisiteye neden olmadı. Bununla birlikte, en yüksek selenit konsantrasyonunda kombine tedavide sitotoksisitenin azaldığını (ortalama canlılık %62.44, ortalama %13.36 güven aralığı) gözlemledik. İlgili hücre ölümü süreçlerinin doğasını karakterize etmek için, aynı deneysel koşul altında propidium iyodür - Annexin V ile boyanmış hücrelerin akış sitometrisi analizlerini daha da gerçekleştirdik ( Şekil 1C ve Şekil 1D). Selenit ile tedaviyi takiben NB4 hücrelerinde önemli ölçüde apoptoz bulduk. ATRA varlığında, eşdeğer bir selenit dozunun sitotoksik etkisi azalmıştır. Bununla birlikte, önemli bir hücre popülasyonu apoptoz geçirdi. Bu bulgular tripan mavisi dışlama tahlili ile uyumluydu. ATRA varlığında selenitin azalmış sitotoksisitesini daha fazla araştırmak için selenitin hücre canlılığı üzerindeki etkisini 24 saatlik bir zaman sürecinde ölçtük ( Şekil 1E ). Bu aynı zamanda, selenit sitotoksisitesinin büyük ölçüde hücre yoğunluğuna bağlı olduğunu sürekli olarak gözlemlediğimiz için, tohumlama yoğunlukları ve hücre proliferasyonundaki farklılıkların selenit toksisitesini nasıl etkilediğini göstermek için yapıldı. Göreceli 24 saatlik IC 50'ninSelenitin miktarı, hücrelerin tohumlanma yoğunluğuna bağlı olarak 18.06 - 84.95 uM arasında değişmekte olup, en yüksek sitotoksisite en yüksek tohumlama yoğunluğunda gözlemlenmiştir ( Şekil 1E ).



                Şekil 1: Selenit ve ATRA'nın hücre canlılığı ve proliferasyonu üzerindeki etkisi. 120 saat boyunca ATRA ve selenite tek veya kombine maruziyeti takiben NB4 hücrelerinin hücre proliferasyonu A. ve canlılığı B. ( n = 5-10). VC - araç kontrolü; (*) araç kontrolüne kıyasla tedavi grupları arasında önemli farklılıkları gösterir. C. 120 saatlik tedaviyi takiben NB4 hücrelerinde apoptoz için temsili akış sitometrisi analizi ve D. kantitatif analizler ( n = 3). Farklı sembollere sahip ortalama değerler, araç kontrol grubundan önemli ölçüde farklı olduğunu gösterir. E.Hücre yoğunluğunun bir fonksiyonu olarak selenitin sitotoksisitesi. NB hücreleri farklı yoğunlukta ekildi ve selenit sitotoksisitesi 24 saat sonra WST-1 tahlili ile değerlendirildi ( n = 3). Hata çubukları ±/+ standart sapmayı temsil eder.


                ATRA ile kombinasyon halinde selenit, NB4 hücrelerinin farklılaşmasını destekler
                ATRA ve ATO ile kombine tedavinin NB4 hücrelerinde farklılaşmayı tetiklediği daha önce gösterilmişti [ 21 ]. Selenitin tek başına veya ATRA ile kombinasyon halinde benzer bir etki mekanizmasını ele almak için, bu bileşiklerle çeşitli şekillerde muameleyi takiben NB4 hücrelerinde farklılaşmayı araştırdık. İlk olarak, NB4 hücrelerinin May-Grünwald-Giemsa boyaması, hem ATRA'da hem de kombine tedavide değişen morfoloji ile arttırılmış farklılaşmayı gösterdi ( Şekil 2A ). Kombine tedavide, hücrelerin çoğu, ölmekte olan hücre popülasyonunun bir alt kümesi ile farklılaştırıldı. Miyeloperoksidaz boyama verileri, bu tedavilerde düşük boyama yoğunluklarını gösterdi, bu da ileri olgunlaşma durumunu düşündürdü ( Şekil 2B). Farklılaşmış hücreler, bilobed veya multilobüler çekirdekler, yoğun nötrofilik granüller ve kapsamlı vakuolizasyon özellikleri sergiledi ( Şekil 2A ve Şekil 2C ). ATRA'da ve kombine tedavide tutarlı bir hücre alt popülasyonu gözlemledik ( Şekil 2D ). Ayrıca farklılaşmış hücrelerin fonksiyonel bütünlüğünü değerlendirmek için solunum patlaması aktivitesini ölçtük. Hem 4. hem de 5. günde kombine tedavide solunum patlaması aktivitesi tek başına ATRA'dan daha yüksekti, bu da kombine tedaviyi alan hücrelerin gelişmiş bir olgunlaşma durumunu ortaya koyuyor ( Şekil 2E ve 2F)). Kontrole kıyasla selenit muamelesindeki önemli ölçüde daha düşük aktiviteler, 120 saat sonra zayıf hücre canlılığını yansıtabilir.



                Şekil 2: Selenit, ATRA ile kombinasyon halinde NB4 hücrelerinin olgunlaşmasını güçlendirir. A. Selenit, ATRA veya kombinasyon halinde tedavi edilen NB4 hücrelerinin May-Grünwald-Giemsa ile boyanmış sitospinlerinin morfolojisi. B. 5 günlük tedaviyi takiben ATRA ve kombine tedavide artmış farklılaşmış hücre gösteren NB4 hücrelerinin miyeloperoksidaz boyaması. C. 5 günlük tedaviyi takiben NB4 hücrelerinin transmisyon elektron mikrografı. D. NB4 hücrelerinin faz kontrast görüntüleri. Ok uçları, kültür kaplarına bağlı hücreleri gösterir. Büyütme 20X. Hücrelerin görüntüleri bir Olympus mikroskobu (Model: IX73) kullanılarak elde edildi. E. ve F. 4. ve 5. günde solunum patlaması testi ile değerlendirildiği gibi NB4 hücrelerinde farklılaşmanın fonksiyonel değerlendirmesi.

                Yapışık hücrelerle ilgili gözlemimiz, promyelositlerin , in vitro kültürlendiğinde benzer özellikler gösteren monositlere veya makrofajlara olası farklılaşmasını düşündürdü . Bunu doğrulamak için, soylarını karakterize etmek için farklılaşma ile ilişkili hücre yüzeyi belirteçlerinin akış sitometrisi analizlerini gerçekleştirdik. Hücre yüzeyi antijeni CD11b'nin ifadesi hem mRNA hem de protein seviyesinde analiz edildi. ATRA ve kombine tedavi, kontrol ve selenit tedavilerine kıyasla CD11b mRNA seviyesinde önemli bir artışla sonuçlandı (sol panel, Şekil 3A ). CD11b protein ekspresyon verileri (orta ve sağ panel, Şekil 3A)), kombine tedavide daha düşük bir ekspresyon seviyesinde olsa da mRNA ekspresyon profili ile uyumluydu. Yine de CD11b+ hücreleri, tek başına ATRA ile karşılaştırıldığında kombine tedavide monosit/makrofaj soy belirteçleri HLA-DR ve CD68'in daha yüksek ekspresyonuna sahipti ( Şekil 3B ve 3D ). Birleştirilmiş tedavide nötrofil soy belirteçleri CD62L ve CD16 için benzer bir gözlem yapılmıştır ( Şekil 3C ve 3E ). Kombine tedavide (orta panel, Şekil 3B ve 3C) her iki hücre soyu için çift pozitif hücre yüzdeleri daha yüksekti.). Birlikte, bu bulgular, kombine tedavi üzerine NB4 hücrelerinin gelişmiş çok-soylu farklılaşmasını önermektedir. Farklılaşma moleküllerinin ifadesi kümesi, yukarıda özetlendiği gibi, solunum patlaması aktivitesi verilerinden elde edilen bulguları destekler. CD14, CD16, CD62L, CD68 ve HLA-DR'nin ekspresyonu için toplam hücre popülasyonları (tanımlanmamış) analiz edildiğinde, bu işaretlerin tümü için doğrulayıcı sonuçlar bulundu ( Şekil 3F ). Selenitin tek bir ajan olarak herhangi bir farklılaştırıcı etkisi gösterilememiş olsak da, yukarıdaki bulgular selenit ile kombinasyon halinde ATRA ile tedaviyi takiben NB4 hücrelerinin çok-soylu farklılaşması için kanıt sağlamıştır.



                Şekil 3: Selenit, ATRA ile kombinasyon halinde NB4 hücrelerinin olgunlaşmasını destekler. A. Belirtilen tedaviyi takiben NB4 hücrelerinde CD11b ekspresyonu (sol panelde mRNA ve orta ve sağ panelde protein). B. & C. CD11b pozitif NB4 hücrelerinde CD68 ve HLA-DR (monosit/makrofaj soyunun belirteçleri) ve CD62L ve CD16'nın (nötrofil soyunun belirteçleri) ekspresyonunu gösteren temsili akış sitometrisi analizleri. D. & E. 5 gün boyunca tek başına selenit veya kombinasyon halinde ATRA tedavisini takiben CD11b+ NB4 hücrelerinde monosit ve makrofaj soy belirteçleri (HLA-DR+ ve CD68+) ve nötrofil soy belirteçlerinin (CD62L+ ve CD16+) ifadesinin kantitatif analizleri ( n = 3).E. 5 gün boyunca tek başına selenit veya kombinasyon ATRA ile tedavi edilen NB4 hücrelerinde bireysel belirteçlerin ekspresyonu ( n = 3). F. CD11b ekspresyon durumlarından bağımsız olarak NB4 hücrelerinde CD14, CD16, CD62L, CD68 ve HLA-DR ekspresyonu.

                Selenit, NB4 hücrelerinde PML-RARa ifadesini iptal eder
                Selenitin tiyol modüle edici özellikleri ve ardından PML/RARa'nın baskılanması hakkındaki ön hipotezimize dayanarak, NB4 hücrelerinde hem mRNA hem de protein seviyesinde PML/RARa ekspresyonunu analiz etmeye başladık. Baskılama yerine, ATRA ve kombine tedavi alan hücrelerde artan PML/RARa mRNA ekspresyonu gözlemledik, selenitin kendisinin hiçbir etkisi olmadı ( Şekil 4A ). Bununla birlikte, selenit tedavisi tek başına hem tam hücrede hem de nükleer özütlerde PML/RARa protein ekspresyonunu tamamen ortadan kaldırmıştır ( Şekil 4B).), selenitin PML/RARa proteini ile doğrudan etkileşimini düşündürür. Önceki raporlarla uyumlu olarak, ATRA tedavisinde PML/RARa'nın ifadesi de azaldı. Özellikle, PML/RARa ekspresyonu, kombine tedavide bir şekilde restore edildi, bu da ATRA'nın selenit kaynaklı PML/RARa bozunması üzerindeki potansiyel müdahale edici etkilerini ortaya koydu. PML protein ekspresyonu üzerinde de benzer bir etki gözlemledik ( Şekil 4C ). Selenitin çinko-tiolat koordinasyonu ve müteakip protein stabilitesi kaybı üzerindeki iptal edici etkisi hakkındaki hipotezi test etmek için doğal PML ve PML/RARa proteinlerinin ekspresyonunu da araştırdık. Gerçekten de , selenit tarafından PML/RARa ( Şekil 4D ) ve PML ( Şekil 4E ) ekspresyonunun doza bağımlı (1.0 - 3.0 uM) iptalini gözlemledik .



                Şekil 4: Selenit, PML/RARa onkoproteinini seçici olarak bozar. A. 4. günde NB4 hücrelerinde nispi PML/RARa mRNA ekspresyonu. B. Bileşiklerle muameleyi takiben tüm hücre özütlerinde ve nükleer fraksiyonlarda PML/RARa'nın immünoblot analizi (üst panel). β-tubulin, sitozolik fraksiyon için bir yükleme kontrolü görevi gördü. Nükleer ekstrakta (alt panel) PML/RARa için bir yükleme kontrolü olarak temsili Coomassie mavisi lekeli jel. C. NB4 hücrelerinde PML ekspresyonunun immünoblot analizi. D. & E. Artan dozlarda selenit (1 - 3 uM) tedavisinin NB4 hücrelerinde PML/RARa ve PML bozunması üzerindeki etkileri.

                Selenit ve ATRA tarafından farklılaşma ile ilişkili transkripsiyon faktörlerinin düzenlenmesi
                Selenit tarafından PML/RARa protein ekspresyonunun iptal edildiğini teyit ettikten sonra, miyeloid hücre soyunun farklılaşmasında rol oynayan önemli transkripsiyon faktörlerinin ekspresyonunu araştırdık. Daha önce bildirildiği gibi, ATRA, tam hücre özütünde [ 22 ] RARa ekspresyonunu indükledi ve selenit ile birlikte maruz kalmanın hiçbir ek etkisi olmadı ( Şekil 5A ). Ekspresyon paterni, nükleer özütte benzerdi, ancak kombine muamelenin tek başına ATRA'ya kıyasla daha yüksek RARa ekspresyonu ile sonuçlanması dışında. Ayrıca miyeloid farklılaşmasında rol oynayan bir diğer önemli transkripsiyon faktörü PU.1'in ekspresyonunu araştırdık. Hem ATRA hem de kombine tedavi, PU.1'in mRNA seviyesini önemli ölçüde artırdı ( Şekil 5B). Hem sitozolik hem de nükleer özütlerde PU.1 protein ekspresyonu, mRNA ekspresyon profili ile iyi bir şekilde desteklenmiştir. Birlikte, bu sonuçlar ATRA'nın RARa ve PU.1 ifadelerinin güçlendirilmesi için gerekli olduğunu, selenitin tek başına hiçbir hazırlama etkisi olmadığını gösterdi. Ayrıca, FOXO3A'nın mRNA ekspresyonunun, kombine tedavide protein ekspresyonunda güçlü bir artış ile nispeten stabil olduğunu bulduk ( Şekil 5C ).



                Şekil 5: ATRA veya selenit ile kombine tedaviyi takiben NB4 hücrelerinde önemli farklılaşma ile ilişkili transkripsiyon faktörlerinin ekspresyonunun restorasyonu. A. Farklı tedavilere 5 gün maruz kaldıktan sonra tüm hücre ve RARa'nın nükleer ifadesi (sol üst panel). Nükleer özüt için bir yükleme kontrolü olarak temsili coomassie mavisi lekeli jel (sağ üst panel). B. PU.1'in bağıl mRNA ifadesi (üst panel). ATRA ve selenite (alt panel) tek veya birleşik maruziyeti takiben tüm hücrede PU.1 ekspresyonu ve NB4 hücrelerinde nükleer özütler. C.ATRA, selenit veya kombinasyon halinde tedaviyi takiben NB4 hücrelerinde FOXO3A mRNA (üst panel) ve protein ekspresyonu (alt panel). (*) tedavi grupları arasında önemli farklılıkları göstermektedir.

                Tioredoksin ve glutaredoksin protein ailesinin ifadesi
                Tioredoksin ve glutaredoksin ailelerinin proteinleri, sitoproteksiyon ve çoklu redoks bağımlı sinyal yollarında önemli roller oynar. APL'de ATO tedavisinin en büyük dezavantajlarından biri, hem sağlıkta hem de hastalıkta redoks homeostazında kritik rol oynayan bir enzim olan tioredoksin redüktazın [ 23 , 24 ] inhibisyonudur . Daha önce, RARa'nın transkripsiyonel aktivitesinin, selenoprotein tioredoksin redüktaz 3 [ 25 ] tarafından pozitif olarak düzenlenen redoks olduğu gösterilmiştir . Yukarıdaki arka planlar göz önünde bulundurularak, ATRA ve selenit ile tedaviden sonra NB4 hücrelerinde tioredoksinlerin ve glutaredoksinlerin ekspresyonunu araştırdık. Grx1, Grx3 ve Grx5'in mRNA ifadesi, protein ifadeleriyle iyi bir şekilde desteklendi ( Şekil 6Ave 6B ). Bunlardan, Grx1 ekspresyonunun indüksiyonu, ATRA'ya ve kombine tedaviye tabi tutulan hücrelerde oldukça yüksekti. Tioredoksinler arasında, TrxR2 ve Trx2, muamele edilmemiş kontrol hücrelerine kıyasla farklılaşmış hücrelerde hem mRNA hem de protein seviyesinde önemli ölçüde yukarı regüle edildi ( Şekil 6B ). Selenit tedavisinin, selenoproteinler TrxR1 ve TrxR2 dışında, hücrelerin farklılaşma durumundan bağımsız olarak bu önemli oksidoredüktazların ekspresyonu üzerinde minimal etkisi oldu veya hiç olmadı.



                Şekil 6: 5 gün boyunca ATRA veya selenit ile kombine tedaviyi takiben glutaredoksin ve tioredoksin protein ailesinin ifadesi. A. Grx1, Grx2, Grx3 ve Grx5'in üst, bağıl mRNA ifadesi. NB4 hücrelerinde Grx1, Grx2, Grx3 ve Grx5 protein ekspresyonunun (üst panel) alt, immünoblot analizleri. B. TrxR1, Trx1, TrxR2 ve Trx2'nin üst, nispi mRNA ifadesi. Bu hücrelerde TrxR1, Trx1, TrxR2 ve Trx2 proteinlerinin ekspresyonunun (üst panel) alt, immünoblot analizleri. * tedavi grupları arasında önemli farklılıkları gösterir.

                TARTIŞMA
                PML/RARa onkoproteini, bir transkripsiyonel baskılayıcı [ 5 ] olarak işlev görür ve böylece t(15;17) (q22;q21) kromozomal anormallikleri olan APL'de malign transformasyonu ve neoplastik ilerlemeyi [ 26 ] destekler [ 27 , 28 ]. Seçici bozunması veya nükleer translokasyonunun bloke edilmesi, lösemojenik potansiyelinin kaybıyla birlikte transkripsiyonel aktivitelerini iptal eder. Bu amaçla, ATRA ve ATO/kemoterapinin kombine kullanımı moleküler hedefli tedavide dikkate değer bir başarı sunar [ 9 , 29 - 31]. PML/RARa'nın PML alt biriminin çinko parmak alanındaki kritik sistein kalıntıları potansiyel terapötik hedeflerdir, çünkü bu kritik çinko/tiolat koordinasyon bölgesinin bozulması yapısal bütünlüğünü istikrarsızlaştırarak bozulmasına neden olur. Bu çalışmada sunulan veriler, selenyumun basit bir inorganik formu olan selenitin, APL kaynaklı NB4 hücrelerinde PML/RARa ifadesini ortadan kaldırdığını ortaya koymaktadır. ATRA ile bağlantılı olarak, ATRA ile indüklenen farklılaşmış hücrelere kıyasla üstün işlev sergileyen bu hücrelerde çoklu soy farklılaşmasını destekler.

                APL'de, promiyelositik aşamada farklılaşmanın inhibisyonu, blast hücrelerinin üstel proliferasyonu ile sonuçlanır. Diğer çalışmalara uygun olarak, ATRA'nın farmakolojik konsantrasyonda hücre proliferasyonunu azalttığını, hücre sağkalımı etkilenmediğini de gösterdik. Bununla birlikte, ATRA'nın selenit ile kombine tedavisi, tek başına ATRA'ya kıyasla hücre canlılığının azalmasına neden olurken, hücre popülasyonunun daha yüksek yüzdeleri farklılaşmaya maruz kaldı. Önceki bir çalışmanın aksine [ 19], bu miyeloid kaynaklı hücrelerde selenitin sitotoksisitesi üzerinde ATRA'nın herhangi bir güçlendirici etkisini gözlemlemeyi başaramadık. Aksine ATRA tedavisi, bu hücreleri selenit sitotoksisitesine karşı bir şekilde korumuştur. Bu, kombine tedavide azalmış hücre proliferasyonu ile açıklanabilir. Laboratuvarımızda, selenitten selenyum alımını ve dolayısıyla sitotoksisitesini belirleyen düşük hücre dışı tiyol seviyelerine bağlı olarak düşük hücre yoğunluklarında selenitin sitotoksisitesinin azaldığını sürekli olarak gözlemlemekteyiz [ 32 ]. Çalışmamız, hücre yoğunluğunun in vitro selenit sitotoksisitesinin temel belirleyicilerinden biri olduğunu açıkça göstermektedir .

                Burada, kombine tedaviyi takiben farklılaşmış hücrelerin üstün fagositik aktivitesini rapor ediyoruz. Farklılaşmış hücrelerin (monositler, makrofajlar ve nötrofiller soyu) artan sıklığı, gözlemlenen etkilerin temelini oluşturur. Herhangi bir potansiyel kemoterapötik uygulama perspektifinden bakıldığında, bu tür bulguların önemli etkileri olabilir, çünkü kombine tedavi sadece hücre ölümünü indüklemekle kalmaz, aynı zamanda promiyelositlerin solunum patlaması aktivitesi tarafından belirlenen fonksiyonel olarak aktif hücrelere farklılaşmasını da arttırır.

                Çalışmamızı sürdürürken, paralel bir çalışma selenit tedavisini takiben PML/RARa protein ekspresyonunun iptal edildiğini bildirmiştir [ 33]. Bu çalışma ile tutarlı olarak, farklı bir deney düzeneğinde tek başına selenit tarafından PML/RARa ifadesinin ortadan kaldırılması için de kanıt sağlıyoruz. ATRA ile kombine tedavide PML/RARa'nın kısmi baskısı, çinko parçasının PML/RARa'nın çinko/tiyolat koordinasyonundan çıkarılmasını sınırlamış olabilecek bir işlemin dahil olduğunu gösterir. Sitotoksisite verilerinden anlaşılabileceği gibi, yetersiz selenyum alımının sınırlayıcı faktör olabileceği akla yatkındır. Öte yandan, önemli farklılaşma ile ilişkili transkripsiyon faktörlerinin ekspresyon profili, PML/RARa'nın kısmi bozunmasını takiben artan farklılaşma için makul bir açıklama sağlar. Anahtar transkripsiyon faktörleri RARa, PU.1 ve FOXO3A'nın artan ifadesi arasındaki karmaşık bir etkileşim, muhtemelen gözlemlenen etkilerde kritik rollere hizmet eder [7 , 13 ]. Daha önce, PML/RARa'nın doğrudan PU.1 promotörünü hedef alarak PU.1'in aşağı regülasyonu ile sonuçlandığı bildirilmiştir [ 4 ]. PML/RARa'nın kısmi kaybına rağmen, kombine tedavide hiçbir farklılaşma blokajı gözlemlenmedi, bu da PML/RARa ve PU.1 arasında transkripsiyonel aktivitelerinde minimum etkileşim olduğunu düşündürdü.

                Son kanıtlar, reaktif oksijen türlerinin (ROS), Drosophila'da normal fizyolojik koşullar altında ortak miyeloid progenitör hücrelerin farklılaşmasını olgun hücre tiplerine hazırlamada sinyal molekülleri olarak hareket ettiğini göstermektedir [ 34 ]. Bağlam açısından, AML hücrelerinin tioredoksinler ve peroksiredoksinler dahil olmak üzere redoks düzenleyici proteinlerin daha yüksek ekspresyonunu sergilemesi ve normal muadillerinden daha yüksek bir bazal ROS seviyeleri ile birleşmesi merak uyandırıcıdır [ 35].]. Bu gözlemler, miyeloid malignitedeki yüksek ROS seviyelerinin, muhtemelen ROS aracılı hayatta kalma yanlısı sinyalleşmede farklı patofizyolojik rollere sahip olabileceğini düşündürmektedir. Bilinen bir ROS indükleyici ajan olan selenitin hiçbir farklılaşma etkisi, önerilen paradigma ile uyumlu değildir. Çalışmamız ayrıca hem farklılaşmamış hem de farklılaşmış NB4 hücrelerinde anahtar oksidoredüktazların ekspresyonu hakkında önemli bilgiler sağlar. ATO'dan farklı olarak, yüksek dozlarda selenit tedavisinin ardından tioredoksin protein ailesinin ekspresyonunun inhibisyonuna rastlamadık. Aksine, hem mRNA hem de protein seviyesinde nispeten artan bir tioredoksin ekspresyonu, farklılaşmanın ardından belirgindir. Daha erken,36 ]. Bu çalışmada, ATRA ile indüklenen farklılaşmış hücrelerde hem transkript hem de protein seviyesinde Grx1'in yukarı regülasyonunu, selenit ile birlikte muamele ile daha fazla artış olmaksızın rapor ediyoruz. Grx1, nötrofillerde aktin polimerizasyonu, göçü, polarizasyonu ve yapışmasının pozitif bir düzenleyicisi olduğundan [ 37 ], farklılaşmış hücrelerde artan ekspresyonu, potansiyel fonksiyonel katılımını gösterir. Bununla birlikte, bu farklılaşmış hücrelerde protein düzeyinde Grx3 ve Grx5 ekspresyonunun azalmasının fonksiyonel rolleri net değildir. Tioredoksin protein ailesi arasında, TrxR2 ve onun substratı Trx2'nin ekspresyonu, farklılaşmış hücrelerde yukarı doğru düzenlenmiştir. ATRA'nın NFE2L2 transkripsiyon faktörünün bir inhibitörü olduğu düşünüldüğünde bu ilginç bir gözlemdir [ 38].] TrxR2 ekspresyonunu negatif olarak düzenler [ 39 ]. Bu bulgular, redoks düzenleyici proteinler (örn., TrxR1) üzerindeki inhibitör etkilerini, ya katalitik bölgelerinde ya da yapısal alanlarında bulunan visinal sistein/selenosistein kalıntılarının tiyol gruplarıyla doğrudan etkileşim yoluyla uygulayan ATO ile çelişmektedir [ 24 ]. Bu çalışmanın sonuçlarından, bu proteinlerin miyeloid farklılaşmasında işlevsel olarak yer alıp almadığı veya sadece ATRA tarafından transkripsiyonel kontrol altında olup olmadığı açık değildir. Bununla birlikte, bulgularımız, makrofaj benzeri hücrelere deneysel farklılaşma altında hem murin hem de insan monositik lösemi hücreleri için başka bir yerde bildirildiği gibi, ATRA ile indüklenen miyeloid farklılaşmasının ardından bu proteinlerin ekspresyon seviyelerinin değiştiğini göstermektedir [40 ].

                Özetle, mevcut çalışma selenitin farmakolojik konsantrasyonlarının bozunma için seçici olarak PML/RARa onkoproteini hedefleyebileceğini ortaya koymaktadır. ATRA ve selenit kombinasyonu, APL hücrelerinin çok-soylu farklılaşmasını indüklerken, önemli bir hücre popülasyonu apoptoza uğrar. Bu, şematik bir diyagramda gösterilmektedir ( Şekil 7 ). Bu çalışmada kullanıldığı şekliyle selenit dozu (5 uM), genellikle insanlarda farmakolojik uygulama için kullanılamayacak kadar yüksek olarak kabul edilir. Bu amaçla, önceki klinik çalışmamızdan elde edilen bulgular, kanser hastalarında intravenöz selenit uygulamasını takiben herhangi bir uzun süreli yan etki ve kemik iliği toksisitesi olmaksızın çok daha yüksek plazma selenyum konsantrasyonlarına ulaşmanın mümkün olduğunu göstermektedir [ 17].]. Aslında, klinik olarak ilgili dozda ATO'dan beş kat daha yüksek konsantrasyonda selenitin, ex vivo normal kemik iliği progenitör hücreleri için çok daha az toksik olduğu da gösterilmiştir [ 19 ]. Selenitin APL hücrelerine karşı güçlü sitotoksisitesi ile birlikte bu gözlemler, bu bileşiğin APL'nin hedefli terapisinde ileriye dönük olarak uygulanabileceğini ve klinik düzenekte daha fazla araştırılmayı beklemektedir.




                Şekil 7: APL için yeni bir terapötik strateji olarak selenit ve ATRA'nın birlikte kullanımını gösteren şematik bir diyagram. PML/RARa, RARa ve PU.1 transkripsiyon faktörlerinin paylaşılan DNA bağlama alanı ile etkileşime girer ve böylece promyelositlerin terminal farklılaşmasının transkripsiyonel kontrolünü deregüle eder. Farmakolojik konsantrasyondaki selenit, PML/RARa protein ekspresyonunu iptal eder ve promiyelositlere büyüme inhibisyonu ve sitotoksisite uygular. ATRA ile kombinasyon halinde, PML/RARa'yı kısmen bozar ve tümü miyeloid farklılaşması için önemli olan RARa, PU.1 ve FOXO3A transkripsiyon faktörlerinin ekspresyonunu indükler. Hücre yüzeyi antijen ekspresyon profili, bu hücrelerin çok-soylu farklılaşmasını düşündürür. Ayrıca, ATRA kaynaklı farklılaşmaya, önemli oksidoredüktazların ifadelerindeki değişiklikler eşlik eder.

                MALZEMELER VE YÖNTEMLER
                Kimyasallar ve antikorlar

                Tüm kimyasallar, aksi belirtilmediği sürece, Sigma-Aldrich, Almanya'dan satın alınmıştır. Akış sitometrisi için antikorlar: BV421 Fare Anti-İnsan CD11b/MAC-1, klon ICRF44; PerCP-Cy™5.5 Fare Anti-İnsan CD14, klon M5E2; PE Fare Anti-İnsan CD16, Klon B73.1; FITC Fare Anti-Human CD62L, klon SK11 ve BV421 Fare IgG1, k İzotip Kontrolü, klon X40, BD Biosciences, İsveç'ten satın alındı. APC Mouse anti-insan CD68, klon Y1/82A ve AmCyan Mouse anti-insan HLA-DR, klon L243, Biolegend, İngiltere'den satın alındı. Western blot antikorları ve bunların seyreltmeleri aşağıdaki gibidir: RARa (Sc-551, C-20), 1:500, Santa Cruz Biotechnology; PML (A301-168A-1), 1:500, Betil Laboratuvarları; PU.1 (GTX 45005), 1:1000, GeneTex; Grx1, 1:200, kendi üretimimiz; Grx2 (GTX 112094), 1:1000, GeneTex; Grx3, 1:1000, kendi üretimimiz; Grx5, (GTX 45005), 1:250, GeneTex; TrxR1 (GTX 110589), 1:1000, GeneTex; TrxR2 (ab58445), 1:750, Abcam; Trx1, 1:3000, kendi üretimimiz; Trx2 1:3000, kendi üretimimiz; Beta-aktin (A4700), 1:1000, Sigma; Beta-tubulin (Ab6046), 1:3000, Abcam; FOXO3A (GTX 62705), 1:1000, GeneTex.

                Hücre canlılığı ve proliferasyonu
                NB4 hücreleri, DSMZ'den (Braunschweig, Almanya) elde edildi. Erken pasajlardaki (3-10) hücreler, %10 ısıyla inaktive edilmiş fetal sığır serumu (FBS) (Gibco, Paisley, UK) ile tamamlanan antibiyotik içermeyen RPMI 1640 ortamında (Gibco, Paisley, UK) kültürlendi. Deney amacıyla, hücreler 2.5 x 10 bir yoğunlukta tohumlanmıştır 4 hücreleri ml -1 tek başına veya 120 saat kombinasyon halinde (DMSO içinde çözülmüş) ATRA ve (kadar, sırasıyla 5.0 uM, 1.0 uM ve) selenit ile muamele edilmiştir. DMSO'nun nihai konsantrasyonu hiçbir zaman %0,001'i geçmedi. NB4 hücreleri için daha önce bildirildiği gibi, besin yoksunluğuyla ilişkili hücre ölümünü önlemek için [ 41], ortam değiştirildi ve 72 saat sonra aynı şekilde işlem gördü. Tedavinin sonunda, hücre canlılığı otomatik bir hücre sayacı (BioRad TC10, Stockholm, İsveç) kullanılarak ölçüldü. Toplam hücre sayısı, hücre proliferasyonu için bir ölçü olarak kullanıldı. Apoptoz tahlili için, üretici protokolüne göre FITC Annexin V Apoptosis Detection Kit I (BD Biosciences, İsveç) kullanıldı. 96 oyuklu plakada hücre proliferasyonu/sitotoksisite analizi için WST-1 reaktifi (Sigma-Aldrich, Almanya) kullanıldı.

                Sitokimyasal boyama
                120 saatlik tedaviden sonra hücreler toplandı ve %1 BSA içeren PBS içinde yeniden süspanse edildi. 5.0 x 10 toplam 4 hücreleri, 5 dakika, 650 rpm'de Cytospin 3 (Shandon, Runcorn, UK) kullanılarak cam slaytlar üzerine konsantre edildi. Havada kurutulan slaytlar May-Grünwald ve Giemsa ile boyandı. Miyeloperoksidaz (mPOX) boyaması için hücreler en az 24 saat karanlıkta bırakıldı ve üreticinin protokolüne göre bir DAB substrat kiti (Sigma-Aldrich, St. Louis, MO, ABD) kullanılarak boyandı. Boyalı hücrelerin fotomikrografları, Nikon Digital Sight DS-Fi1 kamera ile donatılmış bir Nikon mikroskobu (Eclipse E1000M) kullanılarak elde edildi.

                Transmisyon elektron mikroskobu
                Muamelelerin sonlandırılmasının ardından, hücreler kısaca PBS ile yıkandı ve 0.1 M fosfat tamponu, pH 7.4 içinde %2.5 glutaraldehit içinde oda sıcaklığında 30 dakika boyunca sabitlendi. Fiksasyondan sonra hücreler 0.1 M fosfat tamponunda durulandı ve santrifüjlendi. Peletler daha sonra 0.1 M fosfat tamponu, pH 7.4, 4°C'de %2.0 osmiyum tetroksit içinde 2 saat süreyle sabitlendi, etanol ve ardından aseton içinde kurutuldu ve LX-112 (Ladd, Burlington, Vermont, ABD) içine gömüldü. Ultra ince kesitler (yaklaşık 50-60 nm), bir Leica ultracut UCT/ Leica EM UC 6 (Leica, Wien, Avusturya) ile kesildi. Kesitler, uranil asetat ve ardından kurşun sitrat ile karşılaştırıldı ve 80 kV'da bir Hitachi HT7700 (Tokyo, Japonya) içinde incelendi. Dijital görüntüler bir Veleta kamera (Olympus Soft Imaging Solutions, GmbH, Münster, Almanya) kullanılarak çekildi.

                Akış sitometrisi ile CD belirteçlerinin analizi
                Tedavinin 5. gününde, monositler, makrofajlar ve nötrofiller için belirteçlerin hücre yüzeyi ekspresyonu, akış sitometrisi kullanılarak analiz edildi. Kısaca hücreler, %0.05 FBS (FACS tamponu) içeren PBS ile iki kez yıkandı ve tüm tedaviler için eşit sayıda hücreye ayarlandı. 100 ul hücre süspansiyonlarına beş mikrolitre antikor ilave edildi ve 20 dakika süreyle inkübe edildi. Hücreler bir kez (5 dakika için 1200 rpm) 500 ul FACS tamponu ile yıkandı ve 200 ul FACS tamponu içinde yeniden süspanse edildi. Daha sonra, her numune için, BD FACS Diva 6 yazılımı (Becton Dickinson, İsveç) kullanılarak bir FACS Aria akış sitometresi (Becton Dickinson, İsveç) kullanılarak en az 100.000 olay elde edildi ve FlowJo Software (Treestar Inc. OR, ABD) ile analiz edildi.

                Solunum patlaması tahlili
                Farklılaşmanın bir ölçüsü olarak , bu minör modifikasyonlarla başka yerde tarif edildiği gibi [ 42 ] solunum patlaması tahlili yapıldı . Hücre süspansiyonları 96 ve 120 saat sonra toplandı ve %10 FBS ile takviye edilmiş taze RPMI 1640 ortamında yeniden süspanse edildi. Toplam hücre sayısı sayılmış ve 2.5 x 10 bir son konsantrasyona kadar seyreltildi 5 canlı hücre / ml (hücre ölümü için telafi etmek için) ve PMA ng / ml, 200 nihai konsantrasyona kadar ilave edildi. Ardından, 100 ul hücre süspansiyonu alikuotlarının üç kopyası 96 oyuklu mikroplakalara aktarıldı ve hemen her oyuğa 10 ul WST-1 ilave edildi. Plaka 1 saat inkübe edildi ve absorbans 412 nm'de ölçüldü.

                Nicel gerçek zamanlı PCR
                96 saatlik tedaviden sonra, üretici protokolü izlenerek kolon DNase sindirimi ile RNeasy Plus Mini kiti (Qiagen, Stockholm, İsveç) kullanılarak toplam RNA özü çıkarıldı. Her numunedeki RNA içeriği, bir Nanodrop ® Spektrofotometre ND-1000 kullanılarak, ardından her numuneden 2 µg RNA ve 0,1 µg/µL Oligo(dT) 12-18 içeren Omniscript Ters Transkripsiyon Kiti (Qiagen, İsveç) kullanılarak cDNA sentezi ile ölçülmüştür. astar olarak. Gerçek zamanlı PCR, SyberGreen Supermix (Bio-Rad, Stockholm, İsveç) kullanılarak bir CFX96 TM Gerçek Zamanlı Sistemde (Bio-Rad, Stockholm, İsveç), 10 µl'lik bir nihai hacimde reaksiyon başına 20 ng cDNA ve 300-900 nM arasında değişen primer konsantrasyonu (istek üzerine primerler dizisi temin edilebilir). Veriler 2 kullanılarak analiz edildi.-ΔΔCT yöntemi. HPRT'nin ekspresyon seviyesi, ilgilenilen genlerin nispi ekspresyon seviyelerini normalleştirmek için kullanıldı.

                İmmünoblotlama
                Tedavinin 5. gününde NB4 hücreleri toplandı ve iki kez PBS ile yıkandı. Tam hücre lizatları, PMSF (1 mM, nihai konsantrasyon) ve proteaz inhibitör kokteyli (Sigma-Aldrich, St. Louis, MO, ABD) içeren RIPA tamponu (Sigma-Aldrich, St. Louis, MO, ABD) kullanılarak hazırlandı. Nükleer özüt, hipotonik bir tampon çözeltisi kullanılarak hazırlandı [ 43]. Lizat protein içeriği Bio-Rad protein tahlil kiti ile belirlendi. Kuyu başına toplam 25-50 ug protein yüklendi ve SDS-PAGE jeli (Bio-Rad, Stockholm, İsveç) üzerinde ayrıldı ve 0.20/0.45 um gözenek boyutlu bir PVDF membranına (Bio-Rad, Stockholm, İsveç) aktarıldı. ). Transferden sonra membran, gece boyunca 4°C'de birincil antikorlarla, ardından oda sıcaklığında 1 saat boyunca yaban turpu peroksidazla konjuge ikincil antikorlarla inkübe edildi. Leke geliştirmek için geliştirilmiş kemilüminesans (ECL, Perkin Elmer) kullanıldı. Kullanılan antikorlar ve bunların dilüsyonları ek verilerde mevcuttur.

                İstatistiksel analizler
                Tüm veriler, aksi belirtilmedikçe, ortalama ± SD (N, numune boyutu) olarak sunulmuştur. Parametrik istatistiksel testlerin varsayımları (yani, normallik ve varyans eşitliği) veri analizinden önce test edildi. Veriler parametrik testlerin varsayımlarını takip etmediğinde eşdeğer parametrik olmayan testler kullanıldı. Öğrenci t testi kullanılarak ikili karşılaştırma yapıldı . Çoklu karşılaştırma analizi için, tek yönlü ANOVA ve ardından Tukey'in çoklu karşılaştırma testleri (Dunn'un parametrik olmayan testler için çoklu karşılaştırması) kullanıldı. Ortalama değer, P < 0.05'te önemli ölçüde farklı kabul edildi . Tüm istatistiksel testler SigmaPlot, Versiyon 11 kullanılarak yapıldı.

                Kısaltmalar
                APL - Akut Promiyelositik Lösemi

                ATO - Arsenik trioksit

                ATRA - Tüm trans retinoik asit

                FOXO3A - Çatallı kutu proteini O3A

                GPX - Glutatyon peroksidaz

                Grx - Glutaredoksin

                HDAC - Histon deasetilaz

                PML - Promyelositik lösemi proteini

                PU.1 - Transkripsiyon faktörü PU.1

                RARa - Retinoik asit reseptörü alfa

                Trx - Tioredoksin

                TrxR - Tioredoksin redüktaz

                TEŞEKKÜR VE FİNANSMAN
                Bu çalışma Cancerfonden (İsveç Kanser Derneği), Cancer-och Allergifonden, Stockholm İl Konseyi (ALF), Jochnick Vakfı ve Radiumhemmets Forskningsfonder tarafından desteklenmiştir. İlk yazar, Cancer-och Allergifonden “Doktora Sonrası Araştırma Bursu” ve Araştırma Bursu tarafından desteklenmiştir. Ayrıca hücre soy analizi konusundaki anlayışlı tartışması için Lalit Rane'e, ilk akış sitometrisi analizleri için Agata Wasik'e ve numune hazırlama ve TEM resimlerinin alınması için Dr. Kjell Hultenby'ye teşekkür ederiz.

                ÇIKAR ÇATIŞMALARI
                Tüm yazarlar, nihai makaleyi onaylar ve hiçbir rekabet eden finansal çıkar beyan etmez.

                Yazarlık Katkıları
                Katkı: SM ve MB, çalışma tasarımını tasarladı; SM, AKS, MW, GL, AA ve IM deneyleri gerçekleştirdi; AM, farklılaşma için morfolojik değerlendirme yaptı; SM ve AKS, AA ve IM gerçekleştirilen veri analizleri ve sunumları; Makaleyi SM, GL ve MB yazdı.

                Editoryal not
                Bu makale, kısmen başka bir dergi tarafından yürütülen hakem değerlendirmesi ve yazarların yanıtları ve revizyonları ile Oncotarget'ta hızlandırılmış hakem değerlendirmesi temelinde kabul edilmiştir.

                REFERANSLAR
                1. Lanotte M, Martin-Thouvenin V, Najman S, Balerini P, Valensi F ve Berger R. NB4, bir insan akut promiyelositik lösemiden (M3) izole edilmiş t(15;17) işaretli olgunlaşma ile indüklenebilir bir hücre çizgisi. Kan. 1991; 77:1080-1086.

                2. Rowley JD, Golomb HM ve Dougherty C. 15/17 translokasyon, akut promiyelositik lösemide tutarlı bir kromozomal değişiklik. Lancet. 1977; 1:549-550.

                3. Mistry AR, Pedersen EW, Solomon E ve Grimwade D. Akut promiyelositik löseminin moleküler patogenezi: hastalığın klinik yönetimi için çıkarımlar. Kan Rev. 2003; 17:71-97.

                4. Wang K, Wang P, Shi J, Zhu X, He M, Jia X, Yang X, Qiu F, Jin W, Qian M, Fang H, Mi J, Yang X, et al. PML/RAR, Akut Promiyelositik Lösemide PU.1 Konsensüs ve NADİR Yarım Bölgeler İçeren Promoter Bölgeleri Hedefler. Kanser hücresi. 2010; 17:186-197.

                5. Lin RJ, Sternsdorf T, Tini M ve Evans RM. Akut promiyelositik lösemide transkripsiyonel düzenleme. Onkogen. 2001; 20:7204-7215.

                6. Tenen DG. İnsan kanserinde farklılaşmanın bozulması: AML yolu gösteriyor. Nat Rev Kanser. 2003; 3:89-101.

                7. Mueller BU, Pabst T, Fos J, Petkovic V, Fey MF, Asou N, Buergi U ve Tenen DG. ATRA, PU.1 ekspresyonunu geri yükleyerek t(15;17) akut miyeloid lösemide farklılaşma bloğunu çözer. Kan. 2006; 107:3330-3338.

                8. Zhu J, Lallemand-Breitenbach V ve de The H. Pathways of retinoic asit- veya arsenik trioxide-indüklü PML/RARa katabolizması, hastalık remisyonunda onkogen bozulmasının rolü. Onkogen. 2001; 20:7257-7265.

                9. Zhang XW, Yan XJ, Zhou ZR, Yang FF, Wu ZY, Sun HB, Liang WX, Song AX, Lallemand-Breitenbach V, Jeanne M, Zhang QY, Yang HY, Huang QH, ve diğerleri. Arsenik trioksit, PML'yi doğrudan bağlayarak PML-RARa onkoproteininin kaderini kontrol eder. Bilim. 2010; 328:240-243.

                10. Sanz MA ve Montesinos P. Akut promiyelositik lösemili hastalarda farklılaşma sendromunu nasıl önler ve tedavi ederiz. Kan. 2014; 123:2777-2782.

                11. Singh R ve Kats L. Disülfidin selenol ile indirgenmesinin katalizi. Anal Biyokimya. 1995; 232:86-91.

                12. Larabee JL, Hocker JR ve Hanas JS. Selenyum bileşikleri ebselen ve selenit tarafından çinko parmak transkripsiyon faktörlerinin inhibisyon mekanizmaları. J Inorg Biochem. 2009; 103:419-426.

                13. Sakoe Y, Sakoe K, Kirito K, Ozawa K ve Komatsu N. Akut promiyelositik lösemide all-trans retinoik asit kaynaklı granülositik farklılaşma ve apoptoz için anahtar bir molekül olarak FOXO3A. Kan. 2010; 115:3787-3795.

                14. Xiang N, Zhao R, Song G ve Zhong W. Selenite, prostat kanseri hücrelerinde DNA metilasyonunu ve histonları değiştirerek susturulmuş genleri yeniden etkinleştirir. Karsinojenez. 2008; 29:2175-2181.

                15. Cox R ve Goorha S. Selenit kaynaklı hipometillenmiş DNA mekanizması ve Friend eritroleukemik hücrelerinin farklılaşması üzerine bir çalışma. Karsinojenez. 1986; 7:2015-2018.

                16. Di Croce L, Raker VA, Corsaro M, Fazi F, Fanelli M, Faretta M, Fuks F, Lo Coco F, Kouzarides T, Nervi C, Minucci S ve Pelicci PG. Metiltransferaz alımı ve hedef promotörlerin onkojenik bir transkripsiyon faktörü ile DNA hipermetilasyonu. Bilim. 2002; 295:1079-1082.

                17. Brodin O, Eksborg S, Wallenberg M, Asker-Hagelberg C, Larsen EH, Mohlkert D, Lenneby-Helleday C, Jacobsson H, Linder S, Misra S ve Björnstedt M. Hastaların Tedavisinde Sodyum Selenitin Farmakokinetiği ve Toksisitesi Bir Faz I Klinik Araştırmasında Karsinoma ile: SECAR Çalışması. Besinler. 2015; 7:4978-4994.

                18. Olm E, Jonsson-Videsater K, Ribera-Cortada I, Fernandes AP, Eriksson LC, Lehmann S, Rundlof AK, Paul C ve Björnstedt M. Selenite, insan birincil AML hücreleri için güçlü bir sitotoksik ajandır. Kanser Let. 2009; 282:116-123.

                19. Zuo L, Li JA, Yang Y, Wang X, Shen T, Xu CM ve Zhang ZN. Sodyum selenit, kaspaz-3'e bağlı bir mekanizma ve arsenik trioksitinkinden farklı bir redoks yolu ile akut promiyelositik lösemi kaynaklı NB4 hücrelerinde apoptozu indükler. Anne Hematol. 2004; 83:751-758.

                20. Jiang Q, Li F, Shi K, Wu P, An J, Yang Y ve Xu C. Selenit ile muamele edilmiş NB4 hücrelerinde PERK/eIF2alpha/ATF4 ekseni yoluyla otofajiden apoptoza sinyal geçişinde p38'in rolü. Hücre Ölümü Dis. 2014; 5:e1270.

                21. Wang GJ, Li W, Cui JW, Gao SJ, Yao C, Jiang ZY, Song YQ, Yuan CJ, Yang Y, Liu ZL ve Cai L. Arsenik kombinasyonu kullanılarak akut promiyelositik lösemi hastalarına etkili bir terapötik yaklaşım düşük doz all-trans retinoik asit ile trioksit. Hematol Onkol. 2004; 22:63-71.

                22. Jing Y, Xia L, Lu M ve Waxman S. Bölünme ürünü deltaPML-RARalpha, akut promiyelositik lösemi hücrelerinde all-trans retinoik asit aracılı farklılaşmaya katkıda bulunur. Onkogen. 2003; 22:4083-4091.

                23. Talbot S, Nelson R ve Self WT. Arsenik trioksit ve auranofin, selenoprotein sentezini inhibe eder: akut promiyelositik lösemi için kemoterapinin etkileri. Br J Pharmacol. 2008; 154:940-948.

                24. Lu J, Chew EH ve Holmgren A. Tioredoksin redüktazın hedeflenmesi, arsenik trioksit ile kanser tedavisinin temelidir. P Natl Acad Sci ABD. 2007; 104:12288-12293.

                25. Park UH, Han HS, Um E, An XH, Kim EJ ve Um SJ. Tioredoksin glutatyon redüktaz (TGR) tarafından retinoik asit reseptörünün transkripsiyonel aktivitesinin redoks düzenlenmesi. Biochem Biophys Res Commun. 2009; 390:241-246.

                26. Grignani F, Valtieri M, Gabbianelli M, Gelmetti V, Botta R, Luchetti L, Masella B, Morsilli O, Pelosi E, Samoggia P, Pelicci PG ve Peschle C. Normal insan hematopoietik progenitörlerinde PML/RAR füzyon protein ekspresyonu dikte eder miyeloid bağlılık ve promiyelositik fenotip. Kan. 2000; 96:1531-1537.

                27. de The H, Chomienne C, Lanotte M, Degos L ve Dejean A. Akut promiyelositik löseminin t(15;17) translokasyonu, retinoik asit reseptörü a genini yeni bir kopyalanmış lokusta birleştirir. Doğa. 1990; 347:558-561.

                28. de Thé H, Lavau C, Marchio A, Chomienne C, Degos L ve Dejean A. Akut promiyelositik lösemide t(15;17) translokasyonu tarafından üretilen PML-RAR füzyon mRNA'sı, işlevsel olarak değiştirilmiş bir RAR'ı kodlar. Hücre. 1991; 66:675-684.

                29. Lo-Coco F, Avvisati G, Vignetti M, Thiede C, Orlando SM, Iacobelli S, Ferrara F, Fazi P, Cicconi L, Di Bona E, Specchia G, Sica S, Divona M, et al. Akut Promyelositik Lösemi için Retinoik Asit ve Arsenik Trioksit. New England Tıp Dergisi. 2013; 369:111-121.

                30. Nasr R, Guillemin MC, Ferhi O, Soilihi H, Peres L, Berthier C, Rousselot P, Robledo-Sarmiento M, Lallemand-Breitenbach V, Gourmel B, Vitoux D, Pandolfi PP, Rochette-Egly C, Zhu J ve H. Akut promiyelositik lösemi başlatan hücrelerin PML-RARA degradasyonu yoluyla ortadan kaldırılması. Nat Med. 2008; 14:1333-1342.

                31. Warrell RP, de The H, Wang ZY ve Degos L. Akut Promyelositik Lösemi. New England Tıp Dergisi. 1993; 329:177-189.

                32. Olm E, Fernandes AP, Hebert C, Rundlöf AK, Larsen EH, Danielsson O ve Björnstedt M. xc sistin taşıyıcısına bağlı hücre dışı tiyol destekli selenyum alımı, selenitin kansere özgü sitotoksisitesini açıklar. Ulusal Bilimler Akademisi Bildiriler Kitabı. 2009; 106:11400-11405.

                33. Wang S, Geng Z, Shi N, Li X ve Wang Z. Selenitin (Se4+) arsenit (As3+) kaynaklı apoptoz ve akut promiyelositik lösemi hücrelerinde farklılaşma üzerindeki doza bağlı etkileri. Hücre Ölümü Dis. 2015; 6:e1596.

                34. Owusu-Ansah E ve Banerjee U. Reaktif oksijen türleri, farklılaşma için Drosophila hematopoietik öncülleri hazırlar. Doğa. 2009; 461:537-541.

                35. Irwin ME, Rivera-Del Valle N ve Chandra J. Löseminin redoks kontrolü: moleküler mekanizmalardan terapötik fırsatlara. Antioksit Redoks Sinyali. 2013; 18:1349-1383.

                36. Takashima Y, Hirota K, Nakamura H, Nakamura T, Akiyama K, Cheng FS, Maeda M ve Yodoi J. Monositik farklılaşma sırasında glutaredoksin ve tioredoksinin farklı ifadesi. İmmünoloji Mektupları. 1999; 68:397-401.

                37. Sakai J, Li J, Subramanian KK, Mondal S, Bajrami B, Hattori H, Jia Y, Dickinson BC, Zhong J, Ye K, Chang CJ, Ho YS, Zhou J ve Luo HR. Reaktif oksijen türlerinin neden olduğu aktin glutationilasyonu, nötrofillerde aktin dinamiklerini kontrol eder. bağışıklık. 2012; 37:1037-1049.

                38. Wang XJ, Hayes JD, Henderson CJ ve Wolf CR. Retinoik asit reseptörü alfa aktivasyonu yoluyla retinoik asidin transkripsiyon faktörü Nrf2'nin bir inhibitörü olarak tanımlanması. Ulusal Bilimler Akademisi Bildiriler Kitabı. 2007; 104:19589-19594.

                39. Zucker SN, Fink EE, Bagati A, Mannava S, Bianchi-Smiraglia A, Bogner PN, Wawrzyniak JA, Foley C, Leonova KI, Grimm MJ, Moparthy K, Ionov Y, Wang J, et al. Nrf2, Klf9'un indüksiyonu yoluyla oksidatif stresi yükseltir. Mol Hücre. 2014; 53:916-928.

                40. Takashima Y, Hirota K, Nakamura H, Nakamura T, Akiyama K, Cheng FS, Maeda M ve Yodoi J. Monositik farklılaşma sırasında glutaredoksin ve tioredoksinin farklı ifadesi. İmmünoloji Mektupları. 1999; 68:397-401.

                41. Taimi M ve Breitman TR. Retinoik asitle tedavi edilen insan akut promiyelositik lösemi NB4 hücrelerinin büyümesi, farklılaşması ve ölümü. Exp Cell Res. 1997; 230:69-75.

                42. Tan AS ve Berridge MV. Aktive nötrofiller tarafından üretilen süperoksit, çözünür bir formazan üretmek için tetrazolyum tuzu WST-1'i verimli bir şekilde azaltır: solunum patlama aktivasyonunu ölçmek ve anti-inflamatuar ajanları taramak için basit bir kolorimetrik deney. İmmünolojik Yöntemler Dergisi. 2000; 238:59-68.

                43. Dignam JD, Lebovitz RM ve Roeder RG. İzole edilmiş memeli çekirdeklerinden çözünür bir özüt içinde RNA polimeraz II ile doğru transkripsiyon başlatma. Nükleik Asitler Araş. 1983; 11:1475-1489.

                Yorum yap


                • #9
                  ..................

                  Yorum yap


                  • #10
                    Oksaliplatin aşırı duyarlılığı: değerlendirme, deri testinin etkileri ve duyarsızlaştırma

                    Johnson T Wong1, Morris Ling2, sarita patil2, Aleena Banerji2, Aidan Uzun2
                    Bağlantılar genişletmekSoyut

                    Arka plan: Oksaliplatin aşırı duyarlılığı (OXS), oksaliplatine duyarlı malignitelerin tedavisinde bir zorluk teşkil etmektedir.

                    Amaç: Yönetimi optimize etmek için OXS'li hastaların hasta özelliklerini, deri testi sonuçlarını ve duyarsızlaştırma sonuçlarını analiz etmek.

                    Yöntemler: 5 yılı aşkın bir süredir, OXS'li 48 hasta, Massachusetts General Hospital'daki alerji/immünoloji ünitesine sevk edildi. Klinik reaksiyon kalıpları analiz edildi. Risk sınıflandırması için acil aşırı duyarlılık cilt testi kullanıldı ve klinik öykü, cilt testi reaktivitesi ve hastaların önceki desensitizasyon sonuçlarına göre seçilen ilgili 3 sürekli intravenöz protokol kullanılarak ilaç duyarsızlaştırmaları yapıldı.

                    Sonuçlar: OXS, çoğunlukla gastrointestinal ile ilgili tümörlerle her iki cinsiyette de meydana geldi. Hipersensitivite reaksiyonu (HSR) başlangıcı, herhangi bir tedavi kürü sırasında (kurs no. 1-28) meydana geldi ve ortalama bir başlangıç, kurs no. 8. Okzaliplatine HSR, kutanöz, kardiyovasküler, pulmoner ve gastrointestinal semptomlar dahil olmak üzere sisplatin ve karboplatin ile gözlemlenenlere benzerdi. Bununla birlikte, karıncalanma dahil nörolojik semptomlar ve ateş ve titreme gibi sistemik semptomlar OXS'li hastalarda daha sık meydana geldi. OXS'ye özgü, 2 hasta ilaca bağlı trombositopeni geliştirdi; 1 hastada ayrıca ilaca bağlı hemolitik anemi gelişti. OXS'li hastaların çoğu için deri testi pozitifti (27/46 [%59]) ve sonraki desensitizasyonlar sırasında HSR geliştirme olasılığının daha yüksek olmasıyla ilişkiliydi.

                    Sonuç: OXS, diğer platin ajanlara çok benzer olmakla birlikte yaygındır, ancak aynı zamanda aşırı duyarlılığın başlangıcı, cinsiyet, tümör tipi, ilaca bağlı hemolitik anemi ve ilaca bağlı trombositopeni açısından belirgin farklılıklara sahiptir. Deri testi risk sınıflandırması için yardımcı oldu. Duyarsızlaştırmaların tümü başarıyla tamamlandı.

                    Anahtar Kelimeler: CAS; BDT; karboplatin; Karboplatin aşırı duyarlılığı; sisplatin; Sisplatin aşırı duyarlılığı; Sürekli; DIHA; DITP; Duyarsızlaştırma; İlaca bağlı hemolitik anemi; İlaç kaynaklı trombositopeni; GI; gastrointestinal; HRP; HSR; Yüksek riskli protokol; aşırı duyarlılık; Aşırı duyarlılık reaksiyonu; IP; Ig; immünoglobulin; Ara protokol; intravenöz; ÖKS; Başlangıç; oksaliplatin; Oksaliplatin aşırı duyarlılığı; RP; Hızlı protokol; Cilt testi.

                    Telif hakkı © 2013 Amerikan Alerji, Astım ve İmmünoloji Akademisi. Elsevier Inc tarafından yayınlanmıştır. Tüm hakları saklıdır.

                    Yorum yap


                    • #11
                      Hastadan Kaynaklanan Yeni Bir Metastatik Glioblastoma Hücresi

                      Çizgi: Karakterizasyon ve Sodyum Tepkisi
                      Selenit Antikanser Ajan


                      Sylvie Berthier 1,†, Louis Larrouquère 2,3,†, Pierre Champelovier 1, Edwige Kol 4, Christine Lefebvre 5, Cécile Cottet-Rouselle 6, Josiane Arnaud 6,7 , Catherine Garrel 7,François Laporte 7, Jean Boutonnat 4, Patrice Faure 7,8 ve Florence Hazane-Puch 7,*

                      1 Sitometri Platformu, Biyoloji ve Patoloji Enstitüsü, Grenoble Alpes Hastanesi, CS10217, Grenoble CEDEX 9, Fransa; [email protected] (S.B.); [email protected] (P.C.)
                      2 BrainTech Lab, INSERM U1205, 38000 Grenoble, Fransa; [email protected]
                      3 Tıbbi Onkoloji Departmanı, Grenoble Alpes Hastanesi, CS10217, Grenoble CEDEX 9, Fransa
                      4 Anatomopatoloji Birimi, Biyoloji ve Patoloji Enstitüsü, Grenoble Alpes Hastanesi, CS10217,Grenoble CEDEX 9, Fransa; [email protected] (E.C.); [email protected] (J.B.)
                      5 Hematoloji, Onko-Genetik ve İmmünoloji Laboratuvarı, Biyoloji ve Patoloji Enstitüsü, Grenoble Alpes Hastanesi, CS10217, Grenoble CEDEX 9, Fransa; [email protected]
                      6 Temel ve Uygulamalı Biyoenerji Laboratuvarı (LBFA) ve SFR BEeSy, University Grenoble Alpes, Inserm U1055, 38000 Grenoble, Fransa; [email protected] (C.C.-R.);
                      [email protected] (J.A.)
                      7 Ünite Beslenme ve Hormonal Biyokimya, Biyoloji ve Patoloji Enstitüsü, Grenoble Alpes Hastanesi,CS10217, 38043 Grenoble CEDEX 9, Fransa; J.A, [email protected] (C.G.);
                      [email protected] (F.L.); [email protected] (P.F.)
                      8 Hipoksi-Fizyopatoloji Laboratuvarı (HP2), Inserm U1042, University Grenoble Alpes, 38000 Grenoble, Fransa

                      Özet: Glioblastoma multiform (GBM) tümörleri çok heterojendir, hiyerarşik bir şekilde organize edilmiştir. kanser kök hücreleri (CSC) dahil olmak üzere patern, geliştirme, bakım ve kanser nüksü. Bu nedenle, CSC özelliklerine sahip yeni GBM hücre hatlarının oluşturulması önemlidir. yeni tedaviler geliştirmek. R2J adlı yeni bir insan GBM hücre hattı kuruldu. GBM'den etkilenen ve leptomeningeal metastazlı bir hastanın beyin omurilik sıvısı (BOS). R2J hücreleri anormal bir karyotip sergiler ve serumsuz bir ortamda kendi kendini yenileyebilen küreler oluşturur. orijinal
                      tek tabaka (2D) ve küreler içinde kültürlenen tümör, R2J, CD44'ün kalıcı bir ifadesi gösterdi, CD56 (tek tabaka hariç), EGFR, Ki67, Nestin ve vimentin. R2J hücre dizisi tümörijeniktir ve
                      CSC özelliklerine sahiptir. Sodyum selenitin (SS) antikanser etkilerini in vitro olarak test ettik. Temozolomid TMZ'ye. SS, R2J hücreleri tarafından emildi, sitotoksik oldu, bir oksidatif strese neden oldu, ve kaspaz-3 yoluyla hem nekroz hem de apoptozu indüklemeden önce G2M'de hücre büyümesini durdurdu. SS ayrıca değiştirilmiş dimetil-histon-3-lisin-9 (H3K9m2) seviyeleri ve azalmış histon deasetilaz (HDAC) aktivite, anti-invazivlik potansiyeli düşündürür. Bu çalışma, bu yeni GBM'nin değerini vurgulamaktadır. Klinik olarak ilgili, hastaya özel GBM'nin klinik öncesi modellemesi için hücre hattı ve bir terapötik Dirençli ve tekrarlayan GBM'yi hedeflemek için SS'yi test etmek için pencere.

                      Anahtar Kelimeler: Glioblastoma; kanser kök hücreleri; yeni hücre hattı; sodyum selenit; ksenograft; hücre ölüm; epigenetik

                      1. Giriş
                      Glioblastoma, merkezi sinir sisteminin en yaygın primer tümör tipini temsil eder. (CNS) ve kötü prognoza sahiptir [1]. Son çalışmalar, yaygın somatik genetik değişiklikleri açıklığa kavuşturmuştur. insan GBM'sinde meydana gelen Fosfatidilinositol-3 kinaz dahil hücresel sinyal yolları (PI3K) ve hücre döngüsü deregülasyonu, genellikle malign transformasyonla ilişkilidir [2]. Aslında, p15/INK4b, p16/INK4A, p21/Waf1, p27/Kip1 ve Fare çift dakika 2 homologu (MDM2), bu süreçte ilkel bir rol oynar [3]. Spesifik değişiklikler onkogenlerin ve tümör baskılayıcı genlerin anormal ekspresyonunu içeren bu yolakları etkileyen tümör prognozu, hastalığın ilerlemesi ve kanser metastazı ile ilişkili olduğu gösterilmiştir [4]. Arasında EGFR dahil olmak üzere birçok büyüme faktörü reseptörünün amplifikasyonu, bir GBM'de kötü prognoz [5]. Ayrıca, Ceccarelli ve ark. GBM'yi farklı alt tiplerde, özellikle transkripsiyonel imzalarına ve terapötik yanıtla bir korelasyona bağlıdır [6]. Son bulgular, tümörler içindeki kök benzeri hücrelerin bir alt popülasyonunu tanımladı. hem kök hücrelerin hem de kanser hücrelerinin özelliklerini gösteren kanser kök hücreleri (CSC). Ek olarakkendini yenileme ve farklılaşma kapasiteleri, CSC'ler nakledildiğinde tümörleri tohumlama yeteneğine sahiptir hayvan konakçıya [7,8]. CSC'lerin kökeni ile ilgili bir hipotez, bu hücrelerin aşağıdakilerden kaynaklandığıdır. normal somatik hücreler, örneğin bir glialden mezenkimal geçişe (GMT) [8]. CSC'ler mevcut tedavilere oldukça dirençlidir ve
                      tümörlerin yüksek nüksünü açıklayan ilk GBM tümörünün yeniden popülasyonundan sorumludur [7]. Bugüne kadar, CSC'ler için tek bir belirteç yoktur, bunun yerine tanımlamak için farklı belirteçlerin bir kombinasyonu kullanılır. İzole bir hücre hattındaki CSC'ler. Gerçekten de, Nestin ve Sox-2'nin ifadesi, her ikisiyle de ilişkilendirilmiştir. GMT süreci ve CSC'ler [8–10]. CD34 ve CD133 [11], CSC'leri farklı kaynaklardan izole etmek için kullanılmıştır. tümörler [12]. Glial tümör ilerlemesinde çok önemli bir süreç olan GMT, azalma ile karakterize edilir. karşılığında glial belirteçlerin (astrositik soy spesifik belirteç olarak da kullanılan GFAP [13]) vimentin [14] gibi mezenkimal belirteçlerin artan ekspresyonu için. Ayrıca, ifadesi Snail, Sox-2, EGFR, CD44 ve Six-1 dahil olmak üzere birçok belirteç GMT ile ilişkilendirilmiştir. süreç [10,15]. Epitelyal (E)-MT'nin uyarılmasının da önemli ölçüde meme CSC'leri ile ilişkili belirteçlerin ekspresyonu (inceleme için bakınız [16]). GBM'de, malign hücrelerin, hücre dışı matris (ECM) ile bozunarak veya etkileşime girerek hareketlilik kazandığı düşünülmektedir. bileşenleri, sırasıyla matris metaloproteazlar (MMP'ler) ve spesifik hücre yüzeyi molekülleri yoluyla. Bu süreçte, GMT [17] sırasında yüksek oranda eksprese edilen CD44, implantasyonda önemli bir rol oynar. Birkaç hücrenin modülasyonu ile ilgili bir metastatik kaskadın başlatılmasına izin veren tümör hücrelerinin yapışma, hareketlilik ve matris bozulması dahil olmak üzere hücresel özellikler [18]. epitel belirteçleri E-cadherin ve ZO-1 gibi yapışıkları ve sıkı bağlantı proteinlerini içerirken, mezenkimal belirteçler, örneğin, hücre dışı matris bileşeni, fibronektin ve ara filament proteini, vimentin (inceleme için bkz. [17]).
                      GBM progresyonunda epigenetik modifikasyonlar ima edilmektedir [19]. Histon (H) metilasyonu bir çeşitli histon lizin demetilazları (KDM) içeren karmaşık süreç kanser dahil fizyolojik ve patolojik durumlar. Histon metilasyonu spesifik içerir H3 ve H4'ün lizin ve arginin, gen transkripsiyonunun düzenlenmesinde ve ya aktivasyonda ya da baskıcı bir dinamik süreçte gen bakımı [19]. Daha düşük küresel seviyeler H3K9m2, böbrek ve prostat kanserlerinde [20] kötü prognozu tahmin eder, ancak akciğer kanserinde [21] değildir. H3K9m2 seviye düzenlemesi ile ilgili olarak, LSD1 (KDM1) gibi bazı KDM'ler üzerinde çalışılmıştır. H3K9m1/m2, lisin spesifik demetilaz 4C (KDM4C/JMJD2C) ve G9a'nın demetilasyonu ile, hangi demetilaz H3K9m2/m3 [22]. Temozolomid (TMZ), GBM için standart bakımdır, ancak yine de sınırlamaları vardır. ve tatmin edici olmayan sonuçlar, özellikle tümör hücrelerini eksprese eden hastalarda O(6)-metiguanin-DNA-metiltransferaz (MGMT) [1,23]. Ayrıca, TMZ'ye karşı direnç GBM tedavisinde büyük bir endişe, bu nedenle yeni tedavilere acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Bu şekilde sodyum selenit'in (SS) antikanser özelliklerini inceliyoruz. daha önce göstermiştik kimyasal form ve dozların etki yollarını etkilediğini [24,25] ve SS'yi araştırdık. insan GBM hücre dizilerinde antikanser özellikleri [26,27]. Biz ve diğerleri, SS'nin hücreyi indüklediğini belirttik oksidatif stres yoluyla ölüm. Gerçekten de, T98G GBM hücre hattında, 24 saat SS (5, 10 uM) tedavisi, bir tiyol grupları ve glutatyonda önemli azalma [27].
                      Kültürlerin SS'nin etkilerine duyarlılığı hücre tipine bağlıdır. Nitekim, birkaç yazarlar, SS'nin normal astrositlere kıyasla malign glioma hücreleri için tercihen toksik olduğunu gösterdi.
                      Örneğin, Rooprai ve ark. [28] 8 saat içinde anaplastik astrositomda SS için 28.9 µM IC50 buldu normal insan astrositlerinde 69.36 uM'ye ulaşılamadı. Kim et al. [29] yerleşik insan GBM hücre hatları (U87MG, U343, A172 ve U251) 24 saat boyunca tedavi edildi, oysa ilginç bir şekilde 7 µM ile hiçbir toksisite bildirilmedi normal astrositlerde SS [29]. İn vivo olarak SS, tümörden ziyade tercihen tümörde birikir. C6 glioma taşıyan ve 4 hafta boyunca 2 ppm ila 5 ppm arasında tedavi edilen Wistar sıçanlarında normal beyin dokusu İçme suyunda SS [30]. Bu son nokta, kan beyin bariyerini (BBB) ​​geçmek, GBM tedavisi için büyük önem taşımaktadır. yeni ilaçların zorluklarından biri: SS, BBB'yi geçer [31]. Sodyum selenit'in in vitro kanser önleyici özellikleri o kadar cesaret vericidir ki, SS olmayı hak eder. vazgeçmeden önce kemoterapötik tepkiler için derinlemesine çalışıldı. Klinik araştırma, SECAR (İleri Karsinomda Sitotoksik Ajan olarak Sodyum Selenit, https://clinicaltrials.gov/ct2/show/çalışma/NCT01959438), devam ediyor. Aşama I, tolere edilen maksimum değerin belirlenmesine izin verdi. 10,2 mg/m2 olarak doz (MTD)(evre I). Devam etmekte olan faz II'nin amacı, MTD ve varsa, kötü huylu tümörlerde ve tedaviye dirençli tümörlerde yanıtları incelemek. Çalışmamızın amacı, ilk olarak R2J adlı bu yeni hücre dizisini karakterize etmekti. MGMT transkripti ve in vivo tümör büyümesi ile ilişkili CSC özellikleri sergiler ve ikincisi,in vitro SS etkilerini değerlendirmek için.

                      2. Sonuçlar
                      2.1. Orijinal Tümörün İmmünohistokimyası

                      Rezeke edilen tümör GFAP, Ki67, vimentin, CD56 ve nestin için pozitifti. Sadece birkaç hücre EGFR ve CD44 için pozitifti (Şekil 1, Tablo 1). Ki67 boyamasının ulaşabileceğini belirtmekte fayda var. %30 biraz odaklanma. Nöronal belirteçler, NF70, sinaptofizin ve NeuN de test edildi ve algılanmadı. Tablo 1. R2J tek tabakalı hücrelere kıyasla orijinal tümörün immünohistokimyasal karakterizasyonu ve R2J oluşturan kürelere. İfade düzeyi şu şekilde ifade edilir: -: ifade yok, +: pozitif ifade, nd: Belirlenmemiştir.





                      Şekil 1. Orijinal tümör, Malzemelerde açıklandığı gibi farklı belirteçlerle etiketlendi (bkz. Tablo 1) ve Yöntemler, CD56, CD44, GFAP, EGFR ve Ki67 için bir ifşa DAB (peroksidaz) ve bir
                      Nestin için vahiy Fast Red (alkalin fosfataz). Yalnızca pozitif etiketler gösterilir. Resimler bir Leica DM2500 mikroskobuna bağlı Leica ICC50 kamera kullanılarak yakalandı (objektif × 20).
                      Ölçek çubuğu: 100 µm. 2.2. Tümör ve R2J Hücrelerinin Fenotipik Karakterizasyonu Orijinal tümör hücreleri, büyük bir nükleolus ile heterojendi (Şekil 2a). çok sayıda mitoz yüksek mitotik indeks (MI) > %5 ile gösterildi. BOS'taki hücrelerin %90'ından fazlası yuvarlaktı ve tek tip (10–15 µm) (Şekil 2b); çekirdek çok sayıda nükleol ile yuvarlaktı. Çoğu mitotik rakamlar morfolojik olarak normal görünüyordu (MI = %2). Hücrelerin %5'inden azı çok çekirdekli idi. Halihazırda, R2J hücreleri geçit 50 altında tutulmakta ve hücresel fenotiplerin çeşitliliği korunmaktadır.
                      Gerçekten de, hücrelerin %70'inden fazlası yuvarlak ve küçük (15-20 µm), hücrelerin %10'u yuvarlaktı, dev (30-50 µm) ve çok çekirdekli (2-5 çekirdek) ve hücrelerin %20'sinden azı fibroblastikor glial benzeri morfoloji sergiledi (Şekil 2c). MGG ile boyanmış sitospin slaytları esasen küçük ve dev hücreler. R2J hücreleri, PE = %12.4 ± 3.1 (PE = (sayımlanan koloniler/kaplanmış hücreler) ile koloniler oluşturabildi × 100).



                      Şekil 2. (a) orijinal tümörün biyopsisinin morfolojik ve fenotipik analizi: HES boyaması tümör hücrelerinin ve mitozun heterojenliğini gösterir. Ölçek çubuğu = 100 µm (b) beyin-omurilik sıvısı
                      Şekil 2. (a) orijinal tümörün biyopsisinin morfolojik ve fenotipik analizi: HES boyaması tümör hücrelerinin ve mitozun heterojenliğini gösterir. Ölçek çubuğu = 100 µm (b) beyin-omurilik sıvısı
                      (BOS): May Grunwald Giemsa (MGG) boyamasında mitoz ve dev bir hücre görülüyor. Ölçek çubuğu = 25 µm (c) 2D kültürde R2J hücreleri: MGG boyaması dev hücreleri (←), fibroblastik benzeri hücreleri (⇐) ve glial benzeri gösterir hücreler (<). Ölçek çubuğu = 100 µm (d) Serumsuz bir ortamda küre oluşturan R2J, 7 gün (i) ve 25 gün (ii: ×100 ve iii: ×200) ekimden sonra. Resimler dörtten fazla bağımsızın temsilcisidir. deneyler. Ölçek çubuğu = 100 µm.

                      2.3. R2J Hücreleri Gliospheres Oluşturabilir
                      R2J, hücre kovucu 10 cm'lik bir tabağa kaplandığında, 10-20 hücre içeren küçük küreler kaplamadan 5-6 gün sonra oluşur. Küre çapı her gün arttı ve tümör küreleri Serum olmadan taze ortamda birçok nesil boyunca her hafta pasajlandı (Şekil 2d). Yüzde klonogenezin etkinliğini incelemek için TS-IC'lerin oranı %1.9 ± 0.1 idi (n = 3 bağımsız deney).

                      2.4. 2D ve Gliospheres içinde Kültürlenmiş R2J Hücrelerinin İmmünohistokimyası
                      Orijinal tümörle karşılaştırıldığında, kültürdeki (2D ve küreler) R2J hücreleri GFAP ve CD56'yı kaybetti ifadeler (sadece 2D) iken Ki67, vimentin ve nestin ifadeleri korunmuştur. CD44 gibi mezenkimal kayma işaretleri (Şekil 3, Tablo 1). 2B ve küreler karşılaştırıldığında, kürelerde yalnızca olig2 ve CD56'nın ifade edildiği görülüyor. E-Cad transkripti RT-q-PCR'de (Ct = 37.1 ± 0.9) geç tespit edildi ve protein tespit edilmedi (Figür 3). Sox2 transkripti ile ilgili olarak, hem 2D hem de kürelerde RT-q-PCR ile erken tespit edildi hücreler (sırasıyla Ct = 21.4 ± 0.9 ve 24.5 ± 2.3). Ayrıca, N-Cad transkriptinde de tespit edilmedi. yapışık R2J hücreleri veya küreler içinde.



                      Şekil 3. Tek tabakada veya kürelerde kültürlenen R2J hücreleri, açıklandığı gibi farklı işaretleyicilerle etiketlenmiştir. Malzemeler ve Yöntemler bölümünde. Ölçek çubuğu = 100 µM.
                      2.5. R2J Hücrelerinin MGMT Durumu R2J hücreleri, bir döngü eşiği (Ct) ile MGMT transkriptini (RT-q-PCR ile değerlendirildi) eksprese etti değer=34,8 ± 4,1 (n = üç bağımsız deney). U251 hücre çizgisi, bir negatif kontrol olarak kullanıldı MGMT durumu için (Ct yok) ve T98G pozitif kontrol olarak Ct = 26.11 ± 0.04 (n = üç bağımsız deneyler).

                      2.6. Kromozom Analizi
                      5. ve 35. pasajlardaki karyotip analizi, proliferatif R2J hücrelerinin anormal bir karyotip (Ek Malzeme, Şekil S1). R2J hücreleri hipotriploiddir (modal sayı 64) ve çok sayıda sayısal anormallik gösterdi: Tekrarlayan kromozom kaybı (chr-) 6, 8, 9, 10, 11, 13, 21, 22 ve X, chr-7 (beş kopya), chr-14 (dört kopya) ve chr-19 (dört kopya) kazancı. chr-Y gözlenmedi, oysa R2J bir erkek hastadandı. Tekrarlayan bir yapısal değişiklik (7q11 ekleyin) her zaman mevcuttu. Bu, orijinal tümörün malignite derecesi ile tutarlıydı. (teşhis GBM). Ayrıca, akış sitometrisi ile DNA içeriğinin analizi, poliploidiyi doğruladı. R2J hücreleri.

                      2.7. R2J Hücreleri Tümorijenik ve Kanser Kök Hücreleridir
                      Tüm çıplak fareler, tek tabakada (2 x 105) yetiştirilen R2J hücreleri ile intrakraniyal olarak implante edildi. hücreler, n = 4) ve kürelerde (2 × 105 hücreler, n=4 ve 1000 hücre, n=4) tümör taşıyordu (Şekil 4).
                      İmplantasyonlardan iki hafta sonra MRI, farelerde tümör varlığını ortaya çıkardı ve bu doğrulandı.Tek katmanlı hücreler için implantasyondan 56 gün sonra (PI) (Şekil 4a) ve küreler için 32 gün PI (Şekil 4b,c).





                      Şekil 4. (a) 2 x 105'in çıplak farelerinde intrakraniyal implantasyondan sonra R2J hücrelerinin in vivo tümörijenitesi tek tabakada yetiştirilen hücreler (b) 2 x 105 veya (c) kürelerde yetiştirilen 1000 hücre. MRI satın almaları belirtilen zamanlarda implantasyondan sonra gerçekleştirilmiştir. Fareler, son MRI'dan sonra kurban edildi.Tümör hacimleri, her bir tümör x kesit kalınlığı (0,5 mm2
                      ). (a) İmplantasyonu 2 x 105 R2J tek katmanlı ekili hücreler. (b) 2 x 105 R2J küre hücrelerinin implantasyonu. (c) İmplantasyonu 1000 R2J küre hücresi.

                      2.8. SS Soğurma
                      Se, her ikisi de lizatlarda Endüktif Olarak Eşleştirilmiş Plazma Kütle Spektrometrisi ICP-MS ile ölçülmüştür. ve SS ile muamele edilmiş R2J-2D hücrelerinde ortam. Emilen Se miktarı önemli ölçüde arttı SS konsantrasyonu eklendi. Gerçekten de, 2.5 uM'de, eklenen Se'ye karşı ölçülen Se yüzdesi, 5 µM'de %0,6 ± 0,2'ye karşı %2,8 ± 0,7 (p < 0,05'e karşı 2,5 µM) ve 10 µM'de %3,7 ± 1,3 (p < 0,005'e karşı 2,5 µM) için n = üç bağımsız deney. Se geri kazanımı, 5 uM'de %83.2±4.1'e karşı 2.5 uM'de %102.7 ± 1.1 idi (p < 0.0001'e karşı 2.5 uM) ve vs. n = üç bağımsız deney için 10 uM'de (p < 0.0001'e karşı 2.5 uM) %79.9 ± 7.0. Bunun anlamı bir Se kaybı, eklenen konsantrasyona bağlıydı.

                      2.9. SS Hem Apoptozu hem de Nekroz Hücre Ölümü Sürecini Tetikledi
                      R2J-2D hücrelerinde SS tedavisi için, IC50 değerleri 24 saatte 3.4 uM ± 0.2 ve 2.6 uM ± 0.2 idi ve Sırasıyla 72 saat (Şekil 5a), TMZ akut tedavisinden sonra IC50'ye 1mM'ye kadar ulaşılmazken
                      72 saat boyunca [32] veya uzun süreli tedaviden sonra, ancak TMZ 40 µM'de önemli ölçüde sitotoksik olmasına rağmen (Şekil 5b). Sonuçlarımız, R2J hücrelerinin TMZ'ye dirençli olduğunu göstermektedir. Unutulmamalıdır ki, üst TMZ dozlar, DMSO sitotoksisitesi nedeniyle test edilebilir değildi. MGMT negatif ve p53 mutantı olan U251, karşılaştırılabilir IC50, yani sırasıyla 24 ve 72 saatte 5,44 µM ± 0,02 ve 3,50 µM ± 0,03 sergilemiştir (Şekil 5c), ancak önemli bir hücre ölüm oranı ile TMZ uzun süreli tedavisine daha duyarlıydı. 10 uM (Şekil 5d).
                      Akış sitometrisi analizi, SS'nin hem nekrozu hem de apoptozu önemli ölçüde tetiklediğini gösterdi. 48 saatte amplifiye edilen 24 saat boyunca 5 uM (Şekil 5e). Bu sonuçlar konfokal tarafından doğrulandı artan PI boyaması, apoptoza özgü bir nükleer fasulye şekli ve floresein kaybı ile analiz diasetat (FDA) 5 uM-24 saatte (Şekil 5f). Apoptozun SS tarafından uyarılması, nihayet kaspaz-3'ün önemli bir artışıyla doğrulandı. 5 uM-24 saatte aktivite (Şekil 5g). Yengeçler 2019, 11, 12 11 / 28

                      2.9. SS Hem Apoptozu hem de Nekroz Hücre Ölümü Sürecini Tetikledi
                      R2J-2D hücrelerinde SS tedavisi için, IC50 değerleri 24 saat ve 72'de 3.4 uM ± 0.2 ve 2.6 uM ± 0.2 idi. h sırasıyla (Şekil 5a), TMZ akut tedavisinden sonra IC50'ye 1mM'ye kadar ulaşılmazken
                      72 saat [32] veya uzun süreli tedaviden sonra, ancak TMZ 40 µM'de önemli ölçüde sitotoksik olmasına rağmen (Şekil5b). Sonuçlarımız, R2J hücrelerinin TMZ'ye dirençli olduğunu göstermektedir. Unutulmamalıdır ki, üst TMZ dozları DMSO sitotoksisitesi nedeniyle test edilebilir değildi. MGMT negatif ve p53 mutantı olan U251, karşılaştırılabilir IC50, yani sırasıyla 24 ve 72 saatte 5,44 µM ± 0,02 ve 3,50 µM ± 0,03 sergilemiştir (Şekil 5c), ancak önemli bir hücre mortalitesi ile TMZ uzun süreli tedavisine daha duyarlıydı 10 uM'de (Şekil 5d). Akış sitometrisi analizi, SS'nin 5'te hem nekrozu hem de apoptozu önemli ölçüde tetiklediğini gösterdi. 48 saatte amplifiye edilen 24 saat boyunca uM (Şekil 5e). Bu sonuçlar konfokal tarafından doğrulandı
                      artan PI boyaması, apoptoza özgü nükleer fasulye şekli ve floresein kaybı ile analiz diasetat (FDA) 5 uM-24 saatte (Şekil 5f). Apoptozun SS tarafından uyarılması, nihayet kaspaz-3'ün önemli bir artışıyla doğrulandı. 5 uM-24 saatte aktivite (Şekil 5g)





                      Şekil 5. Sodyum selenit (SS) sitotoksisitesi ve tetiklenen hücre ölümü. SS, TMZ'den daha sitotoksiktir R2J ((a) ve (b)) ve U251 ((c) ve (d)) hücrelerinde: Hücrenin hayatta kalması bir MTT tahlili ile değerlendirildi (kontrol = %100) veya değişken dozlarda sodyum selenit ile hücre büyümesi üzerinde gerçekleştirildi. 24 saat ve 72 saat (a,c) veya 72 saat süreyle sodyum selenit veya TMZ, ardından 72 saat arınma (b,d). Sonuçlar, kontrole karşı hücre hayatta kalma yüzdesi olarak ifade edilen, üç bağımsızın ortalama ± SD'sidir. * p < 0.05, ** p < 0.005, *** p < 0.0005 ve $ p < 0.0001 ile kontrole karşı deneyler. (a)'da, sadece ilk grafiğin aşırı yüklenmesini önlemek için istatistiksel anlamlılık belirtildi. (e) Apoptoz (Ek-V) etiketleme) ve nekroz (PI etiketleme), 24 saat ve 48 saat sonra akış sitometrisi analizi ile değerlendirildi. SS tedavisi. Sonuçlar, dört bağımsız deneyin ortalama ± SD'sidir. içindeki hücrelerin yüzdesi her kadran, SS konsantrasyonunun bir fonksiyonu olarak karşılaştırıldı ve önemli olduğunda, p değeri Haberdar edildi. Q3 canlı hücreleri temsil eder, Q1: Nekrotik hücreler, Q2: Hem nekrotik hem de apoptotik hücreler ve Q4: Apoptotik hücreler. (f) Konfokal mikroskopi: R2J, farklı konsantrasyonlarda sodyuma maruz bırakıldı 24 saat selenit ve etiketleme kontrollerle karşılaştırıldı. Sağlam hücreler hücre içi tarafından ortaya çıkarıldı FDA'nın yeşil flüoresansı (plazma zarı bütünlüğü kaybı yok), nekrotik hücrelerin çekirdekleri propidium iyodür (PI) (kırmızı floresan) ile etiketlendi. Hoechst mavi floresansına izin verilir düzensiz bir şekle sahip apoptotik çekirdeklerin ayırt edilmesi (bilgilendirilmiş beyaz oklar) fasulye benzeri morfoloji veya parçalanmış, bozulmamış çekirdekler ise düzenli bir şekil sergilemiştir. Resimler üç bağımsız deneyi temsil etmektedir. Ölçek Çubuğu: 40 µm. (g) SS tarafından tetiklenen apoptoz yoluyla kaspaz-3. Kaspaz 3 tahlili, 6000 hücre/cm2'de tohumlanmış ve SS ile muamele edilmiş R2J hücrelerinde gerçekleştirilmiştir. 24 saat Hücreler ve ortam daha sonra geri kazanıldı, 3 dakika, 360 g, oda sıcaklığında santrifüjlendi ve PBS ile iki kez yıkandı. Hücreler, 50 uL Caspase-3 lizis tamponunda lize edildi. Sonuçlar ortalama ± SD kontrole karşı $ p < 0.0001 olan üç bağımsız deneyin.

                      2.10. G2'de SS Kaynaklı DNA Parçalanması ve Hücre Döngüsü Tutuklaması
                      R2J-2D hücre döngüsü, SS tedavisinden sonra akış sitometrisi ile değerlendirildi. 24 saat-2,5 uM'de, SS hücreleri G0/G1'den G2M fazına önemli ölçüde taşıdı. G2'deki bu tutuklama doza bağımlıydı ve 48 saatte amplifiye edildi (Şekil 6). SubG0G1 analizi, DNA parçalanmasının değerlendirilmesine izin verdi; 5 ve 10 uM tedavi için SS-24 h ile indüklendi. 48 saatte kullanılan daha yüksek dozlar için, yani 5 ve 10 µM, R2J hücrelerinin sadece üçte biri ve dörtte biri sırasıyla canlı kaldı (Şekil 5e), hücreyi yaptı döngü analizi zor.



                      Şekil 6. SS, G2M'de hücre döngüsünü bloke etti. R2J hücre döngüsü (PI boyama) üzerindeki SS etkileri değerlendirildi SS tedavisinden 24 saat ve 48 saat sonra akış sitometrisi analizi ile. Sonuçlar dördün ortalama ± SD'sidir bağımsız deneyler. Her bir hücre döngüsü fazındaki hücrelerin yüzdesi, bir fonksiyonu olarak karşılaştırıldı. SS konsantrasyonu ve önemli olduğunda p değeri bildirildi. subG1 değerlendirmek için kullanıldı DNA parçalanması

                      2.11. SS Epigenetik Düzeyde Hareket Etti
                      HDAC aktivitesi, 24 saat ve 48 saat SS işleminden sonra bir florometrik analiz kullanılarak belirlendi R2J-2D hücrelerinde. SS, HDAC aktivitesini 48 h-2.5 uM'de önemli ölçüde değiştirdi (Şekil 7a).H3K9m2 seviyesi, 24 saatlik SS-tedavisinden sonra akış sitometrisi ile değerlendirildi. SS tedavisi 24 saat, 2.5 uM'de bir eğilim olarak R2J hücrelerinde H3K9m2 seviyesini arttırdı (p = 0.055) ve 5 uM (p = 0.0318) (Şekil 7b).



                      Şekil 7. SS tedavisi altındaki epigenetik düzenlemeler. (a) SS değiştirilmiş HDAC aktivitesi. R2J-2D hücreleri 24 saat, 48 saat ve 72 saat boyunca işleme tabi tutulmadı (kontrol = %100) veya 2.5 ve 5 uM SS ile işleme tabi tutuldu ve hasat edildi. Hücre beş çözülme-donma döngüsünden sonra lizatlar elde edildi. HDAC aktivitesi (RFU'da ifade edilmiştir) belirlendi bir florometrik kit kullanılarak ve sonuçlar her numunedeki protein konsantrasyonu ile normalleştirildi.Kontrole karşı yüzde olarak ifade edilen sonuçlar, üç bağımsız deneyin ortalama ± SD'sidir.
                      * p < 0.05 ve *** p < 0.0005, kontrole karşı. (b) SS, H3K9m2 seviyesini modüle etti. 1 × 106 R2J-2D hücreleri sabit belirlemek için monoklonal bir anti-dimetil-H3K9 antikoru ile inkübe edildi.
                      2.5 ve 5 uM'de SS varlığında 24 saatlik kültürden sonra H3K9'un metilasyon seviyesi, tedavi edilmeyenlere karşı hücreler. Bir keçi anti tavşan-FITC etiketli antikor, FACSCanto ile akış sitometrik analizlerine izin verdi II. Kontrole (tedavi edilmeyen) karşı yüzde olarak ifade edilen sonuçlar, beş bağımsızın ortalama ± SD'sidir * p < 0.05 ile kontrol ile deneyler.

                      2.12. SS Kaynaklı Oksidatif Stres, Otofaji ve Retikulum Endoplazmik Stres
                      Oksidatif stres, R2J ve U251 hücrelerinde tiyol grupları konsantrasyonu ölçülerek değerlendirildi, 24 saatlik SS işleminden sonra tek tabakada büyütüldü. SS, her iki hücrede de tiyol gruplarını önemli ölçüde azalttı TMZ yoktu (Şekil 8a).





                      Şekil 8. SS'nin potansiyel etki yolu, (a) oksidatif stres tiyol grubu tarafından değerlendirilerek incelenmiştir. SS veya TMZ ile 24 saat tedavi edildikten sonra R2J ve U251 hücre hatlarındaki seviyeler. Hücre lizatları elde edildi beş çözülme-donma döngüsünden sonra. Tiyol grupları (uM), her birinde protein konsantrasyonu ile normalleştirildi. örneklem. Kontrole karşı yüzde olarak ifade edilen sonuçlar (işlenmemiş hücreler), üçün ortalama ± SD'sidir * p < 0.05, ** p < 0.005 ve *** p < 0.0005 ile kontrole karşı bağımsız deneyler. (b) Otofaji (p62) ve LC3-II), retikulum stresi (Grp78) ve Western-blot analizine göre DNA hasarı (pH2AX), 72 saat SS veya TMZ tedavilerinden sonra 72 saatlik arınma. 20 uM'de klorokin (Cq) kullanıldı. SS veya TMZ tedavilerinden 1 saat önce otofajiyi bloke etmek için pozitif kontrol.

                      Western-blot'lar, 2 uM'de SS'nin ve 100 uM'de TMZ'nin bir artışla otofajiyi bastırdığını gösterdi hem R2J hem de U251 hücrelerinde p62 ve LC3-II ve Grp78 artışıyla retikulum stresini indükledi
                      sadece R2J hücrelerinde (Şekil 8b). 20 uM'de klorokinin (Cq) bloker olarak kullanıldığına dikkat edilmelidir. otofaji. İlginç bir şekilde, 2 uM'deki SS, pH2AX ifadesine (DNA hasarı) neden olmazken, TMZ yaptı (Şekil 8b). Tüm bu sonuçlar, SS ve TMZ'nin aynı etki mekanizmasına sahip olmadığını göstermektedir.

                      3. Tartışma
                      GBM'ye karşı savaşmak için gösterilen büyük çabalara ve ilk hat CT olarak TMZ'nin ortaya çıkmasına rağmen uzun süreli uygulama için mevcut ajan, GBM için acı çeken hastanın prognozu kötü kalır [1]. Bir problem, hücrelerin CT ile indüklenen hücreden kaçtığı CSC ile ilgili olduğu varsayılan kemo-dirençtir. ölüm [33]. Bir hipotez, CSC'nin daha sonra proliferatif progenitör benzeri ve
                      tümör varlığının histolojik özelliklerini karakterize eden daha farklılaşmış tümör hücreleri [8]. Yeni terapötik yaklaşımların, durdurmak için tümörün CSC'sini yok edebilecek yeni ilaçlar üretmesi muhtemeldir. tümör ilerlemesi. Yeni kanser hücre dizilerinin geliştirilmesiyle bu soruları gündeme getirmek için in vitro testler çok önemlidir. CSC özellikleri ile. Bireysel fenotipik ve/veya genotipik özellikleri, bu arama için değerli araçlar [34-36]. Burada açıklanan R2J hücre çizgisi, bir GBM'li bir hastadan alınan BOS. Karyotip ve hücre döngüsü analizi, diploid karışımını ortaya çıkardı.
                      (2n) ve tetraploid (4n), aynı zamanda 8n ve 16n hücreleri, bir chr-7 ve -19 kazancı, endoreplikatif süreç sıklıkla malign hücrelerde meydana gelir ve genellikle GBM ile ilişkilidir [37]. R2J-2D hücre popülasyonunda aşağıdakileri yansıtabilecek çeşitli hücresel fenotipler vardır. progenitörlerin, farklılaşmış hücrelerin ve varsayılan kanser kök hücrelerinin karışımları. Gerçekten de, verilerimiz destekliyor R2J hücrelerinin, multipotent nöral kök hücre benzeri hücreler içeren bir tümörden türetildiği, CSC popülasyonu devam ediyor. Gerçekten de, R2J hücreleri, diğerlerinden farklı olan Nestin ve CD44'ü eksprese etti. T98G [13] gibi olağan bildirilen GBM MGMTt+ hücre hatları. R2J hücreleri küreler (%1,9) oluşturabilirler. U87 (%2,5) [38] ve U251 (%1,15) [39] için bildirildiği gibi kendi kendini yenileme özelliğine sahip serumsuz ortam. Gliomanın en yaygın formu, astrositom olarak adlandırılır. Tümör kütlesi içindeki GFAP+ astrosit benzeri hücreler. GFAP daha sonra bir astrositik soy spesifik olarak kullanılır işaretleyici [13]. Orijinal tümör, yapışık ve R2J kürelerinde kaybolan GFAP'yi ifade etti. Ayrıca, yapışık R2J, bir nöronal soy belirteci olan CD56'yı ifade etmedi, oysa küreler ifade etti, bu da R2J hücrelerinin astrositlerden ziyade nöronlara farklılaşma olasılığının daha yüksek olduğunu öne sürdü. Ayrıca, R2J kürelerinde Nestin, Sox2 ve CD44'ün güçlü ifadesi de R2J'nin hücreler, bazı CSC'lerin kısmi bir edinimini indükleyebilecek tamamlanmamış bir GMT işlemine girerler. belirteçler. Gerçekten de, son çalışmalar GMT'den geçiş ve geçiş arasında olası bir bağlantı kurmuştur. GSC mülklerinin satın alınması. Böylece Nestin ve Sox-2'nin ifadesi ile ilişkilendirilmiştir. hem GMT süreci hem de CSC [8–10]. Meme hücrelerinde, EMT'nin uyarılması da önemli ölçüde meme CSC'leri ile ilişkili belirteçlerin ekspresyonuna yol açmıştır (inceleme için bakınız [16]). Proliferasyon, büyüme ile ilgili hücresel sinyal yolakları modifikasyonları ile değiştirilebilir. faktör reseptör ifadeleri [2,3]. Kötü prognozla ilişkili EGFR [40], bazı chr-7'nin polisomisi ile gösterilen R2J hücreleri, ancak R2J hücrelerinin anormal karyotipi GBM'nin ortak bir özelliğidir [41]. Tüm sonuçlarımızdan ve moleküler profilleme temelinde Verhaak ve diğerleri tarafından kurulmuştur. [6,42] ve yeni WHO sınıflandırmasında [43], R2J hücre dizisi şu şekilde olabilir: mezenkimal benzeri alt tipte izositrat dehidrojenaz IDH-yabani tip glioma olarak sınıflandırılır alt grup. Ek olarak, progenitör hücre olan mezenkimal (CD44) yüksek ekspresyonunun kombinasyonu belirteçler (nestin, SOX2), epitelyal (glial)-mezenkimal geçişi çağrıştırır. farklılaşmış ve farklılaşmış tümörlerle bağlantılıdır [17]. Ayrıca, R2J hücre hattı sunar SOX2, CD44 ve Nestin ile tarif edilen USC02 hücre çizgisi [44] ile mezenkimal ile bazı benzerlikler ifadeler ve büyüme faktörleri ile kültürlendiğinde küre oluşturma ve tümör oluşturma yeteneği çıplak farelere intrakraniyal implantasyondan sonra 2D veya kürelerde yetiştirilen R2J hücrelerinin ksenogrefti, saptanabilir bir çıplak farelerin striatumuna implantasyondan sonraki 14 gün içinde tümör. Bu sonuçlara izin verildi bu hücre hattının tümörijenitesi ve CSC özellikleri hakkında sonuçlar [7]. Gerçekten, sadece Toplam R2J-2D popülasyonundan izole edilen 1000 küre, yüksek oranda proliferatif bir popülasyonu tetikleyebildi. tümör büyümesi. İlk sonuç olarak, çok sayıda GBM hücre dizisi yayınlanmış olmasına rağmen, bunlardan çok azı yayınlanmıştır.
                      MGMT transkriptini eksprese eden ve TMZ'ye dirençli tümör hücrelerinden oluşturulmuştur. Aslında,T98G, p53 mutasyonudur, pozitif MGMT statüsüne sahiptir ve TMZ'ye dirençlidir [45]. Sadece U251 [39] ve U87'nin [38] bir CSC popülasyonu içerdiği bildirilmiştir, ancak bunların ikisi de MGMT negatiftir. Ayrıca, LN229 ve U251, nestin, SOX2 ve CD44'ü eksprese ederek T98G ve U87'den farklıdır [13]. Ardından, R2J hücre hattı gerçekten katma değere sahiptir çünkü MGMTt+ olmanın yanı sıra CSC sergilerler. yeni ilaçların test edilmesiyle ilgili in vivo tümörijenez ile ilgili özellikler.
                      Bu satırda, 2D [26] olarak yetiştirilen GBM hücre dizilerinde SS-antikanser etkileri bildirdiğimiz gibi ve hücre kümesi sferoidleri [27], R2J-2D hücreleri üzerinde SS'yi in vitro test ettik.
                      SS, mikromolar aralıkta sitotoksikti ve IC50'nin TMZ'den çok daha toksikti. daha yüksek bir dozda ve uzun süreli tedaviden sonra ulaşılamadı. Bu, şu gerçeğiyle tutarlıdır: hasta, bir MGMT transkripti pozitif ifadesi ile ilişkili olabilecek TMZ'ye yanıt vermedi. MGMT transkript ekspresyonu için de pozitif olan T98G hücre hattında benzer sonuçlar elde edildi [46], yüksek bir TMZ direnci sergileyen (IC50'ye 1mM-72 saatte ulaşılamadı [27]). R2J hücreleri SS'yi emer ve tamamlanmamış bir geri kazanım, Se uçucularının oluşumunu önerir. prostat, kolon ve Jurkat hücre dizilerinde bildirildiği gibi metabolitler [47]. SS emilimi tetiklendi G2'de DNA parçalanması ve hücre döngüsü durması, kaspaz-3 yoluyla hem nekroza hem de apoptoza yol açar aktivasyon, SS ile tedavi edilen üç GBM hücre hattında bildirildiği gibi [26]. Bu sonuçlar önemlidir, çünkü R2J hücreleri, aşağıdakilerle ilişkili gen ekspresyonunda önemli bir rol oynayan yüksek düzeyde bir HDAC eksprese etti.hücre proliferasyonu (p21/Waf1, p27/kip1, p16/ink4a) ve gliomada Bad, Trail ve FasL yoluyla apoptoz hücreler [48]. SS metabolizması tarafından üretilen, aynı zamanda SS toksisitesinden de sorumlu olan Se ara ürünleri, örneğin selenid, selenosistin ve elemental Se [49]. Anyon süperoksit üretimi yoluyla oksidatif stres selenitin sitotoksisitesini uyguladığı temel bir süreç olarak kabul edilir [47,49]. Oksidatif bir stres hareket tarzını ve sonraki yolları sürdürmek için, SS'nin hem R2J (p53 vahşi tip) hem de U251 (p53 mutant) hücrelerinde tükenmiş tiyol grubu konsantrasyonu, aksine TMZ'ye. Aslında, reaktif oksijen türlerinin ROS üretimi selenitin indirgenmesine bağlıdır. tiyollerin tüketimi yoluyla selenide [50]. Ayrıca redokstaki değişikliklerin
                      apoptoz yoluyla ve mitokondri seçici otofaji (mitofaji) yoluyla durum kaynaklı hücre ölümü glioma hücreleri [29]. Western-blot deneyleri, SS'nin her iki hücre hattında da otofajiyi bastırdığını gösterdi. ve sadece R2J hücrelerinde indüklenen retikulum stresi. İlginç bir şekilde, 2 uM'de SS çift sarmal neden olmadı kırılırken TMZ yaptı. Paralel olarak, TMZ tiyol gruplarını tüketmedi, bu da SS ve TMZ'nin aynı etki mekanizmasına sahip değildir ve bu nedenle GBM'yi hedeflemek için tamamlayıcı etkilere sahip olabilir kombinasyon halinde kullanıldığında hücreler.
                      Kromatin organizasyonunun epigenetik düzenlemesi, gen ekspresyonunun anahtar düzenleyicisidir. tümör biyolojisini ve terapilere tümör yanıtını önemli ölçüde etkiler. Birçok tümör tipinde mutasyona uğramış veya modifiye epigenetik düzenleyiciler, etkileri nedeniyle açıkça tümörijenez ile ilişkilendirilmiştir. ([19]'da gözden geçirilmiştir) ve bu, farmakolojik inhibitörlerin geliştirilmesine yol açmıştır. bu aktörlere özel. Epigenetik düzeyde, histon asetilasyonu ve metilasyonuna odaklandık,her ikisi de R2J hücrelerinde SS tarafından modüle edilir. Gerçekten de, HDAC aktivitesi, halihazırda olduğu gibi SS tarafından önemli ölçüde azaltıldı.GBM hücre dizilerinde rapor edilmiştir [26]. R2J hücrelerinde, hücre proliferasyonu ile birlikte HDAC inhibisyonu
                      frenleme ve apoptoz indüksiyonu, bu iki süreçte HDAC'nin rolü ile tutarlıdır. Öyleyse, sonuçlarımız merak uyandıran soruya yol açtı: Bu epigenetik modifikasyonların her ikisi nasıl etkileşime giriyor ve baskılayıcı tümör genlerini yeniden ifade edebilecekler mi? Bazı son veriler bir etkileşimi ortaya çıkardı histon metilasyonu, DNA metilasyonu, otofaji süreci ve apoptoz arasında. İlginç çalışma [51] histon metiltransferaz G9a'nın ilgili genlerin ekspresyonunu inhibe ettiğini gösterdi otofaji sürecinde. Gerçekten de, G9a'nın farmakolojik inhibisyonu veya genetik tükenmesi tetikleyicileri LC3B-II'nin oluşumu, p62'nin toplanması ve otofagozomların oluşumu. Bu kayıp G9a, H3K9m2 seviyelerinin azalmasına yol açar. Ek olarak, yakın tarihli bir çalışma [52], BIX01294'ün bir G9a inhibitörü, glioma hücrelerinde otofajiyi indükledi ve glioma sapının farklılaşmasını uyardı hızlandırıcı olarak daha düşük H3K9m2 seviyeleri ile ilişkili hücreler (serum olmadan yetiştirilen küreler) Otofaji ile ilgili genler. Birlikte ele alındığında, verilerimiz SS'nin bölgesel bir yeniden şekillenmeye neden olabileceğini gösteriyor. apoptozu ve hücre döngüsü durmasını tetikleyebilen kromatin.

                      4. Malzemeler ve Yöntemler
                      4.1. Hastanın Klinik Verileri

                      Ekim 2009'da hasta (hiçbir tıbbi geçmişi olmayan 49 yaşında beyaz bir erkek) baygınlık hissetti ve bilincini kaybetti. Manyetik rezonans görüntüleme (MRI), doğru tempoda kapsamlı bir süreç gösterdi GBM ile uyumludur. Kasım 2009'da tümör rezeke edildi ve histolojik analiz doğrulandı leptomeningeal uzanımı olan GBM tanısı (Şekil 1). Ameliyattan sonra hidrosefali ve yönetilemez bir baş ağrısı ortaya çıktı. Hasta herhangi bir geleneksel tedavi almaya uygun değildi, kemoterapi ve/veya radyoterapi gibi. Bunun yerine, hasta BOS gliomu nedeniyle haftalık intratekal Trastuzumab enjeksiyonları aldı. hücreler HER2'yi aşırı eksprese etti. Mayıs 2010'da semptomlar ve leptomeningeal yayılım azaldı,ancak hasta MRG'de lokal tümör progresyonu gösterdi. Böylece hasta tedavi altına alındı. radyoterapi artı eşlik eden TMZ ile. Ağustos 2010'da tümör ilerlemesi ve leptomeningeal karsinomatozis progresyonu, daha fazla tedavi hastanınkiyle uyumlu değildi sağlık durumu ve standart palyatif bakım aldı. Hasta Ekim 2010'da öldü.

                      4.2. R2J Hücrelerinin Kökeni
                      Tümör hücreleri hastanın BOS'undan izole edildi (Kasım 2009). Analiz leptomeningeal olduğunu gösteren yüksek mitotik indeksli çok sayıda tümör hücresi gösterdi. karsinomatoz. Bu hücreler kültürlendi ve elde edilen R2J hücre çizgisi başarıyla dondurularak saklandı. farklı pasajlarda.

                      4.3. Morfolojik analiz
                      Primer biyopsi (orijinal tümör), standart kullanılarak histopatolojik çalışma için işlendi. yöntemler ve kesitler hematoksilen ve eozin safran (HES) ile boyandı. CSF'den R2J hücreleri, sitosantrifügasyon (Cytospin, Shandon, Pittsburgh, PA, USA) ve May Grunwald Giemsa (MGG) kullanılarak bir Zeiss mikroskobu (Oberkochen, Almanya). Resimler Canon Power Shot S50 dijital kamera (Courbevoie, Fransa) kullanılarak çekildi.

                      4.4. Hücre kültürü
                      U251 hücreleri, American Type Culture Collection ATCC'den satın alındı. Onlar penisilin ile takviye edilmiş %10 fetal buzağı serumu (FCS) içeren DMEM ortamında kültürlendi (100 IU/mL), streptomisin (100 µg/mL, PS) ve L-Glutamin (2mM) (Life Technology, Walthma, MA), nemlendirilmiş normoxia inkübatöründe. U251, %0.5-Trypsin-EDTA (10x) (#15400-054,Yaşam Teknolojileri). U251, MGMT negatif ve p53 mutant durumu nedeniyle seçildi. R2J, nemlendirilmiş hipokside U251 için tarif edildiği gibi zenginleştirilmiş RPMI 1640 ortamında kültürlendi inkübatör (%3 O2, %5 CO2, 37 ◦C). R2J, U251 için tarif edildiği gibi hasat edildi.Küre oluşumu için, R2J hücreleri, yapışmayan 10 cm çapında Petri kaplarında büyütüldü. (Greiner, les Ulis, Fransa) DMEM-F12'de PolyHema (#P3932, Sigma, St Louis, MO, ABD) ile kaplanmıştır 20 ng/mL insan EGF, FGF-2 ve 1× içeren serum içermeyen ortam (Life Technologies,) NeuroBrew-21 (Miltenyi Biotec, Bergirsch Gladbach, Almanya) ve PS (yukarıdaki gibi) hipokside. Halihazırda yayınlanmış yöntemlere uymak için hücreler, düşük yoğunlukta (µL başına 10) kaplanmıştır. klonal küre oluşumuna izin verir [53,54]. PolyHema, %95 etanol içinde 10 mg/mL'de hazırlandı ve bir Stericup üzerinde süzülerek sterilize edildi (Millipore Express PLUS 1070, Temecula, CA, ABD). 10 cm Petri kabını kaplamak için bu solüsyondan 4 mL uygulanmış. Bulaşıklar, PolyHema'yı kurutmak için gece boyunca 60°C'de kuru bir inkübatöre konuldu.

                      4.5. immünohistokimya
                      Gömülü parafin tümörü 2009 yılında CD56, Ki67, GFAP, NeuN, NF70 ve sinaptofizin, laboratuvarın mevcut prosedürüne göre. Bouin'in sıvı fiksatifi şu anda kullanılan laboratuvar ve immünohistokimyanın mevcut yöntemleri ile uyumlu değildir. bazı belirteçler (örneğin, IDH1 ve olig2) için elde edilen boyama, EGFR dışında tatmin edici değildi, CD44, CD34 ve Nestin, 2009'dan sonra gerçekleştirildi. 2D veya küreler içinde kültürlenen R2J hücreleri, dahil edilmeden 30 dakika önce %4 formol içinde sabitlendi HistogelTM (Microm Microtech, Francheville, Fransa) ve parafine gömülü. HES ve IHC Analizler, bir Histostain® plus kiti (Thermo Fisher) kullanılarak 3 µm parafin kesitlerinden gerçekleştirilmiştir. Peroksidaz veya Ventana Benchmark® için Scientific, Waltham, MA) ve Vector novaRED™ substrat kiti XT platformu (Roche, Rotkreug, İsviçre). Fast Red Bond Polymer kullanılarak yalnızca nestin ortaya çıkarıldı Kırmızı İnceltme Algılama (#DS93390, Leica Biosystems, Newcastle, İngiltere). CD-56 (#MAB24081) ve Olig2 (#AF2418) antikorları, R&D Systems'den (Temecula, CA, ABD), MIB1/KI67 (#M7240), p53 (#M7001) ve Vimentin (#M0725) Dako'dan (Glostrup, Danemark), GFAP (#2202MGF, Eurodiagnostica, Malmö, İsveç), EGFR (#28-0005), E-Cadherin (#18-0223), ve MDM2 (#33-7100), Zymed Lab'den (Güney San Francisco, CA, ABD), IDH1'den (#DIA-H09, Histonova, Clinisciences, Nanterre, Fransa), Nestin (#MAB5326) ve NeuN (#MAB377) Zymed Lab (Güney San Francisco, CA, ABD), ATRX (#HPA001906) ve CD44 (#144M-95) Sigma Aldrich, P16 (#9511, MTM Roche, Fransa), Neurofilament 70-200'den (#Mob080, Diagnostic) BioSystems, Pleasanton, CA, ABD) ve CD34 (#PN IM0786, Beckman Coulter, Brea, CA, ABD).

                      4.6. Akış Sitometrisi Analizi
                      R2J-2D hücreleri 6000 hücre/cm2'de ekildi 10 cm Petri kaplarında SS ile tedaviden 48 saat önce (Sigma) 24 saat veya 48 saat, ardından hücreler ve ortam geri kazanıldı, santrifüjlendi (3 dakika, 360 g, RT), ve hücreler iki kez PBS1X ile durulandı. Apoptoz ve hücre döngüsü, FITC-Annexin V Apoptosis Detection kiti ile değerlendirildi ve üreticinin talimatlarını takip eden Cycle Test Plus DNA reaktif kiti (BD Biosciences, San Jose, CA) Talimatlar. SubG1 fazındaki hücrelerin analizi, DNA fragmantasyonunu belirlemek için kullanıldı. Dimetil-Histon H3-Lizin-9 (H3K9m2) analizi için, 106 hücreler PFA içinde 30 dakika sabitlendi buz ve daha sonra PBS içinde %0.1 Triton x 100, buz üzerinde 30 dakika ile geçirgen hale getirildi. R2J hücreleri yıkandı 1 µL tavşan monoklonal antikoru, anti-H3K9m2 (#MC554,) eklemeden önce iki kez PBS/BSA %1 Millipore), 45 dk. H3K9m2 seviyesi, (FITC)-konjuge F(ab)02 parça keçi kullanılarak ortaya çıkarıldı anti-tavşan IgG(H+L) (Beckman Coulter), 30 dk, 4 ◦C. Hücre floresansı FACSCantoII (Becton Dickinson) ile tespit edildi ve FACS ile analiz edildi.

                      4.7. Kromozom Analizi
                      Kromozomlar, International System for Human Cytogenetic'e göre analiz edildi. isimlendirme. Kültür, 60 dakika boyunca 10 µg/mL kolşisine maruz bırakıldı. Slaytlar için işlendi Isı ve Giemsa-RHG yöntemi kullanılarak R-bağlanması [55].

                      4.8. Sınırlayıcı Seyreltme/Tümör Küresi Başlatma Testi (LDA)
                      R2J hücre hatlarında, tümör küreleri başlatma hücrelerinin sıklığını ölçmek için bir LDA yapıldı. (TS-IC'ler). R2J ebeveyn hücreleri 1000 hücre/mL'ye kalibre edildi (200 hücre/200 uL/kuyuya karşılık gelir) ve daha sonra 500, 250, 125, 62, 100, 50, 25 ve 12.5 /mL'de hücre titrelerinin gradyanlarına seyreltilir ve 96 oyuklu mikroplaka kuyuları. Klonal küreler (yapışmayan, sıkı ve küresel kütleler >5 hücre) iki hafta sonunda ters mikroskopta (Leica, Wetzlar, Almanya) sayıldı. Sonuçlar, klonogenezin etkinliğini incelemek için TS-IC'lerin yüzdesi olarak ifade edilir [38].

                      4.9. Bağışıklığı Bozulmuş Farelere Kafa İçi Hücre Nakli
                      Tüm hayvan protokolleri, GIN Hayvan Bakım ve Kullanım Komitesi tarafından onaylandı (sayı 2017121517085709). R2J-2D hücreleri (2 × 105) veya küreler (2 x 105 veya 1000) striatuma implante edildi

                      4-6 haftalık erkek atimikNudeFoxn1nu farelerinin (n = 4, Envigo, Gannat, Fransa) tümörü analiz etmesi için
                      başlatma kapasitesi. Deneysel ayrıntılar Ek A'da mevcuttur. Fareler perfüze edildi; beyinler çıkarıldı ve sonraki işlemler için hemen %4 formol içinde sabitlendi histopatolojik analizler.

                      4.10. Manyetik Rezonans Görüntüleme
                      MRG seansları 4,7 T'de gerçekleştirildi (Avance III konsol; Bruker, Ettlingen, Almanya; IRMaGe MRI tesisi, Grenoble, Fransa) aktif olarak ayrılmış bir çapraz bobin kurulumu (hacim bobini
                      sinyal alımı için radyo frekansı iletimi ve yüzey bobini). Tüm MR deneyleri yapıldı anestezi altında: indüksiyon için %5 izofluran ve havada bakım için %2. Fareler tutuldu 37.0 ◦C'de tutuldu ve nefes alma hızı, çekim boyunca 60 nefes/dakika olarak tutuldu. Şimşek çaktıktan sonra, MRI dizileri, bir spin-eko kullanılarak anatomik T2 ağırlıklı (T2W) görüntü elde etmek için tasarlanmıştır.
                      MRI dizisi (TR /TE = 2500/33 ms, NA = 14, görüş alanı (FOV) ile 21 dilim 20 × 20 mm2, matris = 256 × 256 ve voksel boyutu = 156 × 156 × 500 µm3). Edinme süresi 9 dak 20 s idi.
                      Tümör hacmi, her bir tümör yüzeyi x dilim kalınlığı eklenerek hesaplandı.

                      4.11. Selenyum Emilimi
                      R2J-2D hücreleri 6000 hücre/cm2'de ekildi 10 cm petri kaplarında, SS takviyesinden 24 saat önce (2,5, 5 ve 10 uM). Se konsantrasyonu, hem hücre lizatlarında hem de ortamda bir ICP-MS (X serisi II, Thermo Fisher Scientific, Waltham, Massachusetts, ABD) Çarpışma Hücresi girişimi ile donatılmış Dahili olarak Galyum (Ga) içeren %1 nitrik asit içinde seyreltmeden sonra eliminasyon Teknolojisi (CCT) standart. CTT'de tanıtılan gaz, He ve H2'nin bir karışımıydı. izotop oranı 78Se/71Ga ve bir harici kalibrasyon eğrisi (16, 80, 160 nmol Se/L), Se konsantrasyonunun belirlenmesine izin verdi. Sonuçlar (ortalama ± SD), protein gramı başına nmol Se olarak hesaplandı ve şu şekilde ifade edildi: Ölçülen Se yüzdesi ve eklenen Se. Se geri kazanımı, miktar eklenerek hesaplandı.Hem ortamda hem de lizatlarda ölçülen ve eklenen Se miktarı ile karşılaştırıldığında Se'nin (%100 olarak anılır).

                      4.12. MTT Testi
                      Bir MTT (3-(4,5-Dimetiltiazol-2-il)-2,5-Difeniltetrazolyum Bromür) tahlili (Sigma) yapıldı. 24 saat, 48 saat veya 72 saat boyunca 2.5 ila 12 uM'de SS tedavisinden sonra R2J-2D hücre sağkalımını belirlemek için yapıldı. 1 × 105 hücreler/kuyucuk, SS ilavesinden 24 saat önce 96 gözlü plakaya ekildi. Sonuçlar (ortalama ± SD) kontrole (tedavi edilmeyen) karşı hücre hayatta kalma yüzdesi olarak rapor edilir. IC50 (konsantrasyonlar %50 hücre ölümünü indükleyen) değerleri eğri uydurma (Prism 5, GraphPad kullanılarak) ile belirlendi. Paralel olarak, TMZ (Temodal, MSD, Fransa), dimetil sülfoksit (DMSO) ve R2J içinde çözüldü. hücreler 24 saat, 48 saat ve 72 saat süreyle 1, 10, 100, 500 ve 1000 uM TMZ ile işleme tabi tutuldu. Hücreler ayrıca karşılık gelen hacimde tek başına DMSO ile işlenir. tarafından uzun süreli bir tedavi de uygulandı. R2J-2D hücrelerinin 72 saat boyunca 400 uM TMZ'ye maruz bırakılması ve ardından 72 saatlik bir yıkama. Sonuçlar ifade edilir kontrole karşı hücre hayatta kalma yüzdesi olarak (kullanılan DMSO konsantrasyonları sitotoksik değildi).

                      4.13. Hücre Canlılığının Konfokal Mikroskopi Analizi
                      R2J-2D hücreleri, bir Lab-Tek-Chamber Slide sistemine (Nalge Nunc International, Rochester, NY, ABD) ve 5 uM Fluorescein Diacetate (FDA, Thermofisher Scientific, Courtaboeuf, Fransa), 1µM Hoechst 33342 (Interchim, Montluçon, Fransa) ve 10mg/mL Propidium %5 CO2 inkübatöründe iyodür (PI) (Interchim), 37 ◦C, 20 dk. Boyamadan sonra hücreler üzerine yerleştirildi.
                      37 ◦C ve %5 CO2'de kontrollü bir atmosfere sahip mikroskop inkübasyon odası (POC Odası, Pecom, Erbach, Almanya). Görüntüler bir Leica TCS SP2 AOBS (Acoustico Optical Beam) ile toplanmıştır. Splitter) bir x63 yağ daldırma objektifi ile donatılmış ters lazer taramalı konfokal mikroskop (HCX PL APO 63.0× 1.40). Lazer uyarımı ve emisyonu (AOBS ile ayarlanmış) sırasıyla,
                      Hoechst için 351–364/425–485 nm, FDA için 488/500–540 nm ve PI için 543/600–650 nm. konfokal iğne deliği (Airy birimleri) tüm kanallar için 1'di. Her deney rastgele seçilen bir
                      alan. Ham görüntü birleştirme, LCS Lite yazılımı (Leica LCS, sürüm 2.61, Overlay) ile elde edildi.

                      4.14. Kaspaz-3 Aktivite Değerlendirmesi
                      Kaspaz-3 Florometrik Testi (BioVision, Mountain View, CA, ABD) kullanıldı. R2J-2D hücreleri toplandı ve 4 ◦C'de 10 dakika 50 uL soğutulmuş Hücre Lizis Tamponu içinde parçalandı ve santrifüjlendi. 10 dak, 10000 g 4 ◦C'de. Protein konsantrasyonu belirlendi (aşağıya bakın) ve 50uL süpernatan 50 µg ila 200 µg protein içeren 50 µL 2x reaksiyon tamponu ve 5 µL
                      96 oyuklu bir plakada DEVD-AFC substratı (1 mM). 37 ◦C'de 1 saat süreyle reaksiyon sağlandı. plaka bir florometrede okuyun (Ex/Em = 400/505 nm). Kaspaz-3 aktivitesi AU/g prot cinsinden ifade edilir.

                      4.15. HDAC Aktivitesinin Belirlenmesi
                      R2J-2D hücreleri, 2.5 ve 5 uM SS ile 24 saat, 48 saat ve 72 saat boyunca işleme tabi tutuldu ve toplandı. peletler vardı PBS içinde iki kez durulandı ve 400 uL steril su içinde lizlendi, 10 dakika. HDAC aktivitesi hücrede araştırıldı Fluorometric Assay (BioVision, Mountain View, CA, ABD) kullanılarak 50 µg toplam proteinden lizatlar üretici tarafından açıklanmıştır. HDAC aktivitesi, göreli floresan birimleri (RFU) olarak ifade edilir. µg proteini.

                      4.16. Gerçek Zamanlı PCR
                      Üreticinin talimatları izlenerek bir RNeasy Mini Kit ile toplam RNA ekstraksiyonu yapıldı. RNase içermeyen DNase I tedavisi ile öneriler (Qiagen, Courtaboeuf, Fransa). cDNA
                      SuperScriptIII First-Strand Synthesis ile 1 ug toplam RNA'dan ters kopyalandı (Life Technologies) ve ardından RNaseH (1 µL) tedavisi. Gerçek zamanlı PCR kullanılarak gerçekleştirilmiştir.
                      QuantiTect SYBR Green RT-PCR kiti (Qiagen) ve Stratagene 3005MxPro (Santa Clara, CA, AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ). Primerlerin (Ek Malzeme Tablosu S1'deki diziler) (Life Technologies) hepsi kullanıldı 400 nM'de, Tm 60 ◦C'de, aşağıdaki qPCR programıyla: 1 döngü: 15 dak-95 ◦C, 40 döngü: 15 s-94 ◦C, 30 s-60 ◦C, 30 s-72 ◦C, 1 döngü: 1 dak-95 ◦C, 30 s-60 ◦C, 30 s-95 ◦C. Gen ekspresyonu, karşılaştırmalı eşik döngüsü (Ct) yöntemi [56] kullanılarak nicelleştirildi. HPRT1, RPL27 ve RPL32'ye karşı normalizasyon.

                      4.17. Tiyol Grubu Tayini
                      Tiyol grupları, SH'nin indirgeme özellikleri kullanılarak kolorimetrik bir yöntemle belirlendi. grupları daha önce tarif edildiği gibi [25]. Tiyol grubu seviyeleri gram başına mikromol olarak belirlendi.
                      toplam hücre proteinlerinin toplamıdır ve kontrole karşı yüzde olarak ifade edilir.

                      4.18. Western Blot Analizi
                      U251 ve R2J, 72 saatlik tedaviden sonra TMZ veya SS veya klorokin ile 72 saatlik yıkamadan sonra (20 uM'de SS veya TMZ tedavisinden 1 saat önce otofajiyi bloke etmek için kullanılan Cq, Sanofi-Aventis), hasat edildi protein ekstraksiyon tamponu içinde (Tris-HCl 20 mM, pH 7.4, NaCl 137 mM, EDTA 2 mM, Triton X-100 %1, proteaz ve fosfataz inhibitörleri (1/100, Sigma-Aldrich) ile desteklenmiştir. Pipetlemeden sonra ve bir P1000 ile aşağı doğru, süpernatanlar, 4 °C'de 10 dakika boyunca 10.000 g'de santrifüjlemeden sonra toplandı. Protein konsantrasyonu BCA yöntemiyle ölçüldü. Proteinler (toplam 20 µg) ile muamele edildi. SDS-PAGE numune tamponu [6× konsantre: 350 mM Tris, %10 (a/h) SDS, %30 (h/h) gliserol, 0,6 M DTT, %0.06 (a/h) bromofenol mavisi], 95 °C'de 5 dakika kaynatıldı ve %15'e yüklendi (LC3, p62 ve fosfo-H2Ax) ve %8 (Grp78 için) akrilamid/bisakrilamid jelleri. Proteinler transfer edildi. %0.5 Tween (Euromedex) içeren %5 bovin serum albümini ile bloke edilmiş nitroselüloz membranlar (PBST) 1 saat oda sıcaklığında ve gece boyunca 4 ◦C'de aşağıdaki primer antikorlarla problanmıştır. %5 sığır serum albümini-PBST içinde seyreltilmiş: 1:1000 tavşan anti-p62 antikoru (Sigma-Aldrich), 1:200 keçi anti-Grp78 antikoru (Santa Cruz Biotechnology, Dallas, TX), 1:1000 anti-LC3-II antikoru, 1:1000 tavşan anti-fosfo-H2Ax antikoru (her ikisi de Cell Signaling Technology'den) ve 1:5000 fare anti-alfa tubulin (Sigma-Aldrich). Membranlar PBST ile yıkandı, oda sıcaklığında 1 saat inkübe edildi.
                      yaban turpu peroksidazla konjuge ikincil antikorlarla (Jackson Immunoresearch'ten) ve elektrokemilüminesans (ECL) western blot substratı (ThermoFisher Scientific) kullanılarak görselleştirildi
                      Chemidoc görüntüleme sisteminde (BioRad, Hercules, CA).

                      4.19. Protein Konsantrasyon Tayini
                      Hücre lizatlarındaki (yukarıda bahsedildiği gibi elde edilen) protein konsantrasyonu, aşağıdakiler kullanılarak belirlendi: BCA testi (Interchim, Montluçon, Fransa) daha önce tarif edildiği gibi [24]. 562 nm'de absorpsiyon SkanIt Yazılımı ile ilişkili Varioskan Flash (Thermo Fisher Scientific) kullanılarak ölçülmüştür. nicelleştirme için.

                      4.20. İstatistiksel analiz
                      Sonuçlar, belirtilen deney sayısı için ortalama ± SD olarak ifade edilir. Tüm istatistiksel verilerin analizi StatView® (SAS Institute, CA, ABD) kullanılarak hesaplandı. için varyasyon kaynakları
                      çoklu karşılaştırmalar, varyans ANOVA analizi ile değerlendirildi. Farklılıklar düşünüldü kontrole karşı p < 0.05'te istatistiksel olarak anlamlı.

                      5. Sonuçlar
                      Sonuç olarak, bir BOS'tan yeni kurulmuş bir glioblastoma hücre hattını (R2J) tanımladık. metastatik GBM'den etkilenen bir hasta. R2J, MGMT+ idi ve TMZ'ye dirençliydi. Huzurunda
                      FGFb ve EGF'den, R2J oluşturan küreler, 2D kültürlenmiş R2J hücreleri üzerinde fenokopilendi. Bir nöronal belirteç olan CD56, R2J'nin nöronal benzeri hücrelere farklılaşabileceğini düşündürür. hücre hattı 1000 kürede bile çıplak farelere intrakraniyal olarak implante edildiğinde bir tümör oluşturabilir, CSC özelliklerine ilişkin sonuçlar. In vitro, SS, kanser karşıtı özelliklerini R2J hücrelerinde sergileyebilir ve dolayısıyla bu yeni GBM taşıyan fare modelinde test için uygundur.

                      Ek Materyaller: Aşağıdakiler çevrimiçi olarak http://www.mdpi.com/2072-6694/11/1/12/s1 adresinde mevcuttur.
                      Şekil S1: R2J hücrelerinin temsili bir G-bantlı karyotipi. R2J hücre çizgisi, triploide yakın olarak tanımlandı. 64 kromozomlu (hipotriploid), Tablo S1: RT-q-PCR için kullanılan primer dizileri.
                      Yazar Katkıları: Kavramsallaştırma: P.C., L.L. ve F.H.-P..; Metodoloji, S.B., P.C., E.C., C.L., C.C., C.C.-R., J.A., C.G., L.L. ve F.H.-P.; Validasyon, S.B., P.C., C.C.-R., J.A., F.L., J.B., L.L. ve F.H.-P.; Resmi Analiz, P.C., C.C.-R., J.A. ve F.H.-P.; Kaynaklar, F.L., P.F. ve F.H.-P.; Veri Küratörlüğü, S.B. ve F.H.-P.; Yazı-Orijinal Taslak Hazırlık, F.H.-P.; Yazma-İnceleme ve Kurgu, S.B., P.C., C.C.-R., J.A., F.L., J.B., P.F. ve F.H.-P.; görselleştirme, F.H.-P.; Supervision, L.L. ve F.H.-P.; Proje İdaresi, S.B., P.C., J.B., L.L. ve F.H.-P.; Finansman Edinimi, L.L. ve F.H.-P.

                      Finansman: Bu araştırma, Merkezin Direction de la Recherche Clinique (DRC) hibeleri ile finanse edildi. Hospitalier Universitaire Grenoble Alpes (CHUGA, Fransa) ve Groupement des Entreprises Françaises de tarafından Lutte contre le Cancer (GEFLUC).
                      Teşekkür: Laurence David-Boudet, Yveline Maffren, Aurélie Soldini, Martine'e teşekkürlerimizi sunarız. Teknik yardım için Micheloni ve Véronique Curri. Dikkatli okuma için Fabienne Agasse'ye minnettarız. el yazması, MRI yardımı için Emmanuelle Grillon ve Emmanuel Barbier Çıkar Çatışmaları: Yazarlar herhangi bir çıkar çatışması beyan etmemektedir.

                      Kısaltmalar
                      2D Tek Katmanlı
                      BSA Sığır Serumu Albümini
                      CSC Kanser Kök Hücresi
                      BOS Beyin-Omurilik Sıvısı
                      Ct Döngü eşiği
                      BT Kemoterapi
                      ECM Hücre Dışı Matris
                      EGFR Epitel Büyüme Faktörü-Reseptörü
                      GMT Glial'den Mezenkimal Geçişe
                      FACS Floresan Aktif Hücre Sıralayıcısı
                      FCS Fetal Buzağı Serumu
                      FDA Floresein DiAsetat
                      FISH Floresan Yerinde Hibridizasyon
                      FITC Floresein İzoTiyosiyanat
                      G-CSF-R Granülosit-Koloni Uyarıcı Faktör-Reseptörü
                      GFAP Glial Fibriller Asidik Protein
                      H3K9m2 dimetil-Histon-3-lisin-9
                      HDAC Histon Deasetilaz
                      HES Hematoksilen Eozin Safran
                      ICP-MS Endüktif Eşleşmiş Plazma Kütle Spektrometrisi
                      IDH İzositrat DesHidrojenaz
                      KDM Histon Lizin Demetilaz
                      MDM2 Fare Çift Dakika 2 homologu
                      MGG Mayıs Grunwald Giemsa
                      O(6)-MethyGuanine-DNA-MetilTransferazın MGMTt+ pozitif transkript ifadesi
                      MMP'ler Matris Metallo-Proteazlar
                      MRI Manyetik Rezonans Görüntüleme
                      N-CAM Nöral Hücre Yapışma Molekülü
                      neuN NÖronal Nükleer antijen
                      p15/INK4B CDK4B İnhibitörü
                      p16/INK4A CDK4A inhibitörü
                      p21/WAF1 Sikline bağımlı kinaz inhibitörü 1
                      p27/KIP1 Sikline bağımlı kinaz inhibitörü 1B
                      PBS Fosfat Tampon Tuzlu Su
                      PI propidyum iyodür
                      PI3K Fosfatidilinositol-3 kinaz
                      PBS Fosfat tampon tuzu
                      PFA ParaFormAldehit
                      ROS Reaktif Oksijen Türleri
                      RT Radyasyon Tedavisi
                      TMZ Temozolomid
                      SS Sodyum selenit
                      Ek Bölüm A
                      Hücreler Accutase (Sigma) kullanılarak toplandı, sayıldı ve 10 mL PBS içinde süspanse edildi. Hücre canlılığı ve sayım işlemden önce ve sonra Scepter® (Millipore) kullanılarak değerlendirildi. Tüm ameliyatlar doku kültürü başlığında steril teknikler kullanılarak yapıldı. Fareler ile anestezi uygulandı izofluran %5 ve ameliyat sırasında %2,5'in altında tutuldu. boyunca gözlere %0,9 NaCl uygulandı. prosedür ve fareler boyunca sıcak bir ped üzerinde tutuldu. Hücreler sağ tarafa enjekte edildi bir stereotaksik aparat kullanarak striatum. Enjeksiyon koordinatları Bregma'nın 2.6 mm lateralindeydi ve 3.6mm derinlik. 25 g'lık bir iğne kullanılarak küçük bir delik açılmıştır. Hücre süspansiyonu karıştırıldı ve enjeksiyondan hemen önce şırıngaya yüklenir. 26 g Hamilton kullanılarak 3 uL hücre verildi mikro şırınga (701RN, 10 uL). Şırınga, enjeksiyondan 1 dakika önce stabilize edildi ve 0.5 µL hücre süspansiyon her 30 saniyede bir enjekte edildi. Geri akışı önlemek için iğne 4 dakika daha yerinde tutuldu. ve daha sonra yavaşça çıkarıldı (1 µL/dak). Hücre enjeksiyonundan sonra cilt kesileri kapatıldı. Kaçınmak Buprecare®, her fareye deri içinden enjekte edildi (0.1 mg/kg). hayvanlar vardı daha sonra bir kızılötesi lamba altında canlandı ve daha sonra kendi türdeşleriyle birlikte geri döndü.

                      Referanslar 1. Stupp, R.; Hegi, M.E.; Mason, W.P.; van den Bent, M.J.; Taphoorn, M.J.; Janzer, R.C.; Ludwin, S.K.; Allgeier, A.; Fisher, B.; Belanger, K.; et al. Effects of radiotherapy with concomitant and adjuvant temozolomide versus radiotherapy alone on survival in glioblastoma in a randomised phase III study: 5-year analysis of the EORTC-NCIC trial. Lancet Oncol. 2009, 10, 459–466. [CrossRef] 2. Vivanco, I.; Sawyers, C.L. The phosphatidylinositol 3-Kinase AKT pathway in human cancer. Nat. Rev. Cancer 2002, 2, 489–501. [CrossRef] [PubMed] 3. Vermeulen, K.; Van Bockstaele, D.R.; Berneman, Z.N. The cell cycle: A review of regulation, deregulation and therapeutic targets in cancer. Cell Prolif. 2003, 36, 131–149. [CrossRef] [PubMed] 4. Bonomi, S.; Gallo, S.; Catillo, M.; Pignataro, D.; Biamonti, G.; Ghigna, C. Oncogenic alternative splicing switches: Role in cancer progression and prospects for therapy. Int. J. Cell Biol. 2013, 2013, 962038. [CrossRef] [PubMed] 5. Mao, X.; Hamoudi, R.A. Molecular and cytogenetic analysis of glioblastoma multiforme. Cancer Genet. Cytogenet. 2000, 122, 87–92. [CrossRef] 6. Ceccarelli, M.; Barthel, F.P.; Malta, T.M.; Sabedot, T.S.; Salama, S.R.; Murray, B.A.; Morozova, O.; Newton, Y.; Radenbaugh, A.; Pagnotta, S.M.; et al. Molecular Profiling Reveals Biologically Discrete Subsets and Pathways of Progression in Diffuse Glioma. Cell 2016, 164, 550–563. [CrossRef] [PubMed] 7. Chen, J.; Li, Y.; Yu, T.S.; McKay, R.M.; Burns, D.K.; Kernie, S.G.; Parada, L.F. A restricted cell population propagates glioblastoma growth after chemotherapy. Nature 2012, 488, 522–526. [CrossRef] 8. Yu, Z.; Pestell, T.G.; Lisanti, M.P.; Pestell, R.G. Cancer stem cells. Int. J. Biochem. Cell Biol. 2012, 44, 2144–2151. [CrossRef] 9. Jin, X.; Jin, X.; Jung, J.E.; Beck, S.; Kim, H. Cell surface Nestin is a biomarker for glioma stem cells. Biochem. Biophys. Res. Commun. 2013, 433, 496–501. [CrossRef] 10. Mimeault, M.; Batra, S.K. Molecular biomarkers of cancer stem/progenitor cells associated with progression, metastases, and treatment resistance of aggressive cancers. Cancer Epidemiol. Prev. Biomark. 2013, 23, 234–254. [CrossRef] 11. Choi, S.A.; Wang, K.C.; Phi, J.H.; Lee, J.Y.; Park, C.K.; Park, S.H.; Kim, S.K. A distinct subpopulation within CD133 positive brain tumor cells shares characteristics with endothelial progenitor cells. Cancer Lett. 2012, 324, 221–230. [CrossRef] [PubMed] 12. Singh, S.K.; Clarke, I.D.; Terasaki, M.; Bonn, V.E.; Hawkins, C.; Squire, J.; Dirks, P.B. Identification of a cancer stem cell in human brain tumors. Cancer Res. 2003, 63, 5821–5828. 13. Hong, X.; Chedid, K.; Kalkanis, S.N. Glioblastoma cell line-derived spheres in serumcontaining medium versus serum-free medium: A comparison of cancer stem cell properties. Int. J. Oncol. 2012, 41, 1693–1700. [CrossRef] [PubMed] 14. Thiery, J.P.; Sleeman, J.P. Complex networks orchestrate epithelial-mesenchymal transitions. Nat. Rev. Mol. Cell Biol. 2006, 7, 131–142. [CrossRef] [PubMed] 15. Mahabir, R.; Tanino, M.; Elmansuri, A.; Wang, L.; Kimura, T.; Itoh, T.; Ohba, Y.; Nishihara, H.; Shirato, H.; Tsuda, M.; et al. Sustained elevation of Snail promotes glial-mesenchymal transition after irradiation in malignant glioma. Neuro Oncol. 2013, 16, 671–685. [CrossRef] 16. May, C.D.; Sphyris, N.; Evans, K.W.; Werden, S.J.; Guo, W.; Mani, S.A. Epithelial-mesenchymal transition and cancer stem cells: A dangerously dynamic duo in breast cancer progression. Breast Cancer Res. 2011, 13, 202. [CrossRef] 17. Singh, A.; Settleman, J. EMT, cancer stem cells and drug resistance: An emerging axis of evil in the war on cancer. Oncogene 2010, 29, 4741–4751. [CrossRef] 18. Harabin-Slowinska, M.; Slowinski, J.; Konecki, J.; Mrowka, R. Expression of adhesion molecule CD44 in metastatic brain tumors. Folia Neuropathol. 1998, 36, 179–184. 19. Wilting, R.H.; Dannenberg, J.H. Epigenetic mechanisms in tumorigenesis, tumor cell heterogeneity and drug resistance. Drug Resist. Updat. 2012, 15, 21–38. [CrossRef] 20. Seligson, D.B.; Horvath, S.; McBrian, M.A.; Mah, V.; Yu, H.; Tze, S.; Wang, Q.; Chia, D.; Goodglick, L.; Kurdistani, S.K. Global levels of histone modifications predict prognosis in different cancers. Am. J. Pathol. 2009, 174, 1619–1628. [CrossRef] 21. Chen, M.W.; Hua, K.T.; Kao, H.J.; Chi, C.C.; Wei, L.H.; Johansson, G.; Shiah, S.G.; Chen, P.S.; Jeng, Y.M.; Cheng, T.Y.; et al. H3K9 histone methyltransferase G9a promotes lung cancer invasion and metastasis by silencing the cell adhesion molecule Ep-CAM. Cancer Res. 2010, 70, 7830–7840. [CrossRef] [PubMed] 22. Zang, L.; Kondengaden, S.M.; Che, F.; Wang, L.; Heng, X. Potential Epigenetic-Based Therapeutic Targets for Glioma. Front. Mol. Neurosci. 2018, 11, 408. [CrossRef] [PubMed] 23. Park, C.K.; Lee, S.H.; Kim, T.M.; Choi, S.H.; Park, S.H.; Heo, D.S.; Kim, I.H.; Jung, H.W. The value of temozolomide in combination with radiotherapy during standard treatment for newly diagnosed glioblastoma. J. Neurooncol. 2013, 112, 277–283. [CrossRef] [PubMed] 24. Hazane-Puch, F.; Champelovier, P.; Arnaud, J.; Garrel, C.; Ballester, B.; Faure, P.; Laporte, F. Long-term selenium supplementation in HaCaT cells: Importance of chemical form for antagonist (protective versus toxic) activities. Biol. Trace Elem. Res. 2013, 154, 288–298. [CrossRef] [PubMed] 25. Hazane-Puch, F.; Champelovier, P.; Arnaud, J.; Trocme, C.; Garrel, C.; Faure, P.; Laporte, F. Six-day selenium supplementation led to either UVA-photoprotection or toxic effects in human fibroblasts depending on the chemical form and dose of Se. Met. Integr. Biomet. Sci. 2014, 6, 1683–1692. [CrossRef] [PubMed] 26. Hazane-Puch, F.; Arnaud, J.; Trocme, C.; Faure, P.; Laporte, F.; Champelovier, P. Sodium Selenite Decreased HDAC Activity, Cell Proliferation and Induced Apoptosis in Three Human Glioblastoma Cells. Anti-Cancer Agents Med. Chem. 2016, 16, 490–500. [CrossRef] 27. Berthier, S.; Arnaud, J.; Champelovier, P.; Col, E.; Garrel, C.; Cottet, C.; Boutonnat, J.; Laporte, F.; Faure, P.; Hazane-Puch, F. Anticancer properties of sodium selenite in human glioblastoma cell cluster spheroids. J. Trace Elem. Med. Biol. 2017, 44, 161–176. [CrossRef] [PubMed] 28. Rooprai, H.K.; Kyriazis, I.; Nuttall, R.K.; Edwards, D.R.; Zicha, D.; Aubyn, D.; Davies, D.; Gullan, R.; Pilkington, G.J. Inhibition of invasion and induction of apoptosis by selenium in human malignant brain tumour cells in vitro. Int. J. Oncol. 2007, 30, 1263–1271. [CrossRef] 29. Kim, E.H.; Sohn, S.; Kwon, H.J.; Kim, S.U.; Kim, M.J.; Lee, S.J.; Choi, K.S. Sodium selenite induces superoxide-mediated mitochondrial damage and subsequent autophagic cell death in malignant glioma cells. Cancer Res. 2007, 67, 6314–6324. [CrossRef] [PubMed] 30. Zhang, Z.; Chinen, Y.; Zhu, Z.; Kimura, M.; Itokawa, Y. Uptake and distribution of sodium selenite in rat brain tumor. Biol. Trace Elem. Res. 1995, 48, 45–50. [CrossRef] [PubMed] 31. Cavalieri, R.R.; Scott, K.G.; Sairenji, E. Selenite (75Se) as a tumor-localizing agent in man. J. Nucl. Med. 1966, 7, 197–208. [PubMed] 32. Hazane-Puch, F.; Soldini, A. Unit Nutritional and Hormonal Biochemistry, Institute of Biology and Pathology, Grenoble Alpes Hospital, CS10217, 38043 Grenoble Cedex 9, France. Unpublished Work. 2017. 33. Beier, D.; Schulz, J.B.; Beier, C.P. Chemoresistance of glioblastoma cancer stem cells—Much more complex than expected. Mol. Cancer 2011, 10, 128. [CrossRef] [PubMed] 34. Loja, T.; Chlapek, P.; Kuglik, P.; Pesakova, M.; Oltova, A.; Cejpek, P.; Veselska, R. Characterization of a GM7 glioblastoma cell line showing CD133 positivity and both cytoplasmic and nuclear localization of nestin. Oncol. Rep. 2009, 21, 119–127. [PubMed] 35. Onda, K.; Nagai, S.; Tanaka, R.; Morii, K.; Yoshimura, J.I.; Tsumanuma, I.; Kumanishi, T. Establishment of two glioma cell lines from two surgical specimens obtained at different times from the same individual. J. Neuro-Oncol. 1999, 41, 247–254. [CrossRef] 36. Pollard, S.M.; Yoshikawa, K.; Clarke, I.D.; Danovi, D.; Stricker, S.; Russell, R.; Bayani, J.; Head, R.; Lee, M.; Bernstein, M.; et al. Glioma stem cell lines expanded in adherent culture have tumor-specific phenotypes and are suitable for chemical and genetic screens. Cell Stem Cell 2009, 4, 568–580. [CrossRef] 37. Therman, E.; Buchler, D.A.; Nieminen, U.; Timonen, S. Mitotic modifications and aberrations in human cervical cancer. Cancer Genet. Cytogenet. 1984, 11, 185–197. [CrossRef] 38. Yu, S.C.; Ping, Y.F.; Yi, L.; Zhou, Z.H.; Chen, J.H.; Yao, X.H.; Gao, L.; Wang, J.M.; Bian, X.W. Isolation and characterization of cancer stem cells from a human glioblastoma cell line U87. Cancer Lett. 2008, 265, 124–134. [CrossRef] [PubMed] 39. Iacopino, F.; Angelucci, C.; Piacentini, R.; Biamonte, F.; Mangiola, A.; Maira, G.; Grassi, C.; Sica, G. Isolation of cancer stem cells from three human glioblastoma cell lines: Characterization of two selected clones. PLoS ONE 2014, 9, e105166. [CrossRef] [PubMed] 40. Kong, D.S.; Song, S.Y.; Kim, D.H.; Joo, K.M.; Yoo, J.S.; Koh, J.S.; Dong, S.M.; Suh, Y.L.; Lee, J.I.; Park, K.; et al. Prognostic significance of c-Met expression in glioblastomas. Cancer 2009, 115, 140–148. [CrossRef] [PubMed] 41. Westphal, M.; Hansel, M.; Hamel, W.; Kunzmann, R.; Holzel, F. Karyotype analyses of 20 human glioma cell lines. Acta Neurochir. 1994, 126, 17–26. [CrossRef] 42. Verhaak, R.G.; Hoadley, K.A.; Purdom, E.; Wang, V.; Qi, Y.; Wilkerson, M.D.; Miller, C.R.; Ding, L.; Golub, T.; Mesirov, J.P.; et al. Integrated genomic analysis identifies clinically relevant subtypes of glioblastoma characterized by abnormalities in PDGFRA, IDH1, EGFR, and NF1. Cancer Cell 2010, 17, 98–110. [CrossRef] [PubMed] 43. Louis, D.N.; Perry, A.; Reifenberger, G.; von Deimling, A.; Figarella-Branger, D.; Cavenee, W.K.; Ohgaki, H.; Wiestler, O.D.; Kleihues, P.; Ellison, D.W. The 2016 World Health Organization Classification of Tumors of the Central Nervous System: A summary. Acta Neuropathol. 2016, 131, 803–820. [CrossRef] [PubMed] 44. Jhaveri, N.; Agasse, F.; Armstrong, D.; Peng, L.; Commins, D.; Wang, W.; Rosenstein-Sisson, R.; Vaikari, V.P.; Santiago, S.V.; Santos, T.; et al. A novel drug conjugate, NEO212, targeting proneural and mesenchymal subtypes of patient-derived glioma cancer stem cells. Cancer Lett. 2016, 371, 240–250. [CrossRef] [PubMed] 45. Lee, S.Y. Temozolomide resistance in glioblastoma multiforme. Genes Dis. 2016, 3, 198–210. [CrossRef] [PubMed] 46. Okamoto, R.; Takano, H.; Okamura, T.; Park, J.S.; Tanimoto, K.; Sekikawa, T.; Yamamoto, W.; Sparreboom, A.; Verweij, J.; Nishiyama, M. O(6)-methylguanine-DNA methyltransferase (MGMT) as a determinant of resistance to camptothecin derivatives. Jpn. J. Cancer Res. 2002, 93, 93–102. [CrossRef] 47. Lunoe, K.; Gabel-Jensen, C.; Sturup, S.; Andresen, L.; Skov, S.; Gammelgaard, B. Investigation of the selenium metabolism in cancer cell lines. Met. Integr. Biomet. Sci. 2011, 3, 162–168. [CrossRef] 48. Yin, D.; Ong, J.M.; Hu, J.; Desmond, J.C.; Kawamata, N.; Konda, B.M.; Black, K.L.; Koeffler, H.P. Suberoylanilide hydroxamic acid, a histone deacetylase inhibitor: Effects on gene expression and growth of glioma cells in vitro and in vivo. Clin. Cancer Res. 2007, 13, 1045–1052. [CrossRef] 49. Weekley, C.M.; Aitken, J.B.; Vogt, S.; Finney, L.A.; Paterson, D.J.; de Jonge, M.D.; Howard, D.L.; Witting, P.K.; Musgrave, I.F.; Harris, H.H. Metabolism of selenite in human lung cancer cells: X-ray absorption and fluorescence studies. J. Am. Chem. Soc. 2011, 133, 18272–18279. [CrossRef] 50. Olm, E.; Fernandes, A.P.; Hebert, C.; Rundlof, A.K.; Larsen, E.H.; Danielsson, O.; Bjornstedt, M. Extracellular thiol-assisted selenium uptake dependent on the x(c)-cystine transporter explains the cancer-specific cytotoxicity of selenite. Proc. Natl. Acad. Sci. USA 2009, 106, 11400–11405. [CrossRef] 51. Artal-Martinez de Narvajas, A.; Gomez, T.S.; Zhang, J.S.; Mann, A.O.; Taoda, Y.; Gorman, J.A.; Herreros-Villanueva, M.; Gress, T.M.; Ellenrieder, V.; Bujanda, L.; et al. Epigenetic regulation of autophagy by the methyltransferase G9a. Mol. Cell Biol. 2013, 33, 3983–3993. [CrossRef] 52. Ciechomska, I.A.; Przanowski, P.; Jackl, J.; Wojtas, B.; Kaminska, B. BIX01294, an inhibitor of histone methyltransferase, induces autophagy-dependent differentiation of glioma stem-like cells. Sci. Rep. 2016, 6, 38723. [CrossRef] [PubMed] 53. Coles-Takabe, B.L.; Brain, I.; Purpura, K.A.; Karpowicz, P.; Zandstra, P.W.; Morshead, C.M.; van der Kooy, D. Don’t look: Growing clonal versus nonclonal neural stem cell colonies. Stem Cells 2008, 26, 2938–2944. [CrossRef] [PubMed] 54. Singh, S.K.; Hawkins, C.; Clarke, I.D.; Squire, J.A.; Bayani, J.; Hide, T.; Henkelman, R.M.; Cusimano, M.D.; Dirks, P.B. Identification of human brain tumour initiating cells. Nature 2004, 432, 396–401. [CrossRef] [PubMed]55. Sehested, J. A simple method for R banding of human chromosomes, showing a pH-dependent connection between R and G bands. Humangenetik 1974, 21, 55–58. [CrossRef] [PubMed] 56. Giulietti, A.; Overbergh, L.; Valckx, D.; Decallonne, B.; Bouillon, R.; Mathieu, C. An overview of real-time quantitative PCR: Applications to quantify cytokine gene expression. Methods 2001, 25, 386–401. [CrossRef] [PubMed]

                      Yorum yap

                      Hazırlanıyor...
                      X