Duyuru

Collapse

Devamını görüntüle
See less

Candida, Kandiyaziz Mantarı

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Candida, Kandiyaziz Mantarı

    CANDİDA;
    Kandidayı Bitirme Kandida Enfeksiyonundan ve Adrenal Yorgunluktan İyileşme Sürecini Komplike Hale Getirebilir, Hazırlayan: Dr. Michael Lam, MD, MPH; Justin Lam, ABAAHP, FMNM
    " Kandidayı Bitirme" ifadesi, bu enfeksiyondan iyileşirken vücuttan Candida albicans organizmasının ortadan kaldırılması sırasında oluşan bir reaksiyonu belirtmektedir. Kandida, kontrolden çıkabilen bir mantar türüdür. Adrenal Yorgunluk olan insanlarda gelişme eğilimindedir. Adrenal Yorgunluk ile ilişkili olan stres, mevcut bir durumu daha kötü hale getirebilir veya kandida çıkışına zemin hazırlayabilir. Adrenal Yorgunluk olan hastalarda kandidanın kontrol edilmesi daha kompleks hale gelebilir ancak Nöro Endo Metabolik (NEM) stres tepkisi sisteminin tekrar dengelenmesi sayesinde başarı elde edilebilir. NEM sistemi, çeşitli şekillerde kandida gibi enfeksiyonlara ve strese tepki gösteren, vücuttaki pek çok farklı organ ve süreci içermektedir.
    Kandida Enfeksiyonu ve Adrenal Yorgunluk Hakkında,
    Kandida mantarı dünyadaki en yaygın mantar enfeksiyonu türlerindendir. Esasen Candida albicans'ın insan cildindeki varlığı evrenseldir. Çoğu zaman bu organizma insan vücudunun içinde ve üzerinde zararsız bir otostopçudur. C. albicans; sindirim sisteminde, ciğerlerde ve kadın cinsel organında bulunan pek çok organizmadan birisidir. Sağlıklı insanlarda ciltteki nem seviyeleri ve vücuttaki diğer faktörler mantarı uzak tutmayı başarır. Hatta kandida, vücudun genel ekosisteminde faydalı rollere bile sahip olabilir.
    Ancak bağışıklık sistemi baskılandığında veya cilt ya da mukozal bariyerler bozulduğunda sorunlar çıkarak mantarın sistemik enfeksiyonlara sebep olmasına imkan oluşur. Adrenal Yorgunluktan rahatsız kişilerde bulunan strese karşı düşük direnç, artan miktarda mantar gelişimi ve baskılanmış bağışıklık sistemi için bir gerekçe olabilir. Candidiasis ve pamukçuk, kandida mantarından kaynaklanan enfeksiyonlardır. Bu enfeksiyonlar her yıl ABD'de 90,000 kişiyi etkilemektedir. Bağışıklığı yetersiz insanlarda kandida kan dolaşımını işgal edebilir ve endokardit, apse, ve tromboflebit gibi ciddi sistemik enfeksiyonlara yol açabilir.
    Vücuttan kandida mantarını tamamen atmanın yolu yoktur. Aslında bunu denemek sağlık için zararlı bile olabilir. Bunun yerine çözüm, kandidanın gelişmesine imkan tanıyan temel koşulları çözmektir. Sıklıkla, mantar önleyici antibiyotiklerin kullanımı da zamanla kontrolden çıkan kandida enfeksiyonlarına yol açmaktadır. Mantık dışı gelebilir ancak çoğu kronik kandida hastası, doğal veya diğer türlü olmak üzere önceden çoklu antibiyotik terapi geçmişlerine sahiptir. Kandidayı ortadan kaldırmak için güçlü ilaçlar kullanıldığında terapinin peşinden bir dengesizlik oluşmaktadır zira pek çok faydalı bakteri de kötülerle beraber ölmektedir. Kandida ilaçtan etkilenmektedir ancak her terapi seansıyla iç ortam zayıflarken daha güçlü ve yok etmesi daha zor şekilde tekrar ortaya çıkmaktadır. Vücut ne kadar zayıfsa kandidanın gelişmesine o kadar uygundur.
    Maya önleyici doğal çarelerin aşırı kullanımı da aşırı kandida tükenmesine yol açarak durumunuzu daha kötü hale getirebilir. NEM modelini kullanarak tüm vücut perspektifinden kandida enfeksiyonunu değerlendirmek ve yaşam tarzı ile beslenmede yavaş, düzenli değişiklikler yapılması daha etkili bir stratejidir zira tüm kandidayı yok etmek yerine temel sorunun çözümünü hedeflemektedir. Pek çok insan kronik kandida ile normal bir yaşam sürmektedir. Kapsamlı holistik bir yaklaşım en iyi sonuçları üretecektir.
    Kandida, EB virüsü ve lyme hastalığı gibi gizli enfeksiyonların altındaki sorunlar stres, lipit profillerde dengesizlik ve zayıf karaciğer işlevi ve glukoz regülasyonu gibi metabolik sorunlardır. Kandidanın kontrolü almasını engellemek amacıyla gerekli dengenin sağlanması için NEM yaklaşımı kullanılarak tüm bu sorunların çözülmesi gerekmektedir.
    Kandida Çareleri ve Kandidayı Bitirme;
    Bir eliminasyon diyetinin kullanılması kandida mantarını tercih ettiği gıdalardan mahrum bırakacaktır. Elimine edilmeye başlanılacak gıdalar ekmek, makarna, fasülye ve meyve gibi tüm şeker kaynaklarını içermektedir. Kandidanın faydalandığı diğer gıdalar alkol, sert kabuklu yemişler ve mısırdır. Kandida için uygun olmayan bir ortam oluşturmaya faydalı gıdalar sarımsak, soğan, deniz yosunu, limon, kabak çekirdeği ve zeytin yağını kapsamaktadır. Nişastanın çoğu çeşidinden kaçınılması en iyisidir, ancak sarı şalgam bir istisnadır. Bu patates benzeri kök sebzede kandidayı öldürmeye yardımcı bileşikler vardır. Kandidanın ortamı daha az uygun hale geldikçe mayanın hayatta kalması daha zor hale gelmeye başlayacaktır ve yüksek oranlarda ölmeye başlayacaklardır. Bu da genelde hoş olmayan belirtiler sebebiyle insanların eliminasyon diyetini bırakmasına yol açar: işe yaramaya başlar, ancak kandida öldükçe toksik yan ürünlere yol açarak geçici olarak daha kötü hissetmenize yol açar. Bu yan etkiye Herxheimer tepkisi veya “bitme” tepkisi denmektedir. Zihinsel işleve müdahale edebilen asetaldehid dahil, kandida ölürken 79 kadar farklı toksin salınmaktadır. Bu süreçte ayrıca etanol alkol de salınmaktadır. Bu toksinlerin salınmasıyla tüm solunum, endokrin, bağışıklık ve kırmızı kan hücreleri olumsuz etkilenebilmektedir.
    Kandidayı Bitirmenin ana belirtileri şunları içermektedir:
    Bulantı,
    Baş ağrısı,
    Eklem ağrısı,
    Üşüme,
    Kaşınma ve ciltte tezahür,
    Bezlerde şişme,
    Hızlı kalp atışı.
    Belirtiler kişiden kişiye değişmekle birlikte Adrenal Yorgunluğu olan kişilerde daha kötü olabilir. Karaciğerin optimum seviyenin altında çalışmasından ötürü, eliminasyonda merkezi konumda olan bu organ artan sayıda toksine hazırlıksızdır. Karaciğer, toksinleri işleyen ve metabolize eden en önemli organlardan birisidir. Adrenal Yorgunluktan muzdarip olanlarda zaten kapasitesinde çalışan tıkalı karaciğer olması eğilimi olduğundan, daha fazla toksinin eklenmesi vücudu çileden çıkartarak Kandidayı Bitirme belirtilerine yol açmaktadır. Dolayısıyla vücudunuzun kandida tükeniklik tepkisiyle başa çıkacak kadar güçlü olmasından emin olmanız önemlidir. Kandidayı temizlemeye çalışırken vücudunuz güçlü değilse etkiler kötü olabilir ve toparlanması aylar, hatta yıllar sürebilir.
    Kandidayı Bitirme Belirtileriyle Başa Çıkmak;
    Eliminasyon diyetinin veya diğer kandida çarelerinin bu hoş olmayan yan etkileri genelde bir ya da iki hafta sonra çözülmektedir. Bu yan etkileri minimize etmenin yolları da vardır. Öncelikle, Kandidayı Bitirmenin tüm belirtilerinin bilinmesi ve hazır olunması büyük bir fark yaratmaktadır. Bazı takviyeler de bu süreçte faydalı olabilir. Kandidayı Bitirme ile baş etmede mikro besin molibdeni faydalı olabilmektedir. Bu unsur toksik yan ürün asetaldehidi zararsız asetik aside dönüştürmeye yardımcıdır. Asetaldehid toksikliği hoş olmayan belirtilerin ana kaynağı olabilir, dolayısıyla molibden takviyesi çok etkili olabilmektedir.

    Tavsiye Edilen Makale - Fibroitlere Ne Sebep Olur: İşaretler ve Belirtiler
    Meryem Ana Dikeni bitkisi (Sylibum marianum bitkisinden) güçlü bir karaciğer detoksifiye edicisidir. Özellikle fermente haldeyken tavsiye edilen dozlarda bu takviyenin alınması karaciğere eliminasyon diyeti sırasında bir destek sağlayabilmektedir zira kandida tükeniklik aşamasında salınan toksinleri ortadan kaldırmaktadır. Çok fazla anti-mantar çaresi kullanmak belirtilerinizi daha kötü hale getirebilir. Kandidayı Bitirme belirtileri çok kuvvetli ise bu takviyeleri azaltınız. Bu takviyeler maya hücrelerini öldürebilir ve toksik yan ürünlerden daha fazlasını kan dolaşımına yollayabilir, dolayısıyla dikkatli kullanılmalıdırlar. Çok su içmek de böbrekleri yıkayacağından ve çeşitli atık ürün konsantrasyonlarını azaltacağından faydalı olacaktır. İdrar renginiz soluk sarı olana kadar yeterince su içiniz. Koyu sarı veya kahverengi ise dehidrasyon belirtisidir. Dinlenmek, stresi minimumda tutmak ve sauna, lenfatik masaj ve buhar banyoları gibi narin detoksifikasyon yöntemleri kullanmak da Kandidayı Bitirme belirtileriyle baş etmede tavsiye edilen stratejilerdir.

    Detoksifikasyon ile tekrar toksitlenmek arasında bir denge olduğunu hatırlayınız. Kandida ve Adrenal Yorgunluk belirtilerinizle ilgilenirken Herxheimer tepkisi konusunda bilgili ve tecrübeli bir sağlık bakımı sağlayıcısına danışmak en iyisidir. İleri seviyede Adrenal Yorgunluğu olanlar, ilk öncelik olarak adrenal sistemi tekrar inşa etmeye odaklanmada çok dikkatli olmalıdırlar. Zayıf adrenal sistemi olan bir vücutta, iyileşme sürecinin kaçınılmaz parçaları olan detoksifikasyon veya tekrar toksitlenmenin herhangi bir şekliyle baş etmede kısıtlı kapasite mevcuttur. Pek çok iyi niyetli program, eğer adrenal bileşim uygun şekilde dikkate alınmazsa, belirtileri daha kötü hale getirebilmektedir. Adrenallerin, karaciğerin, metabolizmanın, enflamasyon yollarının, vücudun enfeksiyonlarla baş etme becerilerinin hesaba katıldığı çok kapsamlı bir yaklaşım gerekmektedir. Yanlış zamanda doğru şeyi yapmak tüm vücudu daha kötü ve zayıf hale getirir, iyileşmeyi daha da azaltır. "Kandida ile mücadeleyi kazanmak" şeklinde güçlü zihinsel tavra sahip olmak kolaydır, ancak bu tarz bir azim yanlış yöne sapmamalıdır. Bilgili bir uygulayıcı, sadece kısa vadeli faydalar sağlamak yerine uzun vadeli iyileşmeye imkan sağlayacak sistematik bir yaklaşım planlayabilecektir.

    © Telif 2017 Michael Lam, M.D. Tüm Hakları Saklıdır.

  • #2
    Candida

    Ben soru, bu kadar çok sorunları vücutta gut, bağırsak, sindirim bozukluğu ve maya büyüme ile ilgili olabilecek diğer konular ilgilendirmeyen dan fark etmişsinizdir. Daha çok insanların farkında büyüme maya, bazen Candida albicans veya kandidiaz olarak anılacaktır daha yaygındır.
    Genellikle de yanlış teşhis ediyor. Yıllar önce ben hasta oldum, ben bir yıl kadar bir şiddetli migren ile yaşadım. O günlerde, kimse kandidiaz dan bahsetmedi; ancak laboratuvar testleri ile benim problem geri sonra çoğunun nedeni döndü. Zaman aşırı maya bedenimi kurtulmak başardı, benim belirtileri ve kayboldu böylece migren yaptı.


    Bu nedenle, size de kendinize yardımcı olmak için yetki istiyorum. Araştırma yıllar sonra ve Kliniğinde hasta ile çalışma, ben beden maya azaltmak için ve gerçekten iyi hissettiğini olsun mükemmel bir anti-Candida Planı geliştirdik. Bu yüzden size bu özel Planı, sadece benim özel hasta normal alacağı sağlayan AM.
    Lütfen doktorunuzdan veya sağlık uzmanı, bu veya başka bir beslenme programı üzerine başlamadan önce danışın. Ben sadece genel beslenme eğitim amaçlı olarak bu planı sunan ben sadece ve NOT kişisel veya bireysel bakım için. Her zaman tıp doktoru ile ilk danışın ve onun tavsiyelerine uymak.
    Kandidiaz
    Kandidiyaz belki de en büyük tehdit bunu sık sık yanlış teşhis veya yok sayılır. Belirtilerin bir dizi, alerjilere ve kimyasal veya gıda hassasiyetleri ağırlık, ödem, zihinsel donukluk, konfüzyon, şiddetli ve çok hissi şişkinlik olan içerebilir bir Candida dertli hayat: Kronik yorgunluk, baş ağrısı, sindirim bozuklukları sollamak olabilir. Zaman maya azalır, alerjik hasta kaçınılmaz olarak alerji ve hassasiyetleri dan serbest bırakılan. Son olarak, bu kendi hasta ile, aşırı maya varlığı ya en azından bu parazit koşulları bir şekilde ilişkili paraziter enfeksiyonlar, veya kişi yatkınlık gibi görünüyor bulduk.
    Böylece, ben şimdi çok kişisel Candida hikaye benim kendi paylaşma zamanı düşünüyorum:
    Çok hasta On yedi yıl önce oldu. Kronik yorgunluk, yüz ağrıları ve mide ağrıları, gaz, şişkinlik, hazımsızlık, sürekli mide bulantısı ile acı, alerji, bu sadece beni bırakmazdı iki yıl için zayıflatıcı PMS ve ızdıraplı bir ciddi migren. Ben yatakta her gün en yatıyordu olacaktır.
    Ne zaman belirtiler kötüleşti, ben tıbbi kuruluş roller coaster başladı. Ben uzman onlarca ziyaret etti; her biri daha ilaçlardan daha önceki bir reçete. Ben daha da güçten düşmüş oldu. Son olarak, o bir hayat-beyin tümörü tehdit olduğu tahmin edilen bir beyin cerrahı bir araya geldi. Doktor kısa sürede hastanede beyin tarama için beni istiyordu. Neyse ki, zaman, ben üreten ve ortak bir radyo programında barındırma Healthline Amerika New York Across çağırdı. Ben bir şekilde yatakta sadece gösterebilirim kendimi dışarı soyma başardı. (All of it ironi düşünün: Bir genç kız bir sağlık radyo üreten çünkü so sick olan en gün yatakta geçirdiği! Gösterisi). Her neyse, üzerinde bir gösteriyor, bir konuk olarak bir enerji (veya ruhsal) şifacı vardı. Bu şifacı bana program bittikten sonra iş teklif etti. Ben isteksizce kabul etti. Olarak o benim silah üzerine ellerini yer, benim baş benim kollar, boyun ve nihayet kadar impuls seyahat bir sarsıla sarsıla gitme 'electrical' gibi hissettim - ki benim baş ağrısı bir tarafından ilk kez diğer kaymıştır noktası. Daha sonra ki kesinlikle gerek beyin tarama için gitmek olduğunu söyledi. Onun yerine ben maya ve kalıpları ciddi alerji testi ısrar etti. İlk başta, ben aslında bu kadın deli olduğunu düşündü. Sonra onun sadece bir tür kadın olumlu bir tutum ikna etmeye çalıştığı gibi, eğer benim beyin tümörü uzaklıkta olacak edebilirdi düşündüm. Ona, "Sen güzel bir bayan iseniz, ve senin pozitif takdir ediyorum, ama gerçekten bir beyin tümörü olduğunu düşündün mü söyleyerek hatırlıyorum." Eğer ölmek, neden bir sabırsızlanıyorum gidiyoruz O, "retorted hafta daha önce beyin tarama yaparken, ilk ve maya ve kalıplar için test olsun. Aslında çok onunla tartışmak zayıftı. Skeptically, ben uyulması ve emin yeterli, o haklıydı. Biyokimyasal testler ki maya Candida albicans bir yaygın büyüme benim kan, şimdi kandidiyazis adı verilen acı olduğunu açıkladı. O günlerde, çok az Candida, ve bilinen böylece sık sık yanlış teşhis edildi.
    Daha sonra yıl yeniden eğitmek geçirdi ve Beslenme Biyokimya Doktora Doktora kendimi yeniden eğitme (Edinburgh Üniversitesi ve University of Pennsylvania - ABD mezun olduktan sonra) mükemmel sağlık yolunu bulmak için. Toplam olarak, sonuçta on beş yıl superfoods, ya da ne şimdi gıdalar canlı olarak bakın araştıran daha fazla çalışmaya devam eder. Bunlar beni iyileştirdi beni şimdi güçlü tutmak çok yiyecek vardır. Bu gıdalar canlı canlı vahşi mavi yeşil algler ile birlikte darı veya quinoa, tohumlar, deniz sebzeleri (su yosunları), esansiyel yağ asitleri, arpa çim ve diğer bitki ve otlar gibi büyüyen lahanası, süper taneler içerir. Bu tek yol benim kendi hastalıkları kurtarıldı olabilirdi. Ben bu superfoods günlük yedik.
    Şimdi Direktörü McKeith Araştırma Merkezi (Londra) olarak, ben önlenmesi ve Candida sorunları tedavi bu yaşam mal etkinliğini desteklemek için çalışmalar önemli klinik araştırma ve vaka bildirebilirim. Kim tam olarak ne dedim ne bu hastalar için, genellikle kandidiyazis mücadelede mükemmel bir başarı oranı var.
    Ne Candida albicans nedir?
    Candida albicans bir maya bir mantar gibi bu bağırsak, boğaz, ağız ve genital içinde doğurmak. Bu mantar kadınlar için sindirim (ve vajinal yolları sağlıklı bir denge içinde yaşamak) varsayılır. Ancak, bazı iç ve dış koşulları bir kontrol, bir koşulu kandidiyazis olarak bilinen dışarı çarpma neden olabilir. Bu durum temel amino asitler ve diğer yaşamsal besinlerin uygun asimilasyon önler. Bizim sindirim sistemleri toksinler maya tarafından üretilen nedeniyle mukozaların maya sinsi bir enfeksiyondur. Birincil tanı bu sindirim alkol etanol anormal üretim gösteren bir test geçer. Daha çok insanların farkında Candida sorunu çok daha modern nüfus yaygındır. Iken, erkeklere oranla çok daha büyük sayıda kadın grevler, hala her iki cinsiyette ve tüm yaşam kesimden kandidiyazis hastalarda bakın. Büyük trajedi Ancak, kandidiyazis kadar sık yanlış teşhis olmasıdır. Çünkü ben "görüntüleme hissettim Aslında, kendi umutsuz hastalık derinliklerinde, bir sağlık bile bir psikiyatrist görmek önerilen profesyonel şeyler". Tutum Bu tür genellikle kandidiyazis hastalarına karşı işlenen olmuştur. Bu nedenle, aşağıdaki Candida Kendi böylece kendi belirtileri değerlendirmek olabilir kontrol sunmak istiyoruz.
    Eğer, uzman bir tıp doktoru ile istişare kandidiyazis olabilirim.
    Işaretler aramak için:
    Gillian McKEITH'S CANDIDA SELF-ÇEK
    Sen var mı ...
    'Spacey' Feeling Bitkinlik Mukus Tabureler içinde
    Sporcular Ayak Lapa lapa Cilt Gece terlemeleri
    Şişkinlik Gaz Geçmeyen öksürük
    Tıkalı sinüsler Gıda alerjileri PMT (Premenstrual Tension)
    Confusion - Beyin Sis Baş ağrısı / Migren Tekrarlayan Sinüzit
    Kabızlık Hipoglisemi (düşük kan şekeri düzeyi) Uykusuzluk
    Ishal Hasta üzerinde tüm duygu Sindirim bozuklukları
    Kokuları & Duman Duyarlılık için Boğaz, Burning Dil Kolay zedelenme
    Joint / Yüz / kulak ağrısı Vajinal / Anal Kaşıntı Aşırı Müköz
    Libido kaybı Mukus / sıkışıklık
    Eğer bir veya yukarıdaki belirtilerden daha muzdarip, sen maya kandidiyazis adı verilen bir büyüme olabilir.
    Nedenleri ne kandidiyazis?
    Modern yaşamın büyük olasılıkla kandidiyazis nedeni için en iyi açıklaması var. Aşağıdaki daha özel sebepler şunlardır:
    · Hamilelik
    · Doğum Süreci
    · Aşırı Antibiyotikler veya İlaçların

    · Doğum kontrol hapı
    · Overworked

    · Düşük Bağışıklık
    · Yetersiz beslenme

    · Kronik Enfeksiyonlar
    · Alkol

    · Doymuş Yağlar
    · Fazla Şeker

    · Çevre Kirleticiler
    · Zayıflamış Organ (yani Biraz ağır karaciğer, dalak, böbrek vb)

    · Stres
    · Elevated cıva seviyeleri (eski diş dolgu çoğu suçlu) vardır.
    McKEITH CANDIDA PLANI
    McKeith Araştırma Merkezi olarak biz, maya büyüme düzelten bir çok aşamalı bir yaklaşım kullanmaktadır.
    BİRİNCİ AŞAMA: (Ay 1) Diyet değiştirin
    BAD NASTY GIDALAR: Aşağıdaki gıdalar kaçınılmalıdır So-so GIDALAR: Aşağıdaki gıdalarda aşırıya kaçmadan yemiş olmalı
    Alkol Patates
    Şeker Tatlı patates
    Tüm tatlılar Patates
    Ekledi maya ile Ekmek veya pişmiş mallar Meyveler
    Mantar Red Animal Etler
    Süt Ürünleri Yumurta
    Somun Fermente Foods (yani Sirke, soya sosu, Hardal vb.)
    Kahve Domates
    Geleneksel Çay
    Soda veya Gazlı İçecekler
    Buğday
    Narenciye
    Kandidiyazis sorunların bazı ciddi durumlarda, hasta bir süre tamamen meyve kaçınmak gerekir.
    SAĞ GIDALAR: Aşağıdaki gıdalarda bol bol yemiş olmalı
    Yeşil Yapraklı Sebzeler En Fasulye:
    Maydanoz Runner Fasulye
    Buğday Çim Adzuki Fasulye
    Arpa Çim
    Kale Lahana
    Karalahana Horseradish
    Turp Squash
    Dandelion Yeşiller Balkabağı
    Pazı Scallions
    Su teresi Soğan
    Kereviz Sarımsak
    Brokoli Zencefil
    Brussell Lahanası
    Deniz Sebzeler:
    Taneler: Nori
    Millet Kombu
    Karabuğday Dulse
    Çavdar
    Amaranth Sprouts:
    Quinoa Filizlenmişti Arpa
    Filizlenmişti Rice
    Filizlenmişti Millet
    Filizlenmişti Quinoa
    İKİNCİ AŞAMA: (2 Ay) Beslenme Vakfı Build
    (a) Wild Mavi Yeşil Alg
    Yosun aslında aşırı mukus kurur ve vücuttan nem drenaj yardımcı olur. Bu mükemmel sağlık için ilk önemli adımdır. Bu alg organları ve karaciğer destek, yardım ve Çinko, Selenyum, Demir, Magnezyum ve Kalsiyum gibi mikro besinler ve düzeyleri - ortak eksiklikleri miktarda Candida hasta yükseltin.
    (b) Biotin 1000mcg günlük
    Full Circle tomurcuklanma gelen maya engeller.

    (c) Aloe Vera Suyu
    Anti-fungal ve anti paraziter. Aloe vera suyu İçme ¼ bardak günlük. Tadı için biraz elma suyu ekleyin.
    (d) Gillian McKeith yaşam Gıda Enerji Toz yeniden sindirim organlarını güçlendirir, sağlıklı flora dengeleri ve aktif enzimler, antioksidanlar, vitaminler, mineraller ve esansiyel yağ asitleri bol miktarda içerir. En gelişmiş beslenme vakıf.
    SAHNE ÜÇ Kişisel Karaciğer (Ay 3 güçlendirilmesi
    (a) Silymarin
    Silymarin, yeni karaciğer hücrelerinin üretimi uyarır ve üretim artışları glutatyon ve safra. Özellikle uzun yararlı kronik kandidiyazis durumlarda ayakta bulundu. Candida albicans temelde, olumsuz olayların bir domino etkisi neden karaciğer choke olabilir. Böylece, karaciğer güçlendirerek, sen maya büyüme karşı atak geliştirecek. (Scand. J Gastroenterology, 1982; 17: 417-21; Min Med 1985; 72:26-79-88; J. Hepatology, 1989; 9: 105-13).
    (b) Lipotrophic Formül
    Besin Kolin, Betaine ve Methionine karaciğer fonksiyon geliştirmek ve iki önemli karaciğer bileşiklerin seviyelerini artırmak: S-(SAM) ve Glutatyon adenosylmethionine. (Alkol Clin Exp Res, 1993; 17:552-5 ve FASEB J, 1991; 5: 2093-8)
    DÖRDÜNCÜ AŞAMA: Anti-Rotasyon Mantar Otlar (Başlat Ay 4)
    Aşağıdaki bazı anti-biz McKeith Kliniğinde maya savaş için kullanılan mantar otlar vardır. Ben sadece hafta başına bir ot kullanın. Haftanın sonunda, bir sonraki ot geçin At.
    Amberbaris (Berberis Vulgaris) Sarımsak (Sıvı)
    Oregon Üzüm Suma (Pfaffia Paniculata)
    Siyah Ceviz Gentiana
    Dulavratotu Kök Tanalbit
    Kaprilik Asit Pau D'Arco
    Chaparral Pelin
    Ekinezya / Altın Mühür Kombinasyon Kırmızı yonca
    Greyfurt Çekirdeği Ekstresi (sıvı damla) * Plus Propolis
    Bir hafta Örneğin, Pau D'arco her gün. Sonra, Pau D'arco haftalık bir sonu durdurmak ve Red Clover başlangıç iki hafta boyunca. Iki hafta sonunda, Kırmızı yonca sonlandırma ve örneğin Burdock Kök başlayacak, vb. Eğer çay şeklinde daha sonra 2-3 fincan çay içmek bir gün bu otlar kullanın. Eğer bitkisel kapsül, tablet veya tentürler kullanıyorsanız lütfen etiketinde yönergeleri izleyin. Normalde iki kapsül günde üç kez, ve bazen çay ek olarak kendi hasta var. Genel olarak, bir bitki fazla bir defada almamış olmalısınız. Değiştirmek ve sonraki ot için haftanın sonunda döndürmek unutmayın. Tam dönme sonunda tekrar hala kandidiyazis belirtileri ekran tekrar olabilir.
    * Propolis en az bir başka bitki ek olarak tüm bitkisel rotasyon sırasında alınmalıdır.
    BEŞİNCİ AŞAMA: (Ay 5) Sindirim Sistemi ve Organ Etkilenen güçlendirilmesi
    (a) Guar gum - 1 kapsül 3 kere 3 ay boyunca günlük
    (b) Triphala - 1 kapsül 3 kere 3 ay boyunca günlük
    Bu yukarıdaki kolon temizleyiciler dışkı bağırsak yoluyla, böylece maya Üretme Sahası yok yola devam.
    (c) Sindirim enzimleri Kompleksi
    Her yemekten tek atın. Onlar aşağı karaciğer seyahat için kan dolaşımına gıda ve emme bölünürler. Enzimler bağırsak parazitleri ve maya serbest kalmasına yardımcı proteaz içerir.
    SAHNE ALTI: Sistemi (Ay 6) Into Dostu Bakteriler tanıtılması
    (a) Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacteria Bifidus
    Toz, kapsül veya kültür yoğurt kullanılabilir. 1 kapsül Take 2 veya 3 defa yemek günlük.
    (b) Homeopatik Mazı
    7 gün 200D her gece. Mazı CM 8. gün ve Mazı Doğum 6D sabah ve gece 7 gün.
    © COPYRIGHT Gillian McKeith 2.004
    Sevgi ve Işık Lots,



    Gillian McKeith

    www.gillianmckeith.info
    © 2006 McKEITH Gillian TELİF

    Gillian yeni bir numaralı bestseller, Gillian McKeith Ultimate Sağlık Planı (M.Joseph-Penguin) yazarıdır.
    Yetişkinlerde görülen sağlık sorunları
    Göğüs Uçlarında Görülen
    Egzama / Candida (Mantar)
    Önemli Noktalar
    • Göğüs uçlarında mantar enfeksiyonu ile birlikte ya da tek başına
    seyreden egzama, astım/egzama/saman nezlesine kalıtsal yatkınlığı
    olan ya da geçmişte bu hastalıkları geçiren kadınlarda görülebilir
    • Candida (mantar) başka bir enfeksiyon için antibiyotik alınması halinde
    oluşabilir
    • Göğüs uçlarını sabunla yıkamaktan kaçınınız
    • Göğüs pedlerini sık sık değiştiriniz ve naylon kaplı petler kullanmaktan
    kaçınınız
    • Göğüs uçlarının kuruması durumunda yağlandırıcı merhem gibi
    nemlendiricileri düzenli olarak kullanınız
    • Doktorun önerdiği tedavi, kortizonlu kremler ile özel mantar ilaçlarının
    birlikte kullanımını kapsayabilir
    • Egzama ya da mantarın geçmesi durumunda sürekli nemlendirici
    kullanmayı ve sabun kullanmaktan kaçınmayı sürdürünüz
    Egzama / mantar nedir?
    Candida ya da mantar bir mantarın (Candida albicans) yol açtığı yaygın bir
    deri enfeksiyonudur. Bununla beraber, normal cildi nadir olarak etkiler.
    Genellikle derinin herhangi bir şekilde sorunlu olması halinde ortaya çıkan bir
    enfeksiyondur. Çoğunlukla, deri kıvrımları gibi derinin nemli ve sıcak olan
    yerlerinde oluşur. Derinin dermatit ya da egzama olan yerlerinde oluşabilir.
    Emzikli kadınlardaki en önemli sorun, göğüs uçlarının ıslanması ve kuruması
    ile bebeğin meme emmesinin yarattığı sürekli nem ve sıcaklık sonucu göğüs
    uçlarının kurumasıdır. Bu durum, göğüs uçlarında çatlak ve ağrılı yarıklarla
    belirgin hafif egzamaya neden olur. Bu koşullarda candida egzamayı enfekte
    edebilir ve küçük beyaz lekeler oluşabilir. Ayrıca göğüste biraz ağrı da olabilir.
    Candidanın (mantar) başka bir enfeksiyon için antibiyotik alınması halinde
    oluşma olasılığı fazladır. Ayrıca, bebeğin ağzındaki pamukçuktan da
    kaynaklanabilir.
    Nasıl önlenir?
    Göğüs uçlarında mantar oluşumunu önlemek için alınacak başlıca önlem,
    göğüs ucunun kuruması, çatlaması ve yarılmasıyla ilintili egzama
    oluşumundan kaçınmaktır. Cildi sabunla yıkamaktan kaçınmak gerekir. Göğüs
    uçlarının kuruması halinde, yağlandırıcı merhem, diğer parafinli merhem veya kremler ya da lanolin içeren yeni ürünler gibi nemlendiricilerin düzenli olarak
    kullanılması gerekir.
    Göğüs pedlerini sık sık değiştirmeye çalışınız ve naylon kaplı petler
    kullanmaktan kaçınınız. Göğüs uçlarını havalandırmanın çatlak oluşumunu
    engellemede yararı olabilir.
    Nasıl tedavi edilir?
    İltihaplı, çatlamış ya da tahriş olmuş göğüs uçlarıyla belirgin egzama doktor
    tarafından verilen kortizonlu bir krem ile tedavi edilebilir. Bu, mantarı tedavi
    etmek amacıyla özel bir mantar kremi ile birlikte uygulanır. Göğüs uçları
    emzirmeden önce az miktarda aqueous ya da sorbolene kremi ile yıkanabilir.
    Göğüsteki sorunun ciddi olması durumunda, bebeğin birkaç gün
    emzirilmemesi gerekebilir. Bu süre içinde anne sütünün el ya da pompa ile
    sağılması gerekir. Bebek biberon veya başka bir gereçle beslenebilir.
    Mantarın, ağızdan uygulanan antibiyotik tedavisinden sonra ortaya çıkması
    halinde, ayrıca ağızdan mantar tedavisi uygulanması da gerekebilir.
    Bundan başka, bebeğin ağzındaki pamukçuk enfeksiyonunun da tedavi
    edilmesi gerekir.
    Egzama ya da mantarın geçmesi durumunda, sorunun tekrarının önlenmesi
    için, göğüslere düzenli olarak nemlendirici sürmek gerekir. Ayrıca, sabun
    kullanmaktan da kaçınılmalıdır.
    Ayrıntılı bilgi
    Anne ve Çocuk Sağlığı Hemşiresi.
    Eczacı.
    Emzirme Danışmanı.
    Aile Doktoru.
    Cilt Hastalıkları Uzmanı.
    İlgili Bilgi Notu: Bebeklerde Görülen Candida (Mantar)
    © 2002, Department of Dermatology, St. Vincent’s Hospital Melbourne, Victoria Parade,
    Fitzroy, Victoria 3065 Australia.

    Candida Intertrigo

    Açıklama
    Deri kivrimlarini etkileyen candida enfeksiyonu özellikle obez veya immün yetmezligin bulundugu bireylerde veya diyabetiklerde genelde bir intertrigo komplikasyonu olarak gözlenmektedir. Rüptüre olan ve ufak erozyonlar olusturan subkorneal püstüllerin yanisira saçakli, düzensiz, skuamöz kenarlara sahip sertlesmemis eritematöz bölgeler ile karakterizedir. Papüller veya püstüler uydu lezyonlar bu enfeksiyonlarda klasik olusumlardir. Aci ve kasinma siddetli olabilir.
    eş anlamlı
    Candida Intertrigo
    VAJİNAL MANTAR ENFEKSİYONLARI
    Vajinal mantar enfeksiyonu nedir?
    Vajinal mantar, vagina içinde “candida” türü mikroorganizmaların neden olduğu bir enfeksiyondur.
    Halk arasına “vajinal mantar, vajina mantarı, kandida enfeksiyonu” olarak bilinen bu durum tıbbi terminolojide “vajinal mikozis, vaginal mycosis, mikotik vajinit, vajinal candida enfeksiyonu, vaginal candidiasis (vajinal kandidiyazis)” gibi isimlerle anılmaktadır.
    İngilizcede ise vajina mantar enfeksiyonları “vaginal yeast infection”(vajinal maya enfeksiyonu) olarak geçmektedir.

    Mycosis ve fungus nedir?
    Mycosis, mikozis olarak okunur ve "mantar enfeksiyonu" demektir. "Fungus"da mantar mikrobuna verilen isimdir.
    Mantar enfeksiyonları vucudun değişik yerlerinde oluşabilir. Örneğin vaginal mycosis "vaginal mantar enfeksiyonları"nı tanımlarken, onikomikozis "tırnak mantarı" anlamına gelmektedir.
    Mantar enfeksiyonlarına karşı kullanılan ilaçlara antimikotik veyaantifungal ilaçlaradları verilir.

    Candida albicans nedir?
    Vajinal mantar enfeksiyonlarına neden olan pek çok mantar türü vardır. Bu mantar türleri arasında en sık olarak görüleni “candida albicans”dır. (“Kandida albikans” şeklinde okunur).

    Candida albicans (kandida albikans) tüm mantar enfeksiyonlarının yaklaşık dörtte üçünden sorumludur.

    Vajinal mantar enfeksiyonu (vaginal candidiasis) ne tür şikayetler yapar, mantar enfeksiyonu belirtileri nelerdir?
    Vajina mantar enfeksiyonunun en sık görülen belirtisi vajinal akıntılardır. Vajinal akıntıların süt, sütün kaymak kısmı gibi şekillerde veya peynirimsi (peynir kesiği) görünümde olması tipik bir özelliğidir.
    Vajinal akıntı ile birlikte bazen vajinal kaşıntı ve vajinal yanmada olabilir.
    Bazı durumlarda genital alanda yanma, idrar yaparken yanma(disüri) gibi şikayetler görülebilmektedir. Nadiren genital alanlarda aniden ortaya şişlik (ödem) çıkması ile de kendini gösterip kişilerde endişelenmelere sebep olabilir.

    Vajinal mantar enfeksiyonuna sahip hastaların bir kısmında ilişki sırasında yanma ve acıma hisside olmaktadır.(Disparoni)

    Vajinal kandida enfeksiyonunda
    vajinal koku problemi olmaz. Eğer vajinal akıntıda veya ilişki sırasında vajina içinden koku da geliyorsa başka bir vaginal enfeksiyonun varlığı da düşünülmektedir. Özellikle bakteriyel vaginosis ve trikomonas enfeksiyonlarında vajinada koku problemi de ortaya çıkmaktadır.

    Vajinal kandida enfeksiyonlarının süregenlik kazanması zaman içinde kişilerde bir takım psikolojik problemlere de sebep olmaktadır.

    Düzenli jinekolog kontrolleri hastalığı engellemektedir…
    Peynir kesiği şeklindeki akıntılar kıvamlarından ötürü dışarıya boşalmadıklarından dolayı "asemptomatik seyredebilir" yani çoğu hastada hiç bir belirti de vermeyebilir. Bu nedenle düzenli jinekolog kontrollerin yapılması sırasında tesadüfen görülebilmekte ve hastalık yayılarak şikayet oluşturmadan tedavileri yapılabilmektedir.

    Süregen (kronik) hale gelen vajinal mantar enfeksiyonlarında tedaviler zorlaşmaktadır.

    Candida vulvitis nedir?
    Dış genital alana “vulva” adı verilmektedir. Vajinal akıntının dış genital bölgeye (vulva) bulaşması ile “candida vulvitis”(mikotik vulvit, candidal vulvit, vulvar candidiasis) enfeksiyonları gelişmektedir.
    Vulvar candidiasisde dış genital alanda hassasiyet, kızarıklık, ödem, kaşıntı ve kaşıntıya bağlı ülserasyonlar (cilt tahrişleri)görülebilmektedir.

    Vajinal mantar nasıl tanınır?
    Vajinadaki kandida enfeksiyonlarının tanısı oldukça basittir. Rutin bir jinekolojik muayene sırasında vajina duvarının üzerinde kireç gibi görünen (peynir kıvamındaki) plaklar mantar enfeksiyonunu işaret eder.

    Kişinin şikayetleri ve yapılan jinekolojik değerlendirme ile kolay bir şekilde tanı konulabilse de bazı durumlarda tanıdan kesin emin olunamayabilir. Bu durumlarda vajina içinden cam üzerine alınan sıvı üzerine potasyum hidroksil damlatılarak mikroskop altında inceleme yapılır. Mikroskobik incelemede mantara bağlı tipik “pseudohifler”in görülmesi ile tanı netleşir.

    Mantar enfeksiyonlarına bağlı bulgular rahim ağzından alınan bir tarama testi olan pap smear testinde de görülebilmektedir.

    Vajinal mantar enfeksiyonlarında vajinal kültür testlerinin önemi yoktur.

    Vajinal flora ve laktobasiller (döderlein basilleri, süt basilleri) nedir?
    Vajina içinde bulunan ve normalde hastalık yapmayan bir takım mikroorganizmalar vardır. Bu mikroorganizmalara “vajinal flora”adı verilir. Bu mikroorganizmalar arasında “laktobasil (süt basili,döderlein basilleri)” adı verilen yararlı bakteriler de bulunmaktadır.

    Laktobasiller (döderlein basilleri) hem diğer zararlı olabilecek mikroorganizmaların üremelerini baskılamakta hem de vaginal floranın dengesini ve asidik PH’ını korumaktadırlar.

    İşte laktobasillerin sayıca azalması sonucunda fırsatçı olarak ortaya çıkan zararlı mikroorganizmalar üreyerek değişik şikayetler oluşturabilmektedir. Mantar enfeksiyonları da bu fırsatçı (oportunistik) enfeksiyonlardan birisidir.

    Vajinal mantar enfeksionu (vaginanın kandida enfeksiyonu) nasıl bulaşır?
    Vajinal mantar enfeksiyonları cinsel ilişki ile partnerden, hijyenik olmayan tuvaletlerden veya havuzlardan bulaşabilir.

    Ancak mantar enfeksiyonlarının asıl oluşma nedenleri dışarıdan alım şeklinde olmalarından çok, vajinal dokudaki PH değişimleri veya laktobasillerin sayıca azalmalarına bağlıdır.

    Nitekim hiç cinsel ilişkide bulunmamış olan (bakire) bir genç kızda da vaginal kandida enfeksiyonu oluşabilir.

    Vajina mantar enfeksiyonları hangi yaşlarda görülür?
    Vajinal mantar enfeksiyonları en sık olarak üreme çağlarında (reproduktif çağda) görülmektedir. Çünkü bu dönemde salgılananestrojen hormonu etkisi ilevajinal mukoza gelişmiş ve mantar enfeksiyonları için uygun bir ortam hazırlamıştır.

    İlk adet görme yaşından önce veya menopoz döneminden sonra estrojen hormonu düzeyleri çok düşük olduğu için bu dönemlerde başka bir neden olmadıkça mantar enfeksiyonlarına da rastlanmayacaktır.

    Kandida enfeksiyonları hangi sıklıkta görülür?
    Tüm erişkin kadınların en az dörtte üçü hayatları boyunca en az bir kez vajinal kandida enfeksionu ile karşı karşıya kalmaktadırlar.

    Hangi durumlarda mantar enfeksiyonu daha sık olarak ortaya çıkar?
    Bazı durumlarda mantar enfeksiyonu aktive olmakta yani tetiklenmektedir. Bu durumlar:
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image002.gif[/IMG] Antibiyotik kullanımı: Antibiotikler vajina içinde bulunan yararlı (döderlein) basilleri öldürmekte ve fırsatçı mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlamaktadır. Özellikle penisilin grubuantibiotiklerde bu etki fazladır.
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image002.gif[/IMG] Hamilelik: Hücresel immünite (bağışıklık sistemi) bebeğin reddini engellemek amacıyla hamilelik süresince baskılanmıştır. Bağışıklık sisteminin baskılanması mantar enfeksionları gibi fırsatçı mikropların üremesine sebep olur.
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image002.gif[/IMG]
    Doğum kontrol hapları:Doğum kontrol hapı kullananlardamantar enfeksiyonları daha sık olarak görülebilmektedir. Bu durum spiral (Ria) taktıran kişilerde de aynıdır.
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image002.gif[/IMG] Immun baskılanma (immunsupresyon): Yoğun stres, kortizon türü ilaçların kullanımı gibi faktörlerle immun sistemin (bağışıklığın) baskılanması durumunda mantar enfeksiyonları daha sık ortaya çıkmaktadır.
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image002.gif[/IMG] Sentetik iç çamaşırları:Naylon veya sentetik iç çamaşırlarının kullanımı durumunda genital alan nemli kalmakta ve bu durum mantar enfeksiyonunun üremesine neden olmaktadır. Bu nedenle pamuklu iç çamaşırlarının kullanımı önerilmektedir.
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image002.gif[/IMG] Kronik sistemik hastalıklar:Şeker hastalığı ve tiroid hastalıkları gibi kronik hastalığı olanlarda vaginal mantar daha sık olarak oluşmaktadır.
    Özellikle şeker hastalığında kan şekerinin yükselmesi vajinal sıvıdaki şekerin de artmasına sebep olmakta, bu durum mantarın üremesi ile sonuçlanmaktadır. Şeker hastalarında kan şeker düzeyinin düzenli olarak regule edilmesi bu durumu engelleyebilir.
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image002.gif[/IMG] İrritan maddeler: Vajina içine sıkılan parfümler, pedler, yanlış vaginal tampon kullanımları alerjik etkiye sebep olarak mantar oluşmasını sağlayabilmektedir.
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image002.gif[/IMG] Vajinal duş: Vajina içinin basınçlı su ile yıkanması asit olan PH’nın yükselmesi ile bir takım bakteriyel ve mantar enfeksiyonlarına neden olabilmektedir. Bu nedenle vajina içinin su veya sabun ile yıkanmaması önerilmektedir.
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image002.gif[/IMG] AİDS: Vucut direncini düşüren bu hastalıkta vajinal kandida enfeksiyonu sık olarak ortaya çıkmaktadır.
    Aids ile ilgili bilgiler için tıklayınız >>>
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image002.gif[/IMG]
    Sık ve zorlu cinsel ilişkiler: Cinsel ilişkilerin sık olması, ilişki sırasında vajinal kuruluk olması gibi durumlarda penisin vajina içindeki hareketleri “mikrotravma”etkisi oluşturarak vajinal mukozada küçük cilt çatlaklıklarına neden olabilir. Bu cilt çatlaklıkları arasında mantar enfeksiyonunun üremesi oldukça kolay olmaktadır.
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image002.gif[/IMG]
    Diğer sebepler: Şişmanlık (Obesite), kronik servisit, radyasyon, hormonal ilaç kullanımları da mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlamaktadırlar.
    Vajinal mantar enfeksiyonlarında tedavi nasıldır? Antimikotik (antifungal) tedavi nedir?
    Vajinal mantar enfeksiyonlarının tedavisinde hem ağızdan (sistemik etkili) hem de vajinal yoldan (lokal etkili) ilaçlarkullanılmaktadır.
    Mantar enfeksiyonlarını tedavi etmek için kullanılan ilaçlara“antimikotik ilaçlar (antimikotikler, antifungal ilaçlar)”denilmektedir.

    Ağızdan (oral yolla) alınan antimikotik ilaçlar önce kana geçmekte daha sonra da vajinal doku içine girerek mantar hücrelerini yok etmektedir.
    Ağızdan alınan antimikotik ilaçlar genelde tek günlük tedavilerşeklindedir. Itrakonazol ve Flukanozol türü ilaçlar en sık olarak reçete edilen mantar ilaçlarıdır.
    Ağızdan alınan ilaçların daha iyi etki edebilmesi için vajinal yoldan ilaçlarla desteklenmesinde fayda vardır. Vajinal yoldan alınan mantar ilaçları fitil, ovül, krem şekillerinde olabilir. Eğer dış genital alanda da tahriş söz konusu ise antimikotik cilt kremleri de tedaviye eklenebilir.

    Kronik mantar enfeksionu nedir?
    Bir yıl içinde dört veya daha fazla mantar enfeksiyonu atağı geçiren kişilere “kronik mantar enfeksiyonu” teşhisi konulur. Kronik mantar enfeksiyonlarını tedavi etmek daha zordur ve daha uzun zaman alıcıdır.
    Kronik mantar enfeksiyonu geçiren kişilerde, mantar enfeksiyonuna sürekli sebep olabilen nedenler (kan şekeri ölçümleri, hiv testi gibi) yapılmalıdır. Ayrıca bu kişilerin eşlerinin de tedavisi önerilmektedir.
    Özellikle kronik (süregen) mantar enfeksiyonlarında tedavi kadar etkili hatta tedaviden daha da önemlisi mantara sebebiyet veren durumların ortadan kaldırılmasıdır.

    Gebelikte mantar enfeksiyonu tedavi edilebilir mi?
    Evet. Daha önce de belirtildiği gibi hamilelik süresince mantar enfeksiyonları daha sık olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun nedeni gebelik sırasında hücresel tipte vucut direncinin gebelik materyalinin reddini engellemek amacıyla baskı altına alınmış olmasıdır.

    Gebelik süresince oluşan mantar enfeksiyonlarında, lokal etkili (vajinal yoldan) bazı mantar ilaçları (antimikotik ilaçlar) verilebilmektedir.

    Vajina içine fitil, krem veya ovulşeklinde uygulanan bu ilaçların kana geçme durumları olmadığı için gebelik süresince ilk üç aydan itibaren kullanılmalarında sakınca bulunmamaktadır. Ancak yine de doktor kontrolü ve izni olmadan rastgele ilaç kullanılmaması önerilir.
    Gebelik döneminde çok zorda kalmadıkça ağızdan (oral) antimikotik ilaçlar KULLANILMAZ !..Çünkü ağızdan alınan mikotik ilaçlar kandan geçerek fetuse zarar verebilir.
    Mantar enfeksiyonlarında eş tedavisi de gerekli midir?
    Vajinal mantar enfeksiyonları genelde eşlerde bir probleme neden olmaz ve eş tedavisini rutin olarak gerektirmez. Ancak cinsel partnerlerde genital alanda kızarıklık, kaşıntı gibi şikayetler mevcutsa ve bu durum laboratuar testleri ile mantar enfeksiyonunu gösteriyorsa tedavisi şarttır. Aksi takdirde yalnızca kadının tedavi edilmesi durumunda erkek eşden yeniden bulaş olacaktır.

    Yine, kadınlarda süregen (kronik) mantar enfeksiyonu varsa ve bu durum sürekli tedavilere rağmen geçmiyorsa
    erkek eşe antimikotik (antifungal) tedavi uygulanmalıdır.

    Vajinal Mantardan Nasıl Korunabilirim?
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image003.gif[/IMG] Naylon değil, pamuklu iç çamaşırlarıtercih edin
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image003.gif[/IMG] İç çamaşırlarınızı yüksek derece kaynattıktan sonra
    ütüleyerek giyin
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image003.gif[/IMG] Dar değil geniş pantolonları tercih edin
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image003.gif[/IMG] Su ya da sabunla
    vajina içini asla yıkamayın
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image003.gif[/IMG] Vajina dış yüzeyini de sabunla değil yalnızca su ile yıkayın(aksi takdirde ciltteki asit manto bozulmaktadır)
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image003.gif[/IMG] Genital alana
    irritan (tahriş edici) maddeler içeren parfümlerin sürmeyin, uygun olmayan vajinal tamponları kullanmayın
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image003.gif[/IMG] Cinsel ilişkilerde mümkün olduğunca
    kondom kullanın
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image003.gif[/IMG] Hijyenik olmayan tuvalet ve yüzme havuzlarından uzak durun
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image003.gif[/IMG] İlişki sırasında vajinal kuruluk yaşıyorsanız su bazlı vajinal kayganlaştırıcı (lubrikan) maddeleri kullanmanızda faydaolacaktır
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image003.gif[/IMG] Düzenli
    (altı ayda bir) jinekolojik muayenelere gidin(Jinekolojik muayenelerde hiçbir bulgu vermeden vajinal akıntılar saptanabilmekte ve tedavi edilebilmektedir).
    [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image003.gif[/IMG] Vajinal akıntı problemi yaşıyorsanız bu mantar enfeksiyonları haricinde bakteriyel vaginosis,
    trikomonas enfeksiyonları,ureaplasma ve mikoplasma enfeksiyonları,klamidya enfeksiyonlarıgibi pek çok enfeksiyonlara bağlı olabilir. Ayrıca rahim ağzı yaraları (servisitler) de vajinal akıntılar üretebilir. Bu durumdasmear testinizinde yapılmasında fayda olacaktır.
    Diğer taraftan "mikst enfeksiyon"adın verdiğimiz bazı durumlarda bir kaç mikroorganizma türü bir arada üremiş olabilir. Muayene olmadan eczaneden direkt olarak alınıp kullanılan ilaçlar size yarar değil, zarar getirebilir. Bu yüzden vajinal akıntı yaşayan hastalarınjinekolojik muayene olmaları önerilir.

    Muayenehanemizdeki jinekolojik muayeneleriniz, smear testleriniz, vajinal kültür testleriniz; temiz, hijyenik ve konforlu bir ortamda ince uçlu, plastik, tek kullanımlı spekulmlar yardımı ile ağrısız bir şekildeyapılmaktadır.

    Yine, dört boyutlu jinekolojik ve obstetrik (gebelik)ultrasonlarınız için Ankara'daki kliniğimiz sekreterliğininumaralı telefonundan arayarak randevu isteminde bulunabilir veyanumaralı cep telefonundan Op. Dr. Süleyman Eserdağ’a direkt ulaşabilirsiniz.
    Hera Kadın Sağlığı Merkezleri, Ankara'da kadın sağlığı ile ilgili çalışan özel bir kurumdur. SSK, Emekli Sandığı ve Bağkur ile anlaşmamız YOKTUR.
    Dileyen hastalarımızın tetkik ve tahlillerini ise kendi karnelerini kullanarak devlet hastanelerinde yaptırmalarına yardımcı olabilmekteyiz.
    CANDİDA'LARIN PATOJENLİK BELİRTGENLERİ*


    Ayhan YÜCEL, A. Serda KANTARCIOĞLU


    Background.-A number of factors mainly related to fungus species and strains have contributed to overcome the host defences. The so called pathogenicity determinants confer virulence on Candida albicans and otherCandida species. These factors are adherence (adhesion to mucosal surfaces), dimorphism (production of hyphae and resistance to phagocytosis), toxin and enzyme production and cell surface composition.
    Yücel A, Kantarcıoğlu AS. Pathogenicity determinants of Candida.Cerrahpaşa J Med 2000; 31 (3): 172-186.

    GİRİŞ [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image004.gif[/IMG]

    Son yirmi yıldır sistem mikozlarının prevalensinin değişmesinin, artan morbidite ve mortalite ile etken olarak ayrılan mantarların giderek çeşitlenmesinin dikkatleri çektiği; buna paralel olarak mantar patogenezini açıklamak için bir yandan hayvan modellerinde infeksiyon deneyleri yardımıyla virülens faktörlerinin araştırılıp mantar virülens genleri ile ilgili moleküler tekniklere dayanan çalışmaların da mikolojide belirli bir ağırlık kazandığı; ancak bunların şimdilik başlıca C. albicans prototipi üzerinde yoğunlaştığı izlenmektedir.
    Patojenlik bir organizmanın hastalık oluşturma yeteneği olarak belirlenir. Mikroorganizmaların hastalık oluşturma özellikleri ise, esasen aralarında kesin bir sınır olmayan iki terimle açıklanır; hastalık yapıcı karakterdeki "patojen" mikroorganizmalar ve hastalık oluşturma özelliği bulunmayan "apatojen" olanlar. Hastalık yapıcı karakterdeki bir mantarın vücuda girmesi infeksiyonun oluşmasındaki ilk aşamadır ancak infeksiyonun meydana gelmesi için yeterli değildir. Konakta üreyebilme ve çoğalma özelliği etkenin infeksiyon oluşturabilmesi için bir ön koşuldur. Eğer etken vücuda yerleşmiyor, üremiyor veya yayılma eğilimi göstermiyor ise infeksiyon oluşmaz. Bu sebeple vücutta patojen bir mantarın bulunması infeksiyonun başlaması için ön koşul olmasına rağmen infeksiyonun gelişmesinde yeterli değildir.1-3Mantarla konak arasındaki karşılıklı etkileşim sonucuna bağlı olarak ya subklinik düzeydeki infeksiyonlar (latent veya gizli infeksiyonlar) ve/ veya klinik bulgular (görülebilir belirtiler)in ortaya çıkması şeklinde hastalık meydana gelir veya meydana gelmesi önlenir. Etkenin hastalık yapıcı birçok özelliği ile konağın duyarlılığı tarafından belirlenen bu olay özellikle insanlarda sıradan bir kommensal olarak bulunan fakat konağın savunması zedelendiğinde dokulara yayılarak ona zarar verebilen Candida'ların yaptıkları infeksiyonların altındaki gerçeği oluşturur.2
    PATOJENLİK BELİRTGENLERİ [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image004.gif[/IMG]

    Mantarın türüne ve kökene bağlı olan bir kısım faktörler konağın bağışıklığını yenmek için birlikte rol oynarlar. Patojenlik belirtgenleri denilen bu faktörlerC. albicans ve diğer Candida türlerinin virülensini belirlerler.
    Tür ve köken
    Önceleri Candida cinsi içerisinde yalnızca C. albicans'ın patojen olduğu düşünüşmüş, 1960'lardan sonra klinik deneyim ve çeşitli deney modellerinin sonuçlarına dayanarak C. albicans (C. stellatoidea dahil), C. catenulata, C. dattila, C. famata, C. glabtara, C. guilliermondii, C.inconspicua, C. kefyr, C. krusei, C. lusitaniae, C. parapsilosis, C. pulcherrima, C. tropicalis, C. zeylanoides olmak üzere 15 türün patojen olduğu kabul edilmiştir. Bugünkü yaklaşım, artan ilaç kullanımı ve/veya cerrahi girişimler, organ nakilleri ve AIDS gibi bireyin bağışıklığını zedeleyen çeşitli sebeplerle sırasında diğer Candida türlerinin de patojen olabileceği yönündedir.2
    Diğer yandan deneyler C. albicans kökenleri arasında da konağı hastalandırabilme derecesinde farklılıkların olabileceği yani virülens farklılıklarının varlığını ortaya koymuştur.2
    Yapışma (Adherens)
    Yapışma, hücrelerin yüzey özellikleri ile ilişkilidir ve mukokutanöz kandidozun bu yapışma ile başladığı kabul edilmektedir. Candida'ların mukoza epitel ve endotel hücrelerine yapışması kolonizasyonun da ilk aşamasıdır.2C. albicans'ı bu cins içerisinde en sık karşılaşılan tür olarak öne çıkaran özelliklerin başında mukoza yüzeylerine yapışma yeteneği gelir.4Kaynağında belirtildiğine göre yedi Candida türünün ağız ve vagina epiteline in vitro yapışma yeteneğinin incelendiği bir çalışmada C. albicans'ın deneye alınan diğer türlerden daha fazla derecede bağlanabildiği, C. tropicalis veC. stellatoidea'nin de anlamlı ölçüde adherens gösterdikleri, C. parapsilosis'de bu özelliğin zayıf olduğu, C. guilliermondii, C. krusei veC. kefyr'de bulunmadığı gözlemlenmiştir. Candida türleri arasındaki bu farklılık adherens ile patojenliğin ilişkisine işaret etmektedir.2Bir araştırmada vaginitli hastalardan ayrılan 41 C. albicans kökeninin asemptomatik taşıyıcılardan ayrılan 36 kökenden daha fazla bağlanma yeteneği gösterdikleri gözlemlenmiştir.5
    Maya hücreleri ile epitel hücrelerinin yüzey lipidlerinin ve glikolipidlerinin de yapışma olayında rollerinin olabileceği, bunların giderildiği deneylerde bağlanmanın %48-54 azaldığı da öne sürülmüştür.6
    Diğer yandan C. albicans kökenlerinin genelde belirli agar besiyerlerinde 25°C'de boyut, biçim ve rengi kolayca ayırt edilebilen, beyaz ve opak olarak tanımlanan iki fenotip arasında geri dönüşümlü olarak sıçrama özelliği gösterebildikleri bilinmektedir. Biçimce daha yuvarlak olan beyaz hücrelerin ağız epitel hücrelerine uzun veya fasulye biçimli ve daha hidrofobik olan opak hücrelerden daha iyi bağlanabildikleri de bildirilmiştir.2,3
    Çimlenme borusu
    İnfekte dokularda C. albicans'ın hem maya hem de miselli şekli bulunsa da hif şeklinin aktif semptomlu infeksiyonla ilişkili olduğu, saprofit C. albicans'ın hemen daima maya şeklinde olduğu, çimlenmekte olan miselli hücrelerin daha virülensli oldukları da yazılmıştır. Çimlenme ile yapışma arasındaki ilişki ve maya ve hifli şeklin epitel hücrelerine bağlanmasındaki farklılık üzerinde durulmuş, çimlenme borusunun ağız epiteline daha iyi bağlanmayı sağladığı, buna karşın boru oluşumunun baskılanmasının bağlanmayı azalttığı gösterilmiştir. Çimlenmiş hücrelerin dokuya blastosporlardan 50 kez daha fazla yapıştıkları; ancak çimlenmiş mayaların bu yapışmayı baskılayan concanavalin A'ya daha duyarlı oldukları da gözlemlenmiş; buna göre en iyi hifli şeklin bağlanabildiği; çimlenme borusunun ilave fibrilli yüzey tabakaları meydana getirdiği ve bundan dolayı çimlenmiş hücrelerin de çimlenmemiş mayalara göre daha fazla bağlanma gösterdikleri bildirilmiştir.2
    Hem blastosporlar hem de çimlenme borusu mantarın bulunduğu yüzeyi kaplayıp daha ilerilere saldırmasını (invazyonunu) gerçekleştirebilir ve bunun başarılması için çimlenme borusu koşul da değildir. Fare deneylerinde çimlenmenin adherens olayının başlamasını uyardığı fakat eksikliğinin invazyonu önlemediği gösterilmiştir. Ancak tek başına adherensin hastalığın başlamasından sorumlu olması nadirdir ve kandida infeksiyonunun patogenezinde diğer faktörleri de düşünmek gerekir.2
    Kaynağında belirtildiği üzere Richardson ve Smith dört C. albicans kökeni ile çalışmış, çimlenme borusu oluşturma yeteneğinin farelerdeki virülens ile ilişkisini açıklamıştır.2
    Altısı özofagusta olmak üzere 11 C. albicans klinik kökeninin ağız epitel hücrelerine yapışması ve çimlenme borusu oluşturmalarını inceleyen bir çalışmada ağır şekilde kolonizasyon gösteren fakat kliniği kandidiyaz olmayan olgulardan elde edilen kökenlerin daha az yapıştığı, kuvvetli yapışma gösteren kökenlerin daha hızlı ve fazla çimlenme borusu geliştirdikleri, özofagus tutulumlu hastaların HIV infeksiyonu gibi hiçbir özel bağışıklık bozukluğunun bulunmadığı, olguların çoğunda kronik alkolizm görüldüğü, kandidiyazın patogenezinde çimlenme borusu oluşturmanın önemli bir virülens faktörü olarak işlediği, bunun ciddi olarak bağışıklığı baskılanmış olanlarda daha az önem taşıyabileceği bildirilmiştir.7
    Dimorfizm
    C. albicans kültürde tomurcuklanan oval maya hücreleri (blastokonidiler) ve uzun mayamsı hücrelerden oluşan psödohifler veya nadir de olsa gerçek bölmeli hifler halinde gelişebilen dimorfik bir mayadır. Candida türleri içerisinde miselyum üreterek çoğalabildiği bilinen tek tür C. albicans'dır. Hem gerçek hifler hem de psödohifler mayamsı blastokonidi kümeleri üreterek maya şeklinde de gelişebilirler; sıcaklık, pH ve besiyeri gibi ortam koşulları gelişecek fenotipi belirler.2,8
    C. albicans'ın in vivo iki şekilde bulunabilmesi bir çok araştırmacının ilgisini çekmiş, patojenlikle hangisinin ilgili olduğu üzerinde çalışılmıştır. Miselli şekil ile infeksiyon arasında sebep sonuç ilişkisi hifin dokuya maya hücresinden daha kolay penetre olmasına, hifin sindirilmesinin daha zor olmasına ve lezyondan kazınan materyalde de C. albicans'ın ekseri hifli şekilde gözlemlenmesine dayandırılmaktadır. Ancak maya şeklinin virülensinin arttığını ortaya koyan deliller de vardır. Bazı yazarlar ise infeksiyon geliştirebilme bakımından iki şeklin farklı olduğunu gösterememişlerdir.2Kaynağında belirtildiğine göre Shepherd farelerde C. albicans'ın hem maya hem de miselli şekillerinin yumuşak dokuya girerek sistemik infeksiyona sebep olduğuna dair deliller ortaya koymuş; her iki şeklin de bu mantarın patojenliğinde önemli olduğunu göstermiştir.2Sobel ve ark,9in vivo çimlenme borusu oluşturmaktan tamamen yoksun bir C. albicans kökeni ile çalışarak hif üretme yeteneğinin önemli bir faktör olarak görülmesine rağmen, infeksiyona sebep olabilmesi için esas olmadığı sonucunu öne sürmüşlerdir. Fakat bu kökenle keme vajinasında kolonizasyon için daha fazla miktarda inokulum gerekmiş ve gelişebildiğinde infeksiyon orta şiddette olmuştur. Yalnızca çimlenme borusu oluşturma yeteneğine göre kökenleri değerlendirmek çok büyük bir fark olmadıkça anlamlı sayılmaz.
    Ghannoum ve Abu Elteen'e göre infeksiyonun erken aşamalarında C. albicans'ın maya şekilleri yüzeydeki epitel hücrelerini zedeleyerek içine girer; burada olasılıkla dirençli maya hücrelerinin seleksiyona uğraması ile seleksiyondan sonra canlı kalabilenler polimorf çekirdekli fagositlerin öldürücü etkisine karşı koyar. Bunu, fagositoz yapan hücreleri mekanik olarak patlatma yeteneğinde olan çimlenme borusu oluşumu ile kaçış ve diğer dokulara yayılma izler. Çimlenme borusu oluşan hücreler polimorf çekirdekli lökositlerin öldürme etkisine daha duyarlı olurlar ve olasılıkla bu koşullarda C. albicans daha dirençli blastokonidi üretimine geçer. Böylece bu mayanın blastospor oluşturabilme yeteneği olasılıkla fagositlerle mücadele etmek için geliştirilmiş bir mekanizmadır.2
    Buna göre her iki şekil birlikte işlev görür ve bu mayanın patojenitesinde önem taşır. Antikorlarla ve hücre aracılığıyla olan bağışıklıkla güçlendirilmiş bir savunmadan sonra C. albicans'ın infeksiyondan elde edilmesi bu mantarın konağın savunma mekanizmasına dayanma yeteneğini ortaya koyar.
    Dimorfizmin biyofilm gelişmesindeki önemini incelemek için yapılan bir çalışmada biyofilm üreten iki yabani tip köken, biri maya diğeri hif geliştiremeyen iki morfolojik mutantı ile karşılaştırılmıştır. Taramalı elektron mikroskobu ve ışık mikroskobunda biyofilmlerin ince kesitleri incelenmiş, yabani tip kökenin kateter diski üzerinde oluşturduğu biyofilmin ince bir temel oluşturan maya tabakası ve daha kalın hifli tabaka olmak üzere iki katdan oluştuğu gözlemlenmiştir. Hif negatif mutant sadece temel tabakayı oluştururken maya negatif mutant yabani tipin oluşturduğundaki dış tabakaya eşdeğer kalın hifli bir biyofilm oluşturmuştur. Maya negatif mutantın biyofilmleri kateter yüzeyinden daha kolay ayrılmış, temel maya tabakasının biyofilmi yüzeye bağlamakta önemli bir rol oynadığı anlaşılmıştır. Silindir biçimli selüloz filtreler üzerinde oluşan biyofilmlerin ise tamamen farklı bir görünüm arzettiği, hif negatif mutantın ve yabani tipin yoğun olarak maya şeklinde biyofilm oluşturduğu, maya negatif mutantın ise filtrenin üzerinde yoğun bir hif tabakası oluşturduğu yazılmıştır.10
    Toksinler
    C. albicans'ın mayamsı fazında da endotoksine benzer maddeler ve hemolizin üretimi gösterilmiş; yüksek molekül ağırlıklı toksinleri ile ilgili pek çok yayın yapılmıştır. Bu mantarın toksinleri, (i) yüksek molekül ağırlıklı olanlar ve (ii) düşük molekül ağırlıklı olanlar olmak üzere iki grupta toplanabilmektedir.2
    (i) Yüksek molekül ağırlıklı toksinler. Bunlar glikoprotein toksinler ve kanditoksindir. Glikoprotein toksinler toksik bileşikler olarak karbonhidratlar (mannoz, glikoz) ve protein içeren maddelerdir. Hem mantarın hücre duvarının hem de hücrelerin tavşanlarda pirojen olduğu ve actinomycin-D ile muamele edilmiş farelerde ölümcül olduğu bulunmuştur. Sadece hücre duvarı tavuk embriyonu için öldürücüdür. Karbonhidratların farelerde toksisiteye sebep olduğu ve proteinin göreceli miktarının da pirojeniteyi belirlediği öne sürülmüştür. Kaynağında belirtildiğine göre Iwata ve ark virulan bir C. albicans kökeninin hücrelerinde, şekerleri kimyaca D-mannoz olan üç toksik glikoprotein ayırmışlardır.Glikoprotein molekülünün hem protein hem de şekerlerinin toksik etki için gerekli olduğu, bu etkide başlıca rolü mannanın oynadığı ve proteinin yardımcı olduğu öne sürülmüştür.2
    C. albicansglikoproteinleri, özellikle mannoproteinler toksik rollerine ek olarak, vücut yüzeylerinde kolonileşmede yapıştırıcı (adhesin) olarak görev yaparlar. Bu bileşiklerin kendileri toksik olmasalar da infeksiyonu ve yayılmayı kolaylaştırıcı (aggressin) olarak sayılırlar. C. albicans'ın hif ve psödohiflerinin hücre duvarı glikoproteinlerine ait olduğu ileri sürülen bir diğer özellik; nötrofillerin canlı hiflere yapışmasını baskılama ve yapışmanın yanı sıra nötrofil işlevlerini bozma (zayıflatma) yeteneğidir. Yapışmadaki bu baskılanmanın olasılıkla bu glikoproteinlerin nötrofil yüzeyindeki proteinlere yarışıcı olarak bağlanması ile ilgili olduğu öne sürülmüştür.2
    Kanditoksin denilen yüksek molekül ağırlıklı toksin de Iwata ve ark.nın yoğun araştırmaları sonunda virülensli bir C.albicans kökeninden elde edilmiştir. Farelere damar içine injekte edildiğinde öldürücüdür (LD50 değeri 0.3g g-1 vücut ağırlığına eşdeğerdir) ve hücre öldürücü (sitotoksik), farmakoloji, immunoloji, enzim özellikleriyle infeksiyonu arttırıcı yeteneği de gösterilmiştir.2
    (ii) Düşük molekül ağırlıklı toksinler. Iwata ve ark, bir kanditoksin üretenC. albicanskökeninden altı farklı toksin elde ettiklerini bildirmişlerdir. Bu bileşikler şok uyandıran ve /veya ölümcül (lethal) etkinlikle yakından ilgilidirler. Bunlardan yalnızca E substansı denilenin özellikleri belirlenmiştir.2
    Toksinlerin patojenlik belirtgeni olarak rol oynadığı hem hayvan deneylerinden hem de klinik gözlemlerden çıkarılmıştır. Iwata ve ark yüksek mol ağırlıklı mantar toksinlerinin olası rolünü belirlerken şu özellikleri dikkate almışlardır. (i) ayrılan toksinin infeksiyon arttırıcı etkinliği; (ii) antiserumların infeksiyon baskılayıcı etkinliği; (iii) toksin yapan bir kökenle infeksiyonun seyri sırasında in vivo toksin üretiminin gösterilmesi ve (iv) toksinin antikorlarla ve/veya hücre aracılığıyla olan konak savunma mekanizmasına etkisi. Bu araştırmaların sonuçları glikoproteinlerin ve kanditoksinin patojenlikdeki rolünü doğrulamıştır. Sistemik kandidozlu hastalardan elde edilen veriler de bu hastalığın Gram negatif sepsisinden ayırdedilemediğini göstermiş ve bu olgular; Candida toksinlerinin bu hastalığın patogenezinde önemli bir rol oynadığının insandaki en önemli delillerini oluşturmuştur.2
    Enzimler
    Mantarlar konağın hücre zarlarında işlev bozukluğuna sebep olarak dokuda ilerlemelerine (invazyona) yardımcı olan enzimler oluşturma yeteneğine sahiptirler. Zarlar lipid ve proteinlerden yapılmış olduklarından bu biyokimya maddeleri enzimlerin hedefini oluştururlar. Patojen mantarlar tarafından üretilen böyle enzimler hemen hemen yalnızca C. albicans'la ilgili olarak bildirilmiştir. Bu mantarın salgıladığı ve patogenezle ilgisi olduğu düşünülen enzimler iki ana grupta toplanmaktadır; (i) peptid bağlarını hidrolizleyen proteinazlar, (ii) fosfogliseridleri hidrolizleyen fosfolipazlar ile lizofosfogliseridleri hidrolizleyen lizofosfolipazlar.
    Proteinazlar.C. albicansve başka bazı Candida'lar tek nitrojen kaynağı olarak protein içeren besiyerlerinde geliştiklerinde proteinaz salgılarlar.11Bu hücre dışı enzimin C. tropicalis ve C. kefyr'de de bulunduğu gösterilmiş, fizik ve kimya özellikleri belirlenmiştir. Bunlar C. albicans ve C. tropicalis'de proteolitik ve keratinolitik etkinlik gösteren karboksil proteinaz; C. parapsilosis'de proteolitik etkinliği olan aspartik proteinaz veC. albicans'daki kollagenolitik enzimlerdir. Proteolitik enzimlerin önemli bir patojenlik belirtgeni olduğuna dair deliller bulunmaktadır. Bunlar, başta C. albicans, sonra daha az derecede C. tropicalis, orta derecede C. parapsilosis kökenleri olmak üzere yalnızca en patojen Candida türleri tarafından salgılanmaktadır. Klinikle ilişkili diğer Candida türleri (C. glabrata, C. krusei, C. kefyr ve C. guilliermondii) hücre dışı proteinaz üretmiyor gibi görünmektedir. Bu durum Candida türlerinin insandaki virülens sıralamasına yansımaktadır. Yüksek proteolitik etkinliğe sahip C. albicans kökenlerinin in vivo proteinaz salgılayarak farelerde daha yüksek oranda ölüm ve/veya kolonileşmeye sebep oldukları gösterilmiştir.2
    Kaynağında belirtildiğine göre, Germaine ve Tellefson (1981), Candidaproteinazlarının pH 6'dan daha yüksek değerlerde denatüre olmasına dayanarak ağız boşluğunda Candida'ların patojenliğine anlamlı olarak katılmadığı sonucunu çıkarmışlardır.2Ancak diğer deliller insan ağız boşluğu koşullarının C. albicans proteazlarının üretimi, etkinliği ve kararlılığı üzerine etkili olduğunu göstermektedir.12Ayrıca, sözgelimi kanser hastaları gibi bazı hastaların ağız boşluğunda tükürük pH'sının daha asitli olduğu da bilinmektedir. Enzim etkinliği için daha uygun olan bu koşullarda maya gelişmesi artar. C. albicans'ın nötral pH değerlerinde proteolize izin veren nötral proteinazlar salgılayabilmesi de bu enzimlerin patojenlikteki rolünün bir kanıtıdır.2
    Bir başka araştırma konusu da proteinaz etkinliğinin çeşitli C. albicanskökenlerinin virulansıyla ilişkisinin değerlendirilmesine yöneliktir. Kaynağında belirtildiğine göre, MacDonald ve Odds (1983), bir proteinaz salgılayan C. albicans kökeni ile bir de proteinaz özürlü mutantını kullanarak hücre dışı proteinazın virülensin derecesinde önemli bir faktör olduğunu öne sürmüşlerdir.2Kwon-Chung ve ark. proteinaz üreten ebeveyn, proteinaz özürlü mutant ve spontant revertant olmak üzere üç C. albicans kökeni kullanarak farelerde hücre dışı proteinaz ve virülens arasındaki ilişkiyi incelemişler; hücre dışı proteinaz üretiminin çeşitli kökenlerin patojenliğini önemli derecede belirlediğini bulmuşlardır.3Schrieber ve ark.nın çalışmalarında incelenen C. albicans kökenlerinin %97'sinde proteinaz varlığı gösterilebilmiş; ancak proteolitik etkinliğin miktarı ile bu kökenlerin invazivliği arasında bir korelasyon kurulamamıştır.2Bunun sebebinin,Candida infeksiyonlarının patogenezi hakkındaki çalışmalarda, pek azı hariç, sadece bir faktör ve onun virülens ile ilişkisi üzerine odaklanılmış olması ve/ veya bir iki gibi az sayıda köken kullanılmış olmasından ileri geldiği düşünülmektedir.13Fosfolipaz etkinliği ile patojenlik ve mukoza epitel hücrelerine yapışma arasında bir korelasyon bulunmuş, böylece mantarın ağız epitel hücrelerine daha kuvvetli tutunduğu ve yüksek fosfolipaz etkinliğine sahip olanların farelerde daha patojen olduğu gösterilmiştir.2Aksine C. albicans'ın yapışmayan ve fareleri öldürmeyen kökenleri dahilSaccharomyces cerevisiae ve C. parapsilosis gibi patojen olmayan mayalar düşük fosfolipaz etkinliğine sahiptirler. Yedi köken tipi gösteren 53C. albicans kökeni ile yapılan ve proteinaz üretimini araştıran deneylerde 23 kökende ağız epitel hücrelerine yapışma ile ve ayrıca 14 kökende farelerde öldürücülük ile proteinaz enzimi arasında korelasyon kurulmuş; aynı köken tipindeki izolatlar arasında ve farklı köken tipleri arasında proteinaz üretimi ve yapışmanın çeşitlilik gösterdiği sonucu çıkarılmıştır. Ayrıca ağız epitel hücrelerine çok kuvvetle bağlanan kökenlerin göreceli olarak en yüksek proteinaz etkinliğine sahip oldukları ve dokuda daha yüksek derecede kolonizasyon gösterdikleri belirlenmiştir. Dolayısıyla bu faktörler hem patojenlik hem de kommensallik için eşdeğer önemde olmalıdırlar sonucuna varılmıştır.2
    Kandidiyazda patogenezin başlangıç aşamalarında antijen özelliğinde bir asit proteinaz varlığı belirlenmiştir. Taramalı (immunoscanning) elektron mikroskopi tekniği ile C. albicans serotip A'nın yapışan blastokonidilerin ve yayılan hifli hücrelerinin yüzeyinde ve C. tropicalis kökenlerinde proteinaz antijenlerin bulunduğu; buna karşın serotip B'nin hifli hücreleri ile C. parapsilosis'de proteinaz antijenin ya çok olduğu veya bulunmadığı gösterilmiştir. Aynı çalışmada, proteinaz üretimi ile yapışma ve yayılma (dokuya invazyon) arasında bir korelasyon da kurulmuştur.14Kaynağında belirtildiği üzere, Candida asit proteinazlarının epiderm yüzeyinde C. albicans'ın kavite oluşturma olayına da katıldıkları gösterilmiştir. Diğer yandan C. albicans ve C. stellatoidea blastokonidilerinin stratum corneum'a diğer Candida türlerinden daha çok sayıda yapışabildikleri bildirilmiş; C. albicans'ın patojenliğini oluşturmada proteinazın bu enzimi salgılayan C. albicans kökenlerinin patojenliğinde rol oynadığı fakat proteinazdan yoksun kökenlerde diğer faktörlerin katıldığı öne sürülmüştür.2C. albicans'ın düşük virülensli bir mutantının (MY1049) hücre dışı proteinaz üretiminin yabani tip ebeveynininki (MY1044) ile karşılaştırıldığı bir çalışmada ebeveynin kültüründe ilk gün önemli düzeyde proteinaz etkinliği olduğu, sonradan anlamlı şekilde artmadığı; aksine mutantın kültüründe dördüncü güne kadar çok düşük bir etkinlik belirlendiği yazılmış;15MY1049'un infekte farelerin böbrek kalislerinde gelişebildiği ve bol misel üretebildiği ancak böbrek dokusuna yayılarak kolonize olamadığı bildirilmiştir.2
    Vulvovaginal kandidiyazda asit proteinaz etkinliğini araştıran bir çalışmada aktif vajinitli hastalardan elde edilen kökenlerin taşıyıcılardan elde edilenlerden daha yüksek enzim etkinliği gösterdiği bulunmuş, salgı asit proteinazlarının vulvovaginal kandidiyazın patogenezi ile ilgili olabileceği sonucu çıkartılmıştır.16
    Hücre dışı salgı asit proteinazı 1993'de American Society for Microbiology tarafından salgı aspartik proteinazı adı ile kabul edilmiş ve C. albicans'ın aspartik proteinaz ailesini kodlayan bir çok gen (SAP) kodlanmış; SAP gen ekspresyonunun bu mantarın mayadan hife geçişi (dimorfizmi) ve fenotip değişimi ile ilgili olduğu ortaya konmuştur. SAP1, SAP2, SAP3 genlerinin yalnızca maya hücrelerinde, SAP4, SAP5, SAP6'nın ise hif hücrelerinde eksprese olduğu; SAP1'in C. albicans'ın opak fenotipinde, SAP2 ve SAP3'ün ise hem opak hem de beyaz fenotipte eksprese olduğu belirtilmiştir.17
    Ağız kandidiyazında Sap'ların rolünü histolojik değişmeler oluşmasıyla araştıran bir in vitro insan epidermi modelinde Sap inhibitörü pepstatin A'nın etkisi ile ayrıca C. albicans yabani tip kökenlerle SAP genleri etkisizleştirilmiş mutantların virülensi incelenmiş; yabani tip kökenin sebep olduğu histolojik lezyonların pepstatin A ile önemli oranda azaldığı, virülensi oldulça azaltılmış (attenue) fenotipin infeksiyonda daha az oranda bulunduğu gözlemlenmiş, bu tip kandidiyazda SAP4-6'nın değil SAP 1-3,8'in önemli olabileceği öne sürülmüştür.18
    Bir başka çalışmada C. albicans, C.tropicalis, C. parapsilosis klinik kökenlerinin glukoz katılmış insan tükürüğünde Sap salgılanmasının iyi olduğu, C. albicans kökenlerinin albicans olmayanlardan daha fazla proteolitik oldukları, tükürüğün total protein içeriğinin Sap'ların salgılanma derecesini etkilediği, bu üç türün ağız kandidiyazı oluşturmasında karbonhidrat diyeti ile de bağlantılı olarak Sap'ların etkin rol oynamalarının kuvvetli olasılık olduğu bildirilmiştir.19
    Kandida peritonitinin patogenezini, SAP genleri tahrip edilmiş C. albicansklinik kökenleriyle periton içinden infekte edilelen bir fare modelinde inceleyen bir araştırmada farklı kökenlerin virülensi, karaciğer hücrelerinin tahribinin parametreleri olan serumda transaminazların aranması ve histolojik kesitlerde mantarın yayılması ve ile gösterilmiştir. Yayılan kökenlerin yayılmayanlara kıyasla transaminaz düzeylerinin uyarılmış olduğu, serumdaki bu düzeylerin in vitro hif uzunluğu ile bağlantılı olduğu ve in vivo SAP etkinliği pepstain A ile baskılandığında hif uzunluğu ile serum transaminazlarının düzeyi arasında daha belirgin bir korelasyon olduğu gösterilmiştir. Aynı çalışmada SAP4 ve SAP6 genleri bozulmuş bir mutant kullanarak ebeveyn kökene kıyasla transaminazların azalmış olduğu ancak pepstain A tedavisi ile daha fazla azaltılamadığı ve yalnızca bağışıklığı tam farelerde virülensi azalttığı, nötropenik olanlarda azaltamadığı da gözlemlenmiş; SAP4-6 ile hif uzunluğu ve virülens arasındaki ilişkiye dikkat çekilmiştir.20
    Kandida vajiniti bulunan ve bulunmayan HIV+ ve HIV- kadınların vajina örneklerinden ayrılan kökenler in vitro ve in vivo salgı aspartik proteinaz (Sap) üretimi bakımından incelenmiş, in vitro Sap üretiminin patoloji ve antimikotik duyarlılığı ile olası korelasyonu açıklanmış, kandida vajinitli HIV+ kadınların, HIV+ C. albicans taşıyıcı ve HIV- vajinitlilerden anlamlı derecede daha yüksek Sap düzeyi gösteren kökenlerle infekte oldukları, bunun bir virülens enzimi olduğu öne sürülmüştür.21
    Diğer yandan Candida proteinazlarının HIV aspartik proteinazlarına benzerliğinden yararlanarak bir kısım HIV aspertik proteinaz baskılayıcı ilaçların C. albicans Sap'larına etkisinin araştırıldığı bir çalışmada bu mantarın yapışmasıyla ilgili olan üç Sap (Sap1, Sap2 ve Sap3)'ın bu HIV ilaçlarıyla doza bağımlı olarak baskılandığı ve mantarın epitel hücrelerine yapışmasının azaldığı; ancak canlılığının etkilenmediği bildirilmiştir.22
    Bu çalışmalardan proteinazların Candida'ların patojenliğine katıldığı izlenimi edinilmekteyse de hem mayayla hem de konakla ilgili diğer faktörler de göz önüne alınmalıdır; aslında belirli bir kökende proteinaz üretme yeteneğinin bulunması virülensi garanti etmemektedir. C. parapsilosis'in in vitro proteinaz ürettiği bilinmekle beraber infeksiyon koşullarında üretimini arttırma yeteneği bulunmadığından bu türün çoğu kökenleri düşük virülense sahiptir.23
    Fosfolipazlar ve lizofosfolipazlar. C. albicans yumurta sarısı ve lesitin içeren besiyerinde geliştirildiğinde fosfolipaz etkinliğinin ürünleri olan gliserilfosfokolin, fosfokolin ve lizolesitin çıkarılıp ayrılabilmesi fosfolipaz etkinliğinin varlığına delil oluşturmaktadır. Bu mantarda bulunan fosfolipazların A, B ve C tipinde olduğu, D tipinin varlığına ilişkin delil olmadığı yazılmıştır.24,25Farklı türlerden 41 kökenle yapılan bir çalışmada,C. albicans kökenlerinin %79'u fosfolipaz üretirken C. tropicalis, C.glabrata, C. parapsilosis izolatlarının hiç birinin bu enzimi üretmediğinin gözlemlenmesi bu enzim aktivitesinin yalnızca bu türle sınırlı olduğunu göstermektedir.12Kaynağında belirtildiğine göre, bu enzim etkinliğinin C. albicans'ın biyotiplendirilmesine katkısının incelendiği bir başka çalışmada ise fosfolipaz etkinliği pozitif kökenler %94 olarak bulunmuştur. Kan, yara ve idrardan ayrılmış farklı C. albicans kökenleri arasında bu enzim etkinliğinin farklı olduğu da bildirilmiştir.2
    Kaynağında belirtildiği üzere, fosfolipaz A ve lizofosfolipazın sitokimya bakımından yerleşimi de incelenmiş; hızlı gelişen kültürlerde enzim etkinliğinin tomurcuk oluşturma ile ilgili olduğu, daha yaşlı kültürlerde ise hücre çeperinde bulunduğu ve besiyerine salgılandığı; lizofosfolipazın da fosfolipaz A ile hücrenin aynı kısmında bulunduğu gösterilmiştir.2Bu etkinliğin blastokonidyumlardan gelişen hiflerde ve epitel hücrelerine giren hücrelerdeki varlığı da araştırılmış; tek tek blastokonidilerde miktar olarak çok değişiklik gösterdiği, enzim salgılanmasının hiflerin büyüme noktalarıyla sınırlı olduğu anlaşılmıştır. Hiflerin yaşlı kısımlarında fosfolipaz etkinliği hücre içine yöneliktir ve otoliz yapar. Böylece C. albicans'ın ürettiği fosfolipazın iki önemi vardır, bir taraftan mayanın gelişmesinin kontrolu ve parazit hücre zarının biçimlendirilmesi, diğer yandan kandidiyaz lezyonlarında konak dokusuna yayılma ile ilgilidir ve bu ikincinin birinciden daha önemli olduğu, ileri çalışmalar yapılmasının gerekliliği vurgulanmaktadır.2
    Sap'lar, lipazlar (Lip) ve fosfolipaz D (CaPLD1) enzimleri ile ilgili olarakCandida genomunu inceleyen bir araştırmada bir ağız kandidiyazı modelinde histolojik lezyonlarla SAP gen ekspresyonu arasında eşzamanlı bir korelasyon bulunduğu, proteinaz genlerin ağız kandidiyazı deneyinde doku tahribine katıldıkları gösterilmiştir. Aynı çalışmada C. albicans ile vagina infeksiyonunda yalnızca SAP1 ve SAP2'nin esas olduğu, SAP6'nın ise dissemine kandidiyaz sırasında tüm virülens için esas olduğu da bildirilmiştir.26
    Hücre yüzeyi
    Konak-parazit arasındaki etkileşim başlıca hem konak hem de mikrop hücrelerinin yüzeyleriyle ilgilidir. Mikrop yüzeylerinin patojenliğe katılımına göre beş farklı noktada incelenmesi gerektiği öne sürülmüştür; (i) konağa giriş, (ii) in vivo çoğalma, (iii) konak savunmasına engel olma, (iv) konak ve doku özgüllüğü, (v) konağın tahribi. Genelde mantarların, özelde C. albicans'ın yüzey bileşikleri büyük ölçüde belirsizdir ancak virülensle ilgisi açısından araştırılmaya başlandığı; hücre yüzey tabakalarının kimyaca yapısı, bileşikleri ve yapışmada rol oynayan özel bileşiklerinin patojenlikle ilgisinin incelendiği görülmektedir.2
    C. albicans'ın hücre duvarından kaynaklanan toksik bileşikler bildirilmiş;Candida hücre duvarının tavşanlarda pirojenik, actinomycin-D ile işlem görmüş farelerde ve tavuk embriyosunda öldürücü olduğu bildirilmiştir. Mayanın hücre duvarından türetilen mannanın insan nötrofillerini baskılayıcı, ayrıca mantarın ağız epitel hücrelerine yapışmasını kolaylaştırıcı olma gibi etki ve işlevleri de ortaya çıkarılmaktadır.2,27
    C. albicanshücreleri tarafından salgılanan bir mukus tabakasının, olgun kültürlerde olduğu kadar ölü hücreler ve hücre birikintilerinde de polisakkaritler ve salgılanan enzimleri içeren ve hücreleri örten en dış tabaka olduğu ve bir plak oluşturmada, maya hücrelerinin infekte konak dokusuna nüfuz etmesinde rol oynadığı düşünülmektedir.2,4
    Konak hücre zarlarındaki glikozid reseptörlerle, protein bağları vasıtasıyla ilgi sağladığı düşünülen mannoprotein fibrillerin üretimine bağlı olarak da yapışmada artışın gözlemlendiği bildirilmiştir.4
    Fibrillerin üretimi mayanın fagositler tarafından hücre içine alınarak öldürülmesine direnci de artırmakta ve böylece hem kolonizasyonuna yardım etmekte, hem de infeksiyon potansiyelini artırmaktadır.4
    Belirli şekerleri, özellikle galaktozu yüksek yoğunluklarda içeren besi-yerlerinde geliştirildiklerinde bütün C. albicans kökenlerinde olmasa da bir kısmında in vitro epitel hücrelerine yapışmanın artırılabildiği gözlemlenmiştir.4
    Hücre yüzeyi, virülens ve yapışma arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalarda,C. albicans'ın dış uyarılara cevap olarak ağız epitel hücrelerine yapışması sırasında hücre duvarı örtüsünün değişmesi dikkate alınarak bu türün kökenleri iki gruba bölünmüştür. Birinciye besiyerindeki yüksek şeker yoğunluğuna cevap olarak hücre yüzeyinde değişiklik yapma yeteneği olan kökenler dahil edilmektedir ve böyle bir modifikasyon mayanın akrilik ve ağız epitel hücreleri yüzeyine yapışmasını ve farelerdeki virülensini artırmıştır. İkinciye en dış yüzey tabakasında değişiklik yapma yeteneğinden ya tamamen yoksun veya çok düşük bir derecede sahip olan kökenler girmektedir ve bu kökenlerin patojenlik potansiyeli daha düşüktür.2,4
    Besiyerindeki karbon kaynaklarında değişme ile C. albicans'ın tomurcuklanma biçimi, tomurcuğun kopma izi morfolojisi, yüzey topoğrafyası ve matriks dahil hücre yüzeyi özelliklerinde değişmelerin olduğu bildirilmiş; sıcaklık, gelişme fazı ve besiyeri gibi gelişme koşullarındaki değişme ile C. albicans ve C. glabrata'nın hücre yüzeyi hidrofobluğunda değişiklik olduğu gösterilmiştir. Bu in vitro değişimin ne kadarının in vivo yaşama yansıdığının araştırılması gerektiği, ancak farklı şekerlerin yüksek yoğunlukları ile C. albicans'da in vivo yüzey değişikliklerine yol açmasının önemli olabileceği; böylece karbonhidrattan zengin diyetteki kişilerde ağız kandidiyazı gelişmesi ve ısrarlı olmasının bu değişikliklerle ilgili olabileceği de yazılmıştır.2,28
    C. albicans'ın yüzey bileşiklerinin yapışma olayı ile ilişkisi üzerinde birçok araştırma yapılmaktaysa da patojenlik belirtgeni olarak rolü tam açık değildir.2
    Slime faktörü
    Bir kısım mikroorganizmaların doğada saprofit hayatta ve insan vücudunda yaşamaya uyum sağladıklarında in vivo katı yüzeylere yapışma ve kalınlığı birkaç mm'ye varan hücre tabakalarından oluşan biyofilm oluşturma özelliklerinin bulunduğu, bu yapışmanın özgün olabildiği veya olmadığı bilinmektedir. Bu biyofilm damar içi kateter veya protez uygulamalarında başlıca komplikasyon olan infeksiyonlara da yol açabilmektedir. Bu yabancı cisim organizmada fibronektin, fibrinojen, vitronektin veya laminin ile kaplanır ve mikroorganizmalar konağın bu matriks proteinlerine yapışabilirler ve burada hücre dışı matriks salgılayabildiklerinde yüzeye yapışan, çoğunlukla polisakkarit yapısında bir biyofilm oluşur.10,29
    C. albicansve C. parapsilosis de katetere yapışarak kolonizasyon sonucunda nozokomiyal infeksiyonlara yol açabilmektedirler. Kateterde ortaya çıkan biyofilmlerde hem mikroorganizmaya hem de konağa ait faktörlerin rol oynadığı; bu yapışma ve kolonizasyon için mantarın slime faktörünün, konağın da fibrin ve fibronektinlerinin gerekli olduğu; diğer patojenlik faktörlerinin yanısıra C. albicans ve C. albicans dışı kökenlerde biyofilmlerin önemli bir virülens faktörü olduğu öne sürülmüşse de son günlerde yapılan araştırmalarda mucin, fibronektin ve mannan bağlayan protein gibi tükürük veya serum proteinlerinin Candida biyofilmi oluşmasını kolaylaştırmadığı; akrilik yüzeylerde Candida biyofilmi oluşmasının karmaşık bir olay olduğu bildirilmiştir.30
    Diğer yandan, insan tükürüğünde bol miktarda bulunan histidinden zengin 12 çeşit proteinler olan histatinlerin fizyolojik yoğunluklarda hücre duvarını etkileyerek C. albicans dahil bir kısım Candida türleri, Saccharomyces cerevisiae ve Cryptococcus neoformans üzerine in vitro antifungal etkinliklerinin olduğu gösterilmiş; ancak bunların C. albicans'ı öldürme veya çimlenmeyi baskılama mekanizmaları henüz açıklanamamıştır. Histatinlerin C. albicans'ın hücre zarına bağlandığı fakat memelilerin hücre zarlarına bağlanmayarak seçici öldürücü etkililik gösterdiği belirtilmiştir. Bunlar arasında çeşitli biyoloji etkinliklerine sahip olan histatin 3'ün bu ara proteazları da baskıladığı, mantar hücresinin yüzeyine bağlandığı, ancak hücrenin ölmesi için düşük bir hücre dışı tuz yoğunluğunun da bulunması gerektiği gösterilmiş, dolayısıyla histatin 3'ün kandidasid etkisinin yalnızca hücre yüzeyine bağlanmasıyla ilgili olmayıp hücreyi de etkilemesine bağlı olduğu öne sürülmüştür.31
    Kateterler, ekstraselüler matriks içinde biyofilm oluşturan mikroorganizmalar ile kolonize olmakta ve mikroorganizmanın bu biyofilmden ayrılması çoğu kez septisemi ile sonuçlanmaktadır. Hastane kaynaklı kan dolaşımı ile ilgili infeksiyonların başında Gram negatif bakterilerden sonra mantarlar gelmektedirler.32Fungeminin en yaygın etkeni olan C. albicans, C. parapsilosis, C. tropicalis, C. krusei ve C. glabrata (Torulopsis glabrata) gibi Candidaların slime yapımı da virülenste etkili olmaktadır.32,33Ancak proteolitik enzimler, fosfolipaz, dimorfizm gibi diğer virülens faktörlerinden daha az öneme sahip olabileceğinin de öne sürüldüğü bilinmektedir.34Bu yorum, slime faktörünün virülens etkisinin diğer etmenlerde olduğu gibi tüm vücut bölgeleri için genel anlamda geçerli olmayıp yalnızca kateter gibi yabancı bir cisme bağlı infeksiyonlarla sınırlı bir çerçevede kalmasından kaynaklanmakta olmalıdır. Ancak; geçtiğimiz on yıl içerisinde hızla öne çıkmış olan ve bağışıklığı bozulmuş kimselerde görüldüğü kabul edilen, çoğu ölümle sonuçlanan fırsatçı mantarların sebep olduğu infeksiyonlara ek olarak; son günlerde bu gibi hususların da bir yansıması olarak artık bağışıklığı tam konaklarda da yaşamı tehdit eden fırsatçı mikozlardan söz edilmeye başlandığı dikkati çekmemektedir.
    Fenotip değişimi
    C. albicans'da fenotipik sıçrama sistemi Soll ve ark tarafından bildirilmiştir.C. albicans kökenlerinin yaklaşık %2-4 kadarı beyaz-opak sıçrama sistemine sahiptir. Belirli kökenlerde hücreler yüksek (10-2-10-4) sıklıkla ileriye (yeni hücrelere) geçebilir veya geri dönüşebilir şekilde ve en az yedi koloni fenotipi arasında veya opak fenotip ve beyaz fenotip olarak adlandırılan iki renk arasında sıçrama göstermektedirler, bu özellik hücre ve koloni yapısı olarak fark edilebilmektedir.3
    Beyaz fenotipte düzgün yüzeyli (S) beyaz renkli koloniler ve yuvarlak tomurcuklu hücreler oluşmaktadır. C. albicans kökenlerinin çoğu beyaz fenotiptedir. Opak fenotipte geniş yüzeyli, yassı, yüzeyi pürtüklü gri (R) koloniler ve uzun büyük hücreler görülmektedir. Her iki fenotipin hücrelerinin DNA içeriği aynı kalmaktadır. Opak tipin hücreleri beyaz tipin üç katı hacımda olmaktadır. Opak ve beyaz koloni tiplerinin hücreleri arasında hif oluşturma yeteneği, generasyon süresi ve düşük ve yüksek sıcaklıklara duyarlılık farklı olmaktadır. C. albicans WO-1 kökeninde spontan olarak 10-3 sıklıkla fenotip değişimi meydana gelmektedir. Beyaz opak geçişin moleküler mekanizması henüz tam açıklanamamışsa da McEachern ve Hicks geçişin doğrudan doğruya beyaz opak-1 (WO-1) kökenindeki en küçük kromozomun dozajı ile ilgili olduğunu göstermişlerdir. Beyaz fenotipten opak fenotipe geçiş daha yüksek, opaktan beyaza değişim ise daha düşük orandadır.3,35Yapı ile ilgili bu sıçrama programı ve sıçrayan hücrelerde gen düzenlenmesinin biyoloji açısından derinlik gösterdiği kabul edilmektedir. Bu sistemin C. albicans'ın patogenezinde virülens faktörü olarak mantarın konağın savunma sistemine karşı koyabilmesinde ve ilaçlara duyarlılığının değişebilmesinde rol oynadığı öne sürülmektedir.3,35
    Bu iki genotipin özgül gen sayılarının farklı olduğu, opak hücrelerin OP4, SAP1 (PEP1) ve SAP3 genlerini, beyaz hücrelerin ise WH11 genini eksprese ettikleri; altmışaltı aminoasitli bir polipeptidi kodlayan WH11'in C. albicans WO-1 ile birlikte beyaz-opak değişim yapan diğer C. albicans kökenlerinde de gösterilmiş olduğu bilinmektedir.17
    Eskiden kökenlerin karşılaştırılması biyotiplendirme tekniklerine dayandırıldığından C. albicans için kommensal taşıyıcılık, infeksiyon veya kommensal durumdan patojenliğe geçiş ile ilgili soruların yanıtlanması güç olmuştur. Söz gelimi kandidalar sağlıklı bireylerin ağız florasının üyelerinden olduğundan genelde kommensal kökenlerin ortaya çıkan infeksiyonun kaynağı olduğu yargısına varılmıştır. Bu yorum, sırasında kommensal C. albicans kökenlerinin hepsinin veya çoğunun infeksiyona sebep olma yeteneğinde olduklarını yani tüm kökenlerin fırsatçı olduğu sonucuna götürmektedir. Ancak ağız boşluğundan elde edilen kökenlerle yapılan bir çalışmada sağlıklı bir ağızdan infekte olmuş ağıza geçişte fenotipik olarak belirli kökenlerin rol oynadığı; kommensal kökenlerin çoğunun (n=19) baskın yapısının düz-beyaz, az bir kısmının (n=3) bol miselli olduğu; patojen kökenlerin çoğunun (n=21) da koloni görünümlerinin düz-beyaz diğerlerinin (n=3) buruşuk veya (n=1) yıldız şeklinde olduğu ancak DNA parmakizi tekniği ile kommensal ve patojen kökenler arasında genetik farklılık bulunamadığı bildirilmiştir.36
    Vagina ve ağızdaki maya infeksiyonları ile bağışıklığı baskılanmış bireylerdeki sistem infeksiyonlarının başlıca sebebi olan C. albicans'ın agar besiyerinde koloni morfolojisinde gösterilen yüksek sıklıkta morfolojik sıçrama yeteneğinin infeksiyon yerindeki durumunu araştırmaya yönelik bir çalışmada vajinitli hastalardan ayrılan kökenlerden elde edilen hücrelerin doğrudan klonlanması ile bunların yine çoğul fenotipik sıçrama özelliği gösterdikleri ve agar besiyerindekine (10-4) yakın sıklıkla (10-2 ile 10-3) fenotip değiştirebildikleri izlenmiştir.37Farklı vücut bölgelerinden (ağız, vulva, vagina, anus ve rektum) elde edilen C. albicans kökenlerinin sıçrama özelliklerinin incelendiği bir çalışmada da tekrarlayan vulvovajina kandidiyazı hikayesi olan aynı bir hastadaki vagina infeksiyonlarında iki tedavi arasındaki latent safhadan sonra her yeni vajina infeksiyonunda koloni fenotipinde sıçrama olduğu öne sürülmüştür.38
    Virülensi kodlayan genler
    C. albicans'da varsayılan virülensi kodlayan genlerin sayılamayacak kadar çok sayıda olduğu, bunlar arasında mannozil transferazı kodlayan MNT1, hiflerin duvar proteinini kodlayan HWP1, fosfolipaz B'yi kodlayan PLB1, histidin kinazı kodlayan HK1, protein-mannozil transferazı kodladığı varsayılan PMT6, transkripsiyon faktörü RBF1, ilacın aktif olarak dışarı atılması (efluks) ile ilgili pompalamayı kodlayan CAP1 ve CAP2, ozmoz basıncına yapıca cevabı düzenleyen HOG1, sürekli kutup gelişmesini düzenleyen CLA4'nın saf dışı bırakılması durumunda bu kökenler damar içine verildiğinde farelerde ebeveyn kökenlerden daha düşük öldürücülük göstermesi ile sonuçlanmaktadır. SAP1'den SAP10'a kadar olan genlerin C. albicans'da on farklı aspartil proteinaz salgılanmasını kodladıkları; bunların in vitro çeşitli ortam koşulları altında baskılandıkları ve yeniden bina edilen bir insan epitelyumu modelinde ex vivo, ve bir keme modelindeki vaginanınCandida infeksiyonunda, bir fare modelindeki periton içi infeksiyonda ve hatta ağızlarında kandida infeksiyonu bulunan ve bulunmayanların tükürük örneklerinde in vivo ayırdedici salgılanmasının çok yakında gösterilmiş olduğu yazılmıştır. Bazı SAP'ların diğerlerinin bir veya daha çoğunun silinmesini dengelemek için değişebildikleri, yalnızca SAP4-SAP6'nın kombinasyon halinde sürekli salgılandığı bildirilmiştir.39
    Kaynağında belirtildiğine göre, C. albicans'da mantarın epitel yüzeylerine yapışmasına katkıda bulunan yüzey proteinlerini kodlayan bir grup gen (ALS gen ailesi) üzerinde de çalışılmaktadır. C. albicans'ın yüzeylere yapışmasıyla ilgili bir diğer yeni bulgu da HWP1 geninin kodladığı, epitellerin transglutaminaz enzimi için bir substrat olarak görev yapan ve mantar proteinlerini epitel proteinlerine kovalent olarak çapraz bağlarla bağlayabilen yeni bir yüzey proteinidir ve bu araştırmada C. albicans'ın kendisinde hiçbir transglutaminaz üretildiği belirlenememiş; buna karşın bir diğer araştırmadaC. albicans transglutaminaz etkinliği gösterilebilmiştir; dolayısıyla konu bugün için tam bir açıklık kazanamamıştır.39
    C. albicans'ın kommensal veya patojen olarak durumunu belirleyen birinci etmen olarak mantarın gen işlevi ve düzenlenmesi ile ilgili araştırmalar ve diğer yandan bir memeli konakta kolonize olma ve yayılma yeteneğinde olup olmadığını belirlemede lökositlerin ve sitokinlerin karmaşık anlamı ile ilgili araştırmalar da önde gelmektedir.39
    C. albicans'ın morfolojisinin mayadan hife doğru değişiminin genler düzeyinde en az üç farklı yoldan olduğu bildirilmiştir.39
    Sonuç
    Candida infeksiyonlarının patogene-zinde mukoza yüzeylerine yapışma ve burada çoğalma, C. albicans olgularında çimlenme borusu ve hif oluşumu işe karışır. Bunu enzim (fosfolipazlar ve proteinazlar) üretimi, doku tahribi, nüfuz etme ve altta yatan dokuda bir yangı cevabı uyandırma izler. Bu bazen, konağın bağışıklık durumuna ve mantarın içinde bulunduğu ortamı değiştirerek gelişmesi yeteneğine bağlı olarak sistemik kolonizasyonla, böylece konak dokularının tahribi, mantarın bulunduğu vücut alanınını aşması ve infeksiyona sebep olması ile sonuçlanabilir.40
    Kaynağında belirtildiğine göre, Samaranayake ve MacFarlane Candida'ların mukozalarda kolonizasyonuna ve yayılmasına (invazyonuna) ilişkin delilleri birleştirerek bir hipotez oluşturmuşlar; bu hipotez Tomsikova ve ark tarafından ağız ve vagina kandidiyazına uyarlanmıştır. Bunlar Candida sp'nin gelişmesinin uyarılmasını, çoğalma ve epitel yüzeylerine yapışmasını, şeker metabolizmasının ara ürünleri olarak kısa zincirli karbolik asitler (esas piruvatlar ve asetatlar)'in üretimini kapsamaktadır. Sonuçtaki asitli ortam hastalık sürecini çeşitli yollarla etkileyebelir; (i) yangı cevabına yol açan asitli metabolitlerle mukoza yüzeyinin doğrudan tahrişi, (ii) Candida'nın asit proteinazlarının mukoza yüzeylerinde doğrudan etkinliği ve Candida'ların epitel hücrelerine yapışmasını önlemede başlıca rolü oynayan salgı IgA ile kaplanması, (iii) C. albicans'ın konak hücre zarlarını bozma yeteneğinde olan fosfolipazlarının etkinliği, (iv) laktobasiller gibi asidürik floranın gelişmesini uyarmak ve mayaların epitel hücrelerine yapışmasını önlemekte önemli rol oynayan fakat nötral ortam koşullarını yeğleyen kommensalleri baskılamaktır. Ayrıca bu asitli ortamın Candida'ların epitel hücrelerine ve akrilik yüzeylere yapışmasını artırdığı da bildirilmiştir.2
    Candidabir kez kendisini mukoza yüzeyine yerleştirdi mi epitel hücrelerine nüfuzu tamamlanır, maya diğer mikroorganizmalar gibi temel zarla karşılaşır. Bu zar bir filtre olarak işlev görür, bir dereceye kadar infeksiyonu durdurur (geciktirir) fakat az sonra yangı (inflamasyon) veya epitel hücrelerinin tahribi ile etkinliği kırılır. Bu, Candida'yı konağın şu savunma sistemleriyle yüz yüze getirir; (i) doku sıvıları, (ii) limf düğümlerine götüren limfatik sistem, (iii) fagositik hücreler. Mantar fagositlerin engelini yendiğinde sistemik mikoz gelişebilir.2,40
    Kısaca Candida patojenliği birlikte çalışan ve infeksiyonu ortak tarzda oluşturan çok sayıda parametrenin sonucudur. Bu faktörlerin hiç biri baskın olmadığından bunlar arasındaki bağlantıların herhangi birinde bir zayıflama olması, özellikle bağışıklığı baskılanmamış hastada Candida'ların bulaşıcılığını azaltır.2
    ÖZET [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image004.gif[/IMG]

    Esasen mantarın türüne ve kökene bağlı olan bir kısım faktörler konağın bağışıklığını yenmek için birlikte rol oynarlar. Patojenlik belirtgenleri denilen bu fakrörler C. albicans ve diğer Candida türlerinin virülensini belirlerler.Candida'larda bu faktörler başlıca adherens (mukoza epitel hücrelerine yapışma), dimorfizm (hif üreterek fagositoza direnç gösterme), toksin (yüksek ve düşük molekül ağırlıklı) ve enzim (proteinazlar; fosfolipazlar ve lizofosfolipazlar) üretimi ve hücre yüzeyinin kompozisyonu olarak gruplandırılabilir.
    KAYNAKLAR [IMG]file:///C:\Users\Gokcek\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\01 \clip_image004.gif[/IMG]
    1. Unat EK, Yücel A. Tıp mikolojisi. Unat E, Yücel A, Altaş K, Samastı M. Unat'ın Tıp Parazitolojisi. İnsanın ökaryonlu parazitleri ve bunlarla bulaşan hastalıkları'nda. Beşinci baskı. İstanbul, Cerrahpaşa Tıp Fak. Vakfı Yayınları; No. 15; 1995; 831-839.
    2. Ghannoum MA, Abu Elteen KH. Pathogenicity determinants of Candida. Mycoses 1990; 33: 265-282.
    3. Kwon-Chung KJ, Bennett JE. Medical Mycology. Philadelphia, Lea and Febinger, 1992; 280-336.
    4. Douglas JL. The surface layers of Candida albicans and their relevance to pathogenicity. In: Surface Structures of Microorganisms and Their Interactions with the Mammalian Host. (Eds) Schrinner E, Richmond MH, Seibert G, Schwarz U. Weinheim, VCH Verlagsgelleschaft mbH, 1988; 155-163.
    5. Segal E, Soroka A, Schechter A. Correlative relationship between adherence of Candida albicans to human vaginal epithelial cells in vitro and candidal vaginitis. Sabouradia 1984; 22: 191-200.
    6. Ghannoum MA, Abu El-Teen K, Radwan SS. Blocking adherence of Candida albicans to buccal epithelial cells by yeast glycolipids, yeast wall lipids and lipids from epithelial cells. Mykosen 1987; 30: 371-378.
    7. Wellmer A, Bernhardt H. Adherence on buccal epithelial cells and germ tube formation in the continious flow culture of clinical Candida albicans izolates. Mycoses 1997; 40: 363-368.
    8. Yücel A, Kantarcıoğlu AS. Mantarlarda dimorfizm. (İnfeksiyon Dergisi'ne sunulmuştur).
    9. Sobel JD, Muller G, Buckley HR. Critical role of germ tube formation in the pathogenesis of Candida vaginitis. Infect Immun 1984; 44: 576-580.
    10. Baillie GS, Douglas LJ. Role of dimorphism in the development of Candida albicans biofilms. J Med Microbiol 1999; 48: 671-679.
    11. Rüchel R, Tegeler R, Trost M. A comparison of secretory proteinase from different strains of C.albicans. Sabouradia 1982; 20: 233-244.
    12. Samaranayake LP, Hughes A, MacFarlane TW. The proteolytic potential of Candida albicans in human saliva supplemented with glucose. J Med Microbiol 1984; 17: 13-22.
    13. Ghannoum MA, Abu-Elteen K.Correlative relationship between proteinase production, adherence and pathogenicity of various strains of C.albicans. J Med Vet Mycol 1986; 24: 407-413.
    14. Borg M, Rüchel R. Expression of extracellular acid proteinase by proteolytic Candida spp during experimental infection of oral mucosa. Infect Immun 1988; 56: 626-631.
    15. Edison MA, Manning-Zweering M. Comparison of the extracellular proteinase activity produced by a low virulence mutant of Candida albicans and its wild type parent. Infect Immun 1988; 56: 1388-1390.
    16. Kılıç N, Kuştimur S, Arslan S, Aldemir H. Fluorometric determination of acid proteinase activity in vulvovaginal candidosis. Mycoses 1996; 39: 347-351.
    17. Kuştimur S. Candida'da virulans faktörleri. I. Ulusal Mantar Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kongresi (4-6 Mayıs 1999, İzmir). Tutanaklar 1999; 145-150.
    18. Schaller M, Korting HC, Felk A, Hess D, Schafer W, Hube B. Attenuated virulence of different SAP (secretory aspartyl proteinase) null mutants in an in vitro model of human oral candidosis. 5th Congress of the European Confederation of Medical Mycology (June 3-6 1999, Dresden, Germany). Abstracts. Mycoses 1999; 42: 157.
    19. Wu T, Samaranayake P. The expression of secreted aspartyl proteinases of Candida species in human whole saliva. J Med Microbiol 1999; 48: 711-720.
    20. Kretschmar M. Murine model of Candida peritonitis. 5th Congress of the European Confederation of Medical Mycology (June 3-6 1999, Dresden, Germany). Abstracts. Mycoses 1999; 42: 141-142.
    21. Borg-von Zepelin M, Meyer I, Sanglard D, Monod M. Inhibition of secreted aspartic Candida proteinases and reduction of adherens of Candida strains by different HIV proteinase inhibitors. 5th Congress of the European Confederation of Medical Mycology (June 3-6 1999, Dresden, Germany). Abstracts. Mycoses 1999; 42: 127-128.
    22. De Bernardis F, Mondello F, Scaravelli G, Pachi A, Girolamo A, Agatensi L, Cassone A. High aspartyl proteinase production and vaginitis in human immunodefficiency virus-infected women. J Clin Microbiol 1999; 37: 1376-1380.
    23. Rüchel R, Böning B, Borg M. Characterization of a secretory proteinase of Candida parapsilosis and evidence for the absence of the enzyme during infection in vitro. Infect Immun 1986; 53: 411-419.
    24. Banno Y, Yamada T, Nozawa Y. Secreted phospholipases of the dimorphic fungus Candida albicans, separation of three enzymes and some biological properties. J Med Vet Mycol 1985; 23: 47-54.
    25. Price MF, Cawson RA. Phospholipase activity in Candida albicans. Sabouradia 1977; 15: 179-185.
    26. Hube B, Schaller M, Bossenz M, Mazur A, Heb D, Felk A, Malz S, Schafer W. Molecular approaches to study virulence attributes in Candida albicans. 5th Congress of the European Confederation of Medical Mycology (June 3-6 1999, Dresden, Germany). Abstracts. Mycoses 1999; 42: 137-138.
    27. Sandin RL, Rogers AL, Patterson RJ, Beneke ES. Evidence for mannose-mediated adherence of Candida albicans to human buccal cells in vitro. Infect Immun 1982;35:79-85.
    28. Kennedy MJ, Sandin RL. Influence of growth conditions on Candida albicans adhesion, hydrophobicity and cell wall ultrastructure. J Med Vet Mycol 1988; 26: 79-92.
    29. Hawser SP, Baillie GS, Douglas J. Production of extracellular matrix by Candida albicans biofilms. J Med Microbiol 1998; 47: 253-256.
    30. Nikawa H, Nishimura H, Hamada T, Yamashiro H, Samaranayake LP. Effects of modified pellicles on Candida biofilm formation on acrylic surfaces. Mycoses 1999; 42: 37-40.
    31. Xu Y, Ambudkar I, Yamagishi H, Swaim W, Walsh T, Oconneil BC. Histatin 3-mediated killing of Candida albicans: effect of extracellular salt concentration on binding and internalization. Antimicrobial Agents and Chemother 1999; 43: 2256-2262.
    32. Branchini ML, Pfaller MA, Rhine-Chalberg J, Frempong T, Isenberg HD. Genotipic variation and slime production among blood and catheter isolates of Candida parapsilosis. J Clin Microbiol 1994; 32: 452-456.
    33. Martone JW, Jarwis WR, Edwards JR, Culver DH, Haley RU. Incidence and nature of endemic and epidemic nosocomial infections. Hospital Infections'da. Ed. Bennet JV, Brachman PS. 4th ed. Philadelphia, Lippincott, 1998:42-70.
    34. Yüce A, Yücesoy M, Yuluğ N. Detection of slime production among isolates of Candida albicans. İnfeksiyon Derg 1996; 10: 267-69.
    35. Stulsky B et al. "White-opaque transition": a second high-frequency switching system in Candida albicans. J Bacteriol 1987; 169: 189-197.
    36. Hellstein J, Vawter-Hugart H, Fotos P, Schmid J, Soll DR. Genetic similarity and phenotipic diversity of commensal and pathogenic strains of Candida albicans isolated from the oral cavity. J Clin Microbiol 1993; 31: 3190-3199.
    37. Soll DR, Langtimm CJ, McDowell J, Hicks J, Galask R. High-frequency switching in Candida strains isolated from vaginit patients. J Clin Microbiol 1987; 25: 1611-1622.
    38. Soll DR, Galask R, Isley S, GopalaRao TV, Stone D, Hicks J, Schmid J, Mac K, Hanna C. Switching of Candida albicans during successive episodes of recurrent vaginitis. J Clin Microbiol 1989; 27: 681-690.
    39. Odds F. Special report on the Fifth Conference on Candida and candidiasis. (March 1-4, 1999, Charleston, USA). Mycology Newsletter 1999; 1: 9-14.
    40. Ghannoum MA. Mechanisms potentiating Candida infection. A review. Mycoses 1988; 31: 543-557.

    • Anhtar Kelimeler:Patojenlik belirtgenleri, Adherens, Proteinazlar, Slime, Virülens genleri; Key Words: Pathogenicity determinants, Adherence, Proteinases, Slime, Virulence gens; Alındığı Tarih: 24 Ocak 2000; Prof. Dr. Ayhan Yücel, A. Serda Kantarcıoğlu: İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı; Yazışma Adresi (Address): Dr. A. Yücel, İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, 34303, Cerrahpaşa İstanbul.
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

    Yorum yap


    • #3
      Adrenal yorgunluğu
      Dünya Sağlık Örgütü adrenal yorgunluğu diye adlandırdığı modern hayatın tempolu yaşamının getirdiği sağlık sorunlarını 21´inci yüzyılın sendromu olarak resmen tanıdı.
      Genel dahiliye polikliniklerine yorgunluk nedeniyle başvuran hasta oranı yaklaşık % 20 – 25. Buna rağmen, Hastalık Kontrol Merkezi’nin tanımladığı Adrenal Yorgunluğu sendromu sık görülmemektedir. Görülme sıklığı kadınlarda daha fazla olmaktadır. Bu oran yaklaşık 1.000.000 / 37 ‘dir. En sık 25 – 50 yaş aralığında görülür. Hastalık çoğunlukla ani başlar.
      Adrenal yorgunluğu stres bozukluğu sonucu ortaya çıkar. Stres ile baş etmek için kortizol salgılayan böbrek üstü bezlerinin aşırı çalışmaktan yorgun düşmesinden kaynaklanır. Bunun sonucunda vücutta kortizol hormon seviyesi hızla azalır ve vücut stres ile baş edemez.
      Adrenal yorgunluğunun belirtileri:
      Nedensiz yorgunluk
      Bitkin ve stresli olmak
      Sabah kalkmakta zorlanmak
      Hayatın günlük sorunları ile baş etme sıkıntıları çekmek
      Stresten kurtulamamak
      Eğlenememek, mutlu olamamak
      Hafıza ve konsantrasyon bozukluğu
      Şiddeti, tipi, mekanizması, farklı nedeni bilinemeyen baş ağrısı
      Dinlendirici uykunun olmaması
      Efor sonrası 24 saatten uzun süren yorgunluk
      Adrenalin, böbrek üstü bezlerinden salgılanan, kontrolü beyin tarafından yapılan, stres, travma ve şok durumlarında vücudumuzu savunan bir hormondur. Bir tehlike, korku, öfke ve heyecan durumunda salgılanır.
      Adrenalin vücudumuzda oluşturduğu tepkimeler:
      İskelet kaslarına ait arteriollerde genişleme, düz kas ve sindirim sistemine ait arteriollerde daralma meydana gelir.
      Kan basıncını yükseltir.
      Kalp atışını hızlandırır.
      Göz bebeklerini büyütür.
      Kan şekerini yükseltir.
      Tedavi süresince kanıtlanmış herhangi bir ilacı yoktur. Bazı anti – depresan ilaçlardan yararlananlar olmuştur. Bilişsel davranış tedavisiyle birlikte, planlı egzersiz programları ile tedavi şansı % 70 oranında yükselmektedir. Tedavi 12 hafta – 1 yıl arasında sürebilmektedir.
      Nedenleri arasında:
      A. Kötü beslenme
      Beyaz un
      Düşük lifli gıda
      Şekerli beslenme
      Yetersiz meyve ve sebze
      B. Kafeinli içecekler
      C. Geç yatmak, derin ve dinlendirici uyku uyuyamamak
      D. Kendini yeteneksiz hissetmek
      E. Hiçbir işe yaramama psikolojisi
      F. Mesleğinden mutsuz olmak
      G. Mükemmeliyetçi olmak
      H. Gereksiz enerji harcamak
      I. Mutluluk verici hobi ve aktivasyonları olmamak
      Bu sendromdan kurtulmak için neler yapılabilir?
      İş, sosyal ve kişisel performasyonu artırıcı hareketlerde bulunmak
      Hobileri geliştirmek
      Düzenli beslenmek ve spor yapmak
      Zamanı iyi kullanmak
      Gevşeme tekniklerini kullanmak
      Kaliteli uyku uyumak
      Bu belirtileri kendinde gören bir kişi ne yapmalı? Hemen doktora mı gitmeli, yoksa beslenme sistemi değişikliği ve egzersizle belirtiler ortadan kaybolur mu?, Birçok hastalık grubu ile karıştığı için, önce bir doktor tarafından, diğer hastalıklardan ekarte edilmelidir. Sonra doktorun önereceği programa göre hareket etmelidir. Multidisipliner bir konudur. Beslenme ve egzersiz programı ile belirtileri ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir.
      Ruh hali değişiklikleri de böbreküstü bezinin çalışma sistemini etkiler mi?
      Ruh hali direkt olarak adrenalin salgılaması üzerine etkilidir. Aşırı ve kronik stres sürekli adrenalin salgılanmasına neden olur. Bir dönem sonra adrenal yorgunluğu ortaya çıkar.
      Kronik yorgunluk, sabahları uyanamama, enerji düşüklüğü çoğu kişinin problemi haline gelmiş durumda. Bunun sebebi nasıl açıklanır?
      Kanıtlanamamakla beraber, bu semptomların birçok nedeni olduğu tartışılmakta, bir görüş birliği ortaya konamamaktadır. Ama başlıca nedeni modern hayat ile birlikte aşırı ve kronik stres sonucu ortaya çıkan adrenal yorgunluğudur.

      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

      Yorum yap

      Hazırlanıyor...
      X