Duyuru

Collapse

Devamını görüntüle
See less

Kolloidal Arı, Arı Bittine Son, Kolloidal Arı ile Varroa Savaş

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Kolloidal Arı, Arı Bittine Son, Kolloidal Arı ile Varroa Savaş

    VARROA JACOBSONİ HASTALIĞI:

    Varroosis, Varroa jacobsoni Oudemans adı verilen arı akarının sebep olduğu; arılarda kanat ve bacaklarda deformasyon, kısa bacaklılık, kısa karınlılık gibi vücut anomalileri ve ergin arılarda düşkünlük, verim düşüklüğü gibi semptomlarla kovanlarda sönmeye varan etkiler oluşturan, kolaylıkla bir kovandan diğerine bulaşabilen, diğer hastalıklara zemin hazırlaması ile de oldukça önem arz eden bir hastalıktır.
    Varroosis, ihbarı mecburi hastalıklardandır.

    Varroanın dişisi oval görünümde ve koyu kahve renktedir. Vücut uzunluğu 1.1-1.3 mm, eni ise 1.5-1.7 mm arasında değişmektedir. Vücudun alt kenarı 4 çift bacak ile çevrilidir. Ağız yapısı sokucu ve emicidir. Gerek ergin gerekse larva ve pupa döneminde arının kanını emerek beslenir. Bu nedenle arıya her dönemde zarar verir. Erkek varroa, sarı-gri renkte yuvarlak görünümlü, dişi varroaya oranla daha yumuşak bir kitin ile kaplıdır. Erkek varroalar dişi ile çiftleşme sonrası öldüklerinden yetişkin arı üzerinde görülmezler.
    Varroanın kolonilerde üremesi ilkbahar kuluçka faaliyetiyle birlikte başlar. Sonbaharda bu faaliyetin sona ermesine kadar sürer. Kışı yalnızca ergin dişiler geçirir. Varroanın üreme ve gelişmesi kapalı yavru gözlerinde gerçekleşir. Ergin dişiler yavru gözlerinin kapanmasından hemen önce bu gözlere girerek iki gün sonra yumurta bırakmaya başlarlar. İlk 24 saatte yumurtalardan 6 bacaklı larvalar çıkar ve tüm gelişim erkeklerde 6-7 günde, dişilerde ise 8-10 günde tamamlanmaktadır. Gelişimini tamamlayan varroalar kapalı yavru gözü içinde çiftleşirler. Çiftleşmeden hemen sonra erkek ölür. Dişiler ise beslenmeyi sürdürerek arıların gözden çıkması ile birlikte gözü terk ederler.

    HASTALIĞIN KOVANDA YAPTIĞI ZARARLAR

    a) Varroa, larva, pupa ve erginlerin hemolenfleri ile beslendiğinden, yavru arılar iyi gelişemez, erginler ise güçsüzdür ve uçamazlar. Parazitten kurtulmak için çırpınır ve huzursuz olurlar.

    b) Arı ailesindeki erkek arı sayısı belirgin bir şekilde düşer. Erkek arıların çiftleşme yeteneği azalır.
    c) Ana ve işçi arıların ömürleri kısalır. İşçi arılar normalden küçük olur. Özellikle pupa döneminde önemli ölçüde canlı ağırlık kaybı olur.
    d) Gözden çıkan genç arılarda kanatsızlık, tek veya kısa kanatlılık, eksik bacak, kısa karın gibi anomaliler görülür.
    e) İşçi arıların yavru bakımı zayıflar ve buna bağlı olarak ananın yumurtlama kapasitesi azalır
    f) Petek gözlerinde ölü larva sayısı fazla ise, arılar bunları dışarı atamazlar. Bu nedenle gözlerde kuruyan larvalar Avrupa Yavru Çürüklüğü benzeri belirtileri oluştururlar. Ancak koku yoktur, mühürlenmiş petek gözlerinin kapakları koyu renklidir, delikler oluşmuştur fakat içeriye çökük değildir ve çevresi beyazlaşmıştır.
    g) Varroa'ların beslenmesi sırasında açtıkları yaralar, çeşitli hastalık etkenleri için elverişli bir ortam oluşturur. Arıların hastalıklara karşı direnci de azalır. Özellikle direnç düşüşü sonrası meydana gelen akut paralizis virüsüne duyarlılığın artışı dikkat çekicidir.

    h) Varroa'dan dolayı zayıf düşen koloniler yağmalanırlar.
    ı) Arılar huzursuz oldukları için bazen kış salkımı yapamazlar.

    HASTALIĞIN TEŞHİSİ

    Varroa jacobsoni işçi, erkek, kraliçe (ana) arıların üzerinde, üreme gözesinde, balmumu artıkları ya da polende, kovanın zemini ve uçuş yerinde aranmalıdır.
    Varroa ile bulaşık kolonilerde hastalığın gelişmesinde genellikle üç dönem görülür.

    Birinci dönem; Kolonide çok az sayıda parazit vardır ve herhangi bir hastalık belirtisi görülmez.
    İkinci dönem; Nispeten daha kısa sürelidir ve bu dönemde tek tük Varroa'lar görülmeye başlar, ancak bu durum kovanda çok sayıda parazit olabileceğini gösterir. Kolonide huzursuzluk, verimde düşüklük, kanatlarda atrofi, karında siyahlaşma gibi belirtiler dikkati çekmeye başlar.
    Üçüncü dönem; Artık ileri bir enfestasyon ve hastalık tablosu söz konusudur. Hemen hemen her arıda bir veya daha fazla sayıda parazit mevcuttur. Yavru ve erginlerde ölüm yüksek oranda görülür. Bu durumdaki koloniler genellikle sönerler.
    Klinik muayenede uygulanan metotlar;
    a) Canlı ergin arıların üzerleri, kapalı yavru gözleri (özellikle erkek arı gözleri), kovan dip tahtası ile üzerindeki balmumu ve diğer artıklar dikkatli bir şekilde kontrol edilmelidir. Dikkatlice incelenecek olursa, parazitleri ergin arılar üzerinde görmek mümkündür.
    b) Pratikte uygulaması çok kolay olan kesin teşhis yöntemleri şunlardır.
    Kovan açıldıktan sonra kovanın orta çerçevelerinden biri alınarak, boş bir yem çuvalı veya bez üzerine arıcı fırçası ile yaklaşık 150-200 adet arı silkelenir. Oradan da boş bir kavanoza arılar aktarılır. Kavanozun içine biraz eter püskürtülür ve 5-10 dk. kavanoz çalkalanır. Arılarda bulunan Varroa'lar ayrılırlar ve bir kısmı kavanozun iç yüzeyine yapışır. Ölen arılar beyaz bir kağıt üzerine çıkarılır. Arılar ve Varroa'lar sayılarak arı başına düşen akar sayısı da saptanır.
    Diğer bir yöntem de, 150-200 adet arı, içinde sıcak su (50°C) bulunankavanoza konur, arada bir çalkalanır, yaklaşık 10 dakika sonra arılar kavanozdan alınır. Kalan tortu parazitler yönünden kontrol edilir.
    c) Ergin arı örnekleri alınarak içerisinde deterjan solüsyonu, hexane, gazyağı, mazot, ethanol veya alkol gibi maddelerden birisi bulunan bir kavanoz içine konur. 1-30 dakika kadar kavanoz çalkalandıktan sonra arılar çıkarılır ve kavanozdaki mayi tülbent üzerine dökülerek süzülür. Tülbent üzerindeki akarlar alınır. Bu yöntemle de arı başına düşen akar sayısı saptanabilir.
    d) Kovanın dip tahtası üzerindeki döküntülerden akarın kolayca ayrılmasını sağlamak üzere, özgül ağırlığı sudan hafif olan yemeklik sıvı yağlardan yararlanılır. Bir kavanoz içinde bulunan sıvı yağa kovan dip tahtasındaki artıklar (1 kısım döküntü, 10 kısım yağ içine boşaltılıp bir çubukla iyice karıştırılmalıdır) atılır. Çeşitli artıklar hızla dibe çökerken, V.jacobsoni, Braula coeca ve bazı kitinli parçalar yağın üzerinde toplanır. Belirli dönemlerde kovan dip tahtası, balmumu artıkları, ölü arılar dikkatlice mikroskop altında veya büyüteçle incelenmelidir.
    e) Kapalı yavru gözlerinde Varroa bulunup bulunmadığını tespit etmek için, erkek ve işçi arı gözleri ince uçlu bir pensle açılarak larvalar dikkatlice dışarı çıkarılır. Büyüteç yardımıyla larvalar ve petek gözleri incelenir. Böylece Varroa'nın gelişme dönemleri de (larva, protonimf, deutonimf) görülebilir.
    f) Kovanda bal olmadığı dönemlerde bir tabaka beyaz karton veya plastik ile delik büyüklüğü 2 mm veya biraz daha büyük kafes teli, aralarında 6 mm kalacak ve kafes teli üstte olacak şekilde tutturulur ve bir çerçeveye bağlanır. Bu çerçeve larva bulunan peteklerin altına yerleştirilir. Fumigant bir akarisit kullanılmasından 30-40 dakika sonra yetişkin arıların vücudunda, üreme gözlerinde, balmumu artıklarında, kovanın diğer artıklarında ve kovan tabanına yerleştirilen beyaz karton üzerinde parazit aranmalıdır. Varsa ölü akarlar kafes telindeki deliklerden geçer ve kağıt üzerine düşerler. Kafes telinin görevi arıların düşen akarları temizlemesine engel olmaktır. Böyle uygulamalar akar ölümlerinin çok olduğu sonbahar ve yaz aylarında iyi sonuç vermektedir. Ayrıca bu yöntemle, enfestasyonun az olduğu kolonilerdeki parazitlerin tespiti de mümkün olmaktadır. Bu sonuncu uygulama, yaz aylarında arılar kovana girdikten sonra akşam saatlerinde yapılır. Ertesi gün, kağıt ve kafes telinin tutturulduğu çerçeve çıkarılarak ölü akarların varlığı tespit edilir.

    TEDAVİ

    Varroa'nın gerek yayılma yollarının çokluğu, gerekse koloni biyolojisine çok iyi adapte oluşu mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Parazitle mücadelede fiziksel, biyolojik ve kimyasal çeşitli yöntemler denenmektedir. Fiziksel ve biyolojik mücadele arıların kovana bal nektarı getirdiği dönemde, kimyasal mücadele ise balın hasadından sonra, yavrunun en az olduğu dönemde yapılır.
    a) Fiziksel Mücadele:
    Fiziksel mücadele, Varroa'ların kovan içi uygun yaşam koşullarını belirli bir süre değiştirmek amacıyla uygulanan ısı uygulamalarıdır. Özel hazırlanmış kovanlarda kovan sıcaklığı yapay yollarla, kontrollü olarak 46°C'ye çıkartıldığında, akar bu sıcaklıkta %74-98 oranında ölerek, kovan dip tahtasına düşmektedir. Kimyasal bir bileşik kullanılmaması, balda kalıntı sorununu ortadan kaldırmaktadır. Ancak bu yöntem pahalı ve dikkat isteyen, herkesin kolaylıkla uygulayabileceği bir yöntem değildir.
    b) Biyolojik Mücadele:
    Bilindiği gibi dişi varroalar ilkbahar döneminde yumurta atmak için erkek arı gözlerini tercih ederler. Bu dönemde kolonilere üzerinde erkek arı gözü bulunan petekler verilerek dişi varroaların erkek arı gözlerinde toplanması sağlanır. Bu gözler kapandıktan sonra kovandan çıkartılarak imha edilir. Böylece dişi varroanın bu dönemde attığı yumurtalar ve kendisi erkek arı pupaları ile birlikte yok edilmiş olur. Bu dönemde koloniye yarısı kesilmiş petekli çerçeve verildiğinde, arılar peteğin alt kısmına erkek arı gözlü yeni petek örerek tamamlarlar. Varroalar erkek arı gözlerinde çoğalmayı tercih ettiklerinden gözlerin kapanmasından hemen önce bu gözlere girerler. Bu gözlerin kapanmasından sonra erkek arı gözlü petek kesilerek imha edilir. Bu yöntemle kolonideki varroa miktarını azaltmak mümkündür. Ancak aynı zamanda işçi arı gözlerinde de çoğalan varroalar etkinliğini sürdürür.
    Bir başka mücadele yöntemi, nektar akımı döneminde işçi arı gözleri içerisine bırakılan varroa yumurtalarını yok etmeye yönelik çalışmadır. Bu yöntemde, koloninin ana arısı ana arı ızgarası kullanılarak bir çerçeveye hapsedilir ve böylelikle bütün varroa yumurtalarının bir petekte toplanması sağlanır. Bu petek kapalı yavru döneminde kovandan çıkartılarak imha edildiğinde kovandaki varroa yumurtalarının tamamı yok edilmiş olur. Bu yöntemin dezavantajı her dönemde uygulanamaması ve koloni gelişimini kısmen engellemesidir.
    c) Kimyasal Mücadele :
    Akarisid özelliğe sahip çeşitli kimyasal maddelerle yapılan mücadeledir. İlaç uygulamalarında şu noktalara dikkat edilmelidir.
    a) Laboratuvar testlerinden geçirilmemiş, arı ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olan kimyasal maddeler kullanılmamalıdır,
    b) İlaçlar mutlaka tarif edildiği şekilde ve uygun dozda kullanılmalıdır,
    c) Bal hasatı döneminde kesinlikle ilaçlama yapılmamalı, erken ilkbahar ve geç sonbaharda ilaçlama yapılmalıdır.
    d) İlaçlama genellikle hava sıcaklığının 14° C'nın üstünde olduğu günlerde ve arıların kovana döndükleri tercihen akşam saatlerinde yapılmalıdır,
    e) Kovanda bölme tahtaları varsa ilaçlama sırasında çıkartılarak arıların serbest hareket etmeleri sağlanmalıdır, Fumigant şeritlerin alevli yanmamasına dikkat edilmeli, uygulama sırasında maske, eldiven, gözlük takılmalıdır.
    Bu kapsamda erken ilkbahar ve özellikle geç sonbahar döneminde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından bal arıları için bu amaçla ruhsatlandırılmış ve veteriner hekim reçetesi ile satılacak ilaçlar kullanılmak suretiyle düzenli ilaçlama yapılmalıdır. Bu şekilde balda ilaç kalıntısının en aza indirgenmesi de temin edilmiş olacaktır.
    Ayrıca coğrafi durum ve iklim şartları çerçevesinde aynı bölgedeki tüm arılıkların da eş zamanlı olarak ilaçlanması sağlanmalı ve bu denetlenmelidir.
    Münavebeli olarak ilaç kullanımının sağlanması, Varroaların bu kimyasallara direnç kazanmasının önlenmesi açısından çok önemlidir. Çünkü, az sayıdaki akarın dirençliliği bile dirençli popülasyonların oluşmasına neden olabilmektedir.

    LABORATUVARA MARAZİ MADDE GÖNDERME

    Hastalıktan şüpheli çerçevelerden 10x10 cm. ebadında usulüne uygun olarak kesilmiş tercihen kapalı yavru gözlerinin bulunduğu petek parçaları, kontrplaktan veya tahtadan yapılmış kutularda, hasta ve ölmüş arılar ile kovanlardan toplanan artık maddeler (dip tahtası üzerindeki döküntülerden toplam 200 gr. olmak üzere) ise kağıtlara sarılarak laboratuvara yollanmalıdır.
    Yaz aylarında ve sonbaharda 10-20 kovanın orta çerçeveleri üzerinde bulunan arılardan 100-200 kadar canlı erişkin arı, arıcı fırçası ile plastik veya cam benzeri uygun bir kavanoza konularak ve laboratuvara gönderilmelidir.
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

  • #2
    Arıcı Gözüyle Varroa ve Mücadele Yolları



    Varroa: Sadece bal arılarında bulunan, üreyebilmesi için bal arısı kurtçuklarına ihtiyacı olan, yaşamlarını arı kolonilerinde sürdüren ve arıcılığa en fazla zararı olan dış parazittir. Apis cerenanın (Asya Bal Arısı) konukçusu durumundaki Varroa ilk olarak 1960 yılında Apis mellifera bal arısında görülmüştür. Dünyaya Apis mellifera üzerinden arı taşınması yolu ile yayılmıştır. Varroa 1976 yılında Bulgaristan üzerinden Trakya daki arılara bulaşmış, oradan da ayçiçeği balı üretmek için bölgeye giden Anadolu daki arıcıların arılıklarına bulaşmış, buradan Anadoluya taşınmış ve gezgin arıcılığın etkisiyle 4-5 yıl gibi kısa sürede Türkiye’ye yayılmıştır. O yıllarda ilkel kovan (karakovan) yaygın olarak kullanıldığından ve mücadele edilecek ilaçların olmamasından dolayı Varroa ilk yıllarda çok büyük zarar vermiştir.


    Varronın yapısı ve yaşamı:
    Dişi varroalar 1,1 - 1,2 mm. uzunluğunda, 1,5 - 1,7 mm. genişliğinde, koyu kızıl renginde, delici ve emici ağız yapısına sahip olduğundan ergin arının kanını (hemolenfini) emerek beslenirler. Erkek varroalar 0,8 - 0,9 mm. uzunluğunda 1 -1,1 mm. genişliğinde ve soluk kahve rengindedir. Erkek varroanın ağız yapısı ergin arının kanını (hemolenfini) emmeye uygun olmayıp spermlerini dişi varroaya aktaracak şekilde gelişmiştir. Bu nedenden beslenemeyen erkek varroalar göz içinde çifleştikten kısa süra sonra ölürler. Varroa kısa ve kalın yapıda üzerinde bir dizi duyu kılları olan 4 çift bacağa sahiptir, solunum sistemleri trake sistemi olup, birçok ortama uyum sağlayacak şekilde gelişmiştir. Varroalar genellikle ergin arıların gövde altında, karın bölümleri (abdomen segmentleri) arasına gizlenir ve arının kanını (hemolenfini) emerek beslenir. Varroayı arıların üzerinde gördüğümüz zaman, koloniye varroa bulaşıklığı ileri düzeye ulaşmış demektir. Varrroanın yaşayabilmesi için arıya veya arı kurtçuğuna ihtiyacı vardır. Arı ve arı kurtçuğu yoksa varroa 2-3 günden fazla yaşayamaz. Varroanın üreyebilmesi için arı kutçuğuna ihtiyacı vardır, arı kurtçuğu yoksa varroa üreyemez. Dişi varroalar yazın 2-3 ay, kış aylarında arı kolonisinin yavrusuz olduğu dönemde ergin işçi arı üzerinde 5-6 ay yaşayabilmektedir.

    Varroanın üremesi:
    Arıyla beraber petek gözünden çıkan döllü varroanın üreme süreci başlar. Normal şartlarda bir hafta kadar ergin arının kanıyla beslenen dişi varroa çoğalmak için arıyı terk eder ve 5-5,5 günlük arı larvası bulunan gözlerine girer. Bu göze girişler, işçi arı gözleri kapanmadan yaklaşık 20 saat öncesine ve erkek arı gözleri kapanmadan 40 saat öncesine kadar devam eder. Varroanın üreme yeteneği kazanması için arı kurtçuklarında bulunan juvanil hormonuna ihtiyacı vardır. Erkek arı kurtçukları kanında (hemolenfinde) juvenil hormonu daha fazla bulunur. Varroa erkek arı kurtçuklarının olduğu gözlere girmeyi 8-10 kat daha fazla tercih eder. Göze giren varroa göz tabanındaki kurtçuğun besini üzerine yerleşir. Varroa göz kapandıktan yaklaşık 4 saat sonra kurtçuğun kanıyla (hemolenfiyle) beslenmeye başlar ve 60-70 saat sonra ilk yumurtasını bırakır, birinci yumurta genellikle dölsüz yumurta olup erkek varroa meydana gelir. Her dişi varroa 2-6 arasında yumurta bırakabilmektedir. İlk yumurtadan sonra 30 saat ara ile döllü yumurtalarını bırakır ve bunlardan dişi varroalar meydana gelir. Erkek varroalar 6,5-7 günde, dişi varroalar 5-6 günde ergin hale geldiğinden, erkek varroa ile ilk dişi varroa aynı zamanda ergin hale gelmektedir. İşçi arı gözünde 2 bazen 3, erkek arı gözünde 3-5 varroa ergin hale gelebilmektedir. Ergin hale gelen varroalar göz içersinde çiftleşirler. Arı gözden çıktığında sadece ergin ve çiftleşmiş dişi varroalar onunla birlikte gözden çıkarlar. Erkek ve gelişimini tamamlayamayan dişiler ölür. Bazı varroalar ikinci defa yavru gözlerine girerek ikinci yumurtlamayı yaparlar, bazıları ise bu işlemi üçüncü defa yapabilirler ancak bunların oranı oldukça düşüktür.


    Varroanın arılara verdiği zararlar:
    Yavru gözünde bulunan varroa, arı pupasında protein kaybına ve kurtçuğun ergin olduğundaki vücut ağırlığının azalmasına neden olur. Göz içindeki varroa sayısı ne kadar fazla ise gözden çıkan arının ağırlığı o oranda düşük olmaktadır. Varroa, ergin arılarda yaşam kısalığına, kanat kaybına, abdomen kısalmasına, kanat ve ayaklarda bozukluklara, ergin arılarda canlı ağırlık kaybına, arıların uçuş etkinliklerinin azalmasına, yavru yetiştirmede azalmaya, erkek arılarda sperm üretiminin azalmasına, bağışıklık sisteminde hasara ve kış kayıplarının artmasına neden olur. Varroa, arının kanını (hemolenfini) emerken, aynı zamanda da arıların kanını emdiği bölgeden Yavaş Paraliz Virüsü, Deformasyon Kanat Virüsü, Akut Arı Felci Virüsü gibi birçok virüsün girmesine ve arılara zarar vermesine neden olur.

    Varroanın bulaşma yolları:
    Ergin arılar üzerindeki varroalar, yağmacılık, doğal oğul, kovanlar arası yavrulu ve arılı çerçeve değişimi, yoğun bal akımında arıların sıra başlarındaki kovanlara girmesi ve kovanını şaşıran arılar ile diğer kovanlara yayılır. Varroanın yayılmasında en büyük etken gezginci arıcılıktır.


    Varroa ile mücadele zamanı:
    Varroa ile mücadele, balı hasat eder etmez, tekrar bal hasadı yapılmayacaksa hemen mücadeleye başlamak ve büyük bal akım döneminden bir ay öncesine kadar bitirmek gerekir. Büyük bal akımına yaklaşılan dönemde arılar bal depoladıklarından kullanılacak ilaçlar balda kalıntı bırakacaktır, bunun için bu dönemde ilaç ve organik asitler kullanılmamalıdır.


    Varroa ile mücadele süresi:
    Varroa ile mücadelede kullanılan formik asidin kapalı gözlerdeki varroalara etki ettiği yazılsa da ne derece etkili olduğuyla ilgili kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Varroa için kullandığımız etken maddelerin kapalı gözlerdeki varroalara etki etmediğini bilerek ve kapalı gözlerdeki varroaların göz kapanmadan kısa süre önce girmiş olduğunu düşünerek, bir turluk mücadele süresini 15 günden uzun tutmalıyız. Bu süre içinde etken maddeleri kullanım şekline göre sürekli veya aralıklı olarak kovanda bulundurmalıyız.

    Varroa ile mücadelede kullanılan ruhsatlı ilaçlar ve etken maddeleri:
    Yağda eriyenler (kimyasallar): Amitraz, Kumafos, Flumetrin
    Suda eriyenler (organik asitler ve uçucu yağlar): Formik Asit, Oksalik Asit, Timol

    Etken maddelerin çalışma şekli:
    Temas (Kontak) : Kovan içine verilen etken maddenin tüm arılar ve varroalara temas etmesiyle etken madde etkili olur.
    Sistemik (Oral) : İçerisinde etken madde bulunan sıvı veya katı ürünlerin, arılar tarafından yenerek, etken maddenin arıların kanına geçmesi sonrasında, arının kanı (hemolenfi) ile beslenen varroaların etken maddeyi de almasıyla, etken madde etkili olur.



    Varroaların kimyasallara direnç kazanması:
    Arıcı, kimyasal ilaçların adıyla beraber içerdiği etken maddeyi de bilmeli ve varroa ile mücadele ederken devamlı olarak aynı etken maddeli ilaçlar kullanmamalıdır. Kimyasalları kullanırken en önemli konulardan biri de kullanılacak etken maddenin dozudur. Kovan içerisine asılarak kullanılan ilaçlı şeritler, ilaç ambalajlarında belirtilen zamanın ilk günlerinde kovandan muhakkak alınması gerekir. Kapalı yavru gözlerinde çoğalan varroalar, ilaçlardan etkilenmemekte, devamlı olarak aynı etken maddeli ilaçların kullanılması ve düşük doz ilaçların kullanılması ile de, kimyasallar, varroaların bir kısmına etki ederken, bir kısmının etken maddeye direnç kazanmasına neden olmaktadır. Kimyasallara karşı direnç gösterme özelliği genetik olduğundan nesilden nesile geçebilmekte ve kimyasal maddelere dayanıklı varroalar kovan içerisinde yaşamını sürdürmektedir. Bu dirençli varroalardan kurtulmak için kimyasalların gittikçe artan dozda ve zamansız kullanılması da bal ve balmumunda kalıntıya sebep olmaktadır.


    Kimyasal ilaçları kullanırken varroaların direnç kazanamaması için farklı markalı ilaç değil, farklı etken maddeli ilaçlar, uygun zamanda ve uygun dozda kullanılmalıdır.

    Varroa mücadelesinde kalıntı:
    Organik asitlerden olan Formik asit ve Oksalik asit suda erirler. Yapılan araştırmalarda organik asitlerin balın tadında değişiklik yapabildiği ve hasat edilen balda kalıntının zamanla azaldığı ve balmumunda olumsuz bir etki göstermediği bildirilmiştir. Kimyasallar yağda eridiklerinden uçucu değillerdir ve uzun yıllar kullanılırsa balda, balmumunda ve arısakızında (propoliste) kalıntı bırakmaktadır. Kovan içerisine konan kimyasallar arıların bacakları ve vücutları ile çerçevelere ve balmumuna bulaşmaktadır. Balmumuna bulaşan kimyasal kalıntıları doğal olarak azalmadığı gibi bir miktarı da bala geçmektedir. Balmumundaki kalıntıyı azaltmak için, peteklerimizi 2 sene veya en fazla 3 sene kullandıktan sonra kovandan almalı ve yerlerine yeni örülmüş petekleri devreye sokmalıyız. Kalıntı sorununu azaltmak için, varroa mücadelesinde sentetik, yağda çözünen kimyasalları azaltıp yerlerine organik asitler ve uçucu yağlar kullanmalıyız.

    ORGANİK ASİTLER (Formik asit, Oksalik Asit):
    Kalıntı riskinin az olması, ucuz olmaları ve varroaların organik asitlere direnç geliştirememeleri sebebiyle yurtdışında kullanılmaya başlanmış ve bazı uygulama yöntemleri geliştirilmiştir. Ülkemizde bulunan az sayıdaki arıcılık ile ilgilenen akademik çevrelerin, gerek yurtdışında yapılan araştırmalardan yararlanarak gerekse kendi yaptıkları araştırmalar sonucunda yazdıkları makalelerin çoğalmasıyla, akademik çevreleri ve Dünya arıcılık uygulamalarını takip etmeye çalışan amatör arıcıların organik asitleri kullanmaya başlamalarıyla ülkemizde yaygınlaşmaya başlamıştır.

    Formik Asit (Karınca Asidi):
    Doğada bazı bitki (ısırgan otu) ve hayvanlarda (karınca) doğal olarak bulunsa da, sentetik olarak kimyasallardan üretilmektedir. Formik asit, doğal olarak balın içersinde az miktarda bulunur. Yapısı gereği ısı ile buharlaştığından balda ve balmumundaki kalıntısı zaman içinde buharlaşarak yok olur. Formik asit buharlaşarak, temas (kontak) yolu ile, varroaların solunum sistemindeki trakelere yakıcı etki yaparak ölümlerine sebep olur.

    Formik asit, gerekli emniyet tedbirleri alınmadan kullanıldığında çok tehlikelidir.
    Ellerimiz için aside karşı dayanıklı eldiven.
    Gözlerimiz için iş emniyet gözlüğü.
    Formik asit buharını teneffüs etmemek için maske, muhakkak kullanılmalıdır.
    Arılıkta, bir aksilik durumunda kullanılmak üzere bol temiz su bulunmalı.
    Gerekli emniyet tedbirleri alınamıyorsa formik asit uygulaması yapılmamalıdır.


    Formik asit, ilkbaharda büyük bal akımından 1 ay öncesine kadar ve bal hasadı sonrasında, hava sıcaklıkları göz önünde bulundurularak kullanılır. Formik asit yapılacak kovanlar tercihen çiçektozu (polen) çekmeceli olmalı. Kovan çiçektozu çekmeceli değilse arıların bunalıp dışarıya çıkmamaları için, kovan girişleri sonuna kadar açılmalıdır. Kovan girişleri bir gün sonra eski haline getirilebilir. Varroa ile mücadelede en çok dikkat edilmesi gereken ve sıkıntılı uygulama, Formik asit uygulamasıdır. Akademik yayınlarda, genellikle %65 lik formik asidin 24 saatte 8ml. ile 12ml. arasında buharlaşması gerektiği, az buharlaşmanın varroayı öldürmediği, çok buharlaşmanın ana arı kaybına ve kovan terklerine sebep olabileceği yazılmaktadır.

    Formik asit uygulamasında yeterli buharlaşmanın olması için hava sıcaklığının 14°C ile 25°C arasında olması gerekmektedir. Sıcaklık konusunda benim gözlemim, 20 derecenin altındaki buharlaşmaların eksik kalacağı yönündedir. Formik asidin buharlaşmasına dış hava sıcaklığının yanında birçok unsur etki ediyor. Bunların bazıları; kovan içi sıcaklığı, kovandaki arı yoğunluğu ve asidin hava ile temas etme yüzey genişliğidir. Diğer varroa ilaçlarının birçoğunda olduğu gibi, formik asit uygulamasını da akşam üzeri yapmak gerekir. Formik asit genellikle %85 lik (85 asit %15 su) olarak satılıyor, varroa mücadelesinde %20, %65, %85 gibi oranlarda ve değişik yöntemlerle kullanılıyor.

    Formik asidin ufak cam şişelere koyulduktan sonra ters çevrilerek kartona akıtma, delikler açılmış kilitli poşetler içine kağıt havlu koyularak şırınga ile asidin kağıt havluya emdirilmesi, asidin kartona emdirilmesi ve çiçektozu (polen) çekmecesine koyma gibi değişik yöntemler ile formik asit kullanılsa da, kullanımı en basit ve kolay olanını, arılar için zararsız olanını ve varroa için en etkilisini kullanmak hedefimiz olmalı. Formik asit buharı havadan ağır olduğundan, çerçeve üstüne %85 lik veya %65 lik olarak kullanılıp, buharının kovan tabanına çökerken kovanın tümünü kaplaması sağlanır. Kovan tabanından da %20 lik formik asit kullanılıp, su buharı taşıyıcı olarak kullanılır ve formik asidin kovan içersini kaplaması sağlanır.
    %85 lik formik asit; Çerçeve üstünden ve soğuk bölgelerde, muhakkak çiçektozu çekmeceli kovanlarda kullanılır.
    %65 lik formik asit; Çerçeve üstünden ve sıcak bölgelerde, tercihen çiçektozu çekmeceli kovanlarda kullanılır.
    %20 lik formik asit; Kovan tabanından (çiçektozu çekmecesinden) ve sıcak bölgelerde kullanılır.




    %85 lik Formik Asit Uygulaması: Mutlaka çiçektozu çekmecesi olan kovanlarda ve tecrübe sahibi olunduktan sonra kullanılmalıdır. %65 lik Formik asit uygulaması gibi yapılır.

    %65lik Formik Asit Uygulaması: %65 formik asit hazırlamak için; 1 ölçek suya, 3 ölçek %85lik formik asit karıştırılır.
    1. uygulama: 3-4 gün üst üste veya birer gün ara ile 10cc. formik asit. 1. uygulamada toplam 30-40cc. formik asit.
    Birinci uygulama sonrasında, 3-4 gün ara verilerek ana arı ve ölü varroa kontrolü yapılır.
    2. uygulama: 3-4 gün üst üste veya birer gün ara ile 10cc. formik asit. 1. uygulamada toplam 30-40cc. formik asit. İkinci uygulama sonrasında, ana arı ve ölü varroa kontrolü yapılır.



    %20 lik Formik Asit Uygulaması: %20 formik asit hazırlamak için; 3 ölçek suya, 1 ölçek %85lik formik asit karıştırılır.
    Çiçektozu çekmecesi olan kovanlarda, çekmecelere 300cc. %20 lik formik asit konularak kullanılır.

    Oksalik Asit:
    Doğada domates ve ıspanak gibi bazı bitkilerde doğal olarak bulunsa da, sentetik olarak kimyasallardan üretilmektedir. Oksalik asit, balda düşük miktarda doğal olarak bulunmaktadır. Balın tadını etkileyecek şekilde kalıntı bırakabildiğinden, sonbaharda yapılması önerilmektedir. Sonbaharda yapılan oksalik asidin bir sonraki ilkbaharda bala bir etkisi olmamaktadır. Oksalik asit, temas (kontak) yolu ile, varroaların yumuşak dokularını, tüycüklerini, beslenme organlarını ve merkezi sinir sistemini tahriş ederek, yaşamsal fonksiyonlarını kaybederek ölümlerine sebep olur. Oksalik asit, varroa mücadelesinde damlatma ve buharlaştırma olarak iki yöntemle yapılabilmekte ve Oksalik Asit-Dihidrat kullanılması gerekmektedir.

    %4 lük Oksalik Asit Damlatma Uygulaması:
    Kovanda yavrunun olmadığı dönemde, arı uçuşunun olmadığı ve arının salkımda olduğu (arının gevşek salkımda olması daha uygundur) bir günde yapılmalı. Oksalik asit damlatma yöntemi 1 defa yapılmalı, 2. kez uygulanması önerilmemektedir. Oksalik asit damlatma uygulamasında iş emniyet gözlüğü ve eldiven kullanılmalıdır. %4 Oksalik asit hazırlamak için; 1 litrelik şişeye, 400gr. toz şeker ve 40gr. oksalik asit dihidrat konulur, şişede kalan kısım ılık su ile tamamlanır ve çalkalanarak hazır hale gelir. Oksalik asit damlatma uygulamasında doz için arı diski esas alınır.


    Arı diski: Kış salkımında her çerçeve arasındaki arı topluluğu. (Arıcılık.ger.tr./Arıcılık Terimleri Süzlüğü)
    (Arıcılık Terimleri Sözlüğü) Her arı diskine 5cc. sıvı oksalik asit, arıların üzerine gelecek şekilde damlatılır. Arıların birbirine teması ve birbirini temizleme davranışıyla asit bütün arılara dağıtılmış olur. 3 arı diski arısı ve daha az arısı olan kolonilere oksalik asit damlatma uygulaması risklidir, bu gibi kolonilere yapılmak zorunda kalınırsa doz azaltılmalıdır.

    Oksalik Asit Buharlaştırma Uygulaması:
    Oksalik asit buharlaştırma uygulaması bal akım dönemi hariç her dönem (tercihen yavrusuz dönemde), arı uçuşunun olmadığı bir günde veya arının uçmadığı saatlerde yapılmalıdır. Oksalik asit buharlaştırma uygulaması1 defadan fazla yapılabilir, 1 en fazla uygulandığında herhangi bir problem tespit edilmemiştir. Oksalik asit buharı boğucu ve yakıcıdır, insan sağlığına zararlıdır. Uygulama yapılırken kesinlikle maske ve asit buharına dayanıklı filtre kullanılmalıdır. İş emniyet gözlüğü ve eldiven kullanılması önerilir.

    Oksalik asit buharı arılar üzerine ince bir tabaka olarak kaplanmakta ve arılar üzerindeki varroalara etki etmektedir.

    Oksalik asidi buharlaştırmak ve buharı kovana aktarabilmek için aparata ihtiyacımız var. Elektrikle ve gaz ile çalışan iki buharlaştırma aparatı çeşidi bulunmaktadır. Biz, pürmüz ile ısıtılan oksalik asit haznesi ve haznedeki buharı kovan içine aktarmak için borusu olan bir aparat kullanmaktayız.

    Oksalik asit buharlaştırmada doz için, koloninin gücüne bakılmaksızın kovan hacmi göz önüne alınmalıdır. Tek katlı standart kovanlarda 2gr. oksalik asit, iki katlı standart (kuluçka+ballık) kovanlarda 4gr. oksalik asit, yarım (ruşet) kovanlarda 1gr. oksalik asit kullanılmalı.

    Yardımcı varroa mücadelesi:
    Kimyasallardan ve kimyasalların kalıntı sorunundan uzaklaşmak amacıyla, araştırmacılar tarafından varroanın kontrolü için, Kekik, Okaliptüs, Ceviz, Tütün, Nane, Turunçgiller, Çam yaprağı, Sarımsak, Ardıç, Pireotu, Kimyon, Pelin, Adaçayı, Lavanta gibi birçok bitkinin özü ve yaprakları kullanılmıştır. Bu tür uygulamalar varroaya etki oranı düşük olduğundan tek başlarına varroa ile mücadele yöntemi olarak kullanılamaz, yardımcı mücadele yöntemi olarak kullanmalıyız.

    Bal akımında varroa mücadelesi:
    Varroaların erkek arı gözlerini tercih etmesinden yararlanılarak kovandaki varroa sayısını azaltmak amacıyla uygulanır. Kovanda bulunan çerçevelerdeki bir petek orta kısmından veya alt kısmından kesilerek alınır. Arılar bu kesilen kısma erkek arı gözleri örerler ve ana arı bu gözlere dölsüz yumurta bırakır. Bu erkek arıların bulunduğu petek gözleri kapandığında kesilerek alınır ve imha edilir. Erkek arı gözlerindeki varroalarda imha edilmiş olur.

    Bal akım döneminde kimyasallar, organik asitler ve esansiyel yağlar kullanılmamalıdır.


    Gönderen Kenan GİŞAN

    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

    Yorum yap


    • #3
      Varroa Nedir?

      Değerli arıcılarımız, bir çok arıcının korkulu düşmanı olan varroa hastalığı arıların sönmesine ve arıların zayıflamasına sebep olmaktadır. Konuya detaylı bir şekilde incelemeye başlayalım.Genel olarak ülkemiz arıcılık potansiyeli açısından çok zengi olmasına rağmen ama kovan sayısında düşüş vardır. Özellikle sonbahada 100 arı kovanı ile giren arıcılar ilkbahara acaba kaç kovan ile çıkabiliyor bu önemli bir soru teşkil etmektedir. Arılarda ölüm oranları genel olarak sonbahar ayında yani kışa girmeden önce gerçekleşmeye başlıyor. Varroa kontrol altında tutulduğu zaman hiç korkulacak bir hastalık değildir. Ama asla varroa hastalığını hafife almayın çünkü arıcılıkta önemli yere sahip olan hastalık çeşitlerinden biridir.

      Varroa Nedir?
      Sadece bal arıları kolonilerinde olan, bal arısı kurtçuklarında üreme yeteneğine sahip ve yaşamlarını arı kolonilerinde sürdüren, Türkiye de arıcılık sektörünü tehdit edecek kadar zararlı dış parazittir.
      Bal arılarından ilk önce 1960 lı yıllarda görülmüştür. Aslında ilk görüldüğü arı türü Apis Cerena denilen Hindistan bölgesi arısıdır. O bölgedeki Apis Cerenalardan da incelemek üzere bölge dışına akademik çalışmalar için çıkarılmış. Böylece varroa ile mücadele edebilen bir türden edemeyen bir türe geçen varroa, arıcılığın başına bela olmaya devam etmektedir. Ülkemize ilk olarak Trakya tarafından 1975 yılında giriş yapıyor. Çünkü, ayçiçeği tarlaları varroa için uygun transfer ortamı olmaktadır. Sağlıklı kovanlara en yoğun bulaşıklık ayçiçeği bölgelerinde gerçekleşir. Bu bölgeye götüren arıcıların daha sonra arıların alıp Anadolu taraflarına geldiği zaman oradaki varroa parazitini tüm ülkeye yayılmaya başlamıştır.

      Trakya dan Anadolu ya dönen kolonilerin, aynı yılın sonbaharında Ege ve Akdenize çam balı ve kışlatma için geçişleri ile hızla yayılmıştır. 1977-1978 yıllarında Ege Bölgesinde görülmeye başlamış ve 4-5 yılda tüm ülkeye yayılmıştır. İlk yıllarda büyük tahribatlar vererek yaklaşık 600.000 koloninin sönmesine sebebiyet vermiştir.İlkel olarak arıcılık yapan arıcıların kovanları hızla sönmeye başlamıştır. Çünkü bu tür kovanlarda varroa hastalığı tespit edilemediğinden ve bir çok bu arı hastalığnı bilmediği için bilinçsiz olarak kayıplar olmuştur. Aynı zaman ülkemizde yeni bir hastalık olduğu için ülkemizde satışı yapılan varroa ilaçı bulunmamaktadır. Zamanla modern ve teknik arıcılığa uygun kovanlar yapılmış ama malasef hastalık her yere yayıldığı için artık günümüzde kovanı takip etmek zorundayız en ufak bir ihmal kovanın sönmesine kadar götürebilir.Son olarak varroa nedir konusu ile ilgili yazmış olduğumuz yazılar ve resimler için Arıcı Halil Bilenin sitesinden alınmış olup kendisine teşekkür ederiz. Bir sonraki yazımızda varroa nasıl bulaşır isimli yazımızı yazacağız.
      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

      Yorum yap


      • #4
        Konu abdullah tarafından (https://bitkiseltedavi.net/vb5/member/1072-abdullah Saat 15 Şubat 2018, 14:10 ) değiştirilmiştir.
        Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

        Yorum yap


        • #5


          Konu abdullah tarafından (https://bitkiseltedavi.net/vb5/member/1072-abdullah Saat 15 Şubat 2018, 14:12 ) değiştirilmiştir.
          Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

          Yorum yap


          • #6

            Konu abdullah tarafından (https://bitkiseltedavi.net/vb5/member/1072-abdullah Saat 15 Şubat 2018, 14:14 ) değiştirilmiştir.
            Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

            Yorum yap


            • #7
              Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

              Yorum yap


              • #8
                Varroa Nasıl Yok Edilir- Güveye Ne İyi Gelir- Kolloidal Arı Nedir

                Yorum yap

                Hazırlanıyor...
                X