Duyuru

Collapse

Devamını görüntüle
See less

MMS PLUS, Klordioksit

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • MMS PLUS, Klordioksit


    MMS PLUS (MMS PLUS ACTİA ve MMS PLUS OPTİMA), Klordioksit, CANDİDAYA KARŞI EN ETKİLİ ÜRÜN
    MMS Plus tüm organizmaların hücre duvarından 5 elektron alarak kapatılamayacak büyüklükte hasar meydana getirir. Böylece hücre çekirdeğine ve stoplazmasına hücum ederek hücrenin 5 dakika içinde lisis yoluyla ölümüne neden olur. İşleyişi itibari ile MMS Plus’a karşı mikroorganizmalar (BAKTERİ, VİRÜS ve MANTARLAR) direnç geliştiremez. Zaman içerisinde MMS Plus’in etkinlik oranı azalır sterilizasyon ve dezenfeksiyon ürünlerinde hiçbir zararlı kimyasal madde bulunmaz, aldehit veya parasetik asit içermez.

    MMS Plus;
    Bizim üretiğimiz MMS Plus sadece klordioksit içermez, artı klordikoksitin uçmasını önleyen maddede içerir. Bu nednele çok daha uzun süre etklidir, Çünkü klordioksit 2 saat içinde uçar ve etkisi yok olur.
    1. Sera, bahçe ve tarla için1 litre 2500 ppm
    Miracle Mineral Solution, yani Mucizevi Mineral Solusyonın (MMS) 2500 PPM'den 1000 ml 50 litre (50 lt) su ile karıştırlarak her türlü sebze,meyve ve süs bitkisine püskürtülür ile her türlü bitki hastalığına sebep olan bakteri, virüs ve mantarlar yok olur. HASTALIKLARA KARŞI MMS Plus her türlü bitki hastalığına karşı etkilidir. Büyük tarla ve bahçeler için 10 litre 2500 ppm MMS Plus 500 litre ( 500 lt. ) su ile karıştırılarak holder ile tarla, bahçede sebze, meyve, bakliyat ve tahıla püskürtülür.

    ​MMS PLUS
    Klordioksit su kaynaklı ve klora karsı direnç gösteren parazitler olan Giardia ve Cryposporidium’a karşı etkili bir dezenfektandır. Bunun yanında tatsız ve kokusuz olması, kalıntı ve klor tadı bırakmaması, düşük ve yüksek pH oranlarında bakteri ,yosun, alg ve funguslara karşı olması yanında, biofilm oluşumunu engellemesi de seçim nedenlerinden biridir. Klordioksit 1811 yılında Sir Jim Humpley Davey tarafından bulunmustur. Yıllardır dezenfektan olarak kullanılmaktadır. Klordioksit 11 derecede gaz formunda bulunur. Hafif sarı-yesil renklidir. Sert ve keskin kokuludur. Klordioksit son derece etkin bir biosit olup 50 yıldan bu yana gıda endüstrisinde et, sebze ve meyvelerin dezenfeksiyonunda, şehir içme suyu dezenfeksiyonunda güvenle kullanılan insan sağlığına dost aktif bir maddedir.

    Kullanım alanları;
    1. İçme suyu dezenfeksiyonu
    2. Gıda sterilisasyonu
    3. Artık Su arıtma
    4. Meşrubat Sanayiinde
    5. İlaç Sanayiinde
    6. Her türlü depo sterilizasyonunda
    7. Yüzme havuzlarında
    8. Çiçekçilikte
    9. Akvaryum sterilizasyonunda
    10. Süt endistrisinde
    11. Tavukculuk sektöründe
    12. Maden suyu ve soda üretim tetislerinde
    13. İçme suyu üretim tesislerinde
    14. Şarap üretiminde
    15. Asma yetiştiriciliğinde
    16. Seracılıkta fungisit ve bakterilere karşı
    17. Tohum ve fidecilikte
    18. Mantar (kültür mantarı) üretiminde
    19. Şap hastalığını önlemk için
    20. Biyolojik atıkların arıtılmasında
    21. Hava arıtmada
    22. Leyyoner mikrpbunakarşı
    23. Ambalaj malzemlerine antibiyotik özelik kazandırmak için
    24. Gıda Paktlemede
    25. Koku gidermede

    Özelikleri
    1. Klordioksit güçlü oksidan bir maddedir.
    2. Klordioksitin kendine özgü elektron değişim mekanizması vardır.
    3. Klordioksit, mikroorganizmaların hücre duvarlarını ve membranlarını dagıtarak onları öldürür ya da infektivitelerini yok eder.
    5. Organik moleküllerin elektronca zengin merkezine saldırır.
    6. Bir elektron transfer edilir ve klordioksit , klorite (ClO2) indirgenir
    7. Serbest radikal oluşturabilen tek biosittir.
    8. Serbest radikal oluşturabildigi için son derece hızlı sporsidal, yani mantar öldürücü etki gösterir.
    9. Temas ettigi yüzeyler için reaktif bir radikaldir ve etkisini oksidasyon ile gösterir
    10. Klordioksit, aynı zamanda mikroorganizmanın enzim yapısını ve fonksiyonlarını bozar, sentezi durdurur. Hücrenin ölümüne yol açar.
    11. Mikroorganizmalar inaktif durumdayken de etkilidir.
    12. Organizmanın hücre duvarını parçalayarak hücre içindeki aminoasitlerle etkilesime girer.
    13. DNA ve RNA üzerine ya etki etmez ya da çok az etki etmesine ragmen protein sentezini durdurur.
    14. Virüslerde ise protein üretimini durdurarak elimine eder.
    15. Yag asitleriyle de etkilestiği bilinmektedir.

    MMS Plus tüm organizmaların hücre duvarından 5 elektron alarak kapatılamayacak büyüklükte hasar meydana getirir. Böylece hücre çekirdegine ve stoplazmasına hücum ederek hücrenin 5 dakika içinde lisis yoluyla ölümüne neden olur. İşleyişi itibari ile MMS Plus’a karşı mikroorganizmalar (BAKTERİ, VİRÜS ve MANTARLAR) direnç geliştiremez. Zaman içerisinde MMS Plus’in etkinlik oranı azalır sterilizasyon ve dezenfeksiyon ürünlerinde hiçbir zararlı kimyasal madde bulunmaz, aldehit veya parasetik asit içermez.

    Tarım Açık alanlarda, seralarda ve topraksız tarım alanlarında, solarizasyon döneminden hasat sonuna kadar bütün dönemlerde, tüm patojenlerin kontrolünde, nematosit, algisit, fungisit, bakterisit ve virusit olarak kökten veya üstten uygulama ile kullanılır.

    HASATTA, DEPOLAMA ve NAKLİYEDE KALINTISIZ ÇÖZÜM:Hasat sonrası, depolama alanlarından ve kasalarından çiçek, sebze ve meyvelere bulaşan bakteriler ve funguslar ürünlerin raf ömrünü kısaltır. Bunu önlemek için depolama alanlarında yapılacak pulvarizasyon ile zararlı biyolojik yapı, kalıntı olmaksızın yok edilerek üretim sonrası süreçlerdeki kayıplar engellenmektedir.

    Benomil gibi fungusitler kalıntıya sebep oldukları için yasaklanmışlardır. Özellikle ihracatta kalıntı büyük ekonomik kayıplara sebep olmaktadır. Hasat sonrası klordioksit ile yapılacak ürün yıkama işleminde ürün üzerindeki fungusit ve pestisit kalıntıları okside edilerek giderilir ve bu sayede kalıntı tespitinin yol açtığı kayıplar önemli ölçüde engellenmiş olur. Klordioksit tamamen ekolojik bir üründür. Doğada su ve tuz olarak yok olur. WHO, EPA, USDA, FDA tarafından gıda ürünlerinin yıkanmasında durulama gerektirmeyen tek dezenfektan olarak onaylıdır.

    https://bitkiseltedavi.net/vb5/forum...us-klordioksit



    Haşerelerden Nasıl Kurtulurum Küllenme ve Mantara Ne İyi Gelir Sebze Verimini Artırmak.

    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

  • #2
    KOLORDİOKSİT;

    Klor dioksit, ClO2 formülünde kimyasal bir bileşiktir. Klor dioksit Sir Humphrey Davy tarafından 1814 yılında bulunmuştur. Klor Dioksit dezenfektan olarak yerinde imal edilip kullanılabildiği gibi stabilize olarak da iki formda bulunabilir.
    1. Toz Stabilize Klor Dioksit
    2. Sıvı Stabilize Klor Dioksit

    KULLANIM ALANLARI
    Klor dioksit kâğıt sanayinde ağartıcı olarak ve su arıtma tesislerinde dezenfeksiyon amaçlı yaygın olarak kullanılmaktadır. Su kaynaklarından fenol tipli atıkların ve alglerin temizlenmesini, demir ve manganın oksitlenerek daha kolay ayrıştırılması gibi oldukça spesifik alanlarda kullanılması söz konusudur.
    Ayrıca unun ağartılması ve belediye içme sularının dezenfeksiyonunda da kullanılmıştır. Niagara Şelalesi’ndeki New York su arıtma tesisinde ilk olarak 1994 yılında içme suyundan fenolü uzaklaştırmak için klor dioksit kullanılmıştır. 1956 yılında Belçika ve Brüksel’ de klordan klordioksite geçildiğinde, klordioksit için içme suyu dezenfektanı olarak büyük bir tanıtım yapılmıştır. Su iyileştirmesi çalışmalarında serbest klor kullanıldığında oluşan trihalometan bileşiklerinin yok edilmesi için kullanılabilen iyi bir oksidanttır. Klordioksitin genel olarak kullanım alanları şu şekilde sınıflandırılabilir:

    Reverse Osmosis (Ters Osmoz- RO ) Mebranın da Biyofilm Kontrolünde Klor Dioksit ( ClO2 )
    Reverse Osmosis (Ters Osmoz - RO ) yöntemiyle Deniz suyu şartlandırılarak kullanılabilir ve içilebilir su elde edilebilmektedir. Deniz Suyunun dezenfeksiyonunda Reverse Osmosis (Ters Osmoz - RO ) yöntemi kullanılmasına karşın deniz suyunda bulunan mikrobiyolojik canlılar nedeniyle biyofilm tabakaları oluşmaktadır. Klor Dioksit deniz sularından oluşan biyofilm tabakalarını ortadan kaldıran, en yüksek verimi veren kimyasal olduğu Çevre Koruma Ajansları tarafından yapılan çalışmalarda kanıtlanmıştır. Klor Dioksit biyofilm tabakasını ortadan kaldırır ve Reverse Osmosis (Ters Osmoz - RO ) verimini arttırır. 0.2 – 0.3 ppm’lik Klor Dioksit ile Deniz suyunun dezenfeksiyonu sağlanabilmekte ve biyofilm tabakalarının oluşmasını engellemede kesin sonuç alınabilmektedir.

    Zebra Midyesinin (Dreissena polymorpha) Kontrolünde Klor Dioksit ( ClO2 )
    Endüstride soğutma amaçlı kullanılan derin deniz suyu işletmelerinde biyofilm tabakalarının oluşumunun engellenmesi ve zebra midyelerinin (Dreissena polymorpha) uzaklaştırılması amacıyla klor dioksit ile dezenfeksiyon sağlanmaktadır. Derin deniz sularında meydana gelen Zebra Midyeleri (Dreissena polymorpha) soğutma suların bulunduğu sistemlerin kanallarında tıkanmalara neden olur ve ekonomik zarar verir. Zebra Midyesinin (Dreissena polymorpha) dezenfeksiyonu için çeşitli kimyasallar kullanılmış fakat bunlar düşük verimle çalışarak zebra midyesinin oluşumuna engel olamamıştır. Klor Dioksitin Zebra Midyesi (Dreissena polymorpha) ile mücadelesi başarılı sonuçlar vermiştir. Klor dioksit dezenfeksiyonu sağlar ve kanallarda olan zebra midyesi kaynaklı tıkanmaları tamamen ortadan kaldırarak sorunsuz şekilde sistemin sürekliliğini sağlar.

    İçme Suyu Dezenfeksiyonunda Klor Diosit ( ClO2 )
    İçilebilir su arıtımında dezenfeksiyon amaçlı Klor Dioksit uzun yıllardır şehir şebeke sularında kullanılmakta ve dezenfeksiyon sonucu oluşabilecek sağlığa zararlı yan ürün (trihalometan ve halojenli asetik asitler) oluşumunu engellemektedir; su içinde kimyasal ve kanserojen yan ürün oluşturmamakla birlikte su içinde bulunan yosunları, mikropları ve bakterileri öldürerek sudan bulaşacak hastalıkları engellemektedir. Amerika Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve Tayvan Çevre Koruma Ajansı (TEPA) tarafından yapılan çalışmalar da Klor Dioksitle içme suların dezenfeksiyonunu destekler. 0.8 ppm’lik Klor Dioksit ile içme suyunun dezenfeksiyonu sağlanır ve içilebilir su için optimum değere ulaşılır.
    — 1950 lerden beri Brüksel, Viyana, Zürih gibi şehirlerde içme sularının dezenfeksiyonunda Klor Dioksit kullanılmaktadır.

    Kümes Hayvanların Yetiştirilmesinde Klor Dioksit ( ClO2 )
    Kümes hayvanlarının içme sularındaki mikroplar, bakteriler ve Salmonella görülmesi hayvanların gelişmesini ve istenilen kiloya ulaşmasını engeller, optimum verime ulaşmasını engeller, ölüm oranlarını arttırır, maddi kayıba neden olurlar. Kümes Hayvanlarının içme sularının dezenfeksiyonu Klor Dioksitle sağlanır ve bu dezenfeksiyon sonucu sudan kaynaklı kayıplar engellenir. 0.6- 0.8 ppm aralığında Klor Dioksit ile Kümes Hayvanların içme suyunda yapılan dezenfeksiyon sonucu;
    Ø Ölüm oranlar max. %2 değerinde,
    Ø Daha kısa günde istenilen ortalama ağırlığa ulaşılır,
    Ø Ortalama tavuk ağırlığı %10 artar,
    Ø % 6 lık yem tasarrufu olur.
    Ø Bunlara ek olarak depo ve borularda yosun giderici veya biosidal olarak kullanılan ek kimyasal kullanımı kalkar ve bunlar için malzeme – bakım masrafları minimize edilir, maddi kazanç sağlar.
    Klor Dioksit ile Kümes hayvanlarının içme suyu dezenfeksiyonu dışında ortam şartlarındaki iyileştirme içinde genel temizlik ile birlikte dezenfeksiyon sağlanır.
    Ø Su deposu ve hatların temizliği
    Ø Tavuk içme sularının dezenfeksiyonu
    Ø Kümes ön yıkama
    Ø Karkas yıkama
    Ø Kesimhanelerde genel kullanım suyu

    Tarım Sektöründe Klor Dioksit ( ClO2 )
    Armut, elma ve ayva ağaçlarının ortak problemi ateş yanığıdır. Bu sorun yüzünden yüzlerce ağaç telef olur ve kesilir hale gelir. Bunun yanında küllenme, kara kale, memeli pası gibi hastalıklarda ağaçların ölmesine neden olur. Klor Dioksit ile ağaçlara yapılan müdahalelerde bakteriler, ve hastalıklar yok olur. 100-115 ppm konsantrasyonundaki Klor Dioksit ile 20-25 günde bir yapılan dezenfeksiyon ağaçların verimini arttırır, bakteri ve hastalıkların yok olmasını sağlar. Hastalıktan dolayı kesilme durumunda olan ağaçların bile tekrar canlanmasına yardımcı olur.

    Spa ( Kaplıca ) Sularının Dezenfeksiyonunda Klor Dioksit ( ClO2 )
    Spa (kaplıca) sularında mikrobiyolojik faktörlerden dolayı suda kirlenmeler olur ve bu kirliliği Tayvan Çevre Koruma Ajansı (TEPA) tarafından da desteklenen yüksek verimle çalışan, yüksek oksidasyon gücüne sahip ve suyla temasından sonra herhangi bir kimyasal, kanserojen yan ürün üterimi olmayan Klor Dioksit, günümüzde su dezenfeksiyonu olarak aktif kullanılmaktadır. Spa (kaplıca) sularının yüksek sıcaklıklarda içerdiği bakteriler ve virüsler 0,7 ppm’lik Klor Dioksit ile minimize olur, koku oluşumu ortadan kalkar ve dezenfeksiyon sağlanır.

    Gıda Paketlemesinde Klor Dioksit ( ClO2 )
    Meyve ve sebzelerin raf ömürlerinin az olmasının en önemli nedeni bakteri varlığıdır. Gıda paketlemesinde Klor Dioksit ile dezenfeksiyon yapılmaktadır. Çeşitli meyve ve sebzelerin 40-120 arasında değişen konsantrasyonlardaki Klor Dioksit çözeltisi ile yıkanmasıyla bakteri varlığı yok olmakta ve bununla birlikte raf ömürleri ortalama 5 günden 14 güne çıkmaktadır.

    Un Üretiminde ve Beyazlatılmasında Klor Dioksit ( ClO2 )
    Unun performansını ve besleme değerini arttırmak amacıyla değirmenden una katkı maddeleri ilave edilir. Bunun yanı sıra öğütülmüş un sarı renkte olup beyazlatılması veya ağartılması söz konusudur. Bu işlemleri yapmak için çoğu işletmede kanser ve alerji riski olan Potasyum Bromat ve Benzoil peroksit kullanılmaktadır. Bu katkı maddelerin kullanımına Avrupa’da ve İngiltere’de izin verilmemektedir. Klor Dioksit herhangi bir kansorejen ve alerji riski olmadığı için unun beyazlatılmasında, ağartılmasında ek olarak performansın ve besleme değerinin arttırılmasında kullanılmaktadır. Unun en yüksek performansa sahip olabilmesi (oksidasyon) için 3-6 hafta beklemek gerekir. Unun oksidasyonu için Klor Dioksit kullanılır ve bu süreyi minimize eder.

    Yüzme Havuzların Dezenfeksiyonunda Klor Dioksit ( ClO2 )
    Yüzme havuzların dezenfeksiyonunda kullanılan kimyasallara karşı dirençli mikropların artması, oluşturdukları kimyasal ve kansorejen yan ürünler sonucu salgın hastalıklar ile birlikte, yüzme astımı ve ishal görünümü artmıştır. Klor Dioksit su içinde herhangi bir tepkimeye girmeden ve kansorejen yan ürün oluşturmadan Yüzme Havuzlarının dezenfeksiyonunu sağlamakta ve suda rahatsız edici kokuları ortadan kaldırmaktadır. Kullanılacak Klor Dioksit miktarı havuz suyunun kirliliğine, sıcaklığına, pH ve temas süresine bağlı olarak değişiklik gösterebilir ama genel olarak düşük dozlarda kullanılarak yüzme havuzları için dezenfeksiyon sağlanır. Bununla birlikte Klor Dioksit ile yüzme havuzlarının dezenfeksiyonu sonucu tanklar, borular ve pompalarda yosun giderici olarak kullanılan ek kimyasalları kullanımı ortadan kalkar ve malzeme – bakım masrafları minimize olur.

    Koku Giderilmesi ve Kontrolünde Klor Dioksit ( ClO2 )
    Endüstri atıkların oluşturduğu kokular, organik kokular, kanalizasyondan kaynaklı rahatsız edici kokular Klor Dioksit ile birlikte kontrol edilir ve koku seviyeleri minimize olur. Oluşan rahatsız edici ve istenmeyen kokular Absorbe kolonlarına emilir ve Absorbe kolonunda sirküle eden suya Klor Dioksit dozlanarak bu işlem sürdürülür. Koku seviyesinin düzeyine göre 1-50 ppm arasında değişen konsantrasyonlar ile Klor Dioksit dozlaması yapılarak kötü koku kontrolü sağlanmış olur. Bu müdahaleyle birlikte 40.000 olan koku birimi 500 koku birimine düşürülmektedir.

    Klor Dioksit ( ClO2 ) ile Sülfür (Kükürt İçeren Kimyasal Bileşikler) Kontrolü
    Kimyada Sülfür terimi, Kükürt içeren kimyasal bileşiklerin birkaç tipi için kullanılır. Sülfür bileşikleri, çeşitli reaksiyonlar sonucunda oluşturdukları tat, koku, toksitite ve korozyon gibi problemler nedeniyle önemli bir çevre kirleticisi durumundadır. Kükürt içeren bileşiklerin giderilmesi (Sülfür) amacıyla en çok uygulama alanı bulan kimyasal oksidasyonla gidermede oksitleyici olarak Klor Dioksit kullanılmaktadır. Atık sularında bulunan yüksek oranda Kükürt içeren bileşiklerin (Sülfür) gideriminde Klor Dioksitle yapılan Kimyasal Oksitleme ekonomik olmaktadır. Kanalizasyon sistemlerinde oluşan Hidrojen Sülfür (H2S) , beton malzemelerin aşınmasına, kötü kokuların oluşmasına neden olur. Kontrollü Klor Dioksit püskürtmesiyle kaynaktaki koku yok olur ve beton malzemelerde oluşan aşınmalar minimize edilir.

    AVANTAJLARI
    Son yıllarda su dezenfeksiyonu için klora alternatif olarak klor dioksit kullanımına olan ilgi artmıştır. Klor dioksit çok etkili bir bakteriyel dezenfektandır ve virüs bulunduran suların dezenfeksiyonu için klordan daha etkilidir. Biyolojik filmi engeller ve ortadan kaldırır. Kötü koku ve tat problemlerine neden olan fenolleri yok eder. Klor dioksit demir ve manganın ortadan kaldırılmasında klordan daha etkilidir. Klor, yüksek pH larda dezenfeksiyonda yetersizken, klordioksit bütün pH aralıklarında etkilidir. Meyve, sebze ve tavukçuluk sektöründe kullanımında ürünün raf ömrünü uzatır. Bulunduğu ortamda bakteri yaşatmaz. Klordioksit, klordan farkli olarak, kanserojen olan trihalometan ve kloramin türevleri oluşturmaz.

    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

    Yorum yap


    • #3
      MMS PLUS’IN TARIMDA KULLANIMI
      Tarım alanlarında ve seralarda kullanılacak suların dinlendirildiği depolarda oluşan biyofilm tabakası, mantar, bakteri, virüs, yosun, mikroorganizma gibi mahsulün kalite ve yapısını bozarak maddi kayıplara yol açarlar. MMS PLUS kullanılması, su sistemlerine ait depo ve borularda biyofilm oluşumunu önleyerek ürün kalitesi ve verim artışını sağlar.
      Organik tarımda rezüdü ve fitotoksisite olmaması önemlidir. MMS PLUS organik tarımda en etkili dezenfektandır. İhracatçılar için ihracat ürünlerinin yola dayanıklılığı çok önemlidir. Üstten MMS PLUS pülverize edildiğinde yola dayanıklılık süresi ve raf ömrü artar.

      Ülkemizde yetiştirilen kültür bitkilerinde ekonomik zarara neden olan % 80-85 bakteriyel ve fungal hastalık etmeni vardır. Gerekli mücadele çalışmaları yapıldığında bu zararlılardan meydana gelen ürün kaybı % 30-35 civarındadır. Bu zarar, bazı yıllar zararlının tür ve yoğunluğuna bağlı olarak %100 e kadar çıkabilir. Kimyasal mücadele yaparken insan sağlığı çevre biyolojik dengenin ön plana çıkması gerekmektedir. Bunun için de yapılan mücadelenin agro ekosisteme de zarar vermemesi önemlidir.

      Hastalıklarda kullanılan kimyasalların yanlış kullanılması bitkilerde fitotoksite, etkisizlik, tarımsal ürünlerde kalıntı ile iç ve dış pazarlarda problemlerin yaşanmasına sebep olmaktadır. İşte bu sebepten dolayı, tarımda MMS PLUS gibi bir dezenfektan kullanılması ön plana çıkmıştır. MMS PLUS in tarım alanında kullanılması ile ilgili araştırmalar yaptık.Araştırmaların hedefi; kapalı ve açık tarım alanlarında bitkilerde oluşan fungal ve bakteriyel hastalıkların kontrol altında alınmasıydı.

      Patlıcanda verim döneminde ortaya çıkan Fusarium patlıcana çok zarar verir ve verimi çok düşürür, tedavi olmazsa bitkiyi öldürür. Fusarium ise bulaşık patlıcanda uygulanan MMS PLUS fusariumu tedavi etmiş ve devamında kontrol için uygulanan MMS PLUS patlıcanı iyileştirmiş ve tekrar normale dönmüştür.

      Yine çeşitli bitkilerde meydana külleme, alternarie, botrythis, mildyö vb. hastalıklarda önceden korumak amacıyla uygulanan MMS PLUS tam koruma sağlamıştır.Narenciyelerde uygulanan MMS PLUS etek çürüklükleri ve uç kurumalarını hem tedavi etmiş hem de korumuştur.

      Kesme çiçeklerde vazo ömrünü uzatmak için MMS PLUS kullanımı ön plana çıkmıştır. Süs çiçeklerinde oluşan MMS PLUS ile kontrol altına alınmıştır.

      Organik tarımda kimyasalların kullanılamaması, MMS PLUS gibi dezenfektanları ön plana çıkarmaktadır. Çünkü organik tarımda rezüdü ve fitotoksisite olmaması şarttır. MMS PLUS organik tarıma cevap verebilecek niteliktedir. Bildiğiniz gibi, ihracat ürünlerinin yola dayanıklılığı çok önemlidir. İhracata gidecek ürünlere üstten MMS PLUS pülverize edildiğinde yola dayanıklılık süresi ve raf ömrü artmıştır.

      Topraktan uygulandığında; yapılan mücadele, üstten uygulamaya göre çok daha kalıcı etki yapar. Klordioksit toprak gözeneklerinde birikir ve her sulama ile aktif olarak nematodlara, bakterilere ve funguslara karşı kalıcı koruma sağlar.

      Toprakta sağlanan sağlıklı yapı, üreticiye verim artışı olarak geri döner. Yapılan sulama sırasında belli oranlarda verilecek klordioksit ile sudan bitkilere geçen tüm bakteri, mantar yapıcı vs. biyolojik yapıyı yok ettiği için bulaşmaları engeller. Yine sudaki zararları yok ettiği için sulama sistemlerindeki üremeleri ve tıkanmaları yok ederek fiziki yapının sağlıklı işlemesini sağlar.

      Tarımda su, salata bitkileri ve benzeri sebzeler için önem taşır. Klordioksit alg, E-Coli, pseudomonas, phytopthora, pythium, fusarium, botrytis, rhizoctonia, erwinia, kök mantarları, legionella gibi bakterilerin bütün biçimlerinde ve diğer patojenlerin kontrolünde etkilidir.

      Bitkilere üstten uygulandığında; (%0,4 MMS PLUS) kontak, etkili bir biyosittir. Temas ettiği tüm yüzeylerdeki fungus ve bakterilerin hücre duvarlarını harap ederek elimine eder. Daha sonra da buharlaşma ile ekolojik olarak yok olur. Kesinlikle kalıntı bırakmaz, bu da kullanılan diğer fungusitlerin etkinliğine olumlu bir katkı sağlar.
      Klordioksit kullanımı ile yüzeylerde azalan biyolojik yük ve gözeneklerin açık olması, mücadelede kullanılan fungusitlerin daha da etkili olmasına destek olur. Bu şekilde yapılan mücadele, başarı oranının yüksek, ekonomik kayıpların çok daha düşük olmasını sağlar.

      Topraksız yetiştirilen domates, salatalık, biber, marul ve diğer ürünlerin devir daim suyu, kök ve bitki hastalıkların hızlı yayılmasına sebep olur. Klordioksit tedavisiyle çok düşük toksilite oluşması ve çapraz kontaminasyon riskinin ortadan kalkmasına büyük ölçüde fayda sağlar.

      Kesme çiçeklerinde raf ömrünü uzatmak için de klordioksit ön plana çıkmıştır. Süs bitkilerinde oluşan fungus ve bakteriler ile kontrol altına alınmış, tazeliklerini uzun süre korumuş, bozulmalar daha geç sürelerde gerçekleşiştir.
      Yine çeşitli bitkilerde meydana gelen külleme, alternarie, mildiyo vs. hastalıklara karşılık önceden uygulanan klordioksit tam koruma sağlamaktadır.

      HASATTA, DEPOLAMA ve NAKLİYEDE KALINTISIZ ÇÖZÜM:Hasat sonrası, depolama alanlarından ve kasalarından çiçek, sebze ve meyvelere bulaşan bakteriler ve funguslar ürünlerin raf ömrünü kısaltır. Bunu önlemek için depolama alanlarında yapılacak pulvarizasyon ile zararlı biyolojik yapı, kalıntı olmaksızın yok edilerek üretim sonrası süreçlerdeki kayıplar engellenmektedir.

      Benomil gibi fungusitler kalıntıya sebep oldukları için yasaklanmışlardır. Özellikle ihracatta kalıntı büyük ekonomik kayıplara sebep olmaktadır. Hasat sonrası klordioksit ile yapılacak ürün yıkama işleminde ürün üzerindeki fungusit ve pestisit kalıntıları okside edilerek giderilir ve bu sayede kalıntı tespitinin yol açtığı kayıplar önemli ölçüde engellenmiş olur. Klordioksit tamamen ekolojik bir üründür. Doğada su ve tuz olarak yok olur. WHO, EPA, USDA, FDA tarafından gıda ürünlerinin yıkanmasında durulama gerektirmeyen tek dezenfektan olarak onaylıdır.

      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

      Yorum yap


      • #4
        KLORDİOKSİT
        Tarihi

        İlk olarak klor dioksit 1814 yılında Sir Humphrey tarafından bulunmuştur. Daha sonraları 1956' da Belçika'da içme suyu dezenfektanı olarak, 1994'de de Niagara Şelalesi'ndeki New York su arıtma tesisinde içme suyundan fenol uzaklaştırılmasında kullanılmıştır. ABD'de 2001 yılında şarbon salgınından sonra binaların korunmasında ve hava dezenfeksiyonunda kullanılmıştır. Ülkemizde ise 1940 yılından sonra yaygın olarak klorlama çalışmaları başlamıştır.

        Klor dioksitin Özellikleri
        Klordioksitin en önemli özelliklerinden birisi soğuk suda iyi bir çözünürlüğe sahip olmasıdır. Klor'dan 10 kat daha fazla çözünür ve biraz havalandırma ya da rekarboksilasyonla çözeltiden kolayca uzaklaştırılabilir. Sıvı klordioksit güçlü bir oksidandır. 11 °C ya da 12 °C' nin üzerinde gaz halde bulunur. Sulu çözeltide kararlıdır. Klor dioksitin iyonlaşmaması ve sabit kalması için çözeltisinin pH değeri 2 ila 10 arasında olmalıdır. Kloramin ve trihalometanların (THM) oluşumuna neden olmaz.

        Fiziksel Özellikleri
        Formülü: ClO2
        Molekül Ağırlığı: 67,5 g/mol
        Erime Noktası: -59 °C
        Kaynama Noktası: 11 °C
        Buhar Basıncı: 760 mmHg
        Sudaki çözünürlüğü: 0,8 g/100 g
        Patlama sıcaklığı: 130 °C
        Havadaki patlama hızı: 50 m/s

        Depolanması
        Havadaki konsantrasyonu % 10'dan fazla olduğu zaman basınç altında patlayıcı özellik gösterir. Bu nedenle klor dioksit gaz halinde taşınamaz ve depolanamaz. Taşınamadığı için işlemin gerçekleştirileceği yerde hazırlanılarak kullanılmalıdır. Çözeltileri çok uçucu olduğu için kapalı kaplarda güneş ışığına maruz kalmayacak şekilde saklanmalıdır.

        Kullanım Alanları
        Sıvı klordioksit geniş kullanım alanlarıyla birçok sektörde kullanılabilir.
        Firmamız aşağıdaki alanlarda kullanılmak üzere farklı miktar seçenekleriyle klor dioksit satışı yapmaktadır.
        • Başta tekstil ve kağıt sanayi olmak üzere nişasta, un, şeker, wax ve merhem ağartmada,
        • Un olgunlaştırmada,
        • Bira ve şarap şişelemede,
        • İçme suyu arıtma ve saflaştırmada,
        • Suda yosun oluşumunu engellemede,
        • Kanalizasyon sularının arıtımında ve koku giderilmesinde,
        • Biyolojik atıkların boşaltılmasında,
        • Hava arıtmada,
        • Lejyoner mikrobuna karşı,
        • Deri işlemede,
        • Mantar yetiştiriciliğinde
        • Hastanelerde ve Tıpta tedavi edici olarak,
        • Gıdaların sanayinde mikrobiyal kontrolü sağlamak için,
        • Ambalaj malzemelerinde antimikrobiyal özellik sağlaması için,
        • Tank ve yüzeylerin temizliğinde
        • Meyve ve sebzelerin yıkama sularında mantar oluşumunu engellemek için
        • Endüstriyel atık sulardan fenol bileşiklerinin uzaklaştırılmasında,
        • Diş macunu ve lens solüsyonlarında,
        • Spor ve Küf oluşumunu engellemek için,
        • Demir ve manganın ayrıştırılmasında,
        • Biyolojik film oluşumunu ve tekrarını önlemede,
        • Bakteri ve virüsleri yok etmek için
        Klor dioksiti ilgilendiğiniz alanlarda kullanmak üzere, ürünü temin etmek için firmamız ile iletişime geçebilirsiniz.

        Gıda Sanayinde Klor dioksit Kullanımı
        Mikroorganizmaların yaşamlarını sürdürebilmeleri yaşadıkları ortamın oksidasyon redüksiyon potansiyeline bağlıdır. Klor mikroorganizmanın membran proteinleri ile N-kloro bileşikleri oluşturur. Antimikrobiyal etkisi de bu bileşiklerin hücre membranını oluşturan sülfür içeren amino grupları ile tepkimeye girmesinden kaynaklanır. Proteinler yok olur, hücre membranı parçalanır ve mikroorganizma ölür. Bu nedenle mikrobiyal etkileşim olabilecek tüm alanlarda klor dioksit aktif bir şekilde kullanılmaktadır. Klor dioksit ile işletmenizde eşanjör yüzeylerinde, rezervuar girişlerinde ve yardımcı ekipmanlarda verimliliği arttırabilirsiniz.

        Tavukçuluk Sektöründe Klor dioksit Kullanımı
        Tavuk eti uygun bileşimi ve çevresel faktörlerin etkisi ile mikroorganizma ve patojenlerin gelişimi için zengin bir kaynaktır. Bu nedenle kanatlı kesimhanelerinin ve işleme tesislerinin dezenfeksiyonu insan sağlığı ve gıda güvenliği açısından oldukça önemlidir. Sıvı klor dioksit tavukçuluk alanında kesimhane hijyeni, bakteri ve mikroorganizma oluşumunun engellenmesinde kesin çözümler sunan etkili bir dezenfektandır. Klor dioksit düşük konsantrasyonlarda kullanılabilir ve sudaki diğer organik bileşiklerle reaksiyona girmez, sıvı formda stabil ve geniş pH aralığında aktif kalışı avantajları arasındadır. Kullanımı için herhangi bir özel ekipmana ihtiyaç yoktur. Yüzey temizlenmesinde krozif etki yaratmaz. Araştırmalarda görülmüştür ki tavuk eti ve ürünlerinden gıda kaynaklı enfeksiyon ve zehirlenmelerin başlıca etmenleri olan Salmonella, Campylobacter, Staphylococcus aureus, Listeria monocytogenes, Clostridium perfringens, patojenik Escherichia coli suşları, Bacillus cereus ve Staphylococcus aureus en çok izole edilen sulardır.
        Çiğ tavuk etinden izole edilen diğer patojen bakteriler ise Aeromonas, Shigella ve Streptococcus türleri ile Yersinia enterocolitica 'dır . Kanatli kesimhanelerinde sıvı klor dioksit birçok aşamada kullanılarak bu patojenlerin ve mikroorganizmaların gelişimlerini engeller. Tavuk kesimhanelerinde mikrobiyal kontaminasyon tavukların işletmeye girişinden başlayarak tüm proses boyunca devam eder. Çalışmalarda mikrobiyal yükün soğutma ve haşlama işlemlerinden sonra arttığı da görülmüştür. Soğuk su ile yıkama aşamasında suya klor ilavesi ile mikrobiyal yükün oldukça azaldığı belirtilmektedir. Kanatlı kesimhanelerine yönelik yapılan bir çalışmada kullanılan suda 5 ppm klor dioksit eklenerek 34 ppm' lik Cl2'e eşdeğer bakterisit etki yarattığı görülmüştür.

        Kanatlı İşleme Tesislerinde Sıvı Klor Dioksit
        Genel kullanım suyunda (50 ml), Tüy yolma ve iç organ çıkarma sırasında kullanılacak sularda ( 1 ton için 250-400 ml), Haşlamada (% 3), Taşıma bantlarının temizliğinde (1 ton su için 50-100 ml) Temizleme bantlarında kullanılarak mikroorganizma ve bakteri sayısında azalma sağlanarak kontaminasyon riskini önler. Kanatlı kesimhanelerinde %3' lük sıvı klor dioksit uygulaması önerilmektedir. FDA 1995 yılında kanatlı ürün tesislerinde işleme suyunda klor dioksit kullanımına izin vermiştir. 1998 yılında ise yıkama suyunda 3 ppm'den az olmak koşulu ile kullanımını uygun görmüştür.

        Meyve Sebze İşlemede Klordioksit
        Gıda ve yemlerde küflenmeye neden olan başlıca mantar çeşitleri: Aspergillus, Penicillium,Fusarium, Alternaria ve Claviceps, Sardarya, Pullaria, Rhizopus, Cladosparium' dur. Gerek toprakta bulunan gerekse depolama ve diğer işlemler sırasında bu mantar çeşitlerinin ürettiği mikotoksinler insan sağlığı açısından büyük tehlike yaratmaktadırlar. Klor dioksit meyve ve sebzelerin mikrobiyal yükünü kontrol altında tutmak için kabuk soymadan önce veya sonra yapılacak yıkama işlemi için 100-200 mg/l düzeylerinde kullanılır. FDA tüm haldeki meyve ve sebzelerin yıkanmasında maximum 5 ppm klor dioksit kullanılmasına izin vermektedir.

        Bira Üretimi Klor Dioksit Kullanımı
        Klor dioksit bira sanayinde yeni kullanılmaya başlanmıştır. Durulama sonrası dezenfektan olarak kabul görmeye başlanmıştır ama maya yıkama ajanı değildir. Hakkında bilinenlere göre fosforik aside göre daha güvenilir, ekonomik ve etkili bir alternatif olabilir. Klor dioksit 13 ppm düzeyinde bile maya sayısını azaltmadan bakterilerin çoğunu öldürmeyi başarmıştır. Bu işlem asitle yıkama gibi 2 saatin aksine yalnızca 10 dk içerisinde gerçekleşmiştir.

        Tarım Uygulamalarında Sıvı Klor Dioksit
        Klor dioksit Türkiye'de 10 – 20 - 30 Kg' lık ambalajlarda satışa sunulan tarımsal bir üründür. Alg, pythium, E-Coli, phytopthora, fusarium, pseudomonas, botrytis, rhizoctonia, erwinia, kök mantarları, legionella gibi bakterilerin bütün biçimlerinde ve diğer patojenlerin kontrolünde klor dioksit etkilidir. Organik tarımda rezidü ve fitotoksisite olmaması istendiği için CLO2 kullanımı önem kazanmıştır ve ihracatta da ürünlere üstten pülverize edilerek raf ömürlerinin uzatılması sağlanmıştır.

        Toprak dezenfeksiyonu, damlama ve yağmurlama sulamada ve üstten uygulamada kullanılabilir. Klor dioksit topraktan sulama ile gözeneklere yerleşerek her sulamada bakterilere, funguslara ve nematodlara karşı kalıcı koruma sağlar. Toprağa dezenfeksiyon işlemi dikim öncesi 2-3 kere tekrarlanır. Damlama sulamada ile her gübreleme öncesinde 5-10 dk'lık sulama ile uygulanır. Üstten uygulamada ise ayda 1 ya da 2 kez olmak üzere 5 lt klor dioksit çözeltisi 1 ton suya karıştırılarak işlem yapılır. Klor dioksit WHO, FDA, EPA, USDA tarafından gıda ürünlerinin yıkanmasında durulama gerektirmeyen tek dezenfektan olarak kabul edilmiştir.

        Mantar Yetiştiriciliğinde Klor Dioksit Kullanımı
        Mantar yetiştiriciliğinde en önemli faktör hastalıklarla mücadele etmektir. Bu ancak sürekli hijyenin sağlanması ile mümkün olur ve ilaç kesinlikle kullanılmamalıdır. Sürekli klor dioksit kullanımı ile mantar yetiştiriciliğinde en sık karşılaşılan hastalıklara kesin çözüm bulabilirsiniz. Bunlardan bakteriyel olanlar; Mumyalaşma hastalığı (Pseudomanas spp), Leke hastalığı (Pseudomanas Tolaasi), Lamel damla Hastalığı (Pseudomanas agarici), Fungal Hastalıklar ise; Islak kabarcık(Mycogone perniciosa),Kuru Kabarcık (Verticllum malthosi), Yeşil Zeytin Küfü(Chaetominum globosum), Beyaz Alçı Hastalığı(Scopularlopsis fimicola), Kahverengi Alçı Hastalığı (Papulaspora byssina), Yeşil küf(Tricoderma sp.), Sarı küf (Chrysosparium spp.), Örümcek Ağı Küfü (Dactylium dendroides), Yalancı Domalan (Diehliomyces microspora). Kültür mantarı yetiştiriciliğinde hastalıklarla ve parazitlerle mücadelede gerekli desteği almak için en kısa sürede firmamızla iletişime geçmenizi öneririz.

        Klordioksit
        Klordioksit satışlarımız Türkiye geneline yapılabilmektedir. Klordioksit sıvı ve toz formları ile firmamızca Türkiye geneline günlük satışlar ile sevk edilebilmektedir.

        Sıvı klordioksit ürünleri 30 kg'lık bidon ambalajları ile satılmaktadır. Sıvı klordioksit ürünleri minimum 30 kg'lık ambalajları ile satılmaktadır.
        Toz formda bulunan klordioksit 20 gramlık özel ambalajı ile satılmaktadır. 20 Adetlik ve 50 Adetlik ambalajlar ile sevk edilebilmektedir. 20 Gramlık, 20 adet veya 50 adet siparişler Türkiye geneline anlaşmalı kargo firması ile sevk edilebilmektedir.

        Klordioksit Kullanım Miktarları
        Toz formda bulunan 20 gramlık ürün 1 L su ile çözünmelidir. 1 L sıvı klor dioksit elde edilir. Elde edilen sıvı klor dioksit 1 ton su için kullanılabilir. Sıvı formda klordioksit ürünü için aynı uygulama yapılabilir.

        Klordioksit Satış
        Gökçek Gıda ilaç, klordioksit ürünlerinin satışlarını Türkiye genelinde yapabilmektedir. Dilerseniz sıvı formda ya da toz formda siparişlerinizi talep formlarımızı kullanarak firmamıza iletebilirsiniz.
        Sıvı ya da toz klordioksit siparişleriniz anlaşmalı kargo firması ile 24-48 saat aralığında teslim edilmektedir.

        Klor dioksit Hakkında
        Klor dioksit ClO2 formülünde koyu sarı renkte, hoş olmayan kokulu ve zehirli bir gazdır. Küçük, uçucu, kararsız ve yüksek enerjili bir moleküldür. Doğada doğal olarak bulunmaz. Yoğunluğu sudan daha büyüktür. -59 °C' de kırmızımsı bir sıvı halindedir.
        Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

        Yorum yap


        • #5
          KLORDİOKSİT
          SUYUN KLORDİOKSİT İLE DEZENFEKTE EDİLMESİ

          İçme ve sanayi suyunun dezenfeksiyonunda klordioksit kullanılması uzun yıllardan bu yana önem kazanmaktadır.Çünkü içma suyunun hazırlanmasında kullanılan alışıla gelmiş dezenfeksiyon maddeleri yan reaksiyonlarından dolayı kullanıcılar tarafından giderek ve artarak red edilmektedir. Klasik dezenfeksiyon işleminde özellikle klor kullanılmaktadır.Klor su içerisinde çok fazla bulunan organik maddelerle (fenoller,karbon zincirleri) klora fenoller ve klora karbonları oluşturur. Bu tür bileşikler ise KANSEROJEN olarak bilinmektedir.
          Suyun dezenfeksiyonunda kanserojen riskini kaldırmanın en etkili yolu : tamamen bambaşka bir reaksiyon mekanizmasıyla dezenfeksiyon işlemi yapan KLORDİOKSİT(CLO2) yönteminin kullanılmasıdır. Sudaki organik maddelerle klordioksitin reaksiyon ürünleri nitelik, duyumsal ve toksikolojik açıdan hiç bir sorun yaratmadığı için suyun içerisinde çok az oranda stabilitesizliğe neden olur. Yüzey suyundan veya himik asidi içeren organik yüklü yer altı suyundan içme suyunun hazırlanması için en ideal dezenfeksiyon yöntemi klordioksit sitemidir.
          Uygulamada klordioksit, herhangi bir katkı sağlayan veya yer değiştiren klor bileşiği oluşturmaz.Klasik dezenfeksiyon işleminde dezenfektan malzeme ,klor bileşiklerinin oluşmasında da sarf edildiği için gereksiz yere malzeme tüketilmiş olur.İçme suyunun kusursuz olarak dezenfekte edilmesi için çoğu durumda kullanılan klordioksit konsantrasyonu yaklaşık 0,1 mg/lt. sudur. Klordioksit asit/ sodyum klorid yöntemine göre üretilir.Bu yöntem artık ürün olarak klor oluşturmaz.Böylece gıda maddeleri ve içerik endüstrisinde sakınılamayan temaslar yüzünden imal edilen ürün, artık konsantrasyondan dolayı hiç bir zararla karşılaşmaz.
          Yüksek pH- değerli yumuşak suyun dezenfeksiyonunda dezenfekte başarısı klorunkinin hayli üzerinde bulunan klordioksitin kullanılması daha uygundur. Klor ise bu yüksek pH değerlerde geniş ölçüde çok az etkili hipokloritan (OCI-) şekilde bulunur.
          Klor içme ve kullanma sularının dezenfeksiyonunda ve oksidasyonununda 50 yılı aşkın bir zamandır bütün dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır.Bu kullanım ve yaygınlığı hala günümüzde de devam etmektedir. Klor bir çok kullanım alanında hijyenik temizliği sağlamaktadır ve bunun yanı sıra fiyatıda oldukça ucuzdur. Buna karşılık bir çok sakıncaları ve dezavantajları vardır.Özellikle su içinde organik maddelerle klorun yan etkileri pahalı arştırmalar ve analizler sonucunda saptanmıştır.
          Sonuç itibariyle suyun klorlanmasında ortaya çıkan belli başlı problemler kimyasal reaksiyon mekanizmalarıyla ve grafiklerle açıklanabilmektedir. KLorun istenmeyen yan reaksiyonların kaldırılmasında ki en sağlıklı yol klordioksit yönteminin kullanılmasıdır.Klordioksidin sudaki organik maddelerle değişik bir reaksiyon mekanizması vardır ki buda kesinlikle sakıncalı reaksiyonlar değildir.
          Yanlızca bilim dünyasında değil, içme suyu kullanılan ve üretilen her yerde insan sağlığının klorlamayla büyük tehlikelere maruz kaldığı bilinci geliştikçe klorun yerini Klordioksit alacağı kaçınılmaz olacaktır.
          KLORDİOKSİDİN KULLANILDIĞI YERLER
          İçme suyunun dezenfektesyonunda
          İçme suyu hazırlamaya bağlantılı olarak su dağıtım şebekesinde uzun süre duran bakterio statik sterilize etmek için
          Kokunun ve tadın bertaraf edilmesi için (fenollerin, algin maddesi değiştirme ürünlerinin tahrip edilmesi ve vs..)
          Bakteriyolojik tortuların sökülmesi
          İçme suyu kalitesindeki sanayi suyunda
          İlk ve son soğutma suylarında
          Soğutma suyunda algin mücadelesi amacı ile,
          Yüzey sularının ve dip sularının (Humin maddelerinin oluşmaması, yosunlaşmanın önlenmesi islahında tat, koku bozulmasına neden olmaz. )
          Şehir su şebekelerinde kalıcı dezenfeksiyon için
          NH4 ve amino bulunan sularda
          Kullanılan dozaj miktarı 0.1/0.4 ppm'dir.
          KULLANMA SUYUNUN DEZENFEKSİYONUNDA
          Konserve sanayi ve diğer gıda tesisleri yıkama suyunda
          Süthane ve süt işletmelerinde yıkama ve çalkalama suyunda
          Şekerli ve şekersiz meşrubat endüstrisinde şişelerin yıkama ve çalkalama suyunda.CIP temizliği ve yıkama suyu olarak
          Kaptaj temizliği
          Yüzme havuzlarında (PH düşürücü kullanmaya gerek kalmaksızın)
          Akıvaryumlarda
          Tavuk kesimhanelerinde
          DEZENFEKTAN
          KULLANIM ALANLARI

          1.) İçme suyu dezenfeksiyonunda
          2.) Gıda Sterilizasyonunda
          3.) Meşrubat Sanayiinde
          4.) Atık su arıtma sistemlerinde
          5.) İlaç Sanayiinde
          6.) Her türlü depo sterlizasyonunda
          7.) Yüzme havuzlarında
          8.) Tavukçuluk sektöründe kanatlı içme ve kullanım sularında hastalıkları önlemede
          9.) Çiçekçilik ve akvaryum sektöründe
          10.) Süt endüstrisinde
          11.) Maden suyu ve sodası üretim tesislerinde
          12.) İçme suyu üretim tesislerinde
          13.) Tarım Seracılık sektörlerinde Fungisit, Bakterisit olarak
          14.) MANTAR ÜRETİMİ (istiridye mantarı)
          15.) ŞAP hastalığı önlemek

          -KOMPOST hazırlama evresinde Kimyasal Olmayan AB Standartlarında Bakteri Kontrolü,
          -100% Misel Verimi,
          -Boş Odada AB Üretim Standartında En Etkili ve Ekonomik Dezenfeksiyon,
          ÖZELLİKLERİ
          1.) Tad ve koku değişikliği yapmaz
          2.) Kansorejen bileşik (Trihalometan) oluşturmaz
          3.) Meyve,sebze ve tavukçuluk sektöründe kullanımında ürünün raf ömrünü uzatır.
          4.) Depo da suyun yeşillenmesini ve jelleşmesini önler
          5.) Nitritli, amonyaklı ve PH yüksek sularda etkendir.
          6.) Bulunduğu ortamda bakteri yaşatmaz
          7.) Uzun süre etkisini devam ettirirbr 8.) Klorun alternatifidir.
          Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

          Yorum yap


          • #6
            Klor Dioksit
            Klordioksit bir çok sektörde değişik amaçlar ile kullanılmaktadır. Doğru kullanım ve doğru dozlama ile mükemmel sonuçlara ulaşmak mümkündür. Merkez ofis numaralarımızdan her türlü sorularınız için ücretsiz destek alabilirsiniz.
            Klor dioksit bir klor türü değildir. Klor türlerini öğrenmek için web sitemizdeki klor sayfasını ziyaret ediniz.
            Klordoksit Kullanım Oranları
            Bahsedilen oranlar ön bilgi amaçlı olarak verilmiştir. Kesin bir oran verilmesi mümkün değildir. Bir çok değişik etkene göre dozlama ve kullanma oranları farklılık gösterir... Detaylı bilgi için merkez ofisimizi arayınız...
            KLOR DİOKSİTİN KANATLI SEKTÖRÜNDE KULLANIM ORANLARI
            --- Su Deposu - Su Hatlarının Temizlik İşlemlerinde: 1 TON SUYA / 1 LİTRE
            --- İçme Suyu Dezenfeaktanı: 1 TON SUYA / 25-50 ML
            --- Kümes Ön Yıkama İşlemlerinde: 1 TON SUYA / 5 LİTRE (1000m²)
            --- Genel Kullanım Suyu - Kesimhane ve Çiftliklerde: 1 TON SUYA / 50 ML
            --- Karkas İşlemleri Temizliğinde: 1 TON SUYA / 100-150 ML
            Klordioksit en çok şu alanlarda kullanılmaktadır.
            Tavuk Çiftliklerinde
            Mantar Yetiştiriciliğinde
            Şarap Üretiminde
            Asma Yetiştiriciliğinde
            Sera ve Tarım Alanları
            Tohum ve Fidecilikte
            Su Arıtma Tesilerinde
            Klor Dioksite Hakkında Genel Bilgiler
            Klor dioksit ile dezenfeksiyon ana uygulamadır. Yeterli biyosidal yetenekleri sayesinde, klor dioksit de bugün diğer sanayi dallarında kullanılmaktadır. Örnek kanalizasyon suyu dezenfeksiyonu, endüstriyel proses suyu arıtma, soğutma kulesi su dezenfeksiyonu, endüstriyel hava arıtma, midye kontrolü, gıda üretim ve arıtma, tarım, endüstriyel atık oksidasyon ve tıbbi ekipman gaz sterilizasyonlarında kullanılmaktadır.
            Nasıl klor dioksit dezenfekte ediyor?
            Klor dioksit oksidasyon yoluyla dezenfekte eder. Bir molekül serbest radikal olan tek biosittir. Klor dioksit sadece elektron yayan maddelerle reaksiyona girer.
            Klor dioksit biyo-film karşı kullanılabilir mi?
            Klorin dioksit çözelti içinde gaz kalır. Klor dioksit molekülü güçlü ve tüm sistem üzerinde etkin yeteneğine sahiptir. Klor dioksit kolaylıkla çözülür, çünkü Klor dioksit hatta hidrokarbonlar ve emülsiyonlar olarak, bakteri çamur katmanlarına nüfuz edebilir. Biyo-film yeniden büyümeye başladığında, bir asit ortamı oluşturulmuş ve klorit iyonları klor dioksit dönüştürülür. Klor dioksit kalan biyo filmi kaldırır.
            İçme suyu arıtma klor dioksit için bir dezenfektan olarak ve bir oksitleme maddesi olarak her ikisi için de kullanılabilir.Yüzey su arıtma öncesi oksidasyon aşamasında klor dioksit ilave edilerek, bakteri ve yosun büyümesi önlenebilir.
            Klor dioksit bakteriler ve virüsler için güçlü bir dezenfektandır.
            Klor dioksit içme suyu dağıtım şebekesi içinde bakterilerin büyümesini engeller. Ayrıca, dağıtım ağında biyo film oluşumuna karşı aktiftir. Bio filmi yenmek genellikle zordur. Bu, patojenik mikroorganizmalar üzerinde koruyucu bir tabaka oluşturur. Çoğu dezenfektanlar bu korumalı patojenlere ulaşamaz. Ancak, klor dioksit biyo filmleri kaldırır ve patojenik mikroorganizmaları öldürür. Uzun bir süre için sistem aktif kaldığından Klor dioksit ayrıca, biyo-film oluşumunu önler.
            Klor dioksit Ne kadar dozajlanabilir olmalıdır?
            Dezenfektan gereken miktarı, ilk olarak tespit edilmesi gerekmektedir. Bu miktar su ile dezenfektan ekleme ve tanımlanmış bir kontak zamanından sonra kalan miktarının ölçülmesi ile tespit edilebilir. Dozlanan klor dioksit miktarı, temas süresi, pH, sıcaklık ve suda mevcut olan kirlilik miktarına bağlıdır.
            Klor dioksit soğutma kuleleri dezenfekte etmek için kullanılabilir mi?
            Klorin dioksit soğutma kulelerinin içinden akan suyun dezenfekte edilmesi için kullanılmaktadır. Ayrıca biyo filmleri kaldırır ve soğutma kulelerinde biyo-film oluşumunu önler. Biyo film kaldırılması, korozyonu önler ve iyileştirilmesi pompalama verimliliği sağlar.
            Klor dioksit kullanımının avantajları nelerdir?
            Klorin dioksit çok etkili bir bakteri ve mikrop öldürücü olan virüs içeren suyun dezenfekte edilmesinde etkilidir.
            Klor dioksit biyo-film kaldırır ve engeller.
            Klor dioksit ile Dezenfeksiyon koku ve rahatsızlık vermez.
            Her türlü sorularınız ve daha kapsamlı bilgi için talep formlarımızı kullanarak şirketimize ulaşabilirsiniz.
            Klor dioksit en güvenli, en etkili biyosit ve sterilize ajanlardan biri olarak kabul edilmektedir. Sonuç olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Büyük ve küçük ölçekli sanayi ve ticari uygulamalarda kullanılır. Klor dioksit sert ve yumuşak su içinde de çok geniş bir pH aralığı üzerinde etkili olduğunu ispatlamıştır. Çoğu su arıtma kimyasalları ile reaksiyona girmez. Kullanımları ve uygulamaları dünya çapında bir çok araştırmacı ve araştırma kuruluşları tarafından önerilir.
            Soğutma kuleleri ve kapalı sistemler
            Soğutma kuleleri, kapalı döngüler ve soğutma suyu sistemlerinde klor dioksit kullanımı büyük ölçüde (lejyoner hastalığı için etken organizma) Legionella bakteri kontrolü yardımcı olur. Son derece etkili bir dezenfektandır, mevzuat uyumu ve sistem güvenliğini korumaya yardımcı olur ve yardımcı ekipmanların verimliliklerini artırır.
            Yiyecek ve içecek işleme
            Balık ve süt süreçleri; Klor dioksit bira ve şişeleme, meyve ve sebze, tavuk ve diğer etler gibi alanlarda yiyecek ve içecek işleme sektörleri için mükemmel mikrobiyolojik kontrolü sağlar. Klor dioksit, paketleme işlemleri ve süreç dezenfeksiyonunda mükemmel mikrobiyolojik kontrolü sağlar.
            Hastaneler ve sağlık tesisleri
            Hastane koridoru, Hastane kökenli Lejyoner hastalığı genellikle hastane su sistemlerinden kaynaklanır. Etken organizmaya, Legionella bakterileri sıcak su tanklarında devamlı olamasada sık sık tüm su sistemi boyunca biyofilm bulunur. Klor dioksit kullanımı biyofilm oluşmasını engeller.
            Klor dioksit, koku kontrol ve kirletici madde oksidasyon tedavisinde kullanım için mükemmeldir. Klor dioksit çok yönlüdür. Atıksu arıtma sistemlerinde kullanılması yararlıdır.
            Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

            Yorum yap


            • #7
              Ürün Yıkama Suyunun Klor Dioksit ile Dezenfeksiyonu

              Yayınlandığı tarih 30 Ocak 2015; yayınlayan lnkkm
              ÜRÜN YIKAMA SUYUNUN KLOR DİOKSİT İLE DEZENFEKSİYONU
              KLOR DİOKSİT NEDİR (CIO2)?
              Klor Dioksit (CIO2) suyun dezenfeksiyonu için kullanılabilen bir gazdır. Bugüne kadar sadece kesilmemiş ve soyulmamış ürünler CIO2 ile temas ettirilebilmekteydi. Klor Dioksit et ve kümes ürünlerinin1 içeriği olarak kullanılmak üzere meyve ve sebzelerin yıkanması için USDA 3-D tarafından onay verilmiştir. Klor Dioksit normalde kullanıldığı yerde (sahada) yapılmaktadır. Klor Dioksit sodyum kloritin (NaCIO2) hidroklorik asit (HCI) ile karıştırılmasıyla üretilmektedir. Bio-Cide International’ın (BCI) ürünü Purogene™ düşük pH (asidik) su veya zayıf asitler ile birleştiğinde klor dioksit üretmektedir.
              Klor dioksit dezenfeksiyonunun bazı avantajları ürünlerin raf ömrünün uzaması, ekipman korozyonunun asgari düzeyde olması, önemli ölçüde çok daha az su kullanılması, kimyasal madde maliyetlerinin azalması ve mezbaha hijyen maliyetlerinin azalması olarak sayılabilir.

              CIO2 NASIL ÇALIŞIR?
              Atık suyun klor dioksit ile temizlenmesi oksidasyon vasıtasıyla olur. Mikroorganizmaların üreme ve metabolizmalarını etkileyen bir oksidasyon sürecine girer. Bunun sonucunda su dezenfekte olur ve yüzeylerdeki patojen popülasyonları azalır. Klor dioksitin oksitleme gücü klorun iki buçuk katıdır.
              Bir mikroorganizma her türlü maya, küf, bakteri, protozoa veya virüs olabilir. Bir patojen ise mikroorganizmanın neden olduğu bir hastalık veya yaralanmadır. Taze ürün endüstrisindeki ilgili patojenlere E. Koli, Cyclospora, Salmonella ve Hepatit dahildir. Bir kist uykudaki bir mikroorganizma için koruyucu bir kılıftır ve bir ova ise üreme kabiliyetine sahip bir dişi mikroptur.
              Klor dioksit çözelti içinde askıdaki parçacıkların birbirini çekmesine yol açacak ve kolaylıkla filtreden süzülmesine imkan sağlayacaktır. Bu nedenle “bulanık” su hemen klor dioksit ile temizlenerek filtreden geçirilir.

              CIO2’NİN ETKİSİ
              Klor dioksit birçok patojene karşı etkilidir ancak bazı sınırlamalar vardır. Su içerisindeki maya ve küfler 0,75 ile 5 ppm (milyonda bir) klor dioksit konsantrasyonları tarafından %80 ile %99 arasında azaltılmaktadır. Bakteri ve virüsler de klor dioksit kullanılarak büyük ölçüde azaltılır. Klor dioksit USDA P-1 bakterisit1 olarak etkilidir. İlgi patojenlerden özelikle biri olan cryptosproidium oocyst klor dioksit ile etkin bir şekilde yok edilmektedir. Bununla birlikte çoğu kistler ve ova filtre edilerek uzaklaştırılmalıdır. 5 mikronluk bir filtre spor ve kistleri önemli ölçüde azaltacaktır.

              HANGİ KOŞULLAR EN İYİ KOŞULLARDIR?
              Klor dioksitin etkili olabilmesi için, arıtılan su organik madde miktarını azaltabilmek için arıtmadan önce filtre edilmelidir.
              Klor dioksitin etkinliği göreceli olarak pH’dan fazla etkilenmez. Klor dioksit kullanımında sıcaklık değişikliklerinin etkisi hakkında çok az yayın vardır ancak normal veya ortam hava sıcaklığında oldukça iyi çalışmaktadır. 100°F üzerindeki sıcaklıklar tavsiye edilmez.
              Klor dioksitin etkinliği demir ve manganez içeriği ile azalmaktadır. Birçok üretim operasyonunda su içerisinde demir bulunabilir. Bu iki malzemeden birini içeren çözeltiler dezenfeksiyondan önce filtre edilmelidir.

              CIO2 NEREDE İLAVE EDİLİR?
              Klor dioksit çözelti içerisinde 0.5 ile 5 ppm konsantrasyonlarında etkili ve güvenlidir. Ürün ile temas etmesine izin verilebilir maksimum Klor dioksit çözelti konsantrasyonu 5 ppm’dir. Bu seviye NFPA (Ulusal Gıda İşlemecileri Birliği) ve FDA (Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından belirlenmiştir.
              Klor dioksit çözeltileri ürün boşaltma tankı veya su rezervuarları içine piyasada mevcut ekipman kullanılarak enjekte edilir. Boşaltma tanklarındaki kimyasal madde konsantrasyonu genellikle 0.5 ile 5 ppm arasında olup temas süresi 3 dakikadır. Boşaltma tankı veya rezervuardan sonra, püskürtme çubukları ürünü içilebilir su ile ürünü durular.
              Klor dioksit normal koşullarda kararsız ve basınç altında patlayıcı olduğundan dolayı depolanamaz veya nakledilemez. Klor dioksit tahtadan yapılma ekipman ile birlikte kullanılmamalıdır. Tahta gibi büyük miktarda organik madde klor dioksit ile temas ettiğinde patlamaya neden olabilir. Klor dioksit çözeltileri koruyucu giysi ve gözlükle elleçlenmelidir. Üretim alanlarının yakınında duş ve göz yıkama istasyonları bulunmalıdır.
              Normal hali ile depolanabilir olmamasına rağmen, bir şirket (BCI) klor dioksitin Purogene™ adlı depolanabilir ve taşınabilir bir formunu sunmaktadır. Purogene asit aktifleştirici ile karıştırıldıktan hemen sonra patlayıcı olmayan ve güveni seviyelerde CIO2 üretmektedir. Bununla birlikte aktifleştirilen Purogene™ çözeltisi asit ile karıştırıldıktan 10 – 15 dakika sonra CIO2 seviyesinin toksik seviyeye ulaşmasını engelleyecek şekilde seyreltilmelidir. Bu nedenle, aktifleştirme işleminin havalandırılmış bir alanda yapılması daha iyidir, eğer gaz sızıntısı olursa yeşilimsi-sarı rengi ile ve zeminde birikmesi ile kolaylıkla fark edilebilir. Bu gazı solumaktan kaçının.
              Purogene™ sadece etkisizleştirilmiş halde ve dağıtıcılar tarafından tedarik edilen açıklayıcı etiketleri bulunan kaplarda nakledilmelidir. Purogene™ orijinal kabı içerisinde ve doğrudan güneş ışığı, klor, fosfor ve yanıcı maddelerden uzak bir halde saklandığında oldukça güvenlidir. Pyrogene™’in tahta veya organik ürünler üzerinde kurutulmasından kaçınılmalıdır.

              DOZAJI NASIL KONTROL EDERİM?
              Su sistemine girmekte olan klor miktarını denetlemek için bir metoda sahip olmak önemlidir. Klor dioksit çözeltilerini dozlamanın tek güvenli yolu otomatik kontroller veya yarı otomatik kontrollerdir. (Otomatik kontrol ve kimyasal maddelerin dağıtımını yapan birçok şirket bu makalenin sonunda listelenmektedir.)
              Kimyasal dezenfektanlar ile arıtma işlemi yapmadan önce yüzeydeki kalıntılar uzaklaştırılmalıdır.
              Hidroklorik asidin aşındırıcı olmasından dolayı (klor dioksitin içindekilerden bir tanesi) üretim hatlarındaki ekipmanın haftada en az iki sefer kontrol edilmesi gerekmektedir. Acil durum servis personeli tarafından da periyodik kontroller yapılmalıdır. Sızıntılar derhal tamir edilmelidir. Klor dioksit çözeltisini elleçleme ile ilgili personel eğitimleri çoğu dağıtıcı tarafından verilmektedir.

              KLOR DİOKSİT, SODYUM KLORİT VE HİPOKLORİK ASİT SAĞLIĞA ZARARLI MI?
              Klor dioksit ekipman için hafif aşındırıcı etkiye sahiptir. Havada yüksek konsantrasyonların oluşmasını önleyecek şekilde dozlanmalıdır. Otomatik ölçüm cihazları havadaki gaz miktarını büyük ölçüde düşürmektedir. Klor dioksit gazı Malzeme Güvenlik Veri Belgesinde toksin olarak etiketlenmektedir (MSDS, kimyasal maddeyi satan şirketten alınabilir)2. Havada 45 ppm’den yüksek konsantrasyonlarda olduğu takdirde solunum sistemini de tahriş eder. Temas halinde cilt ve gözde yanmaya neden olacaktır; maruz kalan yeri 15 dakika boyunca su ile yıkayın ve tıbbi yardıma başvurun.
              Klor dioksite maruz kalma konusundaki federal limitler MSDS’de yayınlanmaktadır. Klor dioksitin havada maruz kalma limitleri uzun sürede (> 8 saat) 0.1 ppm ve kısa sürede (<15 dakika) 0,3 ppm olarak düzenlenmiştir. Sızan gazların denetimi birçok klor dioksit ekipman üreticilerinden alınabilir.
              Sodyum klorit de bir toksin ve tahriş edicidir. Kısa süre maruz kalmak bile solunum güçlüğü ve ciddi cilt ve göz tahrişlerine yol açabilir. Sodyum klorit kolay tanınabilen bir kap içerisinde saklanmalıdır. Asitlerden, yanıcı maddelerden, siyanitlerden, metallerden, oksitleyici malzemeler ve metal tuzlarından uzakta saklanmalıdır2.
              Hidroklorik asit toksik ve aşındırıcıdır. Kısa süre maruz kalmak ciğer, cilt ve gözde tahrişe neden olacaktır. Bu da kolay tanınabilen bir kap içerisinde saklanmalıdır. Bazlardan, yanıcı maddelerden, halojenlerden, halo karbonlardan, siyanitlerden, metallerden, oksitleyici malzemeler ve metal tuzlarından uzakta saklanmalıdır. Su içerisinde maruz kalma limiti sadece 5 ppm’dir2.
              Klor dioksit kolaylıkla THMler (trihalometanlar) ve klorlu organik maddeler üretmese de bazı zararlı ürünler açığa çıkmaktadır. Klorat ve klorit ya ürünleri toksiktir. Bunların reaksiyon ürünleri anti-tiroid aktivitesi veya hemolitik anemiye neden olabilir.

              KLOR DİOKSİT, SODYUM KLORİT VE HİDROKLORİK ASİDİ NASIL TANIRIM?
              Klor dioksit, bir gaz olarak sarı-yeşil renkte olup havadan ağırdır. Su içerisinde çözünebilir (su içerisinde 2900 ppm’e kadar) ve sulu çözeltisi renksizdir, ancak yüzme havuzu kokusu ile anlaşılabilir (tanımak için kimyasalların tadına bakmayınız!). Klor dioksit dolaşım suyu üzerinde, özellikle organik madde var ise köpürmeye neden olabilir.
              Klor dioksiti oluşturan kimyasal maddeler de kullanıcı tarafından kolaylıkla tanınabilir.
              Sodyum klorit beyaz bir kristal tozdur. Fiziksel özelliklerinden bir tanesi nemi emebilme kabiliyetidir. Klor dioksitin diğer bileşeni olan hidroklorik asit renksiz bir sıvıdır. Solunmamalı veya kokusu ile ayırt edilmeye çalışılmamalıdır. pH seviyesi 2’dir ve yoğunluğu su ile çok yakındır.

              ARITILAN ATIK SUYU, KULLANILMAMIŞ KİMYASAL MADDELERİ VEYA SAÇILAN KİMYASAL MADDELERİ NASIL BERTARAF EDERİM?
              Klor dioksit bertaraf edilirken yürürlükteki kanunların tamamına uygun hareket edilmelidir. Küçük miktarlar (< 10 gal) göreceli olarak sudaki yaşam2 için toksik değildir ve su ile yıkanarak kanalizasyona karışmasına2 izin verilebilir. Eğer büyük miktarlarda (> 10 gal) konsantre klor dioksit çözeltisi etrafa saçılırsa, 800-292-4706 numaralı telefondan MiDEQ ile irtibat kurun. Büyük miktarlarda klor dioksit çözeltisini yüzey veya yer altı suyu içerisine boşaltmayın. Çözelti sodyum bisülfit veya sodyum tiosülfat ile nötrleştirilmeli veya kontrol altına alınmalıdır. Bir başka seçenek de malzemenin yetkili bir kimyasal madde atık sahasına veya sınıf I düzenli atık sahasına atılmasıdır. Saçılma alanları çok miktarda su ile yıkanmalıdır. Purogene™ çözeltileri kurutulmadan önce bol su ile yıkanmalıdır çünkü kuru halleri yanıcıdır.

              SATIN ALMAK İÇİN NEYE İHTİYACIM VAR?
              Sahada klor dioksit üretmek ve karıştırmak için özel ekipmana ihtiyaç vardır. Bu ekipman çok sayıda şirketten satın alınabilir. * Her bir klor dioksit şirketi kimyasal maddeleri su ile karıştırmak için birbirinden hafif farklı metotlar kullanmaktadır. Aşırı dozlamadan kaçınmak için denetim yapılması şarttır. Güvenlik için uygun operasyon ve bakım prosedürleri takip edilmeli ve ekipman sık sık incelenmelidir.

              REFERANSLAR
              • Klor dioksit: Generation and Behavior. G. Inskeep, CH2O Inc., Olympia, 1997.
              • Klor dioksit için MSDS
              • Hidroklorik asit için MSDS
              • Oxine™ için MSDS
              • Sodyum klorit için MSDS
              • Sodyum Klorit ve Klor Dioksitin Gıda Uygulamaları Hakkında Düzenleyici Teknik Veri Belgesi. Vulcan Chemicals. 1993.

              Klor Dioksit Gıda Uygulamaları Özet1
              Uygulama Durum Referans Sınırlar
              Sterilize Edici Çözelti Onaylı 21 CFR Alt Bölüm-B 178.1010 100-200 ppm
              Havuç – BütünHavuç – Soyulmuş OnaylıOnaysız NFPA ve FDA Yazışmaları 5 ppm
              Bezelye – BeyazlatılmışBezelye – Beyazlatılmamış OnaylıBeklemede NFPA ve FDA YazışmalarıNFPA ve FDA Yazışmaları 5 ppm5+ gerekli
              Kuru fasulye – AğartılmamışKuru fasulye – Ağartılmış OnaylıBeklemede NFPA ve FDA YazışmalarıNFPA ve FDA Yazışmaları 5 ppm5+ gerekli
              Mısır – Kabuklu- KesilmemişMısır – Kabuklu- Kesilmiş
              Mısır – Koçanlı Tohum
              OnaylıOnaysız
              Onaysız
              NFPA ve FDA yazışmaları 5 ppm
              Patates – Kesilmiş ve SoyulmuşPatates – Fransız Kesim OnaylıOnaysız NFPA ve FDA Yazışmaları 1 ppm
              Lahana Onaysız
              Domates Onaylı NFPA ve FDA Yazışmaları 5 ppm
              Kesilmemiş Meyve ve Sebzeler Onaylı FDA Fikir Mektubu 5 ppm
              Meyve yıkama sırasında domateslerin Salmonella enterica ve Erwinia carotovora ile kirlenmesini önlemek için sulu klor dioksit kullanımı
              Pao S, Kelsev DF, Khalid MF. Ettinger MR.
              Virginia Devlet Üniversitesi, Tarımsal Araştırma İstasyonu, P.O. Box 9061, Petersburg, Virginia 23806, USA.

              Özet
              Klor dioksit (CIO2) dezenfektan özellikleri ile tanınan bir antimikrobiyal etken maddedir. Bu araştırmada, CIO2’in su içerisinde, domates yüzeyinde ve domates yükleri arsında Salmonella enterica ve Erwinia carotovora’ya karşı sterilize edici etkileri değerlendirilmiştir. Su içerisinde, 5, 10 ve 20 ppm konsantrasyonundaki CIO2 sırasıyla 6, 4 ve 2 s içerisinde S. Enterica miktarını a> veya =5 – log seviyesinde düşürmektedir. E. carotovora’da daha yüksek ölüm oranı gözlenmiştir; 10 ppm CIO2 ile sadece 2 s sonra 5-log düşüş başarılmıştır. Meyve yüzeylerinde ise sterilizasyon etkisi bozulmuştur. 20 ve 10 ppm konsantrasyonunda CIO2 ile bir tam dakika süresince temas etmek taze nokta aşılı domatesler üzerinde sırasıyla S. Enterica ve E. Carotovora sayımlarını 5-log seviyesinde düşürmeyi başarması gerekmiştir. Aşılı meyve yüzeylerinde, 24 saat 24+/-1 derece C sıcaklıkta kurutma sırasında popülasyon > 3 log CFU/cm2 seviyesinde düşmüştür. Havada kurutulan Salmonella ve Erwinia popülasyonları 20 ppm’den az veya bu konsantrasyonda CIO2 ile 1 dakika içerisinde önemli bir düşüş (P > 0,05) gözlenmemiştir. Bu iki patojenin ıslak veya kuru aşılanması daldırtma sıvısını kirletebilmektedir, bu da daha sonra temiz meyve ve su miktarında çapraz kirlenmeye neden olabilmektedir. Daldırma için kullanılan 5 ppm konsantrasyondaki CIO2 çapraz kirlenmeyi önemli ölçüde önlemiştir. Meyve elleçleme sırasında patojen kirlenmesi en iyi etkili bir dezenfektan ile önlenmektedir. Bir meyve yükü patojenlerle bir defa kirlendiğinde, CIO2 gibi kanıtlanmış bir dezenfektan bile özellikle meyve üzerinde kuru halde oldukları takdirde söz konusu kirleticileri tam olarak ortadan kaldıramaz.
              PMID: 17388051 [PubMed – MEDLINE için endekslenmiştir]
              Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

              Yorum yap


              • #8
                Klordioksit Nedir

                Klordioksitin Diğer dezenfektanlarla Kıyaslama
                Klordioksit ne kadar etkilidir ve hangi patojenleri yok eder?

                CertainOkide (Klordioksit) 0,1 ppm’e kadar düşük konsantrasyonlarda güçlü bir bakteri ve virüs öldürücüdür. Hem planktonik hem de durağan bakterileri ortadan kaldıracak ve problemli biyofilmleri hızla uzaklaştıracaktır. Asgari temas süresinde, aşağıdakiler dahil birçok patojenik organizmalara karşı oldukça etkilidir:
                • Bakteri sporları
                • Legionella (Lejyoner Hastalığı)
                • Biyofilm
                • Tüberküloz
                • Salmonella
                • Kriptosporidyum
                • Giardia kistleri
                • Koliformlar
                • MRSA
                • VRE
                • Listeriya
                • Shigella
                • Algler
                • Amipler
                • Tat ve koku
                • THM/HMM oluşumu
                • Planktonik ve durağan organizmalar

                Klordioksit biyofilme karşı etkili midir?

                CertainOxide (Klordioksit) tıpkı ozon gibi biyofilme moleküler difüzyon yoluyla nüfuz eden çözünmüş bir gazdır. Ancak ozonun tersine klor dioksit kararlı ve çözünebilir bir malzeme olup mikroorganizmalara saldırdığı filme geçer ve eklendiği noktada biyofilmi yok eder. Diğer yükseltgeyiciler tahtadaki kömürleşme gibi yükseltgenmiş bir katman oluşturmak üzere daha çok biyofilmin yüzeyi ile reaksiyona girer. Bu daha fazla nüfuz etmeyi engeller. Hiçbir başka biyositin biyofilmi klor disoksitten daha iyi kontrol edebildiği görülmemiştir.
                Klordioksit geniş bir pH aralığında etkili midir?

                CertainOxide (Klordioksit) özünmüş bir gaz olduğundan, sulu çözeltiler içinde zayıf asitler oluşturmak üzere iyonlaşmaz (klor ve bromun yaptığı gibi). Bu klor dioksitin geniş bir pH aralığında (5-10) etkili olmasına izin verir. Örneğin klor ürünlerinin pH’a bağlı çeşitlenmesi hipoklorit iyonu ve hipoklorik asit (HOCl) üretmektedir. Hipoklorit HOCl’nin sadece 1/30u ile 1/200ü oranında etkilidir Klor dioksit hızlı dezenfeksiyon kinetiğine sahip nötr bir madde olarak sert ve yumuşak su içinde dezenfeksiyon için %100 uygundur.
                Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                Yorum yap


                • #9
                  Kullanım Alanları

                  Atık Su Arıtma’da CertainOxide Kullanım
                  CertainOxide (KlorDioksit) atık su arıtmalarında iki ana uygulama halinde kullanılır. Birincisi atık suda veya ortam kokusunun içeriğindeki H2S miktarının azaltılması. İkincisi kullanım suyu salmadan önce koliformları yok etmek, halojenlenmiş organik yan ürünlerin oluşumuna meydan vermeden mevcut temas süresini kısa tutarak poliovirüsleri etkisizleştirmek için atık suyun son arıtması içindir.
                  H2S son derece toksik olduğundan dolayı bu kimyasalın maskelenmesinden ziyade yok edilmesi gerekmektedir. KlorDioksit H2S ile yüksek oranda tepkimeye girer Kimyasallar reaksiyonlarında seçici olduğundan atık içerisindeki (su veya hava) toplam bakteri sayısından ziyade H2S ve benzeri reaktif bileşiklerin arıtmasında doz ayarlanabileceği için klor dioksitin kararlı versiyonlarının kullanılması avantajlıdır. Klor dioksit ile H2S arasında arıtmanın maliyetini büyük ölçüde düşüren bir kimyasal dinamik reaksiyon mevcuttur. ClO2 için teorik kullanım oranı 5ClO2’ye karşılık 1 H2S olup ancak kullanılan miktar çok daha düşüktür.
                  Koku kontrolü normalde bir püskürtme sistemi kurulması ile başarılır ki bu bir H2S monitörü veya zaman anahtarı vasıtasıyla etkinleştirilir. Her 15 dakikada birkaç saniye püskürtülen 25:1 oranındaki CertainOxid’in problemli sahalarda kokunun kontrol altında tutulmasında etkili olduğu bulunmuştur.
                  Atık su dezenfeksiyonu için klor’a göre klor dioksitin sahip olduğu temel avantaj daha hızlı işleyişi ve genellikle daha düşük dozlar gerektirmesidir. Roberts, Areta, Berg ve Chow tarafından yayınlanan bir USA-EPA projesinde belirli bir sürede toplam koliformların kademeli olarak öldürülmesini başarmak için Klor Dioksit için gereken kalıntının Klor için gerekenden 2 ile 70 kat daha az olduğu rapor edilmiştir.
                  Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                  Yorum yap


                  • #10
                    Tavukçulukta Kullanımı

                    Klordioksit bilinen en güçlü dezenfektanlardan biridir bakteri, virüs, mantar, yosun, parazit, küf, mayaların yok edilmesinde doğru ve düzenli kullanımda %100 başarı sağlar.Klordioksitin isminde klor geçmesine rağmen klordan moleküler yapısındaki atomlar nedeniyle son derece farklıdır. Her iki kimyasalın farklı özellik ve etkileri vardır. Klordioksit gibi oksitleyici ajanlar, patojenlerin elektron kaynaklarından kolayca elektron alabilen kimyasal bileşiklerdir. Diğer kimyasallardan farklı olarak klordioksit’e tüm patojenler elektron verme eğilimindedirler ve bu özellik oldukça önemlidir. Bununla birlikte sağlıklı dokular ve oksijenle beslenen mikroorganizmalar klordioksitten etkilenmezler. Bakteri, mantar ve virüsler birçok biyosite karşı kolaylıkla bağışıklık kazanabilmeleri yada direnç oluşturabilmelerine rağmen klordioksitin bu özelliğinden dolayı direnç oluşturmaları pek mümkün değildir.
                    Klordioksit 1915’ten beri içme suyu dezenfektanı olarak kullanılmaktadır. 1944’de ABD’de, 1985’de AB’de, 1988’de Japonya’da, 1987’de Birleşik Krallık ‘da, 2005’de Çin’de içme suyunda dezenfeksiyon ürünü olarak kabul edilmiştir. EPA ve USDA tarafından klor yerine onaylanmış çevre dostu bir dezenfektandır.
                    Elde edilen mikrobiyolojik bulguların sonucunda Klordioksit su ürünlerinde, kırmızı et ve beyaz etlerde, meyve ve sebzelerde tazeliğin korunması ve raf ömrünün uzatılmasında son derece etkili ve sağlığa zarar vermeyecek hale getirdiğinden (sanitation) Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve ilaç Dairesi (FDA) tavuk karkaslarının daldırıldığı soğutma sularında Klordioksit kullanımına izin vermiştir.
                    Klordioksit tavuk, domuz ve sığır karkaslarında kullanılan soğutma sularında mikrobiyel popülasyonun azaltılması amacıyla kullanılmaktadır. Klordioksit‘in sulandırılmış klor çözeltilerine kıyasla Listeria monocytogenes üzerinde de daha fazla öldürüçü etkiye sahiptir.
                    • Tavuk karkaslarında salmonella’yı önler,
                    • Kesimden sonra Tavuk, Kırmızı et ve balıkların raf ömrünü uzatır,
                    • Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından önerilir,
                    • Hayvanlar için yüksek kaliteli ve sağlıklı su sağlar,
                    • Su’dan gelen mikroorganizmalar canlılar için birinci derecede hastalık kaynağıdır ve gelişmesini olumsuz etkiler.

                    Kanatlılarda CertainOxide kullanımı;
                    • 5 elektron yüklü olmasından biosit ve dezenfektan olarak muadillerinden daha etkilidir.
                    • 7 ilâ 15 saniye gibi kısa bir sürede bakterileri yok eder.
                    • Gramnegatif mikroorganizmaların hücreleri içine çözünmemiş olarak yayılır,
                    • Bakteri hücreleri içinde ayrışır ve bakterilerin üremesini engeller.
                    • Genç hayvanlar çoğunlukla bağırsakta zararlı mikrofloranın çoğalmasını önleyecek asit üretemez CertainOxide bu mikrofloranın oluşumunu engellediğinden genç hayvanın gelişmesine olumlu etki yapar.
                    • Üzerilerine her gün püskürtme (16 lt suya 0,5-1,00 kg.)yapıldığında da üst solunum yollarından virüs girişini önler, altlıkları bozulmadığında koku oluşumu da minumuma iner.
                    • Kümeste hayvan huzurlu yaşayacağından et yapması kolaylaşacaktır.
                    • Sair faydalarını ise şöyle sıralıyabiliriz;
                    • Güçlü bakteriostatik, Protein sindirimini arttırır, Mantar ve mayalara karşı etkilidir, Lezzet arttırıcıdır.
                    • Dozaj ; İçme sularına 0,5 – 1,00 kg Ton başına
                    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                    Yorum yap


                    • #11




                      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                      Yorum yap


                      • #12




                        Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                        Yorum yap


                        • #13
                          MMS PLUS
                          Klordioksit su kaynaklı ve klora karsı direnç gösteren parazitler olan Giardia ve Cryposporidium’a karsı etkili bir dezenfektandır. Bunun yanında tatsız ve kokusuz olması, kalıntı ve klor tadı bırakmaması, düsük ve yüksek pH oranlarında bakteri , alg ve funguslara karsı olması yanında, biolm olusumunu engellemesi de seçim nedenlerinden biridir.Klordioksit 1811 yılında Sir Humpley Davey tarafından bulunmustur. Yıllardır dezenfektan olarak kullanılmaktadır. Klordioksit 11 derecede gaz formunda bulunur. Haf sarı-yesil renklidir. Sert ve keskin kokuludur.
                          Klordioksit son derece etkin bir biosit olup 50 yıldan bu yana gıda endüstrisinde et, sebze ve meyvelerin dezenfeksiyonunda, sehir içme suyu dezenfeksiyonunda güvenle kullanılan insan saglıgına dost aktif bir maddedir.
                          • Klordioksit güçlü oksidan bir maddedir.
                          • Serbest radikal olusturabilen tek biosittir.
                          • Serbest radikal olusturabildigi için son derece hızlı sporsidal etki gösterir.
                          • Klordioksitin kendine özgü elektron degisim mekanizması vardır.
                          • Organik moleküllerin elektronca zengin merkezine saldırır.
                          • Bir elektron transfer edilir ve klordioksit , klorite (ClO-2) indirgenir.
                          • Temas ettigi yüzeyler için reaktif bir radikaldir ve etkisini oksidasyon ile gösterir.
                          • Mikroorganizmalar inaktif durumdayken de etkilidir.
                          • Klordioksit, mikroorganizmaların hücre duvarlarını ve membranlarını dagıtarak onları öldürür ya da infektivitelerini yok eder.
                          • Organizmanın hücre duvarını parçalayarak hücre içindeki aminoasitlerle etkilesime girer.
                          • Klordioksit, aynı zamanda mikroorganizmanın enzim yapısını ve fonksiyonlarını bozar, sentezi durdurur. Hücrenin ölümüne yol açar.
                          • Yag asitleriyle de etkilestiği bilinmektedir.
                          • DNA ve RNA üzerine ya etki etmez ya da çok az etki etmesine ragmen protein sentezini durdurur.
                          • Virüslerde ise protein üretimini durdurarak elimine eder.

                          Klordioksit tüm organizmaların hücre duvarından 5 elektron alarak kapatılamayacak büyüklükte hasar meydana getirir. Böylece hücre çekirdegine ve stoplazmasına hücum ederek hücrenin 5 dakika içinde lisis yoluyla ölümüne neden olur. Isleyisi itibari ile klordioksite karsı mikroorganizmalar direnç gelistiremez.Zaman içerisinde klordioksitin etkinlik oranı azalır sterilizasyon ve dezenfeksiyon ürünlerinde hiçbir zararlı kimyasal madde bulunmaz ,aldehit veya parasetik asit içermez.

                          TarımAçık alanlarda, seralarda ve topraksız tarım alanlarında, solarizasyon döneminden hasat sonuna kadar bütün dönemlerde, tüm patojenlerin kontrolünde, nematosit, algisit, fungisit, bakterisit ve virusit olarak kökten veya üstten uygulama ile kullanılır.
                          İstiridye Mantarı ve Kültür Mantarı Çiftlikleri
                          Kompost, genel kullanım suyu, pulvarizasyon depoları, boş ve dolu oda, ekipman, araç gereç ve kıyafet dezenfeksiyonunda kullanılır.
                          Besicilik ve Süt Üretim Tesisleri
                          Küçükbaş ve büyükbaş hayvan çiftliklerinde, hayvan barınaklarına ait genel alanlarda koku giderme, hayvan içme suyunda, banyo suyunda ve proses suyunda dezenfeksiyon ve oluşan biyofilmin kaldırılması, dışkı ve pis su birikintileri, salgın hastalık alanları, yatak malzemesi, personel kıyafetleri, gözlük, eldiven, alet ve ekipman, dolum makineleri ve kafaları, konveyörler ile diğer ekipmanlar, ulaşım ve taşıma araçları, tesis içi ve soğuk hava depoları, ahır veya tesis girişi personel ayak, ayakkabı ve çizme dezenfeksiyonu için kullanılır.
                          Kanatlı Hayvan Kümesleri
                          Kümes alanı, tavan, yan duvarlar ve taban olmak üzere kümesin her noktasında, makineler, makine odaları ve makine içlerinde dezenfektan olarak, kümes içi hava dezenfeksiyonunda, koku kontrolünü sağlamak, amonyak oluşumunu engellemek, özellikle kümesteki bakteri ve viral yükü baskılamak için dezenfektan olarak, çalışanların kullandıkları araç, gereç, çizme, maske, eldiven, paspaslar, ayak banyolarında dezenfektan olarak kullanılır.
                          Kesimhaneler
                          Kümes hayvanları, büyükbaş ve küçükbaş mezbahaları ve kesimhanelerinde , zemin, duvar ve tavan yüzeylerinde ve tüm gıda temas yüzeylerinde, kesimden sonra ürünlerin yıkama ve soğutma sularında dezenfektan ve raf ömrü uzatmaya yardımcı olarak kullanılır.
                          Gıda İşleme Tesisleri
                          Kırmızı ve beyaz et, su ürünleri ve tarım ürünleri (meyve ve sebze) işleme tesislerinde, tüm su sistemlerinde, CIP temizliğinde, karkas temizliğinde, su ürünleri (balık, karides, midye) yıkamasında, tarımsal ürün (meyve ve sebze) yıkamasında, buz üretiminde, tesislerde, makine ve tüm ekipmanlarda, tesis içinde oluşan kötü kokuların giderilmesinde, temizlenmiş ve işlenmiş ürünlerde, soğuk hava ve normal depolarda, taşıma araçlarında, personel kıyafetlerinde (giysi, şapka, eldiven, önlük, çizme vs.) dezenfektan olarak kullanılır.
                          İçecek Sektörü ve Şişeleme Tesisleri
                          Kullanım ve üretim suyunda, Su hatlarında ve su hatlarının biyofilm tabakasından arındırılmasında, CIP temizliğinde ve şişe yıkamada dezenfektan olarak kullanılır.
                          Hastaneler
                          Vücut sıvı atıkları, kan ve serum döküntüleri, ördekler, sürgüler, plastik anestezi malzemeleri, morg, otopsi odaları, ameliyathaneler, laboratuvarlar, koridorlar, hasta yatakları, hemşire destekleri, mutfak yüzeyleri, gıda depoları, yiyecek tezgahları, lavabolar, küvetler, bebek biberonları, emzikler ve diğer bebek gıda kapakları, kirli ve enfekte olmuş çamaşırlar, yeni doğum üniteleri temizliğinde ve dezenfeksiyonunda dezenfektan olarak kullanılır.
                          Su Üretim ve Depolama Tesisleri
                          Kullanım suyu ve içme suyu dezenfeksiyonunda, su hatlarında ve su hatlarının biyofilm tabakasından arındırılmasında, su depolarının temizliğinde ve CIP temizliğinde dezenfektan olarak kullanılır.
                          Su Dezenfeksiyonu ve Atıksu Arıtma
                          Virüs, bakteri, mantar ve küf yapıcıların tamamının yok edilmesinde, tüm su sistemlerinde biyofilm tabakasının yok edilmesinde, yosunlaşma ve koku probleminin engellenmesinde, demir ve manganezin okside edilmesinde güçlü bir oksidan ve dezenfektan olarak kullanılır. Yüzme ve Süs Havuzları
                          Havuz suyu temizliğinde dezenfektan olarak, yosun önleyici, berraklaştırıcı, çökeltici olarak ve bağlı kloru yok etmek amacıyla kullanılır.
                          Tekstil Beyazlatma Tesisleri
                          Polyamid (naylon), Akrilik, Pamuk, Keten, Pamuk–Polyester beyazlatmada ağartıcı olarak kullanılır.
                          Restoranlar
                          CIP Temizliği, mutfak tezgah ve yüzeyleri, lavabolar ve gıda temizliğinde dezenfektan olarak kullanılır.
                          Diğer
                          Kağıt Beyazlatma, Buz Yapma Makineleri, Havalandırma ve HVAC Sistemleri, Soğutma Suyu ve Damla Su Arıtma Sistemleri, Sterilizasyon Tesisleri, Gemi ve Balıkçı Buzhaneleri
                          Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                          Yorum yap


                          • #14

                            Bitki Hastalıkları Zirai Mücadele Teknik Talimatları
                            Bitki Hastalıkları Zirai Mücadele Teknik Talimatları
                            I. Bitki Sağlığı Araştırmaları Daire Başkanlığı
                            Bitki Hastalıkları Zirai Mücadele Teknik Talimatları
                            İÇİNDEKİLER
                            Sayfa No:
                            ARMUTTA GERİYE DOĞRU ÖLÜM Canditatus phytoplasma pyri 1
                            BEZELYEDE ANTRAKNOZ HASTALIĞI Mycosphaerella pinodes (= Ascochyta pinodes) 4
                            BEZELYEDE MİLDİYÖ HASTALIĞI Peronospora viciae Berk 7
                            CEVİZ BAKTERİYEL YANIKLIĞI Xanthomonas arboricola pv. juglandis (Pierce) Vauterin
                            et al. 9
                            ÇİLEKTE ANTRAKNOZ HASTALIĞI Colletotrichum fragariae A. N. Brooks, C. gloeosporioides (Penz.) Penz.& Sacc. in Penz, C. acutatum J. H. Simmonds 12
                            ÇİLEKTE PHYTOPHTHORA KÖKBOĞAZI ÇÜRÜKLÜĞÜ HASTALIĞI Phytophthora cactorum (Lebert & Cohn) J. Schröt 15
                            ELMA DEPO HASTALIKLARI Penicillium spp., Botrytis cinerea Pers., Monilia fructigena Honey, Phytophthora cactorum Lebert&Cohn, Phytophthora syringae Klebahn, Alternaria alternata (Fr.) Keissl., Nectria galligena Bres., Colletotrichum gloeosporioides (Penz) Penz. & Sacc 18
                            ELMA VE ARMUTTA PSEUDOMONAS ÇİÇEK YANIKLIĞI Pseudomonas syringae pv.
                            syringae (van Hall) Young et. al. 20
                            FINDIK DAL KANSERİ Nectria galligena Bres 23
                            FINDIKTA KÜLLEME Phyllactinia guttata (Wallr.: Fr.) Lev 25
                            HAŞHAŞ (Papaver somniferum L.) TARLALARINDA YABANCI OTLAR 27
                            HAVUÇTA KÜLLEME HASTALIĞI Erysiphe heraclei (DC). Leveillula taurica (Lev) 30
                            HUBUBATTA GÖÇERTEN HASTALIĞI Gaeumannomyces graminis (Sacc. Arx & Oliver) ,
                            (=Ophiobolus graminis) 32
                            KARPUZ BAKTERİYEL MEYVE LEKESİ Acidovorax avenae subsp. citrulli (Schaad et al.) Willems et al 35
                            KARANFİLDE TOPRAK KÖKENLİ FUNGAL HASTALIKLAR 38
                            MERCİMEK SOLGUNLUK HASTALIĞI (Fusarium oxysporum Schlecht. Emend. Snyder & Hansen f.sp. lentis Vasudeva & Srinivasan) 40
                            MUZDA FUSARİUM SOLGUNLUĞU Fusarium oxysporum Schlechtend.:Fr. f. sp. cubense
                            (E.F. Sm.)W.C. Snyder&H.N. Hans 42
                            NARDA PHYTOPHTHORA KÖK VE KÖKBOĞAZI ÇÜRÜKLÜĞÜ HASTALIĞI
                            Phytophthora spp 45
                            NOHUTTA PAS HASTALIĞI Uromyces ciceris-arietini (Grogn.)Jacz&Bey 47
                            ÖRTÜALTI SEBZE YETİŞTİRİCİLİĞİNDE DEMİR NOKSANLIĞI HASTALIĞI (KLOROZ) 49
                            PATATES HALKA ÇÜRÜKLÜĞÜ Clavibacter michiganensis subsp. sepedonicus
                            (Spieckermann&Kotthoff) Davis et al. 51
                            PATATES KÖKBOĞAZI NEKROZU VE SİYAH SİĞİL HASTALIĞI (Rhizoctonia solani
                            Kühn.) 54
                            SERT ÇEKİRDEKLİ MEYVELERDE HASAT SONRASI DEPO YANIKLIĞI 56
                            SOĞAN, SARIMSAK PAS HASTALIĞI Puccinia porri G.Wint.(syn.P.allii F.Rudolphi) 58
                            SOĞAN VE SARIMSAKTA BEYAZ ÇÜRÜKLÜK HASTALIĞI Sclerotium cepivorum Berk 59

                            II Bitki Sağlığı Araştırmaları Daire Başkanlığı
                            Bitki Hastalıkları Zirai Mücadele Teknik Talimatları

                            SÜS BİTKİLERİNDE KURŞUNİ KÜF HASTALIĞI ( Botrytis spp.) 62
                            SÜS BİTKİLERİNDE KÜLLEME Erysiphe spp., Podosphaera spp., Phyllactinia spp.,
                            Uncinula spp., Sphaerotheca spp., Microsphaera spp., Oidium spp. ve Leveillula spp 64
                            SÜS BİTKİLERİNDE YAPRAK LEKE HASTALIĞI (Alternaria spp., Septoria spp., Cercospora spp.) 67
                            ŞERBETÇİOTU KÜLLEMESİ Podosphaera macularis (Wallr.:Fr.) U. Braun & S. Takamatsu
                            ( = Sphaerotheca macularis (Wallr.:Fr.) Lind , = Sphaerotheca humuli (DC.) Burrill) 70
                            TURUNÇGİLDE KURŞUNİ KÜF HASTALIĞI (Botrytis cinerea Pers. ex Fr.) 73
                            YAPRAĞI YENEN SEBZELERDE KÜLLEME (Erysiphe spp.) 75
                            YUMUŞAK ÇEKİRDEKLİ MEYVELERDE HASAT SONRASI DEPO YANIKLIĞI 77

                            Ø
                            III Bitki Sağlığı Araştırmaları Daire Başkanlığı
                            Bitki Hastalıkları Zirai Mücadele Teknik Talimatları
                            ARMUTTA GERİYE DOĞRU ÖLÜM
                            Canditatus phytoplasma pyr
                            i
                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Hastalık etmeni fitoplazmadır. Henüz kültür ortamında geliştirilemeyen etmen ipliksi ve genelde dallanmış yapıda olup hücre çeperinden yoksun, ancak üç katmanlı hücre zarına sahip prokaryotik organizmadır.
                            Etmen ağacın sadece floem demetlerinde bulunmaktadır. Diğer bitki dokularında yaşayamamaktadır. Floem demetlerini, özellikle aşı noktasında bulunanları tıkaması nedeniyle köklere besin iletimi engellenmektedir. Geriye doğru ölüm belirtileri yavaş seyrettiğinde kök sisteminin bir kısmı genelde ölmekte ve geriye doğru ölüm belirtileri bir sonraki yıl şiddetlenmektedir. Fitoplazma Pyrus anacı üzerine aşılı enfekteli ağaçların köklerine yerleşmekte ve burada yıl boyunca bulunmaktadır, ancak ayva anacı kullanıldığında köklere yerleşememektedir. Kışın ağacın toprak üstü aksamında yoğunluğu azalmaktadır, İlkbaharda tekrar ağacın toprak üstü aksamına yayılmaktadır.
                            Etmenin taşınması ve yayılması, enfekteli üretim materyalleri (aşı gözü, kalem, anaç, fidan vb.) ve armut pisillidleri Cacopsylla pyricola , C. pyri ve C. pyrisuga ile gerçekleşmektedir. Tohumlar ise etmeni taşıyamamaktadır. Ayva anacı kullanıldığında aşı yoluyla taşınma mümkün olmamaktadır.
                            Armut pisillidleri etmenin kısa mesafelere taşınması ve yayılmasını sağlamaktadır. Fitoplazma, bu vektörler tarafından persistent olarak taşınmaktadır. Armut ağacının tomurcukları, sürgünleri ve genç yaprakları üzerinde bitkinin özsuyunu emerek beslenen pisillid, fitoplazmayı birkaç saat içinde almakta ve en az 3 hafta süreyle vücudunda muhafaza ederek bulaştırma yeteneğini korumaktadır. Genç ağaçlarda (1-3 yaşında) belirti, pisillid inokulasyonunun gerçekleştiği yılda veya bir sonraki yılda görülmektedir. Yaşlı ağaçlarda ise inkubasyon süresi daha uzun olmaktadır. Beslenme sırasında pisillid fitoplazmayı bahçe içindeki diğer ağaçlara veya yakındaki bahçelerde bulunan ağaçlara bulaştırmakta ve böylece hastalığın taşınma ve yayılmasında etkin bir rol oynamaktadır. Ergin pisillidler genelde armut üzerinde kışlamakta, ancak bazen bahçe dışına göç edip orada da kışlayabilmektedir. Ülkemizde, hastalığın görüldüğü yerlerde, etmen C. pyri vektörü ile taşınmaktadır.
                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Hastalık etmeni, bitkide geriye doğru ölüme neden olmaktadır. Anacın duyarlılığına ve alınan kültürel önlemlere, özellikle de pisillid mücadelesine bağlı olarak hastalık ani veya yavaş geriye doğru ölüm olmak üzere iki farklı şekilde görülebilmektedir.
                            Ani geriye doğru ölüm durumunda, vejetasyon dönemi boyunca tomurcuk bölgesindeki floem dokusu kökleri besleyemeyecek kadar çok zarar gördüğünde meyve oluşumu durmakta, hızla yapraklar solmakta ve meyveler pörsümektedir. Bu durumu takiben ağaçlar genelde birkaç hafta içinde ölmektedir (Şekil 1).

                            1 Bitki Sağlığı Araştırmaları Daire Başkanlığı
                            Bitki Hastalıkları Zirai Mücadele Teknik Talimatları


                            Şekil 1. Hastalığın “ani ölüm’’ belirtileri (European and Mediterranean Plant Protection Organization (EPPO) QUARANTINE/bacteria/Pear_decline/PHYPPY_images.htm)

                            Yavaş geriye doğru ölüm durumunda, ağaçlar farklılık gösteren şiddette giderek zayıflamaktadır. Sürgün ucu gelişmesi azalmakta veya tamamen durmaktadır (Şekil 2 ). Az sayıda küçük, derimsi, açık yeşil renkte, kenarları hafifçe yukarı kıvrılmış yapraklar (kaşıklaşma) oluşmaktadır. Bu yapraklar sonbaharda yaşlanmaya bağlı renk değişiminden farklı olarak kırmızı renk alır ve zamanından önce dökülür (Şekil 3).
                            Enfeksiyonun ilk dönemlerinde, yoğun çiçeklenme görülmesine rağmen, daha sonraki yıllarda az sayıda çiçek oluşmakta, meyve tutumu azalmakta ve meyveler normal boyutuna ulaşamamaktadır. Yıldan yıla azalan gelişme yaprak kümesi gibi görünen sürgün oluşumuna neden olmaktadır. Besleyici köklerin çoğu ölmekte, kalın kökler ise normal görünmektedir.
                            Aşı noktasında kabuk dokusu kaldırıldığında, bazen kabuk yüzeyinin kambiyal tarafında, aşı noktasının tam altında kahverengi çizgi görülebilmektedir.
                            Hastalığın belirtileri anaç-kalem uyuşmazlığı, iyi yapılmayan drenaj, beslenme bozukluğu, soğuk zararı ve kuraklık gibi faktörlerin belirtileri ile karışabilmektedir. Bu nedenle hastalığın teşhisi laboratuar analizleri ile yapılmalıdır.


                            Bitki Hastalıkları Zirai Mücadele Teknik Talimatları


                            Şekil 2. Yavaş geriye doğru ölümde
                            görülen yapraklarda küçülme, renk açılması ve sürgün ucu gelişmesinde azalma



                            Şekil 3. Yavaş geriye doğru ölümde görülen yapraklarda
                            erken kızarma
                            Hastalık önemli ürün, kalite kayıplarına ve bitki ölümlerine yol açmaktadır.
                            Ülkemizde ilk olarak Marmara Bölgesinde yaygın olarak yetiştirilen Deveci armut çeşidinde saptanmıştır.
                            KONUKÇULARI
                            Etmenin konukçuları armut, ayva ve diğer Pyrus türleridir.
                            MÜCADELESİ:
                            Kültürel Önlemler
                            Hastalıktan ari sertifikalı üretim materyalleri kullanılmalıdır.
                            Etmenin vektörü olan armut pisillidleri ile mücadele edilmelidir.
                            Hastalığın görüldüğü bahçelerdeki hasta bitkiler yakılarak imha edilmelidir.
                            Kimyasal Mücadele
                            Etkin bir kimyasal mücadele yöntemi bulunmamaktadır.


                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Bezelyede antraknoz hastalığı, Ascochyta türleri tarafından meydana getirilir. Hastalıktan sorumlu 3 tür bulunmaktadır. Bunlar Ascochyta pinodes (Berk and Blox) (Jones), Ascochyta pisi (Lib). ve Ascochyta pinodella (Jones) dır. Tüm dünyada ve Türkiye’de yaygın olarak bulunan tür ise Ascochyta pinodes (Eşeyli formu Mycosphaerella pinodes ) dır. Ascochyta pinodes toprakta saprofit olarak yaşayabilen, tohum ve hastalıklı bitki artıkları ile taşınabilen ve bezelyenin tüm toprak üstü organlarında hastalık yapabilen bir fungustur. Yine Mycosphaerella pinodes, toprakta ve bitki kalıntıları üzerinde sklerot ve klamidospor gibi yapılar oluşturarak kışı geçirebilmektedir. Etmenin kısa mesafelerde taşınıp epidemi oluşturmasında piknidiosporlar önemliyken, eşeyli sporları olan askosporlar ise yeni patotiplerin oluşmasında ve uzak mesafelere taşınmasına aracılık etmektedir. Hastalığın epidemik karekter kazanmasında nem ve sıcaklık oldukça önemlidir. Optimum enfeksiyon koşulları, % 90’nın üzerindeki nem ve 15-20 °C sıcaklıktır. Enfeksiyonun oluşabilmesi için bu koşulların 1-2 gün sürmesi ve yaprak ıslaklığının en az 2 saat süre ile devam etmesi gerekmektedir. Sağanak yağışlar ve rüzgâr hastalığın epidemi yapmasında önemlidir.
                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Etmen, bezelyenin toprak üstü tüm organlarında hastalık belirtileri oluşturmaktadır. Aynı zamanda çıkış öncesinde tohum çürüklüğü ve çıkış sonrasında ise fide kök boğazı çürüklüğüne de neden olabilmektedir. Hastalığın belirtileri, yapraklarda başlangıçta ıslak görünümlü lekeler halindedir. Daha sonra bu alanlar siyahımsı morumsu şekilsiz küçük lekelere dönüşür (Şekil 1). Çevre koşulları hastalığın gelişmesi için uygun olduğunda bu lekeler genişleyerek birleşip yanıklık görüntüsü meydana getirir ve bu yapraklar bitkide asılı kalırlar. Belirtiler daha çok bitkinin alt kısımlarında yaygın olarak görülür. Bitkinin sap kısmındaki belirtiler yapraklarda olduğu gibi ıslak görünümlü lekeler şeklinde başlar. Daha sonra kiremit kırmızımsı siyah renge döner. Belirtilerin ilerleyişi bitkinin boyuna doğrudur. Bu belirtiler hastalığın ileri aşamalarında genişlik olarak da artar ve sapı çepe çevre sarar (Şekil 2). Bitkinin sapı bu noktadan kırılır. Etmenin kapsüllerdeki belirtisi ise yine benzer renkte çökük, yuvarlak veya oval lekeler şeklinde, genellikle 0.5-1 cm çapında bir görünüm alır. Daha sonra bu belirtiler hastalığın şiddetine bağlı olarak genişleyip kapsüllerin büyük bir kısmını kaplayabilir( Şekil 3). Şiddetli enfeksiyonlarda bitkinin üst kısımlarında da (yaprak, dal ve kapsüller) hastalık belirtileri görülebilir (Şekil 4). Hastalık, bezelye tarımı yapılan alanlarda, özellikle ilkbaharda yağışın bol ve nemli geçtiği yıllarda % 15-20 ürün kaybına neden olmaktadır. Bu ürün kayıpları bazen % 50’yi bulabilmektedir.



                            Bitki Hastalıkları Zirai Mücadele Teknik Talimatları


                            Şekil 1. Yapraklarda meydana gelen siyahımsı-morumsu lekeler



                            Şekil 2. Sap kısımlarını saran siyah renkteki lekelerin görüntüsü



                            Şekil 3. Meyve kapsüllerinde görülen çökük, oval lekeler



                            Şekil 4. Hastalığın ileri dönemlerinde yaprak, sap ve kapsüllerde meydana gelen belirtiler

                            3. KONUKÇULARI
                            Etmenin konukçuları bezelye, fasulye, bakla ve bu bitkilerin yabani formlarıdır.
                            4. MÜCADELESİ
                            4.1 Kültürel Önlemler
                            - Hastalıkla bulaşık olmayan tohum kullanılmalıdır.
                            - Tohumluk üretimi için nemin düşük ve daha az yağış alan bölgeler seçilmelidir.
                            - Daha önceki yıllarda hastalıkla bulaşık olduğu belirlenen tarlalarda ekim yapılmamalı ve münavebe uygulanmalıdır.
                            Bitkide, aşırı sulamadan ve nem ile yaprak ıslaklığına neden olan sulama şekillerinden kaçınılmalıdır.
                            Hastalıklı bitki artıkları tarladan uzaklaştırılarak imha edilmelidir.
                            Etmene konukçuluk yapan yabancı otların mücadelesi yapılmalıdır.
                            4.2. Kimyasal Mücadele
                            4.2.1 İlaçlama Zamanı
                            Yeşil aksam ilaçlamasında, hastalığın her yıl görüldüğü üretim alanlarında, günlük ortalama sıcaklığın 15-20 °C ve nisbi nemin % 80 ve üzerine çıktığı yağışlı dönemlerde koruyucu olarak ilaçlamaya başlanmalıdır. Hastalığın her yıl görülmediği alanlarda ise ilaçlamaya, çiçeklenme döneminde bitkinin yaşlı alt yaprakları üzerinde ilk belirtilerin görülmesiyle başlanır ve çevre koşulları ile hastalığın durumuna bağlı olarak ilaçlama tekrarlanır.
                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            4.2.3 Kullanılacak Alet ve Makineler
                            Sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu), atomizörü veya tarla pülverizatörü kullanılır.
                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Tohum ilaçlamasında, ilacın tohumu kaplamasına, yeşil aksam ilaçlamasında ise özellikle bitkinin alt kısımlarına da gelecek şekilde tümünün ilaçlanmasına özen gösterilmelidir.
                            Bitki Hastalıkları Zirai Mücadele Teknik Talimatları
                            BEZELYEDE MİLDİYÖ HASTALIĞI Peronospora viciae Berk.
                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Hastalık etmeni, tohumda, toprakta ya da bitki artıkları üzerinde oospor formunda yaşamını sürdürür. Hastalıkla bulaşık tohumlar çoğunlukla çimlenemezler. Bundan dolayı toprakta bulunan oosporlar ilk enfeksiyon kaynağı olarak önemlidirler. Bitkiler, fide döneminde oosporlar tarafından enfekte edildiklerinde sistemik belirtiler meydana gelir, daha sonra yaprakların alt yüzeyinde fungusun bol miktarda sporangiumları oluşarak çevredeki bitkilere yayılır. Hastalık genellikle serin ve nemli hava koşullarında ortaya çıkar. Hastalığın gelişip yayılması için gereken optimum çevresel koşullar, 8–20 ºC arasındaki sıcaklık ve altı saat boyunca devam eden yaprak ıslaklığıdır. Nem % 90’ların altına düşmeye başladığı zaman sporangiumların gelişiminde yavaşlama olur. Sporangiumlar rüzgâr ve yağmur vasıtasıyla tarlada yayılır.
                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Fide döneminde, topraktan bulaşma sonucu bitkilerde sistemik enfeksiyonlar meydana gelir. İlk hastalık belirtileri bitkilerin alt yapraklarında görülür. Daha sonra yukarılara doğru ilerler. Sistemik enfekte olan sürgünlerdeki yapraklar, sağlıklı yapraklara göre daha açık ve gümüşi renkte görüntü oluşturur (Şekil 1) ve yaprakların alt yüzeyinde pembemsi-gri spor tabakası görülür. Bitkilerde bodurlaşma ve ölüm meydana gelebilir. Lokal enfeksiyonlarda ise, belirtiler yaprağın üst yüzeyinde, küçük, sarımsı ve damarlarla sınırlanmış lekeler şeklinde ortaya çıkar (Şekil 2). Bu lekelerin alt yüzeyinde ise gri spor kitlesi oluşur (Şekil 3). İleri aşamalarda yapraktaki lekeler kahverengileşerek kurur. Şiddetli enfeksiyonlarda bitkiler solgun, sarımsı-yeşil renkte, bodur ve bükülmüş gibi bir görüntü verirler (Şekil 4). Hastalık belirtileri bitkinin meyve kapsüllerinde de görülmektedir. Kapsüllerin yüzeyinde belirgin geniş sarımsı lekeler ve içinde beyaz pamuğumsu misel gelişimi meydana gelmektedir. Hastalık özellikle serin ve yağışlı yıllarda, nispi nemin artmasıyla ciddi verim kayıplarına neden olur. Bezelye tarımı yapılan alanlarda önemli verim kayıplarına neden olmaktadır.

                            Şekil 1. Bitkide sistemik enfeksiyon sonucu meydana gelen belirti

                            Şekil 2. Yapraklarda lokal enfeksiyon sonucu damarlarla sınırlandırılmış lekeler

                            Şekil 3. Yaprağın alt yüzeyinde meydana gelen grimsi spor kitlesi

                            Şekil 4. Bitkide ileri dönemde meydana gelen belirti

                            3. KONUKÇULARI
                            Etmenin konukçuları bezelye, bakla ve bu bitkilerin yabani formlarıdır.
                            4.1. MÜCADELESİ
                            4.1. Kültürel Önlemler

                            Hastalıkla bulaşık olmayan tohum kullanılmalıdır.
                            Sık ekimden kaçınılmalı
                            Yağmurlama ve aşırı sulamadan kaçınılmalıdır.
                            Etmenin konukçusu olmayan bitkilerle münavebe uygulanmalıdır.
                            Bulunması halinde dayanıklı çeşitler kullanılmalıdır.
                            Etmene konukçuluk yapan yabancı otların mücadelesi yapılmalıdır.
                            4.2. Kimyasal Mücadele
                            4.2.1 İlaçlama Zamanı
                            Ekimden önce koruyucu olarak tohum ilaçlaması yapılmalıdır.
                            Yeşil aksam ilaçlamasında ise, hastalığın her yıl görüldüğü üretim alanlarında, günlük ortalama sıcaklığın 15 °C ve nisbi nemin % 80’nin üzerine çıkması durumunda ilaçlamaya başlanmalıdır. Hastalığın her yıl görülmediği alanlarda ise ilaçlamaya, çevrede ilk hastalık belirtilerinin görülmesi ile başlanmalıdır.
                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.
                            4.2.3 Kullanılacak Alet ve Makineler
                            Sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu), atomizörü veya tarla pülverizatörü kullanılır.
                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Tohum ilaçlamasında, ilacın tohumu kaplamasına, yeşil aksam ilaçlamasında ise bitkinin tümünün ilaçlanmasına özen gösterilmelidir.


                            CEVİZ BAKTERİYEL YANIKLIĞI
                            Xanthomonas arboricola pv. juglandis (Pierce) Vauterin et al.

                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Xanthomonas arboricola pv. juglandis, 0.4-0.7x0.7-1.8 µm boyutlarında, Gram negatif, polar kamçılı, çubuk biçimli ve aerobik bir bakteridir. Bakterinin gelişebildiği optimum sıcaklık 28- 32°C, maksimum 37°C, minimum 5-7°C'dir.
                            Etmen, kışı enfekteli uyur (dormant) gözlerde geçirir. Primer enfeksiyonlar ilkbaharda bakterinin bu tomurcuklarda çoğalarak sürgünlere ve meyvelere geçmesiyle oluşur. Sekonder enfeksiyonlar ise etmenin yağmur damlaları ile yayılmasıyla gerçekleşir. Sekonder enfeksiyonlar sonucu sürgünler üzerinde oluşan kanserlerde de bakteri kışlayabilir. Genç sürgünler aktif olarak yeşil renkli ve sulu yapıda oldukları dönem boyunca etmen tarafından enfekte edilebilir. Yapraklarda hücreler arası boşlukta bulunan bakteri nemli havalarda sızıntı halinde yaprak yüzeyine çıkar. Hastalık bu sızıntıdaki bakterilerle yayılır. Havaların kurak gitmesi durumunda bu sızıntı kuruyup kalacağı için hastalığın yayılması da durur. Bir kez bitki dokusuna girince de 10-15 gün içerisinde hastalığın tipik belirtileri oluşur.
                            Hastalık etmeni cevizde zararlı olan Chromaphis juglandicola ve Eriophyes erineus tarafından yayılabilir.
                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Hastalığın ilk belirtileri yapraklarda görülür. Bakteri yaprağın bütün dokularına (parankima, orta damar, yan damarlar, damarcıklar ve yaprak sapı) saldırır. Parankimada birkaç milimetrelik kahverengi-siyah lekeler oluşturur. Bu lekeler küçük bir nokta boyutundan damarlarla sınırlı 2-3 mm'lik köşeli lekelere dönüşür (Şekil 1). Sayısız lekeler ve çizgi şeklindeki oluşumlar yaprak yüzeyini tamamen kaplayarak yaprakta şekil bozukluklarına ve deformasyonlara neden olur.
                            Genç sürgünler hastalıktan daha çok etkilenir. Bazen sürgün ucunda ölüm meydana gelir (Şekil 2). Ancak genelde sürgün boyunca farklı büyüklükte, sürgünü sarabilen lezyonlar oluşur. Sürgünü saran bu lezyonlar yüzeysel olurlar veya öze kadar ulaşarak kanser oluştururlar. Nemli havalarda kanserlerden çıplak gözle görülmeyen, ancak inokulum kaynağı oluşturan bakteriyel akıntı çıkmaktadır. Özellikle erken ilkbahar donlarından sonra yeşil sürgün ve tomurcuklarda yanıklık belirtisi çok karakteristiktir. Ceviz henüz fidan döneminde hastalığa yakalanırsa bütünüyle kuruyup ölebilir. Daha yaşlı ağaçlarda ise hastalık genç sürgünlerde kurumalara neden olur.
                            Hastalıklı bitkide erkek ve dişi çiçekler bütünüyle kararır ve kurur. Bu çiçeklerin bakteri ile enfekteli polenleri hastalık etmenini yayabilir (Şekil 3).
                            Meyveler ise oluşumlarının başında, oldukça duyarlıdır. Meyve yüzeyinde küçük, başlangıçta yağ yeşili, daha sonra siyahlaşan ve hafif çökük lekeler görülür (Şekil 4). Zamanla bu lekeler yaygınlaşarak çürüklere neden olurlar. Meyvedeki lekeler çoğu kez kabukla sınırlı kalmaz, cevizin iç kısımlarına da yayılır (Şekil 5). Cevizin rengi değişerek tadı acılaşır. Meyveler küçükken enfeksiyona uğrarsa önemli oranda meyve dökümü gözlenir. Yaprak ve meyvelerdeki belirtiler ceviz antraknozu belirtileri ile karıştırılabilir.
                            Etkilenen ceviz plantasyonlarında %50 'nin üzerinde ürün kaybı olabilmektedir.
                            Ülkemizde özellikle Marmara bölgesinde ceviz yetiştirilen alanlarda görülmektedir.

                            Şekil 1. Hastalığının yaprakta oluşturduğu lekeler

                            Şekil 2. Hastalığın sürgünlerde oluşturduğu belirtiler

                            Şekil 3. Hastalığın dişi çiçeklerde oluşturduğu yanıklık belirtisi

                            Şekil 4. Hastalığın meyvelerde oluşturduğu belirtiler

                            Şekil 5. Meyve içinde kahverengileşme ve çürümeler

                            3. KONUKÇULARI
                            Konukçusu cevizdir.
                            4.1. Kültürel Önlemler
                            -Hastalıklı sürgün ve dallar kesilerek imha edilmelidir.
                            -Erken dönemde dökülen hastalıklı meyveler toplanarak imha edilmelidir.
                            -Yaprak ve toprak analizleri sonuçlarına göre gübreleme yapılmalı, fazla azotlu gübrelemeden kaçınılmalıdır.
                            -Hava sirkülâsyonunu sağlayacak şekilde budama yapılmalıdır.
                            4.2. Kimyasal Mücadele
                            4.2.1. İlaçlama Zamanı
                            İlk ilaçlamalara yaprak tomurcuklarının patlama döneminde başlanır ve kullanılan ilacın etki süresi göz önünde bulundurularak enfeksiyon koşulları ortadan kalkıncaya kadar devam edilir.
                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.
                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamalarda hidrolik veya motorlu bahçe pülverizatörleri kullanılmalıdır.
                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            İlaçlama, rüzgârsız havalarda ve bitkinin tüm yüzeyinde iyi bir kaplama sağlayacak şekilde yapılmalıdır.
                            ÇİLEKTE ANTRAKNOZ HASTALIĞI
                            Colletotrichum fragariae A. N. Brooks, C. gloeosporioides (Penz.) Penz.& Sacc. in Penz, C. acutatum J. H. Simmonds
                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Colletotrichum fragariae, C. gloeosporioides ve C. acutatum, havai kökenli fungal hastalık etmenleri olup, bitkinin yaprak, stolon, meyve ve kökboğazında zarar oluştururlar.
                            Hastalık etmenleri bulaşık bitki artıkları ve bulaşık bitkilerin dikilmesiyle bulaşan toprakta bulunmakta ve bu topraklar primer enfeksiyon kaynağını oluşturmaktadır. Hastalığın yayılımı kuru ve serin havalarda oldukça yavaş; nemli ve sıcak havalarda ise çok hızlıdır. Uygun koşullar altında, bitki artıklarında 9 aya kadar canlılığını sürdürebilen etmenler yağmurun sıçrattığı toprak, hayvanlar, işçiler ve bulaşık alanlarda kullanılan aletler ile taşınırlar.
                            Çilek bitkileri meyvelenme dönemlerinden itibaren etmenlere karşı dayanıklılık kazanırlarken, çiçekler, pembe ve kırmızı meyveler etmene karşı duyarlıdırlar ve meyveler olgunlaştıkça hassasiyetleri artar.
                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Hastalık bitkinin yaprak, stolon, meyve ve kökboğazında zarar oluşturur. Colletotrichum fragariae ve C. gloeosporioides’in neden olduğu yaprak belirtileri, 0.5-1.5 mm çapında yuvarlak mürekkep lekeleri şeklinde (Şekil 1a) oluşur. Bu lekeler çok sayıda da olsa yapraklar ölmez ve bu lekelerde sporulasyon olmaz. C. acutatum’un neden olduğu belirtiler ise yaprakların kenarlarında, düzensiz koyu kahverengi-siyah kuru alanlar şeklinde gelişir (Şekil 1b). Bu tür yapraklar, nekrotik alanların genişlemesine rağmen 2-3 ay canlı kalır ve bu alanlardaki sporulasyon çiçek yanıklığı ve meyve çürüklüğü için primer enfeksiyon kaynağını oluşturur.

                            Şekil 1. Colletotrichum fragariae ve C. gloeosporioides’in neden olduğu yaprak lekeleri (a), C. acutatum’un neden olduğu nekrotik belirtiler (b). (Compendium of Strawberry Diseases)

                            Çilek bitkisinin çiçekleri ve meyveleri antraknoz hastalığına çok hassastırlar ve hastalık nemli ve sıcak hasat sezonunda çok hızlı gelişerek ürüne zarar verebilir. Çiçekler, çiçek tomurcukları ve çiçek sapları hastalığa hassas olmakla birlikte tamamen açmış çiçekler en hassas organlardır. Hastalık ilk çiçek gözlerinin çıkmasından itibaren görülebilir ve hastalığın bulaştığı çiçekler hızla kuruyup ölürler (Şekil 2a). Meyve çürüklüğüne ise yaygın olarak C. acutatum neden olmaktadır. Meyve çürüklüğü özellikle malçlama yapılmış masuralarda

                            yetiştirilen tek yıllık çileklerde görülmektedir. Hastalığa yakalanmış meyvelerde, olgunlaşma döneminde açık kahverengi, su emmiş gibi lekeler oluşur ve bu lekeler hızla sert, yuvarlak, koyu kahverengi-siyah lekelere dönüşür ve bu meyveler kuruyarak mumyalaşır. Yeşil meyvelerde hastalık başlangıçta sınırlı kalmış gibi görünmekle birlikte (Şekil2b), meyve olgunlaşma döneminde hastalık normal seyrinde ilerler ve oluşan spor kitlesi gözle görülebilir.

                            Şekil 2. Colletotrichum sp.’nin neden olduğu çiçek yanıklığı (a) ve yeşil meyvedeki belirtileri (b). (Compendium of Strawberry Diseases)

                            Stolonlardaki hastalık belirtileri küçük, kırmızı, çizgi şeklinde başlar ve hızla koyu, güneş yanığı şeklinde kuru lekelere dönüşür (Şekil 3a,b).

                            Şekil 3. Çilek bitkisinin stolonlarındaki hastalık belirtileri (a, b). (Comp. of Strawberry Dis.)

                            Kökboğazıçürüklüğünün ilk belirtileri başlangıçta sıcak saatlerde genç yapraklarınsolması ve daha sonra tekrar sağlıklı görünümünü alması şeklindedir. Bu belirtibirkaç gün sürdükten ve kökboğazı çürüklüğü tamamen geliştikten sonra hastabitki tamamen kurur ve ölür. Bu tür bitkiler boyuna kesildiğinde kırmızımsıkahverengi kuru çürüklük görülür (Şekil 4a). Çilek bitkileri üretim alanlarınaaktarıldıktan birkaç gün sonra ya da bitkiler tamamen gelişip çoklu kökboğazıoluştuktan sonra kısmi kök çürüklüğü oluşabilir. Bu bitkilerde sadece birkısımda hastalık gelişip diğer kısımlar sağlıklı kalabilirler ancak sonuçta butür bitkiler de ölürler. (Şekil 4b). Tek kökboğazına sahip bitkiler isehastalık gelişiminden hemen sonra ölürler.

                            Şekil 4. Colletotrichum fragariae ve C. gloeosporioides’in neden olduğu kökboğazında kırmızımsı kahverengi renk değişimi (a), C. acutatum’un neden olduğu kısmi çürüklük (b). (Compendium of Strawberry Diseases)
                            3. KONUKÇULARI
                            Etmen grubu geniş bir konukçu dizisine sahiptir. Çilek, turunçgil, sebze, sert ve yumuşak çekirdekli meyveler ve sert kabuklu meyveler başlıca konukçuları arasındadır.
                            4. MÜCADELESİ
                            4.1. Kültürel Önlemler
                            -Hastalık taşımayan sağlıklı fideler kullanılmalıdır.
                            -Aşırı azotlu gübrelemeden kaçınılmalıdır.
                            -Sırta dikim, malçlama (organik malç) ve damla sulama tercih edilmelidir.
                            -Hastalıklı meyveler sık sık toplanarak imha edilmelidir.
                            4.2. Kimyasal Mücadele
                            4.2.1. İlaçlama Zamanı

                            İlaçlamalara ilk hastalık belirtileri görüldüğünde başlanılmalı ve hasat dönemine kadar, kullanılan ilaçların etki süresi göz önünde bulundurularak devam edilmelidir.
                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.
                            4.3.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamalarda sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu), sırt atomizörü veya bahçe pülverizatörü kullanılmalıdır. İlacın toprağa uygulanması durumunda damla sulama sistemlerinden yararlanılabilir. Ayrıca süzgeçli kova vb. ekipmanlar da kullanılabilir.
                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Toprak üstü uygulamalarında bitkilerin tümü ilaçlanacak şekilde rüzgârsız havada ilaçlama yapılmalıdır. Topraktan uygulamalar ise damla sulama yoluyla yapılabilir.
                            ÇİLEKTE PHYTOPHTHORA KÖKBOĞAZI ÇÜRÜKLÜĞÜ HASTALIĞI
                            Phytophthora cactorum (Lebert & Cohn) J. Schröt.

                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Hastalığın kaynağı bulaşık bitkilerde ve toprakta bulunan dayanıklı spor yapısı olan oosporlardır. Enfeksiyon, oosporların ürettiği zoosporların bitkiyi, genellikle yara yerlerinden enfekte etmesi ile oluşur. Frigo fideler depolanma sırasında uzun süreli düşük sıcaklığa maruz kalırlarsa bu tür fidelerin kökboğazında fizyolojik bir kahverengileşme oluşur ve yaralanmadan da hastalığa yakalanabilirler. Fideler masuralara şaşırtıldıktan sonra hastalığa yakalanırlarsa, genellikle enfeksiyon latent kalır. Hastalık, sonbaharda fidelerin dikilmesinden sonra düşük sıcaklıklar nedeniyle belirti oluşturmaz. İlkbaharda, özellikle çiçeklenme ile hasat arasındaki dönemde hastalık belirtileri görülür.

                            Phytophthora cactorum sıcak geçen dönemlerde, uzun süre nemli kalan topraklarda hızlı gelişim gösterir ve özellikle bitkilerin su stresi yaşadığı dikim sonrası ile transprasyonun fazla olduğu çiçeklenme ve hasat arasında kökboğazı çürüklüğüne neden olur.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Hastalık bitkinin tüm organlarında belirti oluşturur. Hastalıkla bulaşık bitkilerin genç yaprakları mavimsi yeşil bir renk alır, genellikle aniden solarlar. Bu tür bitkiler birkaç gün içerisinde tamamen kurur ve ölürler. Hasta bitkiler çekildiğinde, kökboğazının üst kısmından kopar ve kökboğazının büyük kısmı ile kökler toprakta kalırlar. Kökboğazları boyuna kesildiğinde, kahverengi renklenme ile iletim demetlerindeki bozulma görülür (Şekil 1a). Kökboğazındaki belirtiler genellikle kökboğazının üst kısmından başlar ve köklere doğru ilerler ya da stolonların kökboğazından ayrıldığı noktalardan gelişir (Şekil 1a ve b).


                            Şekil 1. Phytophthora Kökboğazı Çürüklüğü hastalığının kökboğazının üst kısmından(a) ve stolon diplerinden (b) başlayan belirtileri (Compendium of Strawberry Diseases).

                            Enfeksiyonunyeni başladığı dokularda su emmiş gibi ve açık kahverengi bir görünüm oluşur(Şekil 2). Daha sonra kökboğazı tamamen kahverengine döner. Bazen köklerdekiçürüme, bitkinin kendini yenilemesi ya da kökboğazındaki iletim demetlerininetkilenme durumuna bağlı olarak bitkilerde oluşan bodurlaşma nedeniyle durur.Bodurlaşma, Verticillium solgunluğu ya da siyah kök çürüklüğü ilekarıştırılabilir, ancak kökboğazında oluşan kahverengileşme tipiktir (Şekil 3).Soğukta depolanan frigo fideler, yapraklanmadan kökboğazı çürüklüğü nedeniyleölebilirler.


                            Şekil 2.Hastalığın kökboğazındaki ilk belirtileri (Compendium of Strawberry Diseases)

                            Şekil 3.Hastalığa bağlı gelişen bodurlaşma ve kökboğazında oluşan kahverengileşme

                            Hastalık, ülkemizde önemli çilek yetiştiriciliği yapılan yerlerden Adana, Aydın ve Mersin illerinde tespit edilmiştir.
                            3. KONUKÇULARI
                            Etmen geniş bir konukçu dizisine sahiptir. Çilek, elma, armut, kestane, ceviz, turunçgil, kaktüs, kivi, hıyar, Trabzon hurması, süs bitkileri ve orman ağaçları başlıca konukçuları arasındadır.
                            4. MÜCADELESİ
                            4.1. Kültürel önlemler

                            -Hastalıksız, sağlıklı fideler kullanılmalıdır.
                            -Hastalıkla bulaşık alanlara dikim yapılmamalıdır.
                            -Sırta dikim, malçlama, damla sulama tercih edilmeli ve iyi bir toprak drenajı sağlanmalıdır.
                            4.2. Kimyasal Mücadele
                            4.2.1. İlaçlama zamanı
                            İlaçlamalar, fidelerin masuralara şaşırtılması sırasında yapılmalı ve enfeksiyon riskinin olduğu dönemlerde, kullanılan ilaçların etki süreleri göz önünde bulundurularak ilaçlamalara devam edilmelidir. Fidelik ilaçlamaları da aynı şekilde yürütülmelidir.
                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış Bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.
                            4.3.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamalarda sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu), sırt atomizörü veya bahçe pülverizatörü kullanılmalıdır. İlacın toprağa uygulanması durumunda damla sulama sistemlerinden yararlanılabilir. Ayrıca süzgeçli kova vb. ekipmanlar da kullanılabilir.
                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Toprak üstü uygulamalarında bitkilerin tümü ilaçlanacak şekilde rüzgârsız havada ilaçlama yapılmalıdır. Dikim esnasında kullanılacak ilaçlar köklerin ilaçlı solüsyona daldırılması şeklinde, topraktan uygulamalar ise damla sulama yoluyla yapılabilir.
                            ELMA DEPO HASTALIKLARI
                            Penicillium spp., Botrytis cinerea Pers., Monilia fructigena Honey, Phytophthora cactorum Lebert&Cohn, Phytophthora syringae Klebahn, Alternaria alternata (Fr.) Keissl., Nectria galligena Bres., Colletotrichum gloeosporioides (Penz) Penz. & Sacc.
                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Elma depo hastalıkları, Penicillium spp., Botrytis cinerea Pers., Monilia fructigena Honey, Phytophthora cactorum Lebert&Cohn, Phytophthora syringae Klebahn, Alternaria alternata (Fr.) Keissl., Nectria galligena Bres., Colletotrichum gloeosporioides (Penz) Penz. & Sacc. tarafından oluşturulur.

                            Elma depo hastalıkları, elma yetiştirilen tüm bahçelerde, paketleme evlerinde ve depolarda görülebilir. Bu hastalık etmenlerinden P. cactorum ve P. syringae dışındakilerin ortak özelliği, bol miktarda havai kökenli spor oluşturmaları ve bu şekilde hastalığın yayılmasıdır. Phytopthora hastalık etmenleri ise, genellikle yere yakın alt dallardaki meyvelere, sıçrayan su damlaları veya mekanik olarak topraktan bulaşır.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Elma depo hastalıkları genel olarak meyve kabuğu üzerinde oluşturdukları beyaz, mavi, yeşil, kurşuni ve siyah gibi farklı renklerde misel tabakası ve spor kitlesi ile belirti verirler. Gelişen misel tabakasının etrafında daha açık renkli bir hale oluşur. Ayrıca meyve kabuğunda, lekelerin oluştuğu kısımda yağ bezlerinin bozulması ile yüzeysel bir çöküntü gerçekleşir (Şekil 1).

                            Şekil 1. Elma depo hastalıklarından Mavi küf (a) ve Kurşuni küf (b) hastalıklarının meyve üzerinde oluşturduğu belirtiler (Home Page - Postharvest Technology Center - UC Davis)

                            Elma depo hastalıkları, paketleme evleri ve depolar kadar elma bahçeleri için de sorundur. Hastalık etmenleri, hasat öncesinde veya hasat sırasında oluşan yaralardan meyveye girer ve enfeksiyonu gerçekleştirirler. Özellikle hasat sırasındaki yaralanmalar bu hastalıkların depoya kadar taşınmasına neden olmaktadır. Bu nedenle meyvelerin yaralanmamasına azami önem gösterilmelidir. Depolama sırasında hasta meyvelerle sağlam meyvelerin teması sonucu hastalıklar hızla yayılabilmektedir.

                            3. KONUKÇULARI
                            Elma başta olmak üzere geniş bir konukçu dizisi vardır.
                            4. MÜCADELESİ
                            4.1. Kültürel Önlemler

                            - Hasattan önce, diğer hastalık ve zararlılara karşı iyi bir mücadele yapılmalı, hastalıklı dal ve sürgünler zamanında budanmalıdır.
                            - Hasat esnasında meyveler yaralanmamalı, yere düşenler alınmamalıdır. Yağışlı günlerde ve sabah erken saatlerde hasat yapılmamalıdır.
                            - Meyveler ambalaj kaplarına düzgün sıralanmalı, taşıma, yükleme ve boşaltma sırasında herhangi bir yaralanmaya neden olunmamalıdır.
                            - Depolar, kullanılmadan önce temizlenmeli ve ilaçlanmalıdır.
                            - Paketleme evlerine gelen meyveler kontrol edilmeli, çürük olanlar ayrılmalı ve ortamdan uzaklaştırılmalıdır.
                            - Elma meyveleri uygun nem ve sıcaklık koşullarında muhafaza edilmelidir.
                            - İkincil bulaşmaları en aza indirmek için, paketleme evleri günlük olarak kontrol edilmeli ve çürüyen meyveler alınmalıdır.
                            4.2. Kimyasal Mücadele
                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları

                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.
                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            Hasattan önceki ilaçlamalarda sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu) veya bahçe pülverizatörü kullanılır. Hasattan sonraki ilaçlamalar, paketleme evlerinde, otomatik özel makinelerle yapılır.
                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            İlaçlama tüm meyve yüzeyini kaplayacak şekilde yapılmalıdır.
                            ELMA VE ARMUTTA PSEUDOMONAS ÇİÇEK YANIKLIĞI Pseudomonas syringae pv. syringae (van Hall) Young et. al.


                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Armut ve elmada Pseudomonas çiçek yanıklığı hastalığını oluşturan Pseudomonas syringae pv. syringae pek çok bitki türünü hastalandırabilen ve yaygın olarak bulunan bir bakteridir. Etmenin optimum gelişme sıcaklığı 28-30oC, maksimum 35oC, minimum 1oC’nin altındadır.

                            Hastalık, ılık ve nemli havayı tercih eden Ateş Yanıklığı (Erwinia amylovora) hastalığından farklı olarak, serin ve nemli koşullarda oluşur. Yağmur ve özellikle de çiçeklenme döneminde görülen düşük sıcaklık veya don çiçek enfeksiyonlarının oranını arttırır. Ilık ve kuru hava bakterinin gelişimini engeller.

                            Bakteri, yara yerlerinden bitkiye giriş yapar. Syringomycin adlı güçlü bitki toksini oluşturur. Bu toksin bitkide etmenin çoğalabildiği yaraların oluşumuna neden olur. Ayrıca oluşturduğu bir protein sayesinde buz çekirdeği aktivitesi gösterir ve don yaralarını arttırır. Bu aktivite bitkilerin normalden daha yüksek derecelerde don zararı görmesine yol açar.

                            Etmen pek çok bitki türünün yüzeyinde canlılığını sürdürür ve gelişir. Sıçrayan yağmur damlaları ve böcekler yayılmasını sağlar.

                            Hastalığa karşı armut çeşitleri elma çeşitlerinden daha duyarlıdır.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Hastalık etmeni çiçek yanıklığı, yaprak lekeleri, dallarda geriye doğru ölüm, dormant gözlerde ölüm ve kabukta çöküntü ve çatlamalara(kanser) sebep olur. Hastalığa elma ve armutta Pseudomonas çiçek yanıklılığı denmesinin sebebi ani gelişen yanıklığın genç göz ve çiçekleri öldürmesidir.

                            Armutta etkilenen gözler ilkbaharda açılamaz, kurur ve ölür. Çiçeklenme sonrası belirtiler gelişen meyvenin kaliks kenarının siyahlaşması, demetteki yapraklar etkilenmeden çiçeklerin siyahlaşması veya çiçek ve yapraklarıyla birlikte demetlerin tamamen ölümü şeklindedir (Şekil 1). Çiçeklenme sonrası enfeksiyonlarda ayrıca meyve ve yapraklarda parlak siyah lekeler oluşur.

                            Şekil 1. Armutta meyve dalcığında kahverengileşme ve ölüm belirtileri

                            Sürgünlerinucu kahverengi siyaha döner ve ölür. Sürgün üzerinde oluşan kabuk kanserlerikahverengi, düzensiz lekeler şeklinde başlar (Şekil 2a) ve lekelerin üzerindekidış kabuk zamanla kağıt gibi soyulur (Şekil 2b ). Hastalık meyve tutumunuazaltabilir.

                            Şekil 2. Sürgünlerde oluşan lekeler (a) ve leke üzerinde dış kabuğun soyulması (b)
                            Bu hastalığın belirtileri Ateş Yanıklığı (E. amylovora) hastalığının belirtilerine çok benzer. Ancak Ateş Yanıklılığı hastalığına göre bazı farklılıklar Pseudomonas çiçek yanıklılığı hastalığını ayırt etmede yardımcı olur. Bu farklılıklar şunlardır:
                            1)Enfeksiyonlar ve belirti oluşumu genelde daha erken dönemde olur,
                            2)Enfeksiyonlar başlangıç noktasında kalarak nadiren meyve dalcığından aşağıya ilerler, genelde ağacın alt kısımlarında sınırlı kalır, buna karşın Ateş Yanıklığı hastalığında uygun koşullar oluştuğunda enfeksiyonlar hızla ilerleyerek ağacın tamamını sarar,
                            3)Enfekteli dokuların üzerinde Ateş Yanıklığı hastalığı için tipik olan bakteriyel akıntı oluşmaz,
                            4)Vejetasyonun ileri dönemlerinde genç sürgünlerin canlı ve nekrotik dokusu arasında keskin sınır bulunur,
                            5)Yanıklık gösteren sürgünlerin dibinde dış kabuk soyulur,
                            6)Ateş Yanıklılığı hastalığı için çok tipik olan “çoban değneği’’ şeklindeki sürgün ucu kıvrılmaları görülmez,
                            7)Yaprak ve meyve enfeksiyonlarında kuru ve lokal lekeler oluşur,
                            8)Hastalık çiçeklere daha çok zarar verir, dal ve gövde ölümleri ise nadiren gerçekleşir.

                            Pseudomonas çiçek yanıklılığı hastalığı, meyve dalcıklarının ve yapraklarının sayısında azalmaya ve önemli ürün kayıplarına neden olabilir. Çeşide ve yetiştirme bölgesine bağlı olarak armutlar tomurcuk döneminden erken meyve tutumu dönemine kadar duyarlıdır.

                            Elmada erken çiçeklenme döneminde enfekte olan meyve gözleri gelişmez, kahverengileşir, kağıt gibi olur ve dökülebilir. Daha geç gerçekleşen enfeksiyonlarda çiçek petalleri ve sapları etkilenir ve meyve demetinin dip kısımları kahverengileşir veya siyahlaşır. Enfeksiyon genelde meyve demetinden öteye gitmez, ancak bazen meyve dalları ölür (Şekil 3). Çiçekte görülen belirtiler Ateş Yanıklığı hastalığının belirtilerine çok benzemekte, ancak bu hastalıkta Ateş Yanıklığı hastalığı belirtilerinden farklı olarak enfekteli kısım üzerinde bakteriyel akıntı görülmez.


                            Şekil 3. Elmada meyve dalcığının ölümü

                            3. KONUKÇULARI
                            P. s. pv. syringae geniş bir konukçu dizilişine sahiptir. Armut ve elmanın yanı sıra kiraz, kayısı, şeftali, erik gibi sert çekirdekli meyve türlerinde ve bunun yanında turunçgil, badem, ceviz, gül, leylak, zakkum, karakavak, dişbudak, meşe, söğüt gibi çeşitli bitkilerde ve hatta pek çok otsu bitki türünde zarar yapmaktadır.

                            4. MÜCADELESİ
                            4.1. Kültürel Önlemler

                            - Ağaçlar don zararından korunmalıdır.
                            - Ağaçlar üzerindeki hasta dallar sıcak ve kuru havalarda kesilerek yakılmalıdır.
                            - Budamada kullanılan aletler her seferinde %10’luk sodyum hipoklorite (çamaşır suyu) daldırılarak dezenfekte edilmelidir.
                            - Bahçede yabancı ot mücadelesi yapılmalıdır.
                            4.2. Kimyasal Mücadele
                            4.2.1. İlaçlama Zamanı

                            1. ilaçlama: Sonbaharda yaprakların %75’i döküldüğünde,
                            2. ilaçlama: İlkbaharda gözler uyanmadan önce yapılır.
                            4.2.2. Kullanılacak İlaçlar ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.
                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamada, hidrolik bahçe pülverizatörü veya motorlu bahçe pülverizatörü kullanılır.
                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            İlaçlama, ağaçların her tarafını kaplayacak şekilde yapılmalıdır.
                            FINDIK DAL KANSERİ
                            Nectria galligena Bres.

                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Hastalık etmeninin miselyumu genellikle renksiz, silindirik ve bölmelidir. Peritesyumlar 244,8-380 µm boyutlarında olup çoğunlukla yaraların kenarlarında, kavlamış ölü kabukların altında veya kabuk çatlaklarının içinde dağınık veya küme halinde bulunurlar. Parlak, canlı kırmızı renkli, küremsi veya armuda benzer şekildedirler. Altlarındaki kabuğa oldukça sıkı bir şekilde yapışmışlardır. Peritesyum içinde sayısız askus oluşmaktadır. Bunlar ince duvarlı, uzun, silindirik ve baş tarafları daha kalıncadır. Her bir askus içinde 8 adet iki hücreli ve renksiz, çoğunlukla elips şeklinde askospor bulunur. Yaralar üzerinde bazen peritesyum yerine, kirli sarı renkli sporodokiyumlar ve bunlar üzerinde de makro ve mikro konidiler oluşur.

                            Fındıktaki enfeksiyon kapıları don, kar, dolu nedeniyle oluşan yaralar ile hasat vb. işlemler sırasında oluşan yara ve çatlaklardır. Fungus, enfekte ettiği dallarda yıllarca kalabilir ve yaşamasına devam eder. Fındıkta, patojenin hayat çemberinde en önemli rolü peritesyumlar oynamakta ve sporodokiyum oluşumu nadiren görülmektedir. Peritesyumlar Ekim ve Kasım aylarında olgunlaşırlar. Yüksek orantılı nem veya yağmur sayesinde peritesyumlardan boşalan askosporlar, yine rüzgâr ve yağmur sayesinde yayılırlar. Gerekli şartlar ilkbahar ve sonbaharda sağlandığından hastalığın bulaşması bu aylarda olur. Etmen yaralardan giriş yaptıktan 2–3 yıl sonra tipik kanserler oluşur.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Hastalık nedeniyle fındıkların gövde ve dallarında ve bunlardan çıkan yan dal veya dalcıkların dip çevresinde kanserler görülür. Ayrıca kanserler dalların birbirine sürtünme yerlerindeki yara yerlerinde de oluşur. Kanserler açık ve kapalı olmak üzere iki çeşittir. Açık kanserler genellikle gövde ve dalların kabuklarında belirgin, iç içe, eliptik kallus halkaları bulunan ve enfeksiyon merkezi çukurlaşmış, ölü, lokalize olmuş, açık, eski ve büyük yaralardır. Kanser yaralarının büyümesi ve genişlemesi ilkbaharda oldukça hızlı olur. Yaraların merkezinde bulunan yan dalcık veya filizler daha sonraları buruşur, kurur ve ölürler. Kabuk ve kambiyum tabakasının ölümünü kısmen odun dokusunun da ölümü izler. Kanser yaraları 20 cm.’ye kadar ulaşabilir. Genç dallarda kapalı kanserler de görülür fakat bunlar daha sonra açık kanser yaraları haline dönüşür (Şekil 1).

                            Hastalık ülkemizde genellikle 450 m yükseltiden sonra (bazı yerlerde 250-300 m yükseltide de saptanmıştır) görülmekte ve don zararından dolayı, yükseltiye paralel olarak yoğunluğu artmaktadır. Ekonomik önemde verim kaybı yanında, hastalık bahçelerin geleceğini tehdit etmektedir. Hastalık nedeniyle ocaklardaki ağaç sayısı azalmakta, bazı ocaklar ise tamamen yok olmaktadır.

                            Şekil 1. Fındık dal kanseri hastalığının dallardaki belirtileri
                            3. KONUKÇULARI
                            Fındık, bazı sert ve yumuşak çekirdekli meyve ve orman ağaçları etmenin konukçuları arasındadır.
                            4. MÜCADELESİ
                            4.1. Kültürel Önlemler

                            Bahçelerde inokulum kaynağı olan bulaşık dallar budanmalı ve budama artıkları bahçeden uzaklaştırılarak yakılmalıdır.
                            Yüksek kesimlerde dona karşı nispeten dayanıklı çeşitler yetiştirilmelidir. Hastalığa duyarlı olduğu bilinen çeşitlerin (Foşa ve Mincane gibi) dikiminden kaçınılmalıdır.
                            4.2. Kimyasal Mücadele
                            4.2.1. İlaçlama Zamanı

                            Etkili bir kimyasal mücadelesi olmamakla birlikte, erken ilkbaharda ve hasattan sonra sonbaharda budamanın arkasından %1’lik bordo bulamacı ile yapılacak ilaçlamalar, yara yerlerinden etmenin girişini engellemesi yönünden yararlı olabilir.
                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.
                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamada sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu) veya bahçe pülverizatörü kullanılır.
                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            FINDIKTA KÜLLEME Phyllactinia guttata (Wallr.: Fr.) Lev.
                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Hastalık etmeninin miselleri saydam, bükülmüş kordon gibi ve üzeri siğilli görünüştedir. Miselyum genelde konukçu yapraklarının alt yüzeyinde, nadiren üst yüzeyinde görülür. Konidileri tek hücreli, çomak şeklinde veya bazen romboid (baklava dilimi)dir. Kleistotesiyumlar yayvan olup 3-15 adet tutunucu kol içerir. Tutunucu kolların taban kısmında ayırt edici şekilde bir şişkinlik vardır. Kleistotesiyumlarda çomak şekilli 6-30 adet askus ve her bir askusta iki adet eliptik askospor bulunur.

                            Phyllactinia guttata kışı yere dökülen hastalıklı yapraklarda kleistotesiyum halinde geçirir. İlkbaharda kleistotesiyumlardan çıkan askosporlar normal büyüklüğünü almış fındık yapraklarını enfekte ederek hastalığı başlatırlar. Askospor çimlenmesi için en uygun sıcaklık 10-20oC’dir.
                            1. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Fındık yapraklarının genellikle alt yüzeyinde gelişme sezonunun ortasından sonuna doğru olan dönemde fungusun beyaz renkli kolonileri görülür. Başlangıçta küçük (3-6 mm) ve tozlu beyaz olan koloniler sonuçta yaprağın tamamını sarar. Yaprak yeşil rengini ve parlaklığını kaybederek matlaşır. Beyaz kolonilerin içinde hastalık etmeninin gözle görülebilen küçük, yuvarlak, kahverengi, parlak kırmızı ve siyah renkte kleistotesiyumları oluşur (Şekil 1). Daha sonra yapraklar giderek kahverengileşmeye, gevrekleşmeye ve kıvrılmaya başlar. Bu şekilde hastalığa yakalanan yapraklar vaktinden önce dökülürler.

                            Hastalık doğrudan ürüne zarar vermediği için önemli bir ekonomik kayba sebep olmaz. Ancak yaprakların vaktinden önce dökülmesine neden olarak, fındık veriminden çok kalitesini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca hastalıklı yapraklar, fizyolojik faaliyetlerini sağlıklılar kadar sürdüremeyecekleri için, o yılın sürgünlerinin pişkinleşmesini engelleyebilir. Bu durumun uzun yıllar devam etmesi durumunda, ağaçlarda gelişme geriliği görülebilir.

                            Şekil 1. Fındık yapraklarında külleme hastalığı belirtileri

                            P. guttata konidileri diğer küllemelerdeki gibi rüzgârla yayılır. Hastalık ülkemizde fındıkta en çok rastlanan fungal hastalık olup bazı alanlarda yıllara göre %70 ve hatta %100’lere varan oranlarda tespit edilmiştir.
                            3. KONUKÇULARI
                            Phyllactinia guttata, fındık, antepfıstığı, ceviz, pikan cevizi, kestane, meşe, kayın, gürgen, şimşir, huş ağacı, dut, kızılağaç ve bazı otsu bitkiler gibi geniş bir konukçu dizisine sahiptir.
                            4. MÜCADELESİ
                            4.1. Kültürel Önlemler

                            Enfeksiyon kaynaklarının azaltılması için dökülen yapraklar yok edilmelidir. Budama iyi bir hava sirkülasyonu ve güneşlenme sağlayacak şekilde yapılmalıdır.
                            4.2. Kimyasal Mücadele
                            4.2.1. İlaçlama Zamanı

                            1. ilaçlama: Önceki yıllardaki hastalığın yoğunluğuna göre belirlenmelidir. Hastalık bahçede ilk defa çıkıyorsa, belirtiler görülür görülmez ilaçlamaya başlanır. Daha önceki yıllarda hastalık görülmüş ise, belirtiler görülmeden önce o yılın sürgünleri 25-30 cm olduktan ve yapraklar normal büyüklüğünü aldıktan sonra ilk ilaçlama yapılmalıdır.
                            2. ve diğer ilaçlamalar: Kullanılan preparatın etki süresi dikkate alınarak, enfeksiyon koşulları ortadan kalkıncaya kadar ilaçlamalara devam edilir.

                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.
                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamada sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu) veya bahçe pülverizatörü kullanılır. 4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            İlaçlama tüm bitki yüzeyini kaplayacak şekilde yapılmalıdır.

                            HAŞHAŞ (Papaver somniferum L.) TARLALARINDA YABANCI OTLAR
                            1. SORUN OLAN YABANCI OTLAR
                            1.1. Tek Yıllık Yabancı Otlar
                            1.1.1. Tek Yıllık Geniş Yapraklılar

                            1.1.2. Tek Yıllık Dar Yapraklılar

                            1.2. Çok Yıllık Yabancı Otlar
                            1.2.1. Çok Yıllık Geniş Yapraklılar

                            1.2.2. Çok Yıllık Dar Yapraklılar


                            2. ZARAR ŞEKLİ VE EKONOMİK ÖNEMİ
                            Yabancı otlar, tür ve yoğunluğuna bağlı olarak haşhaş tarlalarında değişik oranlarda zarara neden olmaktadır. Yabancı otlar haşhaş bitkisiyle su, ışık, mineral besin maddeleri, havalanma ve yetişme alanı yönünden rekabete girerler. Bunun sonucunda ürünün kalite ve kantitesi düşmektedir. Ayrıca bazı hastalık ve zararlılarında konukçusudurlar.
                            Haşhaş tek yıllık bir kültür bitkisidir. Yazlık ve kışlık olarak yetiştiriciliği yapılan haşhaşın ülkemizde çoğunlukla ekim ayında kışlık olarak ekimi yapılmaktadır. Çeşit özellikleri ve çevre koşullarına göre, boyu 80–165 cm arasında değişen haşhaşta verimi etkileyen faktörlerden biriside yabancı otlardır.
                            Tohumunda %44–54 oranında yağ olan haşhaş bitkisinden çeşitli şekillerde faydalanılır. Haşhaş yağı aynı zamanda sabun, deri ve boya endüstrisinde kullanılmaktadır. Yağı çıkarıldıktan sonra geriye kalan küspesi besin değeri yüksek bir hayvan yemidir. Haşhaş sapları yakacak olarak değerlendirilir ve bir dekardan 100–600 kg sap elde edilebilir. Haşhaş kapsüllerinde bulunan yirmi kadar alkaloid tıpta birçok ilacın hazırlanmasında kullanılmaktadır.

                            3. MÜCADELESİ

                            3.1. Kültürel Önlemler
                            Haşhaş tarımında seyreltme ve 1. çapa, sonra 2. çapa ve boğaz doldurma işlemi ile yabancı otlara karşı %96–98 oranında etki saptanmıştır. Bu nedenle haşhaş tarımında haşhaşların gelişmesi yönünden seyreltme ve çapa gereklidir. Yabancı otların çoğalma ve yayılmalarında ve bunların mücadelesinde karşılaşılan güçlükler dikkate alındığında bazı koruyucu önlemlere gidilmesinde fayda vardır. Temiz tohumluk kullanmak, münavebe yapmak ve tarla kenarındaki yabancı otları tohum bağlamadan imha etmek gerekir.

                            3.2. Kimyasal Mücadele
                            3.2.1. İlaçlama Zamanı

                            Ekim öncesi ilaçlama: Ekimden önce toprağa uygulanır ve toprak 5–6 cm derinlikte karıştırılır. Çıkış öncesi ilaçlama: Tohum ekildikten sonra henüz çimlenme olmadan toprak yüzüne uygulama yapılır. Çıkış sonrası ilaçlama: Haşhaş ve yabancı otlar toprak üstüne çıktıktan sonra uygulanır.

                            3.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            3.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            Yabancı ot mücadelesi, sırt pülverizatörü (Mekanik, Motorlu) veya Hidrolik tarla pülverizatörü kullanılarak yapılmalıdır.

                            3.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Yabancı ot mücadelesinde istenilen sonuca ulaşabilmek için bazı hususlara dikkat edilmelidir.
                            Ekimden önce önerilen herbisitler toprağa uygulanıp diskaro ve tırmık yardımı ile toprağın 5–6 cm derinliğine kadar karıştırılmalıdır. Daha sonra haşhaş ekimi yapılmalıdır.
                            Çıkış öncesi kullanılan herbisitlerde toprağın iyi sürülmesine ve keseksiz olmasına dikkat edilmelidir. İlaçlama toprak tavında iken yapılmalıdır.
                            Çıkış sonrası kullanılan herbisitler; yabancı otlar ve haşhaş çıktıktan sonra erken gelişme dönemlerinde uygulanır.
                            Belli bir alana verilecek ilaç dozunun o alana yeknesak bir şekilde atılmasına dikkat edilmelidir. Bunun içinde kullanılacak aletlerle önceden bir kalibrasyon yapılması şarttır. İlaçlama anında hava sıcaklığının 8–25 oC arasında olmasına özen gösterilmelidir. İlaçlama sırasında rüzgâr 16 km/saat hızını aşmamalıdır. Genellikle sakin havalarda ilaçlama yapılmalıdır.

                            HAVUÇTA KÜLLEME HASTALIĞI
                            Erysiphe heraclei (DC).
                            Leveillula taurica (Lev)
                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Ülkemizde, havuçlarda küllemeye sebep olan etmenler Erysiphe heraclei ve Leveillula taurica’ dır.
                            Şemsiyegiller familyasına ait bitkilerde külleme hastalığına yol açan etmen çoğunlukla Erysiphe heraclei ‘dır. E.heraclei bitkinin yüzeyinde (ektofitik) gelişir, emeçleriyle bitkinin epidermis hücrelerinden beslenir. Miselyumu çok dallanmıştır. Konidioforları düz, 60-140 µm uzunluğunda ve silindirik ayak hücrelerine sahiptir. Silindir şeklindeki konidiler, tek tek oluşurlar. Etmen konidilerden çıkan çim borucuğunun son kısmında genişleyerek apresoryum oluşturur. Her bir kleistotesyumda 3-7 askus, her askusta 3-5 askospor bulunur. Askosporlar elips veya oval şeklindedir.

                            Bir diğer etmen de Leveillula taurica’dır. L. taurica ise dışa doğru (endofitic) gelişmektedir. Birincil konidileri mızrak şeklinde, ikincil konidileri ise silindirik-elipsoiddir. Kleistotesyum’ları gelişmiş uzantılara sahiptir. Bu uzantılar tek tek veya düzensiz dallanmış, şeffaf veya açık kahverengi ve genelde kleistotesyum çapından daha kısa boylu yapılardır. Her bir kleistotesyum 20’den daha fazla askus içerir. Bu askuslar silindirik-oval şekilli olabilir ve genellikle iki tane askospor içerir. Askosporlar elipsoid, oval şeklindedir.

                            Külleme etmeni olan funguslar, kışı hastalıklı bitki artıklarında kleistotesyumlar şeklinde geçirirler. Tohumda tespit edilmesine rağmen tohumla taşınabildiğine dair herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Bu etmenler, şemsiyegiller familyasına ait bitkilerde aynı yaşam döngüsüne sahiptirler, %85’in üzerinde nem ve 25-300C sıcaklık altında yaşam çemberini 3-7 günde tamamlarlar. Yüksek nem ve orta düzeydeki sıcaklıklar enfeksiyonun meydana gelmesi için uygun olan koşullardır. Hastalık daha sonra kuru ve sıcak koşullarda da yayılmaya devam eder. Etmen rüzgâr yoluyla çevredeki bulaşık bitki ve yabancı otlardan kolayca çevreye yayılır. Konidiler hafif olduklarından hava yolu ile uzak mesafelere taşınabilirler. Güneş ışığı, spor ve miselyuma zarar verir. Gölgede, yüksek nem ve optimum sıcaklık koşullarında hastalık şiddeti artar.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Hastalığın etmenlerinden E.heraclei ‘nin neden olduğu belirtiler bitkinin tüm organlarında, yüzeydeki tüm bitki parçalarında, petiollerde, yapraklarda, çiçek salkımında ve çiçek yapraklarının üzerinde beyaz grimsi fungal bir örtü ile başlar (Şekil 1a, b). Daha sonra yaprakların üzerinde büyük klorotik lekeler oluşur. Canlı kalan yapraklarda zamanından önce yaşlanma görülür. Hastalık yaşlı yapraklardan genç yapraklara doğru yayılır. Tohum üretim alanlarında, çiçekleri etkileyerek deformasyona neden olur ve tohum verimini büyük ölçüde düşürür.

                            Bir diğer etmen L. taurica ile enfekte olan yaprak yüzeyi soluk yeşil bir görünüm alır ve yaprağın alt kısmında beyazımsı fungal tabaka görülür. Enfeksiyonlu bölgelerde lekeler damarlarla sınırlı kalır ve böylece açılı bir görünüm kazanır. Hastalık ilerledikçe etmen yaprağın kenarında da sporulasyon yaparak soluk yeşil olan lekeler kahverengiye dönüşür.

                            Şiddetli enfeksiyonlarda bu bölgeler kurur. Yaprak sapında da hastalık belirtileri görülür fakat E. heraclei’deki kadar belirgin değildir.
                            Genellikle külleme sıcak ve kuru hava şartlarında daha yaygındır. Tarlada hastalık her yerde aynı anda çıkmaz. Yaşlanan bitkiler bu hastalığa daha duyarlıdır. Bitkiler yaşlanırken enfeksiyona bağlı olarak olgun havuçlarda su stresi hastalığın şiddetini artırır. Yağmur veya yağmurlama sulama bulaşmayı artırır.
                            Hastalık, ülkemizde havuç yetiştirilen alanlarda iklim koşulları uygun olduğunda görülebilmektedir


                            Şekil 1. Hastalığın bitkideki belirtileri (a, b)

                            3. KONUKÇULARI

                            Konukçuları havuç, yabani havuç, kereviz, kişniş, anason, dereotu, rezene, maydanoz, yabani maydanoz ve diğer bazı sebzelerdir.

                            4. MÜCADELESİ

                            4.1. Kültürel Önlemler
                            Bulunması halinde dayanıklı çeşitler kullanılmalıdır.
                            Etmenin konukçusu olmayan bitkilerle münavebe uygulanmalıdır.
                            Hastalıklı bitki artıkları tarladan uzaklaştırılmalıdır.
                            Sık ekimden kaçınılarak, bitkilerin toprak yüzeyini tamamen örtmesi önlenmeli ve hava sirkülasyonu sağlanmalıdır.

                            4.2. Kimyasal Mücadele

                            4.2.1. İlaçlama Zamanı
                            Hastalığın ilk belirtileri görüldüğünde ilaçlamaya başlanır. Hastalığın şiddeti, iklim koşulları ve ilacın etki süresi dikkate alınarak ilaçlamaya devam edilir.
                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.
                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamada sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu) veya tarla pülverizatörü kullanılır.
                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Bitkinin yeşil aksamını kaplayacak şekilde, havanın serin ve rüzgârsız olduğu zamanlarda ilaçlama yapılmalıdır.
                            HUBUBATTA GÖÇERTEN HASTALIĞI
                            Gaeumannomyces graminis (Sacc. Arx & Oliver) ,
                            (=Ophiobolus graminis)
                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Karabacak ya da Göçerten (Take-All) olarak isimlendirilen hastalığın etmeni Gaeumannomyces graminis (Sacc. Arx & Oliver) tüm dünyadaki tahıl kök hastalıkları içinde en fazla zarar yapan etmenlerden biridir. Etmenin bilinen 3 varyetesi bulunmaktadır.

                            - Buğday ve arpa bitkisinde Gaeumannomyces graminis var. tritici
                            - Yulaf bitkisinde (Avena spp) ve çimlerde Gaeumannomyces graminis var. avenae
                            - Çimlerde Gaeumannomyces graminis var. graminis

                            Hastalık etmeni kışlık ekilen hububatlarda daha fazla zarar oluşturan, toprak kökenli bir fungusdur.
                            Hastalık, optimum 10-20 °C’de zayıf drenajlı, nemi yüksek alkali topraklarda enfekteli bitki artıklarına sağlıklı bitki köklerinin temas etmesi ile başlar. Hastalık etmeni, enfekteli toprak, bitki artıkları ve askosporlar ile çevreye yayılmaktadır.
                            Kök boğazında oluşan siyah renkte oval peritesyumlar ve dar, ipliğimsi, şeffaf ve bölmeli askosporlar etmenin teşhisinde önemlidir.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Hastalıklı bitkilerin bodur kalması ve açık renkli görünüm alması erken dönemde görülebilecek belirtiler olup zor fark edilmekte kuraklık ve bitki besin elementi eksikliğine bağlı belirtilerle karıştırılmaktadır. Başaklanma zamanı ve sonrasında kök boğazında koyu kahverengileşme, kararmalar olmakta ve bitkilerin boyu kısalmaktadır. Kök boğazındaki bu siyahlık 2 veya 3. boğuma kadar çıkabilmekte ve bitkiler yatmaya eğilimli olup, kökboğazından kolaylıkla kırılabilmektedir. Hastalıklı bitkilerin başakları daha sonra genellikle saprofit fungusların (Cladosporium spp., Alternaria spp. vb.) siyah renkli misel kolonileri ile kaplanabilmektedir.
                            Hastalık, hububatta kardeşlenmede azalmaya neden olur. Çiçeklenme ve tane dolum döneminde, erken olgunlaşma, beyaz başak oluşumu ve erken ölümler olmaktadır (Şekil 1 ve 2).


                            Şekil 13. G. graminis’in kök ve kök boğazında meydana getirdiği siyah lezyonlar ve beyaz başak oluşumu

                            Şekil 2. G. graminis’in köklerde oluşturduğu zarar (DZMAIM)

                            Hastalık belirtileri görünür hale geldiğinde bir bitkiden elde edilecek tane miktarı sağlıklı bitkiden elde edilecek tane miktarının yarısından daha az olmaktadır (Şekil 3). Hastalık etmeni uygun şartlarda bitkide % 20-40 ürün kaybına sebep olabilmektedir.


                            Şekil 3. G. graminis’in tohumlardaki zararı (Kaynak: A.F. Yıldırım)

                            Etmen, ülkemizde, ilk olarak 1972 yılında Güneydoğu Anadolu Bölgesinde tespit edilmiştir. Hastalık ülkemizde Çukurova ve Trakya’da daha fazla görülürken son yıllardaki iklim değişiklikleri ve hastalığa hassas çeşitlerin ekilmesi ile İç Anadolu Bölgesi ekiliş alanlarında da görülebilmektedir.

                            1. KONUKÇULARI
                            Hastalık etmeninin konukçuları; Buğday, arpa, tritikale, çavdar, yulaf, tek ve çok yıllık çim bitkileridir.

                            4. MÜCADELESİ

                            4.1. Kültürel Önlemler
                            Hastalığın görüldüğü yerlerde baklagil, yağ bitkileri gibi konukçusu olmayan bitkiler ile 2-3 yıl ekim nöbeti yapılmalı,

                            Erken ekimden kaçınılmalı,
                            Hastalığa dayanıklı veya orta dayanıklı çeşitler, tercih edilmeli,
                            Toprağın alkaliliğini azalttığı için azotlu gübrelerden Amonyum sulfat kullanılmalı,
                            Buğday ile akraba olan çayır ve çimensi yabancı otlar (Agropyron spp, Festuca spp, Bromus
                            spp, Lolium spp. vb) tarladan yok edilmeli,
                            Hastalıklı bitki artıkları, tarladan uzaklaştırılmalı ve imha edilmelidir.

                            4.2. Kimyasal Mücadele
                            Göçerten hastalığına karşı, tohum ve/veya yeşil aksam ilaçlaması şeklinde kimyasal mücadele yapılır.

                            4.2.1. İlaçlama Zamanı
                            Tohum ilaçlaması mutlaka koruyucu olarak yapılmalıdır. Hastalığın sorun olduğu alanlarda yeşil aksam ilaçlaması kardeşlenme döneminde yapılabilir.

                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler

                            Tohum ilaçlaması: Tohum miktarına göre belirlenen, küçük su tankları veya tohum ıslatma havuzları bu amaç için kullanılabilir.
                            Yeşil aksam ilaçlaması: Küçük alanlar için sırt pülverizatörü (mekanik, otomatik, motorlu) veya sırt atomizörü, büyük alanlar için ise iş genişliği fazla olan hidrolik tarla pülverizatörleri kullanılır.

                            4.2.4. İlaçlama Tekniği

                            Tohum İlaçlaması: Tohum ilaçla tamamen kaplanacak şekilde uygulama yapılmalıdır.
                            Yeşil aksam ilaçlaması: İlacın tavsiye edilen dozuna göre hazırlanan ilaçlı su, bitkinin yüzeyi ilaçlı su ile ıslanacak şekilde kaplama olarak tarlaya uygulanır.

                            KARPUZ BAKTERİYEL MEYVE LEKESİ

                            Acidovorax avenae subsp. citrulli (Schaad et al.) Willems et al.

                            TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Acidovorax avenae subsp. citrulli 0.2-0.8 ile 1.0-5.0 m boyutlarında, Gram-negatif, aerobik, düz veya çok hafif kıvrıma sahip çubuk şeklinde, hareketli, nadiren iki veya üç de olabilen genellikle bir polar kamçıya sahip bir bakteridir. Hastalık etmeninin optimum gelişme sıcaklığı 32°C, minimum 1 °C ve maksimum 41°C ’dir

                            Etmen tohum kaynaklı olup, kışı bulaşık tohumlarda, hasta karpuz kabuklarında, bulaşık bitki artıklarında, hastalıklı tohumlardan zamansız gelişen fidelerde ve yabani kabakgillerde geçirir. İklim koşulları hastalık için uygun olduğunda, birkaç hasta bitkiden tarladaki diğer bitkilerin tümüne hastalık bulaşabilir.

                            İlk inokulum kaynağı bulaşık tohumlardır. Bakteri tohum kabuğunun iç veya dış kısmında bulunur ve kışı burada geçirir. Bulaşık tohumlardan gelişen fidelerde, uygun iklim koşullarında hastalık ortaya çıkar. Ancak iklim koşulları uygun değilse bakteri fidelerde herhangi bir hastalık belirtisi göstermeden epifit olarak kalabilir. Yüksek sıcaklık ve nem hastalık etmeninin gelişmesi için en uygun koşullardır. Sıcaklığın 26°C olması ve yarım saat süreyle yapakların ıslak kalması sonucu enfeksiyon gerçekleşir. Hasta fide, yaprak ve meyveler sekonder enfeksiyon kaynaklarıdır. Yağmur, çiğ, sulama suyu (özellikle yağmurlama sulama), böcekler, hayvanlar, kullanılan alet ve ekipmanlar hastalığın yayılmasında rol oynar. Hastalık etmeni, bitkiye açılan yaralardan ve doğal açıklıklardan giriş yapabilmektedir.

                            BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI

                            Hastalık etmeni fide, yaprak ve meyvede görülür. Bulaşık tohumların çimlenmesi sonucu gelişen fidelerdeki ilk belirtiler, kotiledon yapraklarının alt yüzeyinde su emmiş görünümlü lekeler şeklinde görülür. (Şekil 1). Bu lekeler zamanla genişleyerek fidenin ölümüne neden olabilir. Ayrıca genç fidelerin hipokotilinde lekeler oluştuğunda da fide ölümü gerçekleşir. Fidelerin gerçek yapraklarındaki lekeler ise küçük, koyu kahverengi ve etrafı sarı hale ile çevrili olup genelde ana damar boyunca yoğunlaşmaktadır.

                            Tarlada, bitkinin yapraklarında az sayıda lekeler görülür. Bu lekeler hafif köşeli, genellikle açık kahverengiden kırmızımsı kahverengiye kadar değişen renklerdedir. Yaprak altından bakıldığında, özellikle nemli havalarda lekeler su emmiş görünümlüdür. Az sayıda oluşan bu lekeler genelde iyi ayırt edilemez ve diğer faktörlerin oluşturduğu belirtilerle karıştırılabilir. Yaprak lekeleri yaprak dökümüne neden olmaz, ancak meyve enfeksiyonu için kaynak oluşturur.

                            Hastalığın en tipik belirtisi meyve yüzeyinde oluşan koyu zeytin yeşili renkteki iri lekelerdir. İki-üç haftalık meyveler enfeksiyona karşı daha duyarlıdır. Meyve lekeleri ilk önce küçük, su emmiş görünümlü alanlar olarak ortaya çıkar. Başlangıçta 1cm'den küçük olan bu lekeler 7- 10 gün içinde meyve yüzeyinin tümünü kaplar (Şekil 2). Lezyonlar ilerleyip büyüdükçe çatlaklar oluşur, buradan amber sarısı veya kremsi beyaz renkte bir bakteriyel akıntı gözlenir (Şekil 3). Meyve lezyonları meyve etinde de görülür, bu durumda bakteri tohuma bulaşır (Şekil 4). Bu şekilde hasta karpuz meyveleri, sekonder olarak diğer mikroorganizmaların saldırısına uğrar ve çürüme görülür. Meyve lekeleri hızla büyüyerek hasattan birkaç hafta önce şiddetlenir ve ürünün pazar değerini yok eder.

                            Hastalık, uygun koşullarda % 100’ e varan ürün kayıplarına neden olabilir.

                            Ülkemizde Trakya’da (Edirne) ve Akdeniz Bölgesi’nde (Antalya, Adana, Osmaniye) tespit edilmiştir.


                            Şekil 1. Kotiledon yapraklarının alt yüzeyinde su emmiş görünümlü lekeler


                            Şekil 2. Meyve yüzeyinde su emmiş görünümlü lekeler


                            Şekil 3. Meyvedeki çatlaklardan sızan bakteriyel akıntı


                            Şekil 4. Meyve içindeki belirtiler

                            3.KONUKÇULARI

                            Kültürü yapılan tüm kabakgil (kabak, hıyar, kavun, karpuz) bitkileri ve bu familyaya ait yabancı otlar konukçusudur. En büyük zararı karpuzda meydana getirir.

                            4.MÜCADELESİ

                            Hastalığın yayılışının engellenmesi ve mücadelesi amacıyla karantina önlemleri alınmalıdır.

                            4.1. Kültürel Önlemler
                            • Hastalıktan ari, sertifikalı tohum ve fide kullanılmalıdır.
                            • Yağmurlama sulama yerine damla sulama tercih edilmelidir.
                            • Bakım işlemleri sırasında fidelerin yaralanmamasına özen gösterilmelidir.
                            • Fidelik ve tarlada hasta bitkiler sökülerek imha edilmelidir.
                            • Hastalığın görüldüğü alanlarda en az 4 yıl süreyle kabakgil, özellikle karpuz üretimi yapılmamalı ve bu alanlarda kendiliğinden gelişen bitkiler ve yabancı otlar yok edilmelidir.
                            • Tarla veya serada kullanılan aletler, viyoller, toprak işleme aletlerinin ve traktör tekerleklerinin ve % 10’luk sodyum hipokloritle (çamaşır suyu) yıkanarak dezenfekte edilmelidir.

                            4.2. Kimyasal mücadele:

                            4.2.1. İlaçlama Zamanı

                            Tarlada ilk çiçeklenme başlangıcında ilaçlamalara başlanır, kullanılan preparatın etki süresi göz önünde bulundurularak meyve olgunlaşıncaya kadar ilaçlamalara devam edilir.

                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamalarda sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu) veya tarla pülverizatörü kullanılmalıdır.

                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            İlaçlama, rüzgârsız havalarda ve bitkinin tüm yüzeyinde iyi bir kaplama sağlayacak şekilde yapılmalıdır.

                            KARANFİLDE TOPRAK KÖKENLİ FUNGAL HASTALIKLAR

                            1.TANIMI VE YAŞAYIŞI

                            Hastalık etmenleri, Rhizoctonia solani, Fusarium spp. ve Pythium spp.’dir.

                            Rhizoctonia solani: Toprak kökenli etmenin miselleri, gençken seyrek bölmeli ve renksiz olup sonradan sarımtırak bir görünüm alır, yaşlandıkça da koyu kahverengine dönüşürler. Miseller dik açı teşkil edecek şekilde yan dallar meydana getirirler. Konidi oluşturmazlar. Düzensiz değişik büyüklükte sklerot oluştururlar.

                            Fusarium spp.: Etmenin miselleri bölmeli ve genellikle düzensiz dallanmıştır. Konidi taşıyıcıları üzerinde makro ve bazılarında mikro konidiler oluşur. Makrokonidiler değişik sayıda bölmeli; mikrokonidiler bir veya birden çok bölmeli ve renksizdir. Kışı toprakta ve topraktaki bitki artıklarında misel, konidiospor veya klamidospor şeklinde geçirir. Etmen, toprak ve tohumla taşınabilir.

                            Pythium spp. : Hifleri kuvvetli ve dallıdır. Hifler pamuk gibi beyaz, kirli beyaz veya pembe renklidir. Bölmesiz miselleri ve sporangiumları vardır. Eşeyli devresinde ise anteridium ve oogonyumlara sahip olan toprak kökenli bir fungustur.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Hastalık daha çok nemli havalarda ve arazinin su tutan kısımlarında, genç fidelerde görülür. İlk belirtiler dikimden 1–6 hafta sonra meydana gelir. Saplar zayıflar, ilerleyen aşamalarda saplarda kırılmalar meydana gelir. Zarara uğramış bitkiler tümüyle solar. Gövde üzerinde kuru, solgun kahverengi bir halka ile çevrilmiş lekeler görülür. Daha ileri dönemlerde ise tüm bitki ölebilir.

                            Karanfil yetiştiriciliği yapılan alanlarda görülen hastalık, hemen her yıl zarar oluşturarak, ekonomik ürün kayıplarına neden olur.

                            Ülkemizde karanfil yetiştiriciliği yapılan bütün alanlarda görülür.

                            3.KONUKÇULARI
                            Karanfil, patates, domates, fasulye, kabakgiller (hıyar, karpuz, kabak ve kavun gibi) şekerpancarı, yerfıstığı, yonca, patlıcan, çilek ve çeşitli süs bitkileri konukçularıdır.

                            4.MÜCADELESİ

                            4.1. Kültürel Önlemler
                            - Çoğaltımda kullanılan dikim materyalinin sağlıklı olmasına dikkat edilmeli,
                            - Hastalığın bulunduğu alanlarda toprak drenajına önem verilmeli, su birikmesi önlenmeli,
                            - Sık dikimden ve aşırı sulamadan kaçınılmalı,
                            - Hastalıklı bitki artıkları inokulum kaynağı olduğundan yetiştirme ortamlarından uzaklaştırılmalı ve imha edilmeli,
                            - Ağır topraklarda hastalık etmenleri daha fazla ortaya çıktığından üretim alanları seçilirken toprak yapısına dikkat edilmelidir.

                            4.2. Kimyasal Mücadele

                            4.2.1. İlaçlama Zamanının Tespiti

                            Toprak ilaçlaması; çeliklerin dikiminden hemen sonra yapılmalıdır. Dikim materyaline yapılacak ilaçlamalar ise dikim sırasında yapılmalıdır.

                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            Hazırlanan bitki koruma ürünleri, fide döneminde ince delikli el süzgeci ile daha ileri aşamalarda ise damlama sulama sistemi ile bitkinin köküne uygulanmalıdır.

                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Uygulama toprağa veya dikim materyaline yapılır. Toprağa uygulama, çelikler seraya şaşırtıldıktan sonra can suyu veya damla sulama şeklinde, dikim materyaline ise kökler daldırılarak yapılır. Özel uygulama şekli olan ilaçlar firmasınca önerildiği şekilde uygulanır.

                            MERCİMEK SOLGUNLUK HASTALIĞI
                            (Fusarium oxysporum Schlecht. Emend. Snyder & Hansen f.sp. lentis Vasudeva & Srinivasan)

                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Mercimek solgunluk hastalığı etmeni Fusarium oxysporum f.sp. lentis toprak kökenli bir fungustur. Etmen hastalıklı bitki artıkları üzerinde yaşamını uzun yıllar sürdürebilir ve tohum ile de taşınabilir. Fungus bitkinin iletim demetlerinde oluşturduğu tıkanmalar ve salgıladığı toksinler neticesinde topraktan su ve besin alınımını engellediği için solgunluğa neden olmaktadır.

                            Hastalık etmeni toprak, tohum ve bitki artıklarında yaşamını sürdürür. Kışı toprakta klamidospor olarak geçirir.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Hastalık bitkinin tüm gelişme dönemlerinde görülür. Hastalığın belirtileri, bitkinin su stresi yaşadığı ılık ve kurak geçen ilkbahar aylarından sonra erken yaz sıcakları ile ortaya çıkan olumsuz iklim koşulları ve özellikle çiçeklenme döneminden itibaren kendini göstermektedir.

                            Her yıl mercimek tarımının yapıldığı veya kök afidi, kök koşnili ve canavarotu ile bulaşık tarlalardaki bitkilerin zayıf düşmesi sonucunda hastalığın şiddeti daha da artmaktadır.

                            Hastalık bitkilerde gelişme geriliğine (Şekil 1), yapraklarda sararma ve kurumalara (Şekil 2), iletim demetlerinde kahverengileşmeye, saçak kök ve nodozite sayısında azalmalara (Şekil 3a), bitkide genel solgunluğa (Şekil 3b), enfeksiyonun şiddetine bağlı olarak danelerin zayıf kalmasına veya bitkinin tamamen kuruması (Şekil 4) neticesinde ciddi oranda verim ve kalite kaybına neden olabilmektedir.


                            Şekil 1. Çiçeklenme dönemindeki gelişme belirtileri.

                            Şekil 2. Kapsül bağlama dönemindeki tipik geriliği ve sararma belirtileri


                            Şekil 3. Hastalık nedeni ile saçak kök ve nodozite sayısında azalmalar (a) ve sararan lokal alanlar (b)


                            Şekil 4.Tamamen kurumuş hastalıklı bitkiler

                            Mercimek solgunluk hastalığı, mercimek tarımı yapılan tüm alanlarda görülmektedir.

                            3. KONUKÇUSU

                            Hastalığın konukçusu mercimektir.

                            4. MÜCADELESİ

                            4.1. Kültürel önlemler

                            -Sağlıklı tohumluk kullanılmalıdır.
                            -Dayanıklı ya da tolerant çeşitler tercih edilmelidir.
                            -Erken ekim yapılmalı veya erkenci mercimek çeşitleri yetiştirilmelidir.
                            -Mercimek tarımında süzek, organik maddece fakir topraklar tercih edilmemelidir.
                            -Derin sürüm yapılarak hastalıklı bitki artıkları toprağa gömülmelidir.
                            -Hastalıkla bulaşık alanlarda en az 4-5 yıllık ekim nöbeti uygulanmalıdır.

                            4.2. Kimyasal Mücadele
                            Etkili bir kimyasal mücadelesi bulunmamaktadır.

                            MUZDA FUSARİUM SOLGUNLUĞU

                            Fusarium oxysporum Schlechtend.:Fr. f. sp. cubense (E.F. Sm.)W.C. Snyder&H.N. Hans.

                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI

                            Muzda Fusarium solgunluğu hastalığına Fusarium oxysporum Schlechtend.: Fr. f. sp. cubense (E. F. Sm.) W. C. Snyder & H. N. Hans. neden olmaktadır. Hastalık etmeni, yapay besi ortamında, diğer ürünlerde solgunluğa neden olan form specieslerden ayırt edilemez. Koloni gelişimleri beyaz renkli, turuncu ya da açık mor gölgelidir. Fungusun üreme yapıları mikro ve makro konidilerdir. Makrokonidiler (27-60 X 3-5 µm) de bol miktarda üretilirler. Genellikle 3-5 bölmeye sahip, hafifçe kıvrık şekilli ve ince duvarlıdırlar. Dayanıklı spor yapıları olan klamidosporlar ise tekli ya da çiftli şekilde oluşturulurlar.

                            F. oxysporum cubense’nin 4 ırkı bilinmekte ve bunlardan 3 tanesi (Irk 1, Irk 2 ve Irk 4) muzda hastalık oluşturmaktadır. Hastalık etmeni canlı konukçu doku bulamadığında, daha önce enfekte olmuş konukçu dokuda, klamidospor olarak toprakta ya da yabancı otlar üzerinde bir parazit olarak uzun süre canlılığını sürdürebilme yeteneğine sahiptir. Hastalık etmeni fungus, ince köklerin salgıları nedeniyle bu kökleri enfekte etmektedir. Daha kalın kökler ya da rizomda doğrudan enfeksiyon olmaz. Genellikle enfeksiyon kök korteksinde ya da küçük köklerin ksileminde sınırlı kalır. Nadiren de olsa, fungus, kalın köklerin, rizom ve yalancı gövdenin iletim demetlerinde sistemik olarak kolonize olur. Böyle durumlarda, mikrokonidiler ksilemi oluşturan iletim demetlerinde taşınarak ilerlerler.

                            F. oxysporum cubense, enfekte olmuş rizom ya da köklerde yayılır. Enfekteli rizom ya da kökler belirti göstermeyebilir ve böylece hastalık etmeni, yeni plantasyonlar kurmak için bu tür üretim materyalleri kullanıldığında, bulaşık olmayan sahalara kolaylıkla taşınır. Hastalık etmeni bitkilerin köklerinin kaynaşması, toprak, su sızmaları, bulaşık alet ve ekipmanla kısa mesafelerde taşınabilmektedir.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Fusarium solgunluğu muzda öldürücü bir hastalıktır. Bitki içerisindeki ilk belirtiler, kökün ksilem dokusunda kırmızımsı kahverengi renk değişimleridir. Bu belirtiler, enfeksiyon ilerledikçe rizomun ksilem dokularını da sarar. Hastalık etmeni rizomun büyük bir kısmını kolonize ettikten sonra, yalancı gövdede de gelişimini sürdürür ve yeşil aksamda gözle görülür ilk belirtiler oluşur. Yaşlı yapraklar parlak sarı bir renk alırlar (Şekil 1).


                            Şekil 1. Yaşlı yapraklarda parlak sarı renklenme


                            Şekil 2. Bitkinin tamamen kuru ya da ölü yapraklarla kaplanması

                            Bu yapraklar zamanla solgunluk gösterir ve yaprakların iç kısımları kırmızımsı kahverengi bir renklenme ile yırtılır. Yeşil yapraklarda da çökme görülebilir ve yalancı gövdenin dip kısmındaki yapraklar yırtılabilir. Hastalığın ilerlemesi ile, muz bitkisinin tamamı kurumuş ya da ölmüş yapraklarla kaplanıncaya kadar (Şekil 2), oluşan her yeni genç yaprağa ksilem dokularından enfeksiyon ilerler ve etmenin kolonizasyonu devam eder. Böyle bitkilerin yalancı gövdelerindeki ksilem dokularının rengi de kırmızımsı kahverengine döner (Şekil 3). Sonuçta, bitkiler ölürler ancak tamamen çürüyünceye kadar 1-2 ay devrilmeden dik olarak kalırlar.


                            Şekil 3. Yalancı gövdenin ksilem dokularındaki renk değişimleri.

                            Fusarium solgunluğu, meyve içerisinde bir renklenme oluşturmaz. 1.5 metreden kısa ve 4 aylıktan daha genç bitkilerde belirti göstermez.

                            Fusarium solgunluğu, ülkemizde muz yetiştiriciliği yapılan Akdeniz Bölgesinde görülmektedir.

                            3. KONUKÇULARI
                            Hastalığın konukçusu muz bitkisidir.

                            4. MÜCADELESİ

                            4.1. Kültürel Önlemler
                            - Hastalığın mücadelesinde en etkili yöntem dayanıklı çeşitlerin kullanılmasıdır.
                            - Yeni muz plantasyonları, hastalıkla bulaşık olmayan temiz üretim materyali ile kurulmalıdır.
                            - Doku kültürü ile elde edilmiş üretim materyalinin kullanımı tercih edilmelidir.

                            4.2. Kimyasal Mücadele
                            4.2.1. İlaçlama Zamanı
                            İlaçlamaya, erken gelişim döneminde başlanılmalı ve preparatın kullanma talimatına göre yapılmalıdır. Hastalık belirtileri ortaya çıktıktan sonra kimyasal mücadele etkili değildir.

                            4.2.2. Kullanılacak İlaçlar ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamada ölçekli kaplar, damlama sulama sistemi, vb. kullanılabilir.

                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            İlaçlama toprağa, bitkinin kök bölgesine uygulama şeklinde yapılır.

                            NARDA PHYTOPHTHORA KÖK VE KÖKBOĞAZI ÇÜRÜKLÜĞÜ HASTALIĞI

                            Phytophthora spp.

                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI

                            Phytophthora spp., toprak kökenli bir fungal hastalık etmeni olup, bitkinin kök ve kökboğazında zarar oluşturur.
                            Hastalık etmeni taban arazi ve nemli topraklarda sürekli bulunmaktadır. Eğer toprakta yeterince nem ve ıslaklık varsa fungus yeniden sporangiumlar ve dolayısıyla zoosporlar üreterek hastalığın mevsim içerisinde (özellikle ilk ve sonbahar yağışlarından sonra) yüksek oranlara ulaşmasını sağlar. Etmen 20-30oC toprak sıcaklığında bol miktarda sporangium üretir. Uygun olmayan koşullarda ise dayanıklı sporlar üreterek toprakta uzun süre canlılığını sürdürebilir. Hastalık etmeni bitkiye yaralardan veya sağlam dokulardan girebilir.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI

                            Hastalık bitkinin kök ve kökboğazında zarar oluşturur. Şiddetli enfeksiyonlarda ince kökler ve ana kök ölür. Kök boğazında kambiyum dokusu nekroze olur, enfekteli kısma ait kabuk dokusu çatlar (Şekil 1). Bu tip bitkilerde sararma, solma, gelişme geriliği görülür ve sonuçta bitki ölür (Şekil 2).


                            Şekil 1. Phytophthora spp.'nin kök boğazında kabuk altında neden olduğu nekroze alan


                            Şekil 2. Pophthora spp.'nin narda oluşturduğu solgunluk belirtisi

                            Hastalık, Ülkemizde nar yetiştiriciliği yapılan bölgelerden Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde tespit edilmiş olup, ekonomik önemde zarar oluşturmaktadır.

                            3. KONUKÇULARI

                            Etmen grubu geniş bir konukçu dizisine sahiptir. Nar, turunçgil, sebze, sert ve yumuşak çekirdekli meyveler ve sert kabuklu meyveler başlıca konukçuları arasındadır.

                            4. MÜCADELESİ

                            4.1. Kültürel önlemler

                            -Hastalıktan ari, sağlıklı fidan kullanılmalıdır.
                            -Taban suyunun yüksek olduğu arazilerde sırta dikim yapılmalıdır.
                            -Aşırı sulamadan kaçınılmalı ve suyun kökboğazına değmesi engellenecek şekilde damla sulama tercih edilmelidir.
                            -Toprak işlemesi sırasında kök ve kökboğazının yaralanması önlenmelidir.
                            -Hasta bitkiler sökülerek hemen imha edilmelidir.

                            4.2. Kimyasal Mücadele

                            4.2.1. İlaçlama Zamanı
                            İlaçlama, koruyucu olarak dikimle birlikte yapılır. Hastalığın görüldüğü bahçelerde ise ilk belirtiler görüldüğünde ilaçlamalara başlanır ve hızlı sürgün gelişim dönemlerinde (ilkbahar, yaz, sonbahar) devam edilir.

                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            4.3.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamalarda sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu), sırt atomizörü veya bahçe pülverizatörü kullanılmalıdır. İlacın toprağa uygulanması durumunda damla sulama sistemlerinden yararlanılabilir. Ayrıca süzgeçli kova vb. ekipmanlar da kullanılabilir.

                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Toprak üstü uygulamalarında ağacın tümü ilaçlanacak şekilde rüzgârsız havada ilaçlama yapılmalıdır. Topraktan uygulamalar ise damla sulama yoluyla veya ağacın taç izdüşümüne gelecek şekilde yapılmalıdır.

                            NOHUTTA PAS HASTALIĞI

                            Uromyces ciceris-arietini (Grogn.)Jacz&Bey

                            1. ETMENİN TANIMI VE YAŞAYIŞI

                            Fungusun yaşam çemberi tamamıyla bilinmemekle birlikte uredospor ve teliospor dönemleri nohut bitkisi üzerinde meydana gelmektedir. Pas püstüllerindeki uredosporlar yuvarlak, küre şeklinde, dış çeperi ise dikenimsi yapıdadır. Primer enfeksiyonlara neden olan teliosporlar ise koyu kahverenklidirler. Etmen kışı hastalıklı bitki artıkları üzerinde geçirmektedir. Ilık ve nemli koşullar etmenin gelişimi için uygundur.

                            2. HASTALIĞIN BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI

                            Hastalık, başlangıçta yapraklar üzerinde yuvarlak veya oval, koyu kırmızımsı-kahverenginde içinde uredosporlar olan püstüller şeklinde görülür. Bu püstüller daha sonra birleşerek büyürler ve renkleri koyulaşır (Şekil 1). Hastalık, yaprağın her iki yüzeyinde de belirti oluşturabilir; ancak çoğunlukla yaprağın alt yüzeyinde görülür. Enfeksiyonlar şiddetli olduğu zaman püstüller gövde ve kapsüller üzerinde de oluşabilir (Şekil 2). Böyle durumlarda tarladaki bitkiler paslı bir görüntü gösterir. Yapraklarda erken dökülme ve bitkilerde kurumalar meydana gelebilir. Bitkilerin tohumları normalden daha küçük ve dane üzerinde de belirtiler oluşabilir. Normal koşullarda nohut pasının epidemi yapması yetiştirme sezonunun geç dönemlerinde meydana gelir. Bu yüzden verim kayıpları daha az olabilmektedir; Ancak uygun koşullarda, enfeksiyonların erken dönemde oluşması halinde önemli verim kayıpları da meydana gelebilir. Nohut pasının tarlada yayılması yaprak epidermisinin yırtılmasıyla birlikte olgunlaşmış püstüllerden uredosporların serbest kalıp çevreye dağılmasıyla olmaktadır. Ülkemizde nohut yetiştirilen bazı bölgelerde bulunmaktadır.


                            Şekil 1. Yapraklardaki pas püstüllerinin meydana getirdiği belirtiler


                            Şekil 2. Hastalığın yaprak ve kapsüllerdeki belirtisi.

                            3.KONUKÇULARI

                            Etmenin başlıca konukçuları, nohut, burçak ve mürdümük’ tür.

                            4. MÜCADELESİ

                            4.1. Kültürel Önlemler
                            - Varsa dayanıklı çeşit kullanılmalı,
                            - Hastalıklı bitki artıkları tarladan uzaklaştırılarak yakılmalı,
                            - En az 2-3 yıllık ekim nöbeti uygulanmalıdır.

                            4.2. Kimyasal Mücadele

                            4.2.1. İlaçlama Zamanı
                            İlaçlama, yeşil aksam ilaçlaması şeklinde yapılır. Çevrede bitki yapraklarında pas püstülleri görülür görülmez ilaçlamaya başlanmalı ve hastalığın şiddeti, iklim koşulları ve ilacın etkinlik süresi dikkate alınarak ilaçlamaya devam edilmelidir.

                            4.2.2. Kullanılacak İlaçlar ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamalarda sırt pülverizatörü, tarla pülverizatörü ve atomizörler kullanılır.

                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Bitkinin tüm yeşil aksamının ilaçla kaplanması gerekmektedir

                            ÖRTÜALTI SEBZE YETİŞTİRİCİLİĞİNDE DEMİR NOKSANLIĞI HASTALIĞI (KLOROZ)

                            1. DEMİR NOKSANLIĞININ SEBEPLERİ

                            Demir, bitkilerde fotosentez ve solunumun gerçekleşmesinde, protein sentezinde yer alır. Bitkide daha çok klorofilin yapısında bulunur. Bitkilerde biyotik ve abiyotik faktörler nedeniyle demir noksanlığına rastlanır. Toprakta alınabilir Fe miktarında yetersizlik, düşük organik madde, yüksek kireç ve pH demir noksanlığına neden olur. Ayrıca düşük toprak sıcaklığı, toprakta aşırı nem ve ağır bünye nedeniyle yetersiz havalanma, yüksek fosfor ve ağır metal (Mn,Zn,Cu vb.) içeriği de önemli etkenlerdendir. Bitkide kök gelişiminin yetersiz olması halinde ve demir alım etkinliği düşük olan tür ve çeşitlerde demir noksanlığına daha çok rastlanır.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Demir noksanlığında, ilk belirtiler genç yapraklarda kloroz şeklinde ortaya çıkar. En ince damarlar bile yeşil kalırken damar aralarında sararma görülür ve yaprak ağ görünümü alır (Şekil 1-2). Noksanlık şiddetli olursa belirtiler alt yapraklara doğru yayılır. Genç yapraklar tamamen beyaza döner. Yapraklarda zamanla nekrozlar ve kurumalar görülür.

                            Resim 1-2 : Domates yaprağında demir noksanlığı (kloroz) belirtisi

                            Demir noksanlığında bitki gelişimi geriler, verimde ve kalitede azalmalar ortaya çıkar. Ülkemiz topraklarının önemli bir bölümü demir alımını olumsuz etkileyen yüksek kireç ve pH gibi olumsuz toprak özelliklerine sahiptir. Bu nedenle demir noksanlığına yaygın olarak rastlanmaktadır. Demir noksanlığının belirlenmesi ve diğer besin elementi noksanlıklarından ayrılması amacıyla toprak ve yaprak analizleri yaptırılması uygundur.

                            3. DEMİR NOKSANLIĞININ GÖRÜLDÜĞÜ BİTKİLER

                            Çilek, hıyar, biber, patlıcan, domates, vb. sebzelerde yaygın olarak rastlanmaktadır.

                            4. MÜCADELESİ

                            4.1. Kültürel önlemler

                            -Kloroz oluşumuna uygun ağır bünyeli ve çok kireçli topraklar sera yeri olarak tercih edilmemelidir. Sera kurulmadan önce kesinlikle toprak ve sulama suyu analizleri yaptırılmalıdır.
                            -Ağır bünyeli topraklara sahip seralarda kum ve organik gübre ilavesi ile toprağın havalanma koşulları düzeltilmelidir.
                            -Yüksek pH’ya sahip topraklarda kükürt ilavesi, organik gübre kullanımı, damla sulama sistemlerinde sulama suyu ile asit verilerek kök bölgesinin tepkimesi demir alımına uygun hale getirilmeli, fizyolojik asit karakterli mineral gübreler kullanılmalıdır.
                            -Toprak özelliklerine göre, sulama aralıkları çok iyi belirlenmeli; taban suyu yüksek üretim alanlarında drenaj kanalları açılmalı ve su seviyesi istenilen düzeyde tutulmalıdır.

                            4.2. Kimyasal Mücadele
                            Uygulamalar kloroz belirtisi görülünce yapılır.

                            4.2.1. İlaçlama Zamanı
                            Klorozun ilk belirtileri görüldüğünde uygulamaya başlanır. Klorozun şiddeti, iklim koşulları ve uygulamanın etki süresi dikkate alınarak uygulamaya devam edilir.

                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            Uygulamada sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu) veya tarla pülverizatörü; toprak uygulamalarında uygulama kabı ve toprak işleme aletleri ve damla sulama sistemi kullanılır.

                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Demir noksanlığına karşı uygulama 2 şekilde yapılır.

                            Toprak uygulaması:
                            Topraktan uygulamalarda daha çok şelat formunda gübreler önerilir. Uygulanacak şelat formu toprağın pH’sına göre seçilmelidir. Alkali topraklarda Fe-EDDHA tercih edilmelidir.



                            Verilecek preparat büyüme dönemi boyunca 4-6 defaya bölünerek verilmelidir.

                            Yaprak uygulaması:

                            Demir noksanlığında yapraktan uygulamalarda yapılabilir. Noksanlık belirtilerinin görülmeye başladığı dönemden itibaren 10-15 gün ara ile 4-5 kez tekrarlanmalıdır.

                            PATATES HALKA ÇÜRÜKLÜĞÜ
                            Clavibacter michiganensis subsp. sepedonicus (Spieckermann&Kotthoff) Davis et al.

                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI

                            Clavibacter michiganensis subsp. sepedonicus Gram-pozitif, hareketsiz ve 0.4-0.6 x 0.8-1.2

                            Cm boyutlarında bir bakteridir. Hastalık etmeninin optimum gelişme sıcaklığı 210C’dir.Etmen yumru kaynaklıdır. Tohumluk yumruların, özellikle kesilerek dikiminin yapılması hastalığın yayılmasında önemli bir etkendir. Enfekteli bir yumrunun kesilmesinde kullanılan bıçak ile sağlıklı yumrular kesilirse, 20-30 kadar yumru kolaylıkla bulaşabilmektedir. Etmen kışın toprakta canlılığını devam ettirememektedir. Ancak hastalıklı patates sapları ve enfekteli yumrularda kışlayabilmektedir. Ayrıca düşük nispi nem ve serin koşullarda depo duvarları, patates çuvalları ve nakliyede kullanılan araçlar üzerinde 5 yıla kadar canlılığını devam ettirebilmektedir. Hastalıklı patates yumruları dikildikten sonra bakteri hızla çoğalmaya başlamakta ve iletim demetleri yoluyla saplar ve petiollere geçmektedir. Bazen dikimden 8 hafta sonra köklere ve olgunlaşmış yumrulara kadar ilerlediği görülmektedir. Patateste halka çürüklük hastalığının yayılmasında belirti gösteren yumruların yanı sıra latent enfeksiyonlar (belirti vermeden hastalık etmeninin yumruda bulunması) da çok önemlidir. Latent olarak enfekteli tohumluk patateslerin bir bölgeden diğerine ya da bir ülkeden diğerine nakliyle hastalık yayılmaktadır.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI

                            Hastalık belirtileri genellikle vejetasyon döneminin sonlarında hafif solgunluk şeklinde ortaya çıkmaktadır. Solgunluğun ilk belirtileri en alttaki yapraklarda başlar, bu solgunluk ya bitkinin tamamında ya da sapın sadece bir tarafında görülmektedir. Yaprakların kenarları içe ve yukarı doğru kıvrılır. Yapraklarda önce donuk açık yeşil renk, sonra grimsi yeşil rasgele bir beneklenme, damarlar arasında sararma ve son olarak kahverengi nekrotik alanlar oluşur

                            (Şekil 1). Enfekteli saplar enine kesildiklerinde, iletim dokusunda renk değişikliği belirgin değildir. Belirtiler kuru topraklarda ve 24-32 0C’lik hava sıcaklıklarında daha hızlı gelişir, ancak 32 0C’nin üzerindeki sıcaklıklarda yeşil aksamda belirti oluşumu yavaşlar. Bu belirtiler bazen gizli kalabilir ve mevsim sonlarında ortaya çıktığı için yaşlanma belirtilerinden ayırt edilemez. Ayrıca patates mildiyösü (Phytophthora infestans), solgunluk (Verticillium albo- atrum), Kök boğazı nekrozu (Rhizoctonia solani =Thanatephorus cucumeris) belirtileri veya kuraklık zararıyla karıştırılabilir.

                            Yumru enfeksiyonu stolonlar yoluyla olmaktadır. Yumrular, yumrunun sapa bağlandığı kısımlarından enine kesildikleri zaman ilk belirtiler görülebilir. Bu belirtiler yumrunun stolona yakın yerlerindeki iletim demetlerinde şeffaf (cam gibi), krem-sarı renkli çizgi şeklindedir (Şekil 2). İlerlemiş enfeksiyonlarda ise renk sarımsı açık kahverengine döner. Son aşamada yumrularda, iletim demeti ve renk değiştiren bölge yumuşar. Bu hastalığın bir özelliği olarak, yumrular sıkıldıklarında iletim demetinin dışındaki doku kolaylıkla iç dokudan ayrılır ve parçalanan dokuyla birlikte kremimsi, peynir gibi, kokusuz bakteriyel akıntı ortaya çıkar (Şekil 3). Hastalık ilerledikçe yumrunun dışında da belirtiler görülür, bunlar gözlerin etrafında kırmızımsı kahverengi lekeler şeklindedir. Yumru kabuğunda sık sık yıldız biçiminde çatlaklar oluşur

                            (Şekil 4).Hafif şiddetteki enfeksiyonlarda, yumrularda belirti görülmez, bu durumdaki latent enfeksiyonları tespit etmek ise ancak laboratuar analizleri ile mümkündür. Bu hastalığın yumru belirtileri Ralstonia solanacearum (Patates kahverengi çürüklük hastalığı) tarafından oluşturulan belirtilerle karıştırılabilir. Halka çürüklüğü hastalığının yumru belirtileri sekonder etmenler tarafından oluşturulan enfeksiyonlar nedeniyle maskelenebilir. Latent enfekteli yumrular 10 0C’yi aşan depo koşullarında tutulursa, bakterinin çoğalması için uygun koşullar oluştuğundan yumru belirtileri hızla ilerler ve önemli ürün kayıpları oluşabilir.

                            Etmen önemli bir karantina organizmasıdır.
                            Ülkemizde ilk tespit Kayseri ilinde yapılmış ve eradikasyon çalışmaları devam etmektedir.

                            Şekil 1. Yeşil aksamda solgunluk, yaprak kenarlarında kıvrılma, damarlar arasına sararma ve nekrozlar

                            Şekil 2. İletim demetlerinde şeffaf, sarı renkli ilk belirti

                            Şekil 3. İletim demetlerindeki ilerlemiş belirti

                            Şekil 4. Yumru kabuğunda oluşan çatlaklar

                            3.KONUKÇULARI

                            Patates en önemli konukçusudur ve doğal yolla enfeksiyonun oluştuğu tek bitkidir. Şekerpancarı tohumu ve bitkisinde doğal olarak belirti vermeden de bulunabilmektedir.

                            4.MÜCADELESİ

                            Karantina önlemleri

                            Bu hastalığın yayılışının engellenmesi ve mücadelesine ilişkin olarak Bakanlığımız tarafından 28.09.2002 tarih, 24890 sayı ve 2002/59 tebliğ numarası ile Resmi Gazete’de “Patates Halka Çürüklüğü (Clavibacter michiganensis subsp. sepedonicus) Hastalığı Hakkında Tebliğ” yayınlanmıştır. Hastalığın bulaştığı alanlarda bu tebliğ esaslarına göre tedbirler alınmaktadır.

                            4.1 Kültürel Önlemler

                            • Hastalıktan ari, sertifikalı tohumluk kullanılmalıdır.
                            • Tohumluk patatesler kesilmeden dikilmelidir.
                            • Bulaşık tarlalarda hasat sonrası tüm bitki artıkları yok edilmeli ve konukçusu olmayan bitkilerle 3 yıl süreyle münavebe yapılmalıdır.
                            • Patates depolarının tüm zemini ve duvarları % 10’luk sodyum hipoklorit (çamaşır suyu) ile dezenfekte edilmelidir.
                            • Dikim, hasat, nakliye ve depolama esnasında kullanılan alet ekipman ve malzemeler topraklarından temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir.

                            4.2 Kimyasal mücadele:
                            Etkin bir kimyasal mücadele yöntemi yoktur.

                            PATATES KÖKBOĞAZI NEKROZU VE SİYAH SİĞİL HASTALIĞI
                            (Rhizoctonia solani Kühn.)

                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI

                            Hastalık etmeni fungus, bölmeli düzgün, dik dallanan miselli, eşeyli devresinde nadiren basidiospor oluşturan hem tohum hem de toprak kökenlidir. Tohumluk yumru üzerinde sklerot ve misel olarak, toprakta ise çürümüş bitki kalıntılarında misel veya serbest halde sklerot olarak yaşar. Fungusun hifleri arasında anastomosis denilen birleşmeler meydana gelir ve kendi içinde 13 anastomosis grubuna (AG.) ayrılır. Bu anastamosis grupları içinde AG 3, AG 4, AG 5 ve AG 8 patates bitkisinde yüksek veya orta derecede hastalık oluşturur. Grubun diğer üyeleri ise patates bitkisinde ya küçük çapta yaralanmalara neden olurlar ya da bitkide herhangi bir belirti meydana getirmezler. AG 3 aynı zamanda patates yumrularında sklerot oluşturur. Fungus, patates bitkisinde nemli ve serin koşullarda özellikle 10–15 °C sıcaklıklarda daha fazla etkili olmaktadır.

                            2. HASTALIĞIN BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI

                            Etmen, bitkinin kök, kök boğazı ve stolonlarda kahverengi-siyah çökük yaralara neden olmaktadır (Şekil 1, Şekil 2). Yine yumruların yüzeyinde siyah renkli 1- 10 mm çapında sklerotlar oluşmaktadır (Şekil 3). Sklerot oluşumu bitkilerin ölmeye başladığı yetiştirme sezonunun geç dönemlerinde özellikle serin ve nemli koşullarda gerçekleşir. Yumruların uzun süre toprakta kalması sklerotların sayısının artmasına ve daha fazla gelişmesine neden olur. Serin iklim koşullarında ağır ve bulaşık topraklarda yumrularda çatlamalar ve şekil bozuklukları meydana gelebilir (Şekil 4). Hastalık, çıkış öncesi toprak altında filizlenen yumruları etkileyerek çıkışların gecikmesine veya olmamasına; bitki gelişim dönemlerinde ise bitkinin çalılaşması ve yatmasına neden olmaktadır. Bazı durumlarda dalların ve yaprak saplarının koltuklarında havai yumru oluşumuna ve hasatta gecikmelere neden olmaktadır

                            Patates yumruları üzerinde bulunan fungusun sklerotları, hastalığın yayılmasında önemli bir faktördür. Bulaşık yumruların tohumluk olarak kullanılmasıyla hastalığın yayılması daha kolay olmaktadır.
                            Ülkemizde patates yetiştirilen alanların çoğu bu hastalıkla bulaşık durumundadır.

                            Şekil 1.Kökboğazında meydana gelen Şekil 2. Kökboğazı ve stolonlarda meydana çökük nekrozlar

                            Şekil 2. Kökboğazı ve stolonlarda meydana gelen nekrozlar

                            Şekil 3.Yumru yüzeyinde oluşan sklerotlar

                            Şekil 4.Yumruda meydana gelen çatlama ve şekil bozuklukları

                            3. KONUKÇULARI

                            Bazı AG strainleri patates bitkisine özelleşmiştir. Bununla birlikte diğer strainler birçok bitkide hastalık oluşturmaktadır.

                            4. MÜCADELESİ

                            4.1. Kültürel Önlemler
                            - Fungusun sklerotlarıyla bulaşık olmayan temiz tohumluk kullanılmalı,
                            - Sklerotların oluşumunu ve gelişimini önlemek için geç hasattan kaçınılmalı,
                            - Graminae familyasına ait bitkilerle en az üç yıllık ekim nöbeti uygulanmalı,
                            - Çıkışı erken sağlamak için tohumluk yumrular filizlendirilip, en fazla 5 cm derinliğe dikilmelidir.

                            4.2. Kimyasal Mücadele

                            4.2.1. İlaçlama Zamanı
                            İlaçlama, dikim öncesi tohumluklara uygulanır.

                            4.2.2. Kullanılacak İlaçlar ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır

                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makinalar
                            Sırt pulverizatörü, döner diskli tohumluk ilaçlama aleti, döner bidon sistemli aletler ve patates tohumluk ilaçlaması için geliştirilen aletler kullanılır.

                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Daldırma, sisleme, ve püskürtme şeklinde yapılmalıdır.
                            Püskürtme yönteminde, uygun dozda hazırlanan ilaçlı karışım sırt pulverizatörü ile temiz bir örtü veya sert bir zemin üzerine serilen tohumluklara püskürtülür. Yumruların her tarafının ilaçla kaplanması için karıştırılması gerekmektedir.

                            SERT ÇEKİRDEKLİ MEYVELERDE HASAT SONRASI DEPO YANIKLIĞI

                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Sert çekirdekli meyvelerde oluşan hasat sonrası depo yanıklığı, abiyotik bir hastalıktır. Fiziksel zararlanmalar hassas şeftali ve nektarin çeşitlerinin meyvelerinde hastalık belirtilerinin gelişmesini ve artmasını sağlar. Hastalıklı meyve kabuğundaki belirtiler düşük ve yüksek pH, demir ve bakır iyonları ile bahçede uygulanmış bitki koruma ürünleri nedeniyle artar. Hastalığa esas olarak antosiyanin ve tanin kompleksi ile hücre bileşenleri neden olmaktadır.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Hasat sonrası depo yanıklığı hastalığı, mekanik yaralanmalar ve çevreden etkilenen epidermal antosiyanin renklenmesinin bir sonucu olarak oluşmaktadır. Bazı çeşitler hastalığa daha hassastırlar ve hasat öncesi ile hasat sonrası uygulamalar hastalığın şiddetini etkilemektedir. Taşıma sırasındaki zararlanmalar ve pH değeri 8’in üzerinde olan mum içerikli hasat sonrası uygulamalar hastalığı teşvik etmektedir. Meyve kabuğundaki lekeler tipik olarak kırmızı meyve yüzeyinde su emmiş alanlar şeklinde oluşur ve zamanla morumsu siyaha dönerler. Sarı meyve yüzeyinde ise yağlı lekeler şeklinde görülür. Meyveler, soğuk depolama koşullarından alınıp 24 saat oda sıcaklığında tutulduklarında kabuktaki belirtiler ortaya çıkmakta (Şekil 1), ancak meyvelerin tat ve aromasında bir bozulma olmamaktadır. Meyve kabuğunda meydana gelen belirtiler nedeniyle, bu tür meyvelerin pazarlanma şansı kalmamakta ve ortalama % 12- 15 kayıp söz konusu olabilmektedir.

                            Hastalık biyotik bir sebepten oluşmadığından, depolanma sırasında bir bulaşma söz konusu değildir. Depoya alınan meyveler benzer koşullara sahip olduklarından, hastalık belirtileri meyvelerin genelinde, yaklaşık aynı zamanda görülmektedir.


                            Şekil 1. Hasat sonrası depo yanıklığının şeftali meyvesinde oluşturduğu kabuk belirtileri. (Compendium of Stonefruits)

                            3. KONUKÇULARI
                            Şeftali ve nektarin meyvelerdir.

                            4. MÜCADELESİ

                            4.1. Kültürel Önlemler
                            –Kobalt, çinko, bakır, alüminyum ve demir klorür içerikli yaprak gübreleri kullanılmamalıdır.
                            –Hasat sırasında meyveler iç yüzeyleri yumuşak materyalle kaplı toplama kaplarına konmalı ve en kısa sürede paketleme evlerine ulaştırılmalıdır.
                            –Meyvelerin hasat ve taşınması sırasında zarar görmemelerine dikkat edilmelidir.
                            –Soğutma ve daldırmada kullanılan suyun pH’sı 6.5-7.0 olacak şekilde ayarlanmalıdır.

                            4.2. Kimyasal Mücadele

                            4.2.1. İlaçlama Zamanı
                            İlaçlamalar hasattan önce ya da hasattan sonra, depolama öncesi bir kez yapılmalıdır.

                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            Bahçe ilaçlamalarda sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu), sırt atomizörü veya bahçe pülverizatörü kullanılmalıdır. Depo ilaçlamalarında ise oldukça küçük damla üreten sisleyiciler (termik veya soğuk sisleme makinaları), ULV (çok düşük hacimli) ve LV (düşük hacimli) uygulama yapan pülverizatörler kullanılmalıdır.

                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            İlaçlama tüm meyve yüzeyini kaplayacak şekilde yapılmalıdır.

                            SOĞAN, SARIMSAK PAS HASTALIĞI
                            Puccinia porri G.Wint.(syn.P.allii F.Rudolphi)

                            1. ETMENİN TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Pas hastalığı etmeni Puccinia porri G. wint (Syn. P. alli F. Rudlphi)’dir. Sarımtırak turuncu uredospor (20-24 x 23-29 µm) yuvarlak-elips şekilli, kalın çıkıntılı duvarlı, gri teliosporlar ise (20-26x28-45µm) iki hücreli, düz duvarlı ve kısa saplıdır.

                            Kışı uredospor ya da teliospor olarak geçirir. Uredosporlar uzun mesafelere rüzgarla taşındıkları için, hastalık döngüsünde çok önemlidir. Hastalık, az yağış ve devamlı yüksek nem koşullarında görülmektedir. Uredosporlar çimlenebilmek ve enfeksiyon yapabilmek için 4 saat boyunca % 97 nisbi neme ihtiyaç duyarlar. En yüksek enfeksiyon % 100 nem ve 10- 150C sıcaklıkta oluşur. 250C’nin üstündeki ve 100C’nin altındaki sıcaklıklar enfeksiyon
                            oluşumunu engeller. Hastalık, strese maruz kalan bitkilerde (aşırı kuraklık ya da sulama veya fazla azot uygulaması) artmaktadır.

                            2. HASTALIĞIN BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Başlangıç simptomları, 1-3 mm uzunluğunda, turuncu uredial püstüller içinde gelişen yapraklar ve gövdeler üzerinde küçük beyaz lekelerdir. Şiddetli enfekte olan yapraklar sararır ve ölür. Sezon sonunda, koyu kahverengi teliosporlar püstüller içinde oluşabilir. Piknidial ve aesial dönemlere doğada az rastlanır. Soğan ve sarımsak ekiliş alanlarında görülmektedir.

                            3. KONUKÇULARI
                            Etmenin başlıca konukçuları, soğan, sarımsak ve diğer Allium spp.’dir.

                            4. MÜCADELESİ

                            4.1. Kültürel Önlemler
                            1. Soğan ve sarımsak yetiştiriciliği, drenajı iyi yapılmış topraklarda temiz üretim materyalleri ile yapılmalıdır.
                            2. Ekim nöbetine yer verilmelidir.
                            3. Hastalığa konukçuluk eden yabancı otlarla mücadele yapılmalıdır.

                            4.2. Kimyasal Mücadele

                            4.2.1. İlaçlama Zamanı
                            İlaçlama, yeşil aksam ilaçlaması şeklinde yapılır. Yapraklarda pas püstülleri görülür görülmez ilaçlamaya başlanmalı ve hastalığın şiddeti, iklim koşulları ve ilacın etkinlik süresi dikkate alınarak ilaçlamaya devam edilmelidir.

                            4.2.2. Kullanılacak İlaçlar ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            4.2.3.Kull anılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamalarda sırt pülverizatörü, tarla pülverizatörü veya atomizörler kullanılır.

                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Bitkinin tüm yeşil aksamının ilaçla kaplanması gerekmektedir.

                            SOĞAN VE SARIMSAKTA BEYAZ ÇÜRÜKLÜK HASTALIĞI
                            Sclerotium cepivorum Berk.

                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                            Hastalık etmeni Sclerotium cepivorum Berk., kışı hastalıklı bitki artıklarında ve toprakta sklerot olarak geçirir. Bu sklerotlar 0,35-0,50 mm büyüklüğünde ve siyah renktedir. Sklerotlar toprakta konukçu bitkiler olmaksızın 20 ile 30 yıl arasında canlılığını koruyabilir ve toprağın 30 cm derinliklerine kadar yerleşebilir. Sklerotlar, konukçu bitkilerin salgıladığı uçucu maddeler vasıtasıyla uyarılarak çimlenirler, daha sonra bitki köklerini ve yaprak kınlarını doğrudan enfekte ederler. Etmen, tohuma bulaşan sklerotlar, sulama suyu, bulaşık fide toprağı, alet ve ekipmanlar ile taşınır.

                            Hastalık oluşumu topraktaki inokulum miktarına ve çevre faktörlerine bağlıdır. Hastalık gelişimi genellikle 9 0C’nin altındaki toprak sıcaklığında yavaş, 14-18 0C’de optimum olurken, 24 0C ve üzeri sıcaklıklarda azalmakta veya gelişmesi durmaktadır.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                            Hastalık, asıl olarak tarlada ortaya çıkar ve uygun olmayan depo koşullarında da zarara neden olabilir. Bitkilerde yumruların oluşmaya başlamasıyla patojenin gelişmesi de artar. Hastalığa erken yakalanmış olan bitkiler solar ve çökerler. Yapraktaki belirtiler bitkinin gövdesi ve yumruları oluştuktan sonra ortaya çıkar ve alt yapraklardan itibaren sararma meydana gelir (Şekil 1). Sararmış bitkiler topraktan çekilince kolayca çıkarlar ve bu yumruların beyaz fungal bir örtü ile kaplandığı ve üzerinde yer yer siyah küçük sklerotların oluştuğu görülür (Şekil 2). Bu sklerot oluşumu hızlı bir şekilde devam eder ve yumrular çürümeye başlar. Çürüme ilk dönemde ıslak çürüklük şeklinde olmasına rağmen zamanla kuru çürüklük şekline döner (Şekil 3). Bulaşık bitkinin toprak altı kısımlarından komşu bitkilere bulaşmalar olur ve aynı sıra üzerinde kurumalar başlar. Bir sklerot birbirine komşu yaklaşık 20-30 tane bitkiyi enfekte edebilir.

                            Eğer hastalıktan etkilenen yumrular uygun sıcaklıklarda depolanmazsa, hastalık depolarda da devam eder ve yumruların çürümesine neden olur. Kuru depo koşullarında ise hastalık yayılmamaktadır.

                            Hastalık etmeni tarlada görüldüğünde konukçu bitkileri yetiştirmek oldukça zordur. Hastalık, kışlık ekimlerde ve serin iklim koşullarında daha fazla zarara neden olmaktadır. Ülkemizde soğan ve sarımsak yetiştirilen alanlarda yaygın olarak görülmektedir.

                            Şekil 1. Tarlada sarımsak bitkisinde alt yapraklardan itibaren başlayan sararma belirtileri

                            Şekil 2. Sarımsak bitkisinin yumru kısmında sklerotla kaplı beyaz fungal örtü oluşumu

                            Şekil 3. Sarımsak yumrularında meydana gelen çürümeler

                            3. KONUKÇULARI

                            Etmenin başlıca konukçuları, soğan, sarımsak, pırasa ve diğer Allium türleridir.

                            4. MÜCADELESİ

                            4.1. Kültürel Önlemler
                            - Hastalığın görülmediği yerlerde üretim yapılmalı ve hastalıksız tohumluk kullanılmalı,
                            - Derin ve sık ekimden kaçınılmalı,
                            - Konukçusu olmayan bitkilerle en az 5 yıl münavebe uygulanmalı,
                            - Hastalıklı yumrular ve toprak materyalinin yeni yetiştirme alanlarına girmesinden kaçınılmalı,
                            - Hastalıklı alanlarda çalışma yapıldıktan sonra yeni çalışma alanlarına taşınmadan önce alet ve ekipmanlar temizlenmeli,
                            - Hastalık tarlanın belli bir kısmında ve bir kaç bitkide çıkıyorsa bu alanlardaki bitkiler toprakları ile birlikte uzaklaştırılmalı ve imha edilmelidir.
                            - İklim koşullarının uygun olduğu bölgelerde fiziksel mücadele olarak toprak solarizasyonu yapılabilir.

                            4.2. Kimyasal Mücadele

                            4.2.1. İlaçlama Zamanı
                            İlaçlama, ekimden önce, ekim sırasında veya yeşil aksama yapılabilir. Küçük alanlarda ekim ve dikim öncesi, toprağın solarizasyonu veya solarizasyonla birlikte fumigantların düşük dozları kullanılabilir. Ekim dikim sırasında tohum ve yeşil aksam ilaçlamaları ise ilacın etiketinde belirtildiği şekilde yapılır.

                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamalarda tarla pülverizatörü, sırt pülverizatörü, atomizörler ve/veya ilacın etiketinde belirtilen uygun alet-ekipmanlar kullanılır.

                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Toprak ilaçlamaları ekim veya dikimden önce toprak boş iken veya dikim sırasında, tohum ilaçlamaları ekim-dikim öncesinde yapılır. Yeşil aksam ilaçlamalarında bitkinin tümünün ilaçla kaplanması gerekmektedir.

                            SÜS BİTKİLERİNDE KURŞUNİ KÜF HASTALIĞI
                            ( Botrytis spp.).

                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI

                            Botrytis spp. her yerde yaygın olarak bulunan polifag bir fungus olup, bir çok bitkide hastalık oluşturabilir. Özellikle havalandırması iyi olmayan üretim alanlarında, çiçek zamanı sisli, çiğli olan yerlerde, doğada ve depolarda çoğu zaman bulunmaktadır. Botrytis spp. her bitki çeşidinde birbirinden farklı belirtilere neden olmakla beraber genel olarak; süs bitkilerinde çiçek yanıklığı, sürgün, gövde ve taç yapraklarda çürüme, yaprak yanıklığı, çökerten ve fide yanıklığı gibi belirtilere neden olmaktadır.

                            Bitkilere yaralı kısımlardan ve dokulardan giriş yapar. Konidi, miselyum ve sklerot gibi değişik formlarda bitki artıkları üzerinde ve toprakta barınır. Yağmur, rüzgar ve örtü altında hava akımı ile yayılmaktadır. Fungus kışı sklerot halinde hasta bitki artıkları üzerinde ve toprakta geçirirken, ilkbaharda sklerotlar çimlenerek, miselyum ve konidiospor oluşturur. Fungusun sporları renksiz olmasına rağmen kurşuni renkteki görünüşü koyu renkli konidiofordan ileri gelmektedir. Hava neminin % 95 ve sıcaklığın 17-23 °C olduğu koşullar hastalığın gelişmesi için uygundur. Bu hastalık, serin, nemli ve bulutlu havalarda yaygın olarak görülmektedir.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI

                            Hastalık etmeni, çiçek, gövde, yaprak, tomurcuk, meyve, soğan, yumru ve kök de dahil olmak üzere bitkinin birçok aksamında hastalık meydana getirebilir. Yanıklık, en sık görülen belirtisi olup yumru, kök çürümesi ve yaprak lekeleri de hastalığın belirtileri arasındadır. Hastalık etmeni hassas ve yumuşak dokuları (çiçek petiolleri, tomurcuklar ve fide) zayıflamış veya yaralı dokuları (hasat sonrası depolanan ürünler gibi), yaşlanmış ve ölü dokuları hedef alır.

                            Çiçekler hastalığa karşı çok hassastır. Çiçek taç yapraklarında, bazen düzensiz, genişlemiş, suda ıslatılmış görünümünde lekeler oluşur. Daha sonra bu yapraklar kurşuni renk alır. Nemli koşullar devam ettiği sürece, çiçek oluşumu engellenir, spor üretimi ve misel gelişimi devam eder. Daha sonra çiçek taç yaprakları keçeleşir ve birbirine yapışır (Şekil 1). Çiçekler, henüz tomurcuk halde iken de enfekte olabilir. Hastalanan çiçek gözleri düşer ya da kapalı kalır.

                            Şakayık ve gül bitkilerinin çiçek tomurcukları ve yapraklarında yanıklık belirtisi çok yaygındır. Ortanca gibi soğuk koşullarda depolanan bitkilerin depolanması süresince tomurcuk yanıklığı; karanfil, krizantem, sardunya ve aslanağzı gibi kesme çiçek ve saksı çiçeklerinin sevkiyatı süresince de çiçek yanıklığı ciddi bir sorun teşkil edebilir. Bitkilerin sap, gövde ve tacında çürüklük ve solgunluk gibi belirtiler meydana gelebilir. Bu belirtiler siyah ve karamel renkli, kesin bir çerçeve halinde uzun lezyonlar şeklindedir.

                            Hastalık çiçek kalitesini düşürdüğü için ekonomik olarak büyük kayıplara neden olmaktadır.
                            Etmen ülkemizde hava sirkülasyonu uygun olmayan ve özellikle yüksek nemin uzun süre hâkim olduğu alanlarda daha çok görülmektedir.

                            Şekil 1. Botrytis cinerea ile enfektelenmiş çiçekler.

                            3. KONUKÇULARI

                            Hastalığın çok geniş bir konukçu dizisi bulunmaktadır. Süs bitkilerinin yanı sıra asma, çilek başta olmak üzere diğer meyveler, sebzeler, endüstri bitkileri, orman ağaçları, makiler ve çalılar konukçuları arasındadır.

                            4. MÜCADELESİ

                            4.1. Kültürel Önlemler
                            - Dayanıklı çeşitler tercih edilmelidir.
                            - Sık dikimden kaçınılarak, bitkilerin toprak yüzeyini tamamen örtmesi önlenmeli ve hava akımı sağlanmalıdır.
                            - Dengeli gübreleme ve iyi bakım yapılarak bitkilerin sağlıklı gelişmeleri sağlanmalıdır.
                            - Hastalıklı bitki artıkları yetiştirme ortamından uzaklaştırılmalıdır.
                            - Depolarda aşırı nem oluşumu engellenmelidir.

                            4.2. Kimyasal Mücadele

                            4.2.1. İlaçlama Zamanı
                            Hastalığın ilk belirtileri görüldüğünde ilaçlamaya başlanır. Hastalığın şiddeti, iklim koşulları ve ilacın etki süresi dikkate alınarak ilaçlamaya devam edilir.

                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamada sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu) veya tarla pülverizatörü kullanılır.

                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Bitkinin yeşil aksamını kaplayacak şekilde, havanın serin ve rüzgârsız olduğu zamanlarda ilaçlama yapılmalıdır.

                            SÜS BİTKİLERİNDE KÜLLEME

                            Erysiphe spp., Podosphaera spp., Phyllactinia spp., Uncinula spp., Sphaerotheca spp.,
                            Microsphaera spp., Oidium spp. ve Leveillula spp.

                            l. TANIMI VE YAŞAYIŞI:

                            Süs bitkilerinde külleme hastalığına neden olan funguslar Erysiphe spp., Podosphaera spp.,Phyllactinia spp. ve Uncinula spp (=Sawadaea tulasnei), Sphaerotheca spp. Microsphaera spp., Oidium spp., Leveillula spp. (=Oidopsis)’ obligat etmenlerdir. Külleme funguslarına ait konidiler tekli veya zincir halinde gelişirler. Etmenler askosporlar veya konidiler aracılığıyla enfeksiyon yaparlar. İlkbaharda havaların ısınmasıyla birlikte askuslardan salınan askosporlar primer enfeksiyonlara neden olurlar. Yapraklar üzerinde oluşan miselyum ve konidiler rüzgarla çevreye dağılarak sekonder enfeksiyonları meydana getirirler. Etmenler kışı kleistotesiyum veya miselyum halinde yaprak ve sürgünde geçirirler. Ilık ve nemli koşullar hastalık oluşumunu teşvik eder. Etmenlerin ortalama gelişme sıcaklıkları 18-30 °C’ arasındadır.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI

                            Külleme etmenleri bitkide genellikle benzer belirtiler oluştururlar. İlkbaharda havaların ısınmasıyla birlikte primer enfeksiyon sonucu bitkinin yaprak, çiçek, sürgün ve meyve gibi kısımlarında gri-beyaz, toz tabakası şeklinde fungal bir örtü oluşur. Daha sonra bu lekeler genişleyerek yaprak ayasını, sapını, çiçek aksamını ve varsa meyveyi kaplamaktadır (şekil. 1,2,3). Enfeksiyonlar bitkilerin yaşlı yapraklarında başlar, ileri dönemlerde genç yapraklara da bulaşır. Hastalıklı yapraklar kuruyup dökülür ve bitkinin gelişimi durur. Külleme hastalığı süs bitkilerinde kalitenin bozulmasına neden olur.

                            Ülkemizde süs bitkisi yetiştiriciliği yapılan alanlarda görülebilmektedir.

                            (a) (b)
                            Şekil 1. Oya bitkisinde külleme hastalığının belirtisi (a,b)

                            Şekil 2. Oya bitkisinde meyvesinde külleme külleme hastalığının belirtisi


                            Şekil 3. Taflan bitkisinin yaprağında hastalığının belirtisi

                            3. KONUKÇULARI

                            Süs bitkilerinde külleme hastalığına neden olan fungusların çok sayıda konukçusu bulunmaktadır. Fungus cinslerine göre bazı konukçuları aşağıda verilmiştir.

                            Erysiphe spp. , oya ağacı, çınar, karanfil, gerbera, ortanca, yıldız çiçeği, orman gülü, kızılcık, çit sarmaşığı, peygamber çiçeği, kadife çiçeği, liatris, çobandeğneği, kuzukulağı, tarla sarmaşığı, eşek marulu, kabak, karpuz, kavun, kanarya otu, hıyar, marul, açelya, mahunya

                            Podosphaera spp., taflan, pençe çalısı, aynı safa çiçeği, koyun gözü çiçeği, kayısı, erik, gül, gerbera, kalanchoe ,elma, badem, karayemiş, frenk üzümü

                            Phyllactinia spp., şimşir, akçaağaç, fındık, kızılcık, huş ağacı, dut, şerbetçi otu, kavak, söğüt, karaağaç, üvez, leylak ve kızılağaç

                            Uncinula spp.. (Sawadaea tulasnei (= U. tulasnei), bütün akçaağaç ve atkestanesi türleridir
                            Sphaerotheca spp.kalanchoe, çayır düğmesi, kanada şifa otu

                            Microsphaera sp.,: leylak, açelya, bezelye çalısı, çınar, berberis
                            Oidium spp., begonya,petunya,adi gürgen, domates, hıyar.uyuz otu, krizantem
                            Leveillula spp. (=Oidopsis): Lisianthus, latin çiçeği, cam güzeli, beyaz kan çiçeği, zambak, eustoma, Allium türleri, patates, domates, biber, patlıcan, korunga

                            4. MÜCADELESİ: 4.1.Kültürel Önlemler

                            – Sağlıklı bitkilerden çelik alınmalıdır.
                            – Sık dikimden kaçınılmalıdır.
                            – Gübreleme, toprak analizi sonuçlarına göre önerilen şekilde yapılmalıdır.
                            – Aşırı sulama yapılmamalı, ayrıca yağmurlama veya sisleme şeklinde yapılan sulamadan kaçınılmalıdır
                            – Bitkilerde hastalıklı dallar budanmalı; budama makasları dezenfekte (%10’luk sodyum hipokloritte 5 dakika bekletilmeli) edilmelidir.
                            – Hastalıklı bitki artıkları toplanıp yakılmalıdır.
                            – Bulunması durumunda dayanıklı çeşitler seçilmelidir.

                            4.2. Kimyasal Mücadele:

                            4.2. l. İlaçlama Zamanı
                            Hastalığın ilk belirtileri görüldüğünde ilaçlamaya başlanır. Hastalığın şiddeti, iklim koşulları ve ilacın etki süresi göz önünde bulundurularak ilaçlamaya devam edilir.

                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamalarda el pülverizatörü, sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu) veya bahçe pülverizatörü kullanılmalıdır.

                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            İlaçlama rüzgarsız, yağışsız havada ve bitkinin tüm yüzeyinde iyi bir kaplama sağlayacak şekilde yapılmalıdır.

                            SÜS BİTKİLERİNDE YAPRAK LEKE HASTALIĞI
                            (Alternaria spp., Septoria spp., Cercospora spp.)

                            1. Tanımı ve Yaşayışı

                            Alternaria spp., Septoria spp. ve Cercospora spp. bir çok süs bitkisinde yaygın olarak görülen fungal yaprak leke hastalık etmenleridir.

                            Alternaria spp., yaşamını topraktaki bitki artıkları üzerinde sürdürür. Aşırı nem ve sık dikim hastalığın ortaya çıkması için uygundur. Hastalık için optimum gelişme sıcaklığı 25-30°C'dir. Enfeksiyon alanında oluşan sporlar genellikle sıçrayan su damlası, hava akımı ve bulaşık bitki artıkları ile etrafa yayılır; bulaşık bitki artıkları ve tohumla ertesi yıla taşınır.

                            Septoria spp.,’nin sporları çiğ ve yağmur ya da sulama suları ile etrafa dağılır ve enfeksiyonlarını gerçekleştirir. Fungus olumsuz koşulları toprakta bitki artıkları üzerinde misel ya da klamidospor olarak geçirir. Esas inokulum kaynağı olan piknitlerden oluşan konidiospor hava akımı ile sağlıklı bitkilere taşınmaktadır. Baharda, yüksek nem, yağmur ve 16-18 °C arasındaki sıcaklıklar enfeksiyon ve hastalığın gelişmesi için uygundur. Hastalık enfekteli bitki parçaları ve yağmurlama sulama ile yayılmaktadır.

                            Cercospora spp.’ nin gelişimi ve yayılışı serin ve nemli hava koşullarında daha çok olmaktadır. Hastalığın gelişmesi için 24-26 °C arasındaki sıcaklıklar uygundur. Bahar başlangıcında hastalık etmeninin sporları hava akımları ile yeni gelişmekte olan yaprakları enfekte ederler. Yüzeyde biriken serbest su, sporların çimlenmesini ve enfeksiyonunu başlatır.

                            2. Belirtileri, Ekonomik Önemi ve Yayılışı

                            Alternaria spp.’nin neden olduğu belirtiler başlangıçta suda ıslanmış gibi görünen küçük lekeler şeklindedir. Bu lekeler daha sonra kırmızı-kahverengine dönüşerek etrafında sarı dairesel haleler oluşur. Daha büyük lekeler üzerinde fungal etmenin koyu yeşil-siyah spor tabakası meydana gelir ve bunlar lekenin merkezinde dairesel halkalar meydana getirir. Lekeler çoğu zaman birleşir ve yaprağın büyük kısmını kaplar. Bazı süs bitkilerinde oluşturduğu belirtiler ise, bitkinin saplarında, bazen çiçeklerde ve çiçek saplarında beliren yuvarlak veya şekilsiz kenarları mor renkte olan kirli beyazımsı lekelerdir (Şekil 1).

                            Septoria spp.’nin neden olduğu belirtiler yaprak üzerinde yuvarlak, nekrotik ve kahverengi lekeler şeklindedir. Bu lekelerin ortasında piknit denilen üreme organları ve belirgin kahverengi kenarlar oluşur. Lezyonların büyüklüğü ve görünümü genellikle konukçuya ve hava nemine bağlı olarak değişmektedir. Hastalık belirtileri çiçeklerde ve çiçek saplarında ortaya çıkabilmektedir (Şekil 2).

                            Cercospora spp.’nin neden olduğu belirtiler, yaprak yüzeyine rastgele olarak dağılmış birçok küçük morumsu lekeler şeklindedir. Daha sonra lekelerin merkezi grimsi bir renge dönüşür. Şiddetli olarak hastalanmış bitkilerde lekeler sarıya döner ve olgunlaşmadan dökülür. Nemli ve yağışlı havalar hastalığın yayılmasında büyük önem taşımaktadır (Şekil 3).

                            Şekil 1. Alternaria spp.’nin yapraklardaki belirtileri

                            Şekil 2. Septoria spp.’nin yapraklardaki belirtileri.

                            Şekil 3. Cercospora spp.’nin yapraklardaki belirtileri.

                            Yaprak leke hastalığı etmenleri süs bitkilerinde kaliteyi bozduğu için ekonomik önemde zarar oluşturmaktadır.

                            Hastalık ülkemizde hava sirkülasyonu uygun olmayan ve özellikle yüksek nemin uzun süre hâkim olduğu üretim alanlarında daha çok görülmektedir.

                            3. Konukçuları

                            Etmenler geniş bir konukçu dizisine sahiptir. Konukçusu olan süs bitkileri arasında karanfil, nergis, cezayir menekşesi, gül, kasımpatı, gerbera, kadife çiçeği, zakkum, şebboy, sardunya vd. yer almaktadır.

                            4. Mücadelesi

                            4.1. Kültürel Önlemler
                            - Üretim materyali temiz olmalıdır,
                            - Bitkiler arasında hava akımının olabilmesi için sık dikimden kaçınılmalı ve üretim alanında havalandırmaya önem verilmelidir,
                            - Yaprak üzerindeki su oluşumu engellenmelidir,
                            - Aşırı sulama yapılmamalı damla sulama tercih edilmelidir,
                            - Dengeli gübreleme yapılmalıdır,
                            - Hastalıklı bitki artıkları uzaklaştırılmalı ve yakılarak imha edilmelidir.

                            4.2. Kimyasal Mücadele

                            4.2.1. İlaçlama Zamanı
                            İlaçlamaya hastalığın ilk belirtileri görülür görülmez başlanmalıdır. İlaçlamalara kullanılan ilacın etki süresi göz önüne alınarak devam edilir.

                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamada sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu) veya tarla pülverizatörü kullanılır.

                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            Bitkinin yeşil aksamını kaplayacak şekilde, havanın serin ve rüzgârsız olduğu zamanlarda ilaçlama yapılmalıdır.

                            ŞERBETÇİOTU KÜLLEMESİ
                            Podosphaera macularis (Wallr.:Fr.) U. Braun & S. Takamatsu
                            ( = Sphaerotheca macularis (Wallr.:Fr.) Lind , = Sphaerotheca humuli (DC.) Burrill)

                            1. TANIMI VE YAŞAYIŞI

                            Fungusun kleistotesyumları koyu renkli yuvarlak ve tek askusludur, tutunucuları genellikle uzun, düz, bölmeli ve koyu kahverengidir. Konidiosporlar konidioforlar üzerinde zincir şeklinde (2-8 adet veya daha fazla) sıralanmışlardır. Fungus kışı kleistotesyum olarak bitki artıklarında ya da tomurcuk aralarında miselyum olarak geçirir. İlkbaharda kleistotesyumların çatlaması ile etrafa yayılan askosporlar primer enfeksiyonları oluşturur. Bayrak sürgünler külleme miselleriyle kaplanır ve 5-10 gün sonra konidiler görülür, üretilen bu konidiler
                            sekonder enfeksiyonları başlatır. Patojenin gelişmesi için uygun sıcaklıklar 12- 30 oC ‘dir. Özellikle yüksek nemde daha yüksek sıcaklıklara tolerans gösterebilmektedir.

                            2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI

                            Hastalığın belirtileri sürgünlerde, yapraklarda, kozalak ve çiçeklerde görülür. Primer enfeksiyon sonucu bayrak sürgünler beyazımsı miselyal örtü ile kaplanır (Şekil1). Genç yapraklar üzerindeki sekonder enfeksiyonlar beyazımsı yuvarlak noktalar olarak gözlenir (Şekil 2). Zamanla bu lekeler yaprak yüzeyini tamamen kaplar. Sekonder enfeksiyonlar sürgünde, bitkinin en alt ve en üst yaprağında belirti verebilmekte yani hastalık bitkide dikine gelişim göstermektedir (Şekil 3). Genç yapraklar yaşlı yapraklara göre hastalıktan daha fazla etkilenir. Bitkinin tepesinden aşağı doğru yaklaşık ilk 5 yaprak hastalığa en hassas kısımlardır. Hassas çeşitlerde çiçek ve kozalaklar da enfekte olabilmektedir. Enfekteli alanlarda büyüme durur. Çiçeklerde dökülmeler, kozalaklarda şekil bozuklukları, cüceleşme, erken olgunlaşma ve kozalak dokularında gevrekleşme gözlenir (Şekil 4). Kozalak pulları arasında gizli enfeksiyonlar da görülebilmektedir. Enfekteli kozalaklar kleistotesyum oluşum döneminde kırmızı ile siyahımsı arasında bir renk alır.

                            Hastalık hassas çeşitlerde ve şiddetli enfeksiyonlarda önemli ürün ve kalite kaybına neden olabilmektedir.

                            Hastalık ülkemizde şerbetçiotu üretiminin yapıldığı Bilecik ilinde görülmektedir.

                            Şekil 1.Bayrak sürgünündeki belirtiler

                            Şekil 2.Yapraktaki belirtiler

                            Şekil 3.Sürgündeki belirtiler


                            Şekil 4. Sağlıklı (A) ve hastalıklı (B) kozalaklar

                            3. KONUKÇULARI

                            Şerbetçiotu, gül, çilek, ahududu, karahindiba ve koyunotudur.

                            4. MÜCADELESİ

                            4.1. Kültürel Önlemler

                            - Erken dönemde enfekteli sürgünler budanarak imha edilmelidir.
                            - Aşırı azotlu gübre kullanımından kaçınılmalıdır.
                            - Dip sürgünleri mekanik yolla temizlenmelidir.
                            - Hasattan sonra hastalıklı bitki artıkları imha edilmelidir
                            - Dayanıklı çeşit kullanılmalıdır.

                            4.2. Kimyasal Mücadele

                            4.2.1. İlaçlama Zamanı

                            1. İlaçlama: Hastalık koşulları oluştuğunda veya hastalığın ilk belirtileri görüldüğünde
                            2. Ve diğer İlaçlamalar: Kullanılan ilaçların etki süresi dikkate alınarak enfeksiyon koşulları sona erinceye kadar ilaçlamalara devam edilir.

                            İlaçlama programında son uygulama ile hasat arasındaki süreye dikkat edilmelidir.

                            4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                            Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.
                            4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                            İlaçlamada sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu), sırt atomizörü veya bahçe pülverizatörü kullanılır.
                            4.2.4. İlaçlama Tekniği
                            İlaçlamalar rüzgârsız havada yapılmalıdır. Üretim sahasında tüm sıralar atlanmadan bitkilerin tüm yeşil aksamı iyice ilaçlanmalıdır.

                            Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                            Yorum yap


                            • #15
                              TURUNÇGİLDE KURŞUNİ KÜF HASTALIĞI
                              (Botrytis cinerea Pers. ex Fr.)

                              1. TANIMI VE YAŞAYIŞI

                              Botrytis cinerea saprofit olarak yaprak, sürgün, meyve ve dokular üzerinde kolaylıkla yaşar. Genellikle yara açılmış dokulardan girerek hastalık oluşturur. Fakat çiçek döneminde yağışlar fazla olursa yara olmaksızın çiçekleri hastalandırabilir.

                              2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                              Hastalık çiçekte sarımsı kahverengi lekeler şeklinde görülür. Kısa sürede tüm çiçek ve çiçek salkımları fungusun gri renkteki spor kitlesi ile kuşatılır. Hastalanan çiçekler kurur ve dökülür. Meyve yüzeyinde kabartılar oluşur. Etmen daha çok çiçeklerde zarar yapar. Meyve enfeksiyonları olgunlaşmış meyvede ve hasat sonrası depoda görülebilir (Şekil 1).

                              Hastalığın yayılmasında uzun süreli ıslaklık ve ortalama 18 oC hava sıcaklığı koşulları önemlidir. Genç sürgünler, yaprak, çiçek ve meyveler hastalıktan etkilenebilir.

                              Şekil 1. Botrytis cinerea ile enfektelenmiş limon meyveleri.

                              3. KONUKÇULARI

                              Fungus çok geniş bir konukçu dizisine sahiptir. Hastalık turunçgilde özellikle limonda zarar meydana getirir.

                              4. MÜCADELESİ

                              4.1. Kültürel önlemler
                              -Ağaçların yaralanması önlenmelidir.
                              -Hastalıklı bitki kısımları üretim alanından uzaklaştırılmalıdır.
                              -Bahçe içerisinde iyi bir hava sirkülasyonu sağlanmalıdır.

                              4.2. Kimyasal Mücadele

                              4.2.1. İlaçlama zamanı
                              Kimyasal mücadele uygulaması aşağıda belirtilen zamanlarda yapılır.
                              Birinci ilaçlama: Çiçek tomurcukları açılmadan önce veya çiçeklenme döneminde

                              İkinci İlaçlama: Çiçek taç yaprakların döküldüğü dönemde yapılır.
                              Hastalık gelişimi için uygun koşullar devam ettiği sürece ilaçlamalara devam edilir.

                              4.2.2. Kullanılacak bitki koruma ürünleri ve dozları
                              Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                              4.3.3. Kullanılacak alet ve makineler
                              İlaçlamada hidrolik bahçe pülverizatörü veya motorlu bahçe pülverizatörü kullanılır.

                              4.2.4. İlaçlama tekniği
                              Yeşil aksam ilaçlamalarında ağacın tümü ilaçlanacak şekilde rüzgarsız havada ilaçlama yapılmalıdır.

                              YAPRAĞI YENEN SEBZELERDE KÜLLEME
                              (Erysiphe spp.)

                              1. TANIMI VE YAŞAYIŞI

                              Ülkemizde, yaprağı yenen sebzelerde külleme hastalığı etmeni yaygın olarak Erysiphe spp.’ dir.
                              Erysiphe spp. obligat hastalık etmenidir. Erysiphe spp., serin bahar ve erken yaz aylarında ortaya çıktığından dolayı, daha düşük sıcaklık isteğine sahiptir. Hastalık etmeni için uygun koşullar düşük ışık yoğunluğu ve nemdir. Yüksek nisbi nem enfeksiyon ve sporların canlılığı için uygun olmasına rağmen %50' den düşük nisbi nemde de enfeksiyon gerçekleşmektedir. Hastalık etmeni kışı hastalıklı bitki artıklarında ve yabancı otlarda klestotesyum şeklinde geçirir. Erysiphe spp. % 85’in üzerinde nem ve 25-30°C sıcaklıkta yaşam çemberini 3-7 günde tamamlar. Hastalık daha sonra kuru ve sıcak koşullarda da yayılmaya devam eder. Etmen rüzgâr yoluyla çevredeki bulaşık bitki ve yabancı otlardan kolayca çevreye yayılır. Güneş ışığı, spor ve miselyuma zarar verir. Gölgede, yüksek nem ve optimum sıcaklık koşullarında hastalık şiddeti artar.

                              2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI

                              Belirtiler yaprağın genellikle üst yüzeyinde fungus misellerinin ve sporlarının oluşması ile başlar. Hastalık ilerledikçe, bitkinin tüm organları üzerinde beyaz grimsi fungal bir örtü oluşur (Şekil 1). Daha sonra yaprakların alt yüzeyinde klorotik lekeler oluşur. Hastalık yaşlı yapraklardan genç yapraklara doğru yayılır. Canlı kalan yapraklarda zamanından önce yaşlanma görülür ve hastalanan yapraklar genellikle solar ve kururlar. Bu şekilde yaprakta kalite kayıplarına neden olduğundan ekonomik olarak önemlidir.
                              Hastalık, ülkemizde yaprağı yenen sebzelerin yetiştirildiği alanlarda iklim koşulları uygun olduğunda görülebilmektedir.

                              Şekil 1. Külleme hastalığının yaprak üst yüzeyindeki belirtileri

                              3. KONUKÇULARI

                              Erysiphe spp. çok geniş bir konukçu dizisine sahiptir. Bunların bazıları; tere, roka, marul, nane, ıspanak, semizotu, havuç, yabani havuç, kereviz, kişniş, anason, dereotu, rezene, maydanoz, yabani maydanoz, kabakgiller, bağ, hububat ve çeşitli süs bitkileri konukçularıdır.

                              4. MÜCADELESİ

                              4.1. Kültürel Önlemler

                              - Dayanıklı çeşitler kullanılmalıdır.
                              - Etmenin konukçusu olmayan bitkilerle münavebe uygulanmalıdır.
                              - Hastalıklı bitki artıkları yetiştirme ortamından uzaklaştırılmalıdır.
                              - Sık ekim-dikimden kaçınılarak, bitkilerin toprak yüzeyini tamamen örtmesi önlenmeli ve hava akımı sağlanmalıdır.
                              - Dengeli gübreleme ve iyi bakım yapılarak bitkilerin sağlıklı gelişmeleri sağlanmalıdır.

                              4.2. Kimyasal Mücadele

                              4.2.1. İlaçlama Zamanı
                              Hastalığın ilk belirtileri görüldüğünde ilaçlamaya başlanır. İklim koşulları hastalık gelişimi için uygun olduğu sürece ilacın etki süresi dikkate alınarak ilaçlamaya devam edilir.

                              4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                              Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.

                              4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                              İlaçlamada sırt pülverizatörü (mekanik veya motorlu) veya tarla pülverizatörü kullanılır.

                              4.2.4. İlaçlama Tekniği
                              Bitkinin yeşil aksamını kaplayacak şekilde, havanın serin ve rüzgârsız olduğu zamanlarda ilaçlama yapılmalıdır.

                              YUMUŞAK ÇEKİRDEKLİ MEYVELERDE HASAT SONRASI DEPO YANIKLIĞI

                              1. TANIMI VE YAŞAYIŞI
                              Yumuşak çekirdekli meyvelerde oluşan hasat sonrası depo yanıklığı, abiyotik bir hastalıktır. Zamanından önce ve sıcak havalarda yapılan hasat, meyvelerdeki düşük kalsiyum içeriği, yüksek azot varlığı, meyvelerin depoya geç alınması ve uygun olmayan koşullarda depolama, hastalığın gelişimini arttırmaktadır.

                              2. BELİRTİLERİ, EKONOMİK ÖNEMİ VE YAYILIŞI
                              Hasat sonrası depo yanıklığı hastalığı, uygun olmayan ve uzun süreli depolama koşullarından sonra, meyveler oda sıcaklığına alındığında belirtiler oluşturmaktadır. Hastalık belirtileri, meyve kabuğunun yüzeyinde renk koyulaşmaları şeklinde görülmekte (Şekil 1) ancak meyvelerin yeme kalitelerinde bir bozulma olmamaktadır. Meyve kabuğunda meydana gelen belirtiler nedeniyle, bu tür meyvelerin pazarlanma şansı kalmamaktadır.
                              Hastalık biyotik bir sebepten oluşmadığından, depolanma sırasında bir bulaşma söz konusu değildir. Depoya alınan meyveler benzer koşullara sahip olduklarından, hastalık belirtileri meyvelerin genelinde, yaklaşık aynı zamanda görülmektedir.

                              Şekil 1. Hasat sonrası depo yanıklığının armut (a) ve elma (b) kabuklarında oluşturduğu belirtiler (Compendium of Pomefruits)

                              3. KONUKÇULARI

                              Yumuşak çekirdekli meyvelerdir.

                              4. MÜCADELESİ

                              4.1. Kültürel Önlemler
                              -Ağaçlar dengeli gübrelenmeli ve aşırı azotlu gübrelemeden kaçınılmalıdır. Gerekli durumlarda ağaçlar kalsiyumlu gübrelerle desteklenmelidir.
                              -Meyveler normal hasat olgunluğunda hasat edilmelidir.
                              -Meyveler hasat edildikten sonra bekletilmeden soğuk hava depolarına alınmalıdırlar.
                              -Depolar, depolanacak meyveler için uygun nem ve sıcaklık koşullarını sağlayacak şekilde ayarlanmalıdır.
                              Meyve türünün özelliğine göre depolama süresine dikkat edilmeli; elmalar 6, armutlar 4 ve ayvalar 3 aydan fazla süre depoda muhafaza edilmemelidir.

                              4.2. Kimyasal Mücadele

                              4.2.1. İlaçlama Zamanı
                              İlaçlamalar hasattan sonra en geç bir hafta içerisinde, depolama öncesi bir kez yapılmalıdır.
                              4.2.2. Kullanılacak Bitki Koruma Ürünleri ve Dozları
                              Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış bitki koruma ürünleri tavsiyesine uygun olarak kullanılır.
                              4.2.3. Kullanılacak Alet ve Makineler
                              Depo ilaçlamalarında oldukça küçük damla üreten sisleyiciler (termik veya soğuk sisleme makinaları), ULV (çok düşük hacimli) ve LV (düşük hacimli) uygulama yapan pülverizatörler kullanılmalıdır.
                              4.2.4. İlaçlama Tekniği
                              İlaçlama tüm meyve yüzeyini kaplayacak şekilde yapılmalıdır.
                              Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                              Yorum yap

                              Hazırlanıyor...
                              X