Duyuru

Collapse

Devamını görüntüle
See less

Resveratrol, Resveratrol OPC

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Resveratrol, Resveratrol OPC



    Resveratrol Uzun Yaşamın Sırrı mı?

    Resveratrol; üzüm, kırmızı şarap, çikolata ve bazı yemişlerde (yerfıstığının pembe kabuğu) ve köklerde (Japon madımağı) bulunan antioksidan, antienflamatuvar ve antikanser etkileri ile kalp ve damar hastalıkları başta olmak üzere bir çok hastalığın önlenmesinde etkili olabileceği düşünülen, özellikle uzun yaşamın anahtarı olarak değerlendirilen bir fitoaleksin; yani bitkide herhangi bir etken sonucu meydana gelen polifenolik bileşik.

    Daha önce bahsettiğim “Fransız paradoksu” ile yağlı diyet alışkanlığı olan Fransızlarda kırmızı şarabın içerisinde bulunan resveratrolün kalp ve damar hastalıkları gelişimini önlediği hipotezi kırmızı şaraba ve resveratrole olan ilgiyi patlatmıştı. Sadece Amerika Birleşik Devletlerinde resveratrol ve ilgili ürünlerin pazarı yıllık 30 milyon dolarlık bir rakama ulaşıyor. Nitekim PubMed’de Bilimsel olarak etkinliğini ortaya koyan 6521 çalışmadan 63’ü klinik çalışma.

    En önemli tıp dergilerinden biri olan Journal of American Medical Association Internal Medicine (JAMA) Mayıs 2014 sayısında resveratrol üzerinde yayımlanan bir çalışmanın sonuçları yayımlandı. “CHIANTI bölgesinde yaşlanma” başlıklı bir proje kapsamında 1998 ile 2009 yılları arasında İtalyanın Tuscany bölgesindeki 2 köyde yaşayan 65 yaş üzerindeki 783 erkek ve kadın izlemeye alınıyor. Kişilerin 24 saatlik süreçte idrarda resveratrol metabolitleri izleniyor.

    Bu süreçte öncelikle değerlendirmeye alınan parametre ölüm oranları, ikincil olarak iltihap belirteçleri (C-reaktif proten, interlökin-6 ve 1beta, tümör nekroz faktörü) ve bu süreçte ortaya çıkan kanser ve kalp-damar hastalığı gelişimi izleniyor.

    9 yıılık izleme süresinde bireylerin üçte birinin (268 kişinin; yüzde 34) öldüğü bildiriliyor. Sonuç olarak idrardaki resveratrol metaboliti seviyesinin izlenen biyokimyasal parametreler ile ve dolayısıyla ölümler ile bir bağlantısının bulunmadığı; kalp ve damar hastalıkları ve kanser gelişiminin önlenemediği; batı tarzı diyet ile beslenen kişilerde resveratrol kullanımının sağlık durumu ve uzun yaşam süresi ile herhangi bir ilişkisinin bulunmayacağı bildiriliyor.

    Sağlık için yararlı olduğu bildirilen doğal ya da sentetik bir ürünü ya da maddeyi yüksek oranlarda tüketerek kalp-damar hastalıkları, kanser, yangılı hastalıklar ve diğer hastalıkların önlenebilmesi ve uzun yaşam sağlanabilmesi mümkün olabilir mi? Sağlıklı kalabilmek bu kadar kolay ve ulaşılabilir mi?

    Bu çalışmanın sonuçlarını nasıl yorumluyorsunuz? Doğrudan “Resveratrol etkisizmiş” diye mi düşünürsünüz? Yoksa her ilacın etkisinin kişisel etkenlere göre farklılık göstereceği, farklı emilim, metabolizma, itrah gibi faktörlerin yanı sıra kişilerin yaşam şekli, kullandıkları diğer ilaçlar, mevcut hastalıkları ve genetik risklerin sonuçlar üzerinde önemli katkısının olabileceğini mi!

    Prof.Dr.Erdem YEŞİLADA

    Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Yeditepe Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, İstanbul
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

  • #2
    Geleneksel Çin Tıbbi Bitki Polygonum Cuspidatum'dan Aktif Bileşenlerin Antitümör Araştırması

    Xinnan Wu , Qi Li , Yu Feng ,ve Qing Ji
    Yazar bilgileri Madde notları Telif Hakkı ve Lisans bilgileri Uyarı

    Özet;
    Son yıllarda, Çin yerli ilaçlarının ve diğer bitki özlerinin hastalıkların tedavisinde kullanılması özellikle habis tümörler alanında yoğun ilgi görmüştür. Bununla birlikte, birçok bitkisel ilaç aktif bileşeni bulunamamıştır veya keşfedilmiştir ancak etkili bir şekilde geliştirilmemiştir ve uygulanmamıştır. Bu nedenle, yeni Çin tıbbı aktif bileşenlerinin taranması ve antitümör etkilerinin belirlenmesi, tümör hastalığının önlenmesinde ve tedavisinde yeni bir atılım haline gelmiştir. Geçtiğimiz yıllarda, çok sayıda çalışma Polygonum cuspidatum ve resveratrol gibi aktif bileşenlerinin, kolorektal kanserde resveratrol hakkındaki kendi antitümör çalışmalarımız dahil mükemmel antitümör aktiviteleri gösterdiğini göstermiştir.

    Giriş
    Diyet çeşitlerinin ve kötü yaşam alışkanlıklarının değişmesiyle, kötü huylu tümörler yavaş yavaş insan sağlığı ve yaşamı için ciddi bir tehdit oluşturdu. Amerika Birleşik Devletleri'nde mevcut en yüksek seviyelere göre [ 1 ], 1991'den 2014'e kadar genel kanser mortalitesi% 25 oranında azaldı; Bununla birlikte, geçtiğimiz 2017 yıllarında, ABD'de 1.688.780 yeni kanser vakası ve 600.920 kanser ölümü yaşanması bekleniyor. Çin Ulusal Merkezi Kanser Kayıt Defteri tarafından yayınlanan verilere göre , 2015 yılında, Çin'de 4292.000 yeni kanser vakası ve 2814.000 kanser ölümü olduğu tahmin edilmektedir [ 2 ].

    Günümüzde, tümörlerin tedavisi esas olarak cerrahi, radyasyon tedavisi, kemoterapi, moleküler hedefli tedavi ve immünoterapiye odaklanmaktadır. Ancak bu tedaviler, bir dereceye kadar normal hücreler, organlar ve insan vücudunun diğer dokuları üzerinde kolayca yan etkiler yaratır, böylece kanser hastalarının ölüm sürecini hızlandırır. Birçok doğal ürün ve aktif bileşenlerinin potansiyel antitümör veya tümör önleyici özelliklere sahip olduğu bildirilmiştir. Bu nedenle, bazı doğal ürünlerin ve bunların aktif bileşenlerinin tam kullanımı, kanser önleme ve tedavisi için benzersiz fikirler ve yöntemler sağlayacaktır. Polygonum cuspidatum Sieb. Geleneksel Çin tıbbı (TCM) bitkisi et Zucc, poligonacealara aittir. Çin, Japonya ve Kore'de halk hekimliği olarak kullanılma konusunda uzun bir geçmişi vardır.3 ], antienflamatuar, antivirüs, antimikrobiyal, nöroprotektif ve kardiyoprotektif aktiviteler [ 4 ]. Ekibimiz tarafından yapılan önceki araştırmalar, resveratrolün kolorektal kanser hücrelerinin proliferasyonunu, istilasını ve metastazını inhibe ettiğini de göstermiştir [ 5 ]. Bu nedenle Polygonum cuspidatum ve aktif bileşenlerinin antitümör etkilerini sistematik olarak özetlemenin ve klinik gelişimleri ve uygulamaları için bir temel oluşturmasının gerekli olduğuna inanıyoruz.

    Polygonum Cuspidatum Aktif Bileşenlerin Antitümör Aktiviteleri;
    Şimdiye kadar, resveratrol, polydatin ve antrakinonlar (emodin ve glikozidi dahil) gibi birçok Polygonum cuspidatum aktif bileşeni bulunmuştur. Aynı zamanda kersetin ve (+) - kateşin gibi flavonoidler içerir [ 4 ]. Artan sayıda araştırma, Polygonum cuspidatum ve bunun aktif bileşenlerinin kanser tedavisindeki etkisinin dikkat çekici olduğunu göstermiştir. Burada esas olarak resveratrol, polydatin, emodin ve chrysophanic asit (dahil tümör hastalıkları tedavide Polygonum cuspidatum aktif bileşenlerinin, araştırma süreci gözden geçirecektir Şekil 1 ).
    Resim, çizim vb. İçeren harici bir dosya. Nesne adı ECAM2018-2313021.001.jpg
    Şekil 1
    Polygonum cuspidatum'un antitümör bileşenleri. Resveratrol, C14H12O3, trans-3t4 ve 5-Trihidroksistilben. Polydatin, C20H22O8, 3,4′-5-Trihidroksistilben-3-beta-D-glukopiranosid. Emodin, C15H10O5 ve 1,3,8-Trihidroksi-6-metilantrakinon. Kriyofanik asit, C15H8O6, 4,5-dihidroksi-9,10-diokso-9 ve 10-dihidroantrasen-2-karboksilik asit.

    2.1. Resveratrol'ün Antitümör Aktivitesi
    Resveratrol aslen kırmızı şarapta, üzümlerde ve yer fıstığında da bulunan Polygonum cuspidatum'un köklerinden elde edilmiştir [ 6 ]. Antitümör [ 7 ], anti-inflamasyon [ 6 ], antioksidasyon [ 8 ], immünoregülasyon [ 9 ] ve hatta bağırsak mikrobiyo düzenlemesi [ 10 ] dahil olmak üzere birçok sağlık yararı buna bağlanmıştır . Halen resveratrol, çeşitli moleküler hedeflerin düzenlenmesi yoluyla çeşitli insan kanser hücresi çizgilerinde antitümör etkisi nedeniyle araştırmacıların dikkatini çekmiştir [ 11 ]. Antitümör rolleri, tümör hücresi çoğalması, istila, metastaz, apoptozis [ 7 ], bağışıklık [ 1 ] dahil olmak üzere kanserin neredeyse tüm yönlerini kapsar.Şekil 12 ], metabolizma [ 13 ] ve bağırsak florası [ 14 ] ( Şekil 2 ).
    Resim, çizim vb. İçeren harici bir dosya. Nesne adı ECAM2018-2313021.002.jpg
    şekil 2
    Resveratrolün antitümör etkisi. Resveratrol sadece tümör hücrelerine etki etmez, aynı zamanda insan bağışıklık ve mikro-ortamını düzenler. Ayrıca, kanser hastalarının yaşam kalitesini artırabilir ve ağrılarını azaltarak yaşam kalitesini yükseltir..

    2.1.1. Resveratrol ve Tümör Proliferasyonu, İstila, Metastaz ve Apoptoz
    Son birkaç yılda resveratrolün proliferasyon, istila, metastaz ve apoptoz da dahil olmak üzere tümörün ilerlemesinde önemli roller oynadığı görülmüştür ( Şekil 3 ). Resveratrol, histon deasetilazlar sınıf III ile ilişkili bir nükleer madde olan sirtuin-1'in (SIRT1) güçlü bir doğal aktivatörüdür [ 15 ]. Ayrıca, resveratrolün, PI-3K / Akt / NF-ҡB, TGF-P inhibisyonu yoluyla epitel mezenkimal geçiş (EMT) ilişkili bir kanser hücresi invazyonunu ve yayılmasını inhibe edebilir p 1 ve dikenli sinyal yolu [ 16 - 18 ]. Daha önceki deneylerimizde in vitro göstermiştir ki, TGF- β1 ile indüklenmiş EMT kolorektal kanser yayılması ve metastazının, fakat, aynı resveratrol TGF düzenleyerek, konsantrasyon bağımlı bir tarzda LoVo hücrelerinin invazif ve göç etme kabiliyetini inhibe ederler olabilir β [yolu aracılık Salyangoz / E-kadherin ekspresyonunu sinyal 1 / Smads 19 ].
    Resim, çizim vb. İçeren harici bir dosya. Nesne adı ECAM2018-2313021.003.jpg
    Figür 3
    Resveratrolün tümör hücrelerinin proliferasyonu, istilası, metastazı ve apoptozisi üzerine etkisi. Resveratrol, hücre döngüsü düzenleyici gen ürünlerinin modülasyonu yoluyla çoklu kanser hücrelerinin çoğalmasını sınırlayabilir ve antiapoptotik gen ürünlerinin inhibisyonu ile kanser hücrelerinin apoptozisini indükleyebilir. Resveratrol TGF-PI-3K / Akt / NF-ҡB inhibisyonu yoluyla EMT ilişkili bir kanser hücresi invazyonunu ve yayılmasını inhibe edebilir p 1 ve dikenli sinyalizasyon yolunun. Resveratrol, STAT-3'ün mRNA'sını ve protein ekspresyonunu inhibe ederek, akciğer kanseri hücreleri A549'da doza bağımlı ve zamana bağlı bir sitotoksisite göstermiştir. Resveratrol, kombinasyon halinde kullanıldığında FAK-I ve CYTD'nin anti-istila ve antimetastaz etkisini artırabilir.

    Nükleer faktör-kappa B (NF-ҡB), farklı tümör hücrelerinin proliferasyon, istila, metastaz, farklılaşma ve apoptoz gibi patofizyolojik işlem türlerini düzenleyen kritik bir unsurdur [ 20 ]. Resveratrol, farklı tümör hücrelerinde spesifik bir NF-ҡB inhibitörüdür [ 21 ]; NF-andB fosforilasyonunun nükleer lokalizasyonunu ve tümör invazyonu ve metastazı ile ilgili NF-ҡB tarafından düzenlenen gen ürünlerinin (MMP-9, CXCR4) zayıflamasına neden olan asetilasyonunu azaltabilir [ 22 ]. Resveratrol ayrıca, IҡB α kinaz ve IҡB αaktivasyonunu inhibe ederek NF-ҡB sinyal yolunu aşağı doğru düzenleyebilir.kolorektal kanser hücrelerinde fosforilasyon. Ek olarak, hücreler arası kavşakların ve EMT'nin düzenlenmesi, resveratrolün, tümör büyümesinin ve istila edilmesinin inhibisyonu üzerindeki temel mekanizmalarından biridir [ 23 ]. Resveratrol, hücre döngüsü düzenleyici gen ürünlerinin modülasyonu yoluyla çoklu kanser hücrelerinin çoğalmasını sınırlayabilir ve p53'ün yukarı regülasyonu ve antiapoptotik gen ürünlerinin inhibisyonu ile kanser hücrelerinin apoptozisini indükleyebilir [ 24 ].

    Resveratrol, fokal adezyon kinazın (FAK) çeşitli kanser hücre hatlarında fosforilasyonunu inhibe edebilir [ 25 ]. Ayrıca resveratrol, STAT-3'ün mRNA'sını ve protein ekspresyonunu inhibe ederek akciğer kanser hücreleri A549 üzerinde doza bağımlı ve zamana bağlı bir sitotoksisite sergilerken, STAT-3'ün aşırı ekspresyonu, resveratrolün A549 hücreleri üzerindeki etkilerini tamamen veya kısmen bloke etti [ 26 ]. . Hücre iskeletinin rekombinasyonu ve yeniden yapılandırılması, kanser hücrelerinin istilası ve metastazı için çok önemlidir. FAK-I (FAK inhibitörü) ve CYTD (sitokalasin D), kanser hücrelerinin istila ve metastaz etkisini engellerken resveratrol, FAK-I ve CYTD'nin kombinasyon halinde kullanıldığı zaman, istila ve antimetastaz etkisini artırabilir [ 27 ].

    2.1.2. Resveratrol ve Bağışıklık
    Radyasyon tedavisinin kanserler için en önemli tedavi yöntemlerinden biri olduğu anlaşılmaktadır [ 28 ]. Bununla birlikte radyasyon DNA'ya, hücrelere ve organlara zarar verebilir ve antiproliferasyon, proinflamasyon, profibroz ve hatta hastaların immün sistem dengesizliği ile ilişkili yan etkilere neden olabilir [ 29 ]. Resveratrol gibi fenoller de dahil olmak üzere flavonoidler ile radyasyona bağlı üretim ve enflamasyonun önlenebileceği bildirilmiştir.

    Dalak, memelilerdeki en büyük immün organdır. Splenik lenfositlerin korunması normal bağışıklık fonksiyonunda önemli bir rol oynar. Araştırmalar resveratrolün dalağın neden olduğu dalak indeksi ve splenosit sayısındaki azalmayı önemli ölçüde tersine çevirebildiği gerçeğiyle ortaya çıkan dalağın bağışıklık fonksiyonunu koruyabildiğini göstermiştir. Ek olarak, resveratrol dalak hücresi mitokondrisinin oksidatif strese karşı korunmasında önemli bir rol oynar [ 30 ].

    T lenfositlerin, hedef hücrelerin öldürülmesi, spesifik antijenlere reaksiyon göstermesi ve sitokinlerin üretilmesi gibi hücresel bağışıklıkta önemli bir rol oynadığı iyi bilinmektedir. Olgun T lenfositlerinde, CD4 + ve CD8 + T hücreleri, immün düzenlemenin iki önemli alt grubudur [ 30 ]. CD4 + ve CD8 + T hücreleri, OX 40 agonist aracılı tümör immün sistemi için gereklidir [ 31]. Veriler resveratrolün CD4 + T hücrelerinin oranını ve miktarını artırabileceğini göstermiştir [ 30 ]. Bununla birlikte, OX 40 agonistinin tedavisi sırasında resveratrol takviyesi, antitümör immün fonksiyonunu koruyamadı [ 28].]. Resveratrolün tümör büyümesi ve radyasyona bağlı immün fonksiyon bozukluğu üzerindeki etkisi, resveratrolün biyoyararlanımından etkilenebilecek önemli değildir, çünkü resveratrolün% 50'den fazlası kemirgenlerde ve insanlarda alımdan kısa bir süre sonra biyolojik olarak kullanılabilir [ 28 ].

    Makrofajlar, nötrofiller ve doğal öldürücü hücreler dahil olmak üzere vücudun bağışıklık sisteminin yaşla birlikte azaldığına inanılmaktadır [ 32 ]. Bağışıklık fonksiyonundaki bu uyarlanabilir değişiklik, bağışıklık yetersizliği durumuna yol açabilir ve tümör bağışıklık tepkilerini etkileyebilir. Bu nedenle yaşlı kanser hastalarında antitümör immünitesinin restore edilmesi veya sürdürülmesi immünoterapinin etkinliğini artırabilir [ 30]. Kalori kısıtlaması yaşlı hastalarda bağışıklık fonksiyonunu korumanın en güvenilir yoludur. Bununla birlikte, kaloriyi uzun süre muhafaza etmedeki zorluk nedeniyle, yaşlanma sırasında resveratrol gibi kalori taklitleri tarafından tutulan tümörlerin bağışıklık korumasını göz önünde bulundurmak gerekir ve resveratrolün yaşlanma sırasında bağışıklığı koruyabildiğini tam olarak belirlemek için daha fazla deney yapılması gerekir. tümörijenezi önlemek veya kanser hücrelerini inhibe etmek [ 28 ].

    2.1.3. Resveratrol ve Gut Microbiota
    Araştırmalar, bağırsak mikroflorasının, ilaç hedeflemesi ve metabolizma potansiyelini içeren insan sağlığı ve hastalığına etkisi olduğunu göstermiştir. TCM, bağırsak mikroplarını düzenleyerek insanlarda homeostazı geri alabilir ve konakçı içindeki genleri modüle ederek metabolik / immün homeostazı geri yükleyebilir [ 33 ]. Bu, çeşitli bağırsak kanserlerinin önlenmesi ve tedavisine yardımcı olacaktır [ 14 ].

    Bağırsak mikrobiyotakanı, bağırsak bütünlüğü ve bariyer fonksiyonunun modüle edilmesi de dahil olmak üzere çeşitli resveratrol mekanizmaları önerilmiştir [ 10 ]. Resveratrolün bağırsak florası üzerindeki etkisi, öncelikli olarak belirli mikropların büyümesini yavaşlatarak, daha uygun bir mikrobiyal dağılıma yol açmasıdır [ 10 ]. Ek olarak, bağırsak mikroflorası tarafından üretilen resveratrol metabolitleri, sindirim sistemi tümörlerinin çalışılması için yol gösterici öneme sahip olabilecek farklı biyolojik etkilere sahiptir [ 10]. Resveratrolün fizyolojik etkileri, düşük biyolojik kullanılabilirliği ile çarpıcı bir tezat oluşturuyor ve bu da bileşiklerin terapötik maddelere dönüşmesinde büyük bir problem teşkil ediyor. Bununla birlikte, kanıtlar, düşük biyoyararlanımı olan fenolik fitokimyasalların, bağırsak mikrobiyotasının yeniden şekillendirilmesinde muhtemelen rol oynadığı görüşünü desteklemektedir [ 34 ]. Yukarıdaki tüm sonuçlar, resveratrolün, bağırsak mikro ortamını iyileştirmek ve ayrıca tümörlerin oluşumunu ve gelişmesini önlemek için bağırsak mikrobiyotasını önemli ölçüde modüle edebileceğini öne sürdü [ 35 ].

    2.1.4. Resveratrol ve Metabolizma
    Normal hücreler gibi, hücre çoğalmasını arttırmak için kanser hücrelerinin enerji üretmesi için metabolizma gereklidir [ 36 ]. Artmış glukoz alımı ve laktat üretimi kanser metabolizmasının işaretleridir [ 37 ]. Resveratrol'ün kanser metabolizması üzerindeki etki mekanizması çeşitli yönlerde bulunmuştur ( Şekil 4 ). İlk olarak, AKT tarafından glikoz taşıyıcı (GLUT) ve glikolitik enzim aktivitesinin düzenlenmesi, kanser hücrelerinde [ 38 ] metabolik fenotip mekanizmalarından biridir ve resveratrol, GLUT1'in plazma zarına taşınmasını inhibe ederek bloke ederek glukoz metabolizmasını düzenleyebilir AKT'nin aktivasyonu [ 39]. İkincisi, enzim 6-fosfosfatructo-1-kinazın (PFK) inhibisyonu, insan meme kanseri hücre çizgileri ve dokularının [ 40 ] ölümüyle sonuçlanabilirken , resveratrol, saflaştınlmış PFK'nin aktivitesini doğrudan inhibe edebilir; antibreast tümörü [ 41 ]. Üçüncüsü, piruvat kinaz M2 (PKM2), tümör metabolizması ve büyümesinin anahtarıdır [ 42 ] ve resveratrol, PKM2'nin durumunu etkileyerek kanser metabolizmasını inhibe edebilir [ 43 ]. Ayrıca, tümörler ile ilişkili mitokondriyal disfonksiyon, reaktif oksijen türlerinin (Ros) üretiminde önemli bir artışa yol açmaktadır [ 44], ancak resveratrol, reaktif oksijen türlerini inhibe edebilir ve Nrf2'nin bir baskılayıcısı olan Keap 1 proteininin parçalanması yoluyla oksidatif stresi azaltabilir [ 45 ].
    Resim, çizim vb. İçeren harici bir dosya. Nesne adı ECAM2018-2313021.004.jpg
    Şekil 4
    Resveratrol'ün bağışıklık, bağırsak mikrobiyotası ve metabolizması üzerine etkisi. Resveratrol dalak bağışıklık fonksiyonunu koruyabilir ve dalak indeksi ve dalak hücre sayısındaki azalmayı tersine çevirebilir. Resveratrol, CD4 + T hücrelerinin oranını ve miktarını artırabilir . Bağırsak mikrobiyotasanı, bağırsak bütünlüğünü ve bariyer fonksiyonunu modüle etmek gibi bağırsak ortamını iyileştirir. Resveratrol'ün antikanser mekanizması, glukoz metabolizmasının düzenlenmesi ile ilgilidir. PKM2'nin durumunu etkileyerek tümörün metabolizmasını inhibe eder ve hücre içi reaktif oksijen türlerinin üretimini ve oksidatif stresi Nrf2'nin bir baskılayıcısı olan Keap 1 proteininin parçalanmasını içeren mekanizmalar yoluyla azaltır.

    2.1.5. Resveratrol ve Enflamasyon
    Enflamasyon “kanserin damgasını” olarak kabul edilmiştir [ 46 ]. Epidemiyolojik ve klinik çalışmalar, katı tümörlerin yaklaşık% 25'inin kronik inflamasyonla ilişkili olduğunu açıkça ortaya koymuştur [ 47 ]. Kanserde inflamasyon sürekli bir süreçtir ve kalıcı kronik enflamatuar yanıt tümör proliferasyonunu, anjiyogenez, istila ve metastazı teşvik edecektir. Ek olarak, inflamasyon, EMT, endoplazmik retikulum (ER) stresi ve metabolizma sıklıkla birbirleriyle etkileşime girerek tümörün oluşumunu ve gelişimini etkiler [ 48 ].

    Çeşitli raporlar resveratrolün farklı hedefler ve çeşitli sinyal yolları yoluyla iltihaplanma üzerindeki önemli düzenleyici etkisini göstermiştir ( Şekil 5 ). Sitokin sinyalleme 1 (SOCS1) baskılayıcısı tipik olarak bir tümör baskılayıcı olarak algılanır ve SOCS1 geninin promoter bölgesinde hipermetilasyonla susturulması birçok kanser türünde sık görülür. Bununla birlikte, kolorektal kanserde SOCS1'in rolü iyi araştırılmamıştır [ 49]. Resveratrol, miR-155'in potansiyel bir hedefi olan SOCS1'in düzenlenmesi yoluyla anti-enflamatuar etkiler uygular. Aynı zamanda resveratrol, STAT aktivasyonunu inhibe eder ve miR-155'in üretimini zayıflatarak SOCS1 ekspresyonunu arttırır. Bu bulgular resveratrolün inflamatuar hastalıkların tedavisi için yararlı bir ajan olarak geliştirilebileceğini göstermektedir. Ek olarak resveratrol, proinflamatuar sitokinlerin üretimini inhibe eder ve pPS mitojenle aktive olan protein kinazın (MAPK) ve LPS uyarımına yanıt olarak SOCS1 ekspresyonunu düzenleyerek STAT1 / STAT3 sinyal yollarının aktivasyonunu inhibe eder [ 50 ].
    Resim, çizim vb. İçeren harici bir dosya. Nesne adı ECAM2018-2313021.005.jpg
    Şekil 5
    Resveratrol ve inflamasyon. Resveratrol, STAT aktivasyonunu inhibe eder ve miR-155'in üretimini azaltarak SOCS1 ekspresyonunu arttırır. Resveratrol, proinflamatuar sitokinlerin üretimini inhibe eder ve SOCS1 ekspresyonunu düzenleyerek p38 MAPK ve STAT1 / STAT3 sinyal yollarının aktivasyonunu inhibe eder. Resveratrolün anti-enflamatuar tepkisi, ER α'nın bağlanması ile ilgilidir .

    Östrojen reseptörü - α (ER α ) çeşitli dokularda hücre büyümesini modüle eden önemli bir transkripsiyon faktörüdür [ 51 ], birçok kanserin, özellikle endometrial karsinomun ve meme kanserinin gelişimi ile yakından ilişkilidir. Nwachukwu ve diğ. resveratrolün anti-enflamatuar tepkisinin, transkripsiyonu düzenlemek için çekirdek düzenleyici moleküller yoluyla reseptörün şeklini değiştiren ER α'nın bağlanması ile ilişkili olduğunu bulmuşlardır [ 52 ]. Resveratrol bir seçici ER α dönüşümdür.Reseptöre dinamik olarak bağlanarak proliferasyonu uyarmadan enflamatuar yanıtı ayarlayan ve değiştirilmiş bir aktivasyon fonksiyonu 2 koaktivatör bağlama bölgesini indükleyen ligand. Ek olarak, IL-6 lokusundaki [ 6 ] bir çekirdek koruyucunun işe alınmasını da düzenler .

    2.1.6. Resveratrol ve Kanser Ağrısı
    Kanser ağrısı, malign kanserlerle ilişkili en yaygın klinik semptomlardan biridir [ 53 ]. Günümüzde opioidler orta ila şiddetli ağrıyı tedavi etmek için kullanılmaktadır. Bunlar arasında morfin, orta ila şiddetli ağrı tedavisi için etkili bir analjeziktir [ 54 ]. Bununla birlikte, uzun süreli morfin uygulaması, toleransı [ 54 ] ve spinal mikroglia'nın sağlam aktivasyonunu indükler ve hatta analjezik özelliklerinde [ 55 ] klinik kullanımını engelleyen belirgin bir azalma ile sonuçlanır . Bu nedenle kanser ağrısını güvenli ve etkili bir şekilde tedavi etmek acildir.

    Resveratrol, potansiyel olarak analjezik etkilere sahiptir [ 56 ] ve bilinen hiçbir toksik yan etkisi yoktur. Bu nedenle resveratrol, şiddetli ağrı çeken kanser hastaları için etkili, güvenli ve uygun bir tedavi seçeneği oluşturabilir ( Şekil 6 ). Uzun süreli morfin infüzyonu, resveratrol tedavisi ile baskılanan morfine toleranslı sıçan lomber omuriliklerinin sinaptozom membranında N-metil-D-aspartat reseptörü (NMDAR) NR1 ve NR2B alt ünite upregülasyonunu başlattı [ 54 ]. Resveratrol nöroinflamasyonun sınırlandırılması ve NR1 ve NR2B ekspresyonunun azaltılmasıyla morfin toleransını azaltabilir [ 54]. Biri, resveratrol tedavisi ile postsinaptik membran PSD-95'in (postsinaptik yoğunluk-95) NMDAR ekspresyonunun azaldığını da tespit etti, morfin toleranslı sıçan omuriliklerinde glial aktivasyonunun hafifletilmesinden sorumlu olabilir [ 54 ].
    Resim, çizim vb. İçeren harici bir dosya. Nesne adı ECAM2018-2313021.006.jpg
    Şekil 6
    Resveratrol ve kanser ağrısı. Resveratrol, nöroinflamasyonun sınırlandırılması ve NMDAR NR1 ve NR2B alt ünite ifadesinin aşağı regüle edilmesi yoluyla morfin toleransını azaltabilir. Spinal glial aktivasyonunun ve CX3CR1 yukarı regülasyonunun baskılanması, resveratrolün analjezik etkilerinin başka bir mekanizmasıdır.

    Araştırmacılar resveratrolün morfine bağlı mikroglia hücre aktivasyonunu ve göçünü önemli ölçüde önleyebildiğini ortaya çıkardılar. Spinal glial aktivasyonunun ve CX3C kemokin reseptörü 1 (CX3CR1) yukarı regülasyonunun baskılanması, resveratrolün analjezik etkilerinin başka bir mekanizmasıdır [ 55 ]. Günümüzde resveratrol intratekal uygulama yoluyla kansere bağlı ağrıyı kolaylaştırabilir ve hafifletebilir ve resveratrol ayrıca omurgadaki kanser ağrısına bağlı CX3CR1 regülasyonu ve glial aktivasyonunu azaltabilir [ 55 ].

    2.2. Polydatin'in Antitümör Aktivitesi
    Polydatin, Polygonum cuspidatum [ 57 ] 'in kökünden izole edilmiş bir stilbenoid bileşiktir [ 57 ], çünkü hidroksil grubunun bir glikopiranosid halkası ikamesi olan resveratrol türevi, daha yüksek stabiliteye sahiptir, suda çözünürlüğe sahiptir ve enzimatik oksidasyona karşı daha dirençlidir ve hatta güçlü bir sitotoksisiteye sahiptir ve hücrelere glukoz taşıyıcıları yoluyla girebilir [ 58 - 60 ]. Kesin olarak bu özelliklerden dolayı polidatin, resveratrol'den daha fazla biyoyararlanıma sahiptir ve dolayısıyla kanser üzerinde daha iyi önleyici ve terapötik bir etkiye sahiptir ( Şekil 7 ).
    Resim, çizim vb. İçeren harici bir dosya. Nesne adı ECAM2018-2313021.007.jpg
    Şekil 7
    Polydatin hücre seçiciliği. Polydatin, Bax ekspresyonunda bir artış ve akciğer kanseri hücrelerinde Bcl-2 ekspresyonunda bir azalma ile etkili bir şekilde apoptozu indükler. Polydatin, HCC hücrelerinin proliferasyon inhibisyonu ve apoptoz indüksiyonu üzerinde önemli bir zamana ve doza bağımlı inhibitör etkiye sahiptir. Polidatin, Bax / Bcl-2 oranının düzenlenmesi ile insan osteosarkom hücrelerinin apoptozisini indükleyebilir. Polydatin, CNE hücrelerinde ER stresi ve mitokondriyal apoptotik yolakları tetikleyen ROS üretimini uyarabilir. Büyüyen Caco-2 hücrelerine karşı güçlü bir sitotoksisiteye sahiptir. Polydatin, Creb'in aktivasyonunu ve meme kanseri hücrelerinin proliferasyonunu inhibe etmeyi engelleyebilir.

    Bir kural olarak, apoptoz Bcl-2 ailesinin proapoptotik ve antiapoptotik proteinleri tarafından düzenlenir ve kaspazlar veya sistein-aspartik proteazlar vasıtasıyla yürütülür [ 57 ]. Bu çalışmanın sonuçları, polydatin'in, Bax ekspresyonunda bir artış ve akciğer kanseri hücrelerinde Bcl-2 ekspresyonunda bir azalma ile apoptozu etkin bir şekilde indüklediğini gösterdi ve bu, akciğer kanserinin polidatin tarafından önlenmesi ve tedavisi için teorik bir temel sağladı. Diğer çalışmalarda, polydatin, HCC hücrelerinin proliferasyon inhibisyonu ve apoptoz indüksiyonu üzerinde önemli bir zamana ve doza bağımlı inhibitör etkiye sahiptir [ 61]. Ek olarak, polydatin, Bax / Bcl-2 oranının düzenlenmesi yoluyla insan osteosarkom hücrelerinin apoptozisini indükleyebilir. Reaktif oksijen türleri, mitokondri ile ilişkili apoptozu indükleyebilen hücre içi sinyal kaskadlarının aracılarıdır. Aşırı Ros üretimi oksidatif stresi, hücre fonksiyon kaybını ve hatta apoptozu tetikler [ 62 ]. Aynı zamanda polydatin, insan nazofarengeal karsinom CNE hücrelerinde endoplazmik retikulum (ER) stresi ve mitokondriyal apoptotik yolakları tetikleyen Ros üretimini indükleyerek apoptozu destekleyebilir [ 60].

    Memelilerde, siklin ve sikline bağımlı kinaz kompleksi içeren çekirdek hücre döngüsü mekanizması, hücre çoğalmasının ana nedenidir [ 63 ]. D-tipi siklinler, kanser tedavisi için tipik hedefler ve kritik sinyal molekülleridir [ 64]. Bunlar arasında, siklin Dİ, hücre döngüsü ilerlemesinde önemli bir düzenleyici faktördür ve transkripsiyonel bir çekirdek düzenleyici rolü oynar [ 65 ]. Siklin Dİ, tümör bakımı için gereklidir [ 66 ] ve hücre döngüsü düzenlemesi, tümör büyümesini inhibe etmek için etkili bir stratejidir [ 67 ]. Polydatin, siklin D1 ve siklin B1 ekspresyonunu inhibe ederek anti-proliferasyon etkisini gösterir ve S-fazında hücre döngüsü durmasına neden olur [ 66 ].

    CAMP yanıt elemanı bağlayıcı proteinler (Creb), lösin fermuar ailesinin karakteristik bir transkripsiyon elemanıdır [ 68 ]. Creb, farklı solid tümör oluşumunu ve metastazı etkileyen önemli bir faktördür. Örneğin, meme prognozu, metastatik hastalığı ve nodal tutulumu olan meme kanseri hastalarında [ 69 ], Creb 1'in seviyesi anlamlı derecede yükselmiştir. Bir rapor, polydatin'in Creb'in fosforilasyon seviyesini doza bağlı bir şekilde önemli ölçüde azaltabileceğini, ardından Creb'in inaktivasyonuna ve ardından göğüs kanseri hücrelerinin proliferasyon inhibisyonuna yol açtığını göstermiştir [ 70 ].

    Önceki çalışmalarda, yalnız veya resveratrol ile birlikte polidatin Caco-2 hücrelerinin büyümesini ve farklılaşmasını inhibe ettiği bulunmuştur [ 59 ]. Resveratrol ile karşılaştırıldığında, polidatin daha iyi hücre seçiciliğine sahiptir. Büyüyen Caco-2 hücrelerine karşı güçlü bir sitotoksisiteye sahiptir ve farklılaşmış Caco-2 hücresindeki toksisitesi yaklaşık 3 kat daha düşüktür [ 59 ]. Ek olarak, polydatin'in seçiciliği, insan nazofarengeal karsinomu CNE hücrelerine de yansır. Örneğin, ER stresini ve mitokondriyal apoptotik yolakları tetiklemek için reaktif oksijen türlerinin üretimini indükleyebilir [ 60 ]. Tüm bu sonuçlar, polydatin'in, resveratrol'den farklı mekanizmalar yoluyla sitotoksik bir rol oynadığını göstermektedir.

    2.3. Polygonum Cuspidatum'dan Diğer Aktif Bileşenlerin Antitümör Çalışmaları
    Polygonum cuspidatum'un diğer bazı aktif bileşenlerinin, emodin ve krisophanik asit gibi antitümör aktivitelerine sahip olduğu bulunmuştur ( Şekil 8 ). Polygonum cuspidatum'un ana aktif bileşenlerinden biri olan emodin, anti-enflamatuar ve antioksidatif [ 71 ], antimikrobiyal [ 72 ] ve antitümör etkilerine [ 73 ] resveratrol olarak sahiptir. Emodinin oral kanser hücrelerinde güçlü antitümör aktivitesine sahip olduğu gösterilmiştir. Spesifiklik proteini 1'i (Sp1) azaltarak oral kanser hücrelerinin büyümesini inhibe edebilir ve kaspaz bağımlı apoptozu indükleyerek emodinin apoptozu indüklemek için potansiyel bir biyoaktif madde olabileceğini düşündürür [ 74].
    Resim, çizim vb. İçeren harici bir dosya. Nesne adı ECAM2018-2313021.008.jpg
    Şekil 8
    Emodin ve krisofanik asidin antitümör etkileri. Emodin, Sp1'i azaltarak ve kaspaz bağımlı apoptozu indükleyerek oral kanser hücrelerinin büyümesini inhibe edebilir. Krisofanik asit, EGFR / mTOR aracılı sinyal iletimi yolu üzerindeki etkisi ile antikanser aktivitesine sahiptir.

    Polygonum cuspidatum'un bir başka aktif bileşeni olan krisophanik asit, insan meme kanseri hücreleri MCF-7 ve MDA-MB-231'in yanı sıra insan kolon kanseri hücreleri SW620 üzerinde antiproliferatif etkiye sahiptir [ 75 , 76 ]. Krisofanik asit ayrıca, EGF'nin neden olduğu epidermal büyüme faktörü reseptörünün (EGFR) ve AKT, mTOR ve ribozomal protein S6 kinaz da dahil olmak üzere aşağı yönlendirme sinyal moleküllerinin aktivasyonunu da inhibe eder. Bu bulgular, krisofanik asidin EGFR / mTOR aracılı sinyal iletim yolu üzerindeki etkisi ile antikanser aktivitesine sahip olduğunu göstermektedir. Ek olarak, krisoptanol asit ve mTOR inhibitörlerinin birlikte uygulanması antiproliferasyon etkisini artırabilir [ 77 ].

    Git: 3. Sorunlar ve Beklentiler
    Son birkaç yılda, TCM'nin bazı zor hastalıkların tedavisinde iyi iyileştirici etkisi yaygın olarak kabul edilmiştir. Polygonum cuspidatum, bir tür şifalı bitki olarak, kaynaklar açısından zengindir ve TCM tedavisinin klinik uygulamasında yaygın olarak kullanılır. Modern çalışmalar Polygonum cuspidatum'un tümör hastalıklarının önlenmesinde ve tedavisinde dikkate değer bir iyileştirici etkiye sahip olduğunu göstermiştir.

    Bununla birlikte, Polygonum cuspidatum'un ve hatta diğer Çin bitkisel ilaçlarının geliştirilmesinde ve kullanımında hala birçok problem vardır. İlk olarak, mevcut teknoloji bitkisel ilaçların karmaşık bileşimini tamamen açıklamak için yetersizdir. Doğal bitki ilaçlarında yüzlerce aktif madde vardır; Bununla birlikte, mevcut bilim ve teknolojideki sınırlamalar nedeniyle, aktif bileşenlerin sadece bir kısmı çıkarılabilir ve karakterize edilebilir. Bu ekstrelerin uygulamadaki sınırlı etkinliği ve kapsamı aynı bitkideki keşfedilmemiş aktif bileşenlerle ilgili olabilir. İkincisi, dünya çapında bir hastalık olarak tümörlerin patogenezi iyi anlaşılmamıştır. Bu nedenle, hedeflenen tedavide, aktif bileşenlerin TCM'den etkileri tam olarak uygulanmamaktadır. Örneğin, Bazı mikroorganizmadaki bazı enzimlerin konsantrasyonu belirlenebilirse, bitkilerin ve bunların aktif bileşenlerinin biyoyararlanımını arttırmak için enzimlerin konsantrasyonu seçici olarak arttırılır. Üçüncüsü, şu anda, tarama teknikleri, TCM'nin etkili bileşenleri üzerindeki hatalardır. Aynı zamanda, TCM'nin tıbbi etkisinin dozajla büyük bir ilişkisi olduğu iyi bilinmektedir. İlaçların biyoyararlanımını arttırmak için sürekli yeni teknoloji geliştirmeli, yeni aktif bileşenlerin tanımlanmasını güçlendirmeli ve TCM ve aktif bileşenlerinin mekanizmasını netleştirmeliyiz. Ek olarak, TCM'nin bileşenleri arasındaki sinyal yolu ilişkisi yeterli veri tarafından desteklenmiyor. Farklı modifikasyonlar farklı hedef yolaklara ve hücresel aktivitede değişikliklere yol açabilir. Bu nedenle, şifalı bitki bileşenleri ile sinyal iletim yolu arasındaki ilişkiyi daha fazla incelemek gerekir. Son fakat en az değil, birçok kötü huylu kanser hastası, kısa sağkalım süresine ve tümör tedavisine erken müdahaleye sahiptir; bu, TCM'nin ve etkili bileşenlerinin klinik araştırması için büyük rahatsızlık ve belirsizliğe neden olmuştur.

    Gelecekteki araştırmalarda, küratif etki gözlemindeki girişim faktörlerini ortadan kaldırmak ve kanser hastalarının genel terapötik etkinliğini geliştirmek için klinik denemelerdeki araştırmayı yoğunlaştırmalıyız.

    Git: Teşekkür
    Bu çalışma, Çin Ulusal Doğa Bilimleri Vakfı (81520108031, 81573749, 81573478, 81673783 ve 81603457) ve Üstün Tıp Akademik Lideri ve Şangay Akademik Araştırma Lideri (16XD1403600) tarafından desteklenmektedir.

    Git: Çıkar çatışmaları
    Yazarlar çıkar çatışması olmadığını beyan eder.

    Git: Referanslar
    1. Siegel RL, Miller KD, Jemal A. Kanser istatistikleri, 2017. CA: Klinisyenler için Bir Kanser Dergisi . 2017; 67 (1): 7-30. doi: 10.3322 / caac.21387. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    2. Chen W., Zheng R., Baade PD, vd. Çin'deki kanser istatistikleri, 2015. CA: Klinisyenler için Bir Kanser Dergisi . 2016; 66 (2): 115-132. doi: 10.3322 / caac.21338. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    3. Zhang L., Li Y., Gu Z., vd. Resveratrol IKKS engelleme / NF-KB ile enterovirüs 71 replikasyonu ve rabdosarkoma hücrelerinde pro-inflamatuar sitokin salınımını inhibe eder κ B sinyal yolağı. PLoS ONE . 2015; 10 (2) doi: 10.1371 / dergi.pone.0116879. e0116879 [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    4. Zhang H., Li C., Kwok S.-T., Zhang Q.-W., Chan S.-W. Polygonum cuspidatum (Hu Zhang) ' un kurutulmuş kökünün ve bileşenlerinin farmakolojik etkilerine genel bakış . Kanıta Dayalı Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp . 2013; 2013 : 13. doi: 10.1155 / 2013/208349. 208349 [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    5. Ji Q., ​​Liu X., Fu X., ve ark. Resveratrol MALAT1 aracılı Wnt / β -katenin sinyal yolu ile kolorektal kanser hücrelerinin istilasını ve metastazını inhibe eder . PLoS ONE . 2013; 8 (11) doi: 10.1371 / dergi.pone.0078700. e78700 [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    6. Nwachukwu JC, Srinivasan S., Bruno NE, Ebeveyn AA, Hughes TS, Pollock JA Resveratrol, östrojen reseptörü sinyal entegrasyon ağı yoluyla enflamatuar yanıtı modüle eder. Elife . 2014; 3 [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
    7. Han G., Xia J., Gao J., Inagaki Y., Tang W., Kokudo N. Resveratrol'ün anti-tümör etkileri ve hücresel mekanizmaları. İlaç keşifleri ve terapötikleri . 2015; 9 (1): 1-12. doi: 10.5582 / ddt.2015.01007. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    8. Jeong SI, Shin JA, Cho S., vd. Resveratrol, periferik ve beyin iltihabını hafifletir ve yaşlı dişi farelerde iskemik beyin hasarını azaltır. Yaşlanma Nörobiyolojisi . 2016; 44 : 74-84. doi: 10.1016 / j.neurobiolaging.2016.04.007. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    9. Kowalska A., Siwicki AK, Kowalski RK Diyet resveratrol bağışıklığı arttırır ancak ana medaka Oryzias latullarının (Temminck & Schlegel) Balık Fizyolojisi ve Biyokimyası üremesini azaltır . 2017; 43 (1): 27 - 37. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
    10. Bird JK, Raederstorff D., Weber P., Steinert RE Resveratrolün bağırsak mikrobiyotasında aracılık ettiği kardiyovasküler ve antiobesite etkileri. Beslenmedeki Gelişmeler . 2017; 8 (6): 839-849. doi: 10.3945 / an.117.016568. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    11. Ko J., Sethi G., Um J., vd. Resveratrol'ün kanser tedavisinde rolü. Uluslararası Moleküler Bilimler Dergisi . 2017; 18 (12): s. 2589. doi: 10.3390 / ijms18122589. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    12. Chen L., Yang S., Liao W., Xiong Y. Fare böbrek tümör modelinde resveratrol ile antitümör immünitesi ve tümör mikro ortamı modifikasyonu. Hücre Biyokimyası ve Biyofiziği . 2015; 72 (2): 617-625. doi: 10.1007 / s12013-015-0513-z. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    13. Pieszka M., Szczurek P., Ropka-Molik K., Oczkowicz M., Pieszka M. Resveratrol'ün hücre metabolizmasının düzenlenmesindeki rolü - Bir derleme. Postyc Higieny Medycyny Doswiadczalnej . 2016; 70 : 117–123. doi: 10.5604 / 17322693.1195844. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    14. Chen F., Wen Q., Jiang J., vd. Bağırsak mikrobiyota geleneksel bitkilerin oral biyoyararlanım sınırlarını uzlaştırır mı? Etnofarmakoloji Dergisi . 2016; 179 : 253-264. doi: 10.1016 / j.jep.2015.12.031. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    15. Moore RL, Dai Y., Faller DV Sirtuin 1 (SIRT1) ve kanserde steroid hormonu reseptör aktivitesi. Endokrinoloji Dergisi . 2012; 213 (1): 37-48. doi: 10.1530 / JOE-11-0217 sayılı belgeler. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    16. Li W., Ma J., Ma Q., vd. Resveratrol, PI-3K / Akt / NF-bastırılması ile pankreas kanser hücrelerinin epitelyal-mezenkimal geçiş inhibe κ B yolu. Güncel Tıbbi Kimya . 2013; 20 (33): 4185-4194. doi: 10.2174 / 09298673113209990251. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    17. Wang H., Zhang H., Tang L., vd. Resveratrol TGF inhibe β 1 ile indüklenmiş olan epitelyum-için-mezenkimal geçiş ve akciğer kanseri invazyon ve metastaz bastırır. Toksikoloji . 2013; 303 : 139-146. doi: 10.1016 / j.tox.2012.09.017. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    18. Li J., Chong T. Wang Z., vd. Resveratrolün yeni bir anti-kanser etkisi: Prostat kanseri hücrelerinde epitelyal-mezenkimal geçişin tersine çevrilmesi. Moleküler Tıp Raporları . 2014; 10 (4): 1717-1724. doi: 10.3892 / mmr.2014.2417. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    19. Ji Q., ​​Liu X., Han ZF, vd. Resveratrol, kolorektal kanserde TGF- β 1 / Smads sinyal yolağı aracılı Salyangoz / E-cadherin ekspresyonu yoluyla epitel-mezenkimal geçişi baskılar. BMC Kanseri . 2015; 15, madde 97 doi: 10.1186 / s12885-015-1119-y. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    20. Chung JS, Lee G., Yoo YD Kurucu NF- κ Romo1 aracılı reaktif oksijen türlerinin üretimi ile B aktivasyonu ve tümör büyüme teşviki. Biyokimyasal ve Biyofiziksel Araştırma İletişimi . 2014; 450 (4): 1656-1661. doi: 10.1016 / j.bbrc.2014.07.059. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    21. Benitez DA, Hermoso MA, Pozo-Guisado E., Fernández-Salguero PM, Castellón EA Resveratrol ile hücre sağkalımının düzenlenmesi, prostat kanseri hücrelerinde NF κ B tarafından düzenlenen gen ekspresyonunun inhibe edilmesini içerir . Prostat . 2009; 69 (10): 1045-1054. doi: 10.1002 / pros.20953. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    22. Buhrmann C., Shayan P., Popper B., Goel A., Shakibaei M. Sirt1, kolorektal kanser hücrelerinde resveratrol aracılı kemopreventif etkiler için gereklidir. Besinler . 2016; 8 (3) [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
    23. Buhrmann C., Shayan P., Kraehe P., Popper B., Goel A., Shakibaei M. Resveratrol, kolorektalde interselüler kavşaklar, epitelyal-mezenşimal geçiş ve apoptozis düzenlenmesi yoluyla 5-flüorourasile kemosensitizasyon sağlar kanser. Biyokimyasal Farmakoloji . 2015; 98 (1): 51-58. doi: 10.1016 / j.bcp.2015.08.105. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    24. Androutsopoulos VP, Ruparelia KC, Papakyriakou A., Filippakis H., Tsatsakis AM, Spandidos DA Resveratrol analogunun metabolik ürünlerinin antikanser etkileri, DMU-212: Potansiyel için yapısal gereklilikler. Avrupa Tıbbi Kimya Dergisi . 2011; 46 (6): 2586 - 2595. doi: 10.1016 / j.ejmech.2011.03.049. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    25. Vanamala J., Radhakrishnan S., Reddivari L., Bhat VB, Ptitsyn A. Resveratrol, insan kolon kanseri hücre proliferasyonunu baskılar ve pentoz fosfat ve talin-FAK sinyal yollarını hedef alarak apoptozu tetikler - proteomik bir yaklaşım. Proteome Bilimi . 2011; 9, madde 49 doi: 10.1186 / 1477-5956-9-49. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    26. Li X., Wang D., Zhao QC, Shi T., Chen J. Resveratrol, STAT-3 sinyalini inhibe ederek küçük hücreli dışı akciğer kanserini inhibe etti. Amerikan Tıp Bilimleri Dergisi . 2016; 352 (5): 524-530. doi: 10.1016 / j.amjms.2016.08.027. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    27. Stokes JB, Adair SJ, Slack-Davis JK, vd. Fokal adezyon kinazın PF-562,271 ile inhibisyonu, tümör mikro-ortamının değiştirilmesiyle birlikte pankreas kanserinin büyümesini ve metastazını inhibe eder. Moleküler Kanser Tedavisi . 2011; 10 (11): 2135-2145. doi: 10.1158 / 1535-7163.mct-11-0261. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    28. Farazi M., Nguyen J., Goldufsky J., vd. Kalorik kısıtlama, yaşlanma sırasında OX40 agonist aracılı tümör immünitesini ve CD4 T hücresi primajını korur. Kanser İmmünolojisi, İmmünoterapi . 2014; 63 (6): 615-626. doi: 10.1007 / s00262-014-1542-y. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    29. Kim K. - O., Park H., Chun M., Kim H.-S. Resveratrol takviyesi ile yüksek proteinli diyetin immünomodülatör etkileri, sıçanlarda radyasyona bağlı akut faz inflamasyonu üzerine etki eder. Tıbbi Gıda Dergisi . 2014; 17(9): 963-971 sayılı belgeler. doi: 10.1089 / jmf.2013.2976. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    30. Duan W.-J., Liu F.-L., He R.-R., vd. Otofaji, resveratrolün, kısıtlanmış farelerde oksidatif stresin neden olduğu splenosit apoptozun önlenmesi üzerindeki etkilerinde rol oynar. Moleküler Beslenme ve Gıda Araştırmaları . 2013; 57 (7): 1145-1157. doi: 10.1002 / mnfr.201200662. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    31. Kjaergaard J., Tanaka J., Kim JA, Rothchild K., Weinberg A., Shu S. OX-40 reseptör antikorunun terapötik etkinliği, tümör immünojenikliğine ve tümör büyümesinin anatomik bölgesine bağlıdır. Kanser Araştırması . 2000; 60 (19): 5514-5521. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
    32. Kovacs EJ, Palmer JL, Fortin CF, Fülöp T., Jr., Goldstein DR, Linton P.-J. Faredeki yaşlanma ve doğuştan gelen bağışıklık: içsel ve dışsal faktörlerin etkisi. İmmünolojideki Eğilimler . 2009; 30 (7): 319-324. doi: 10.1016 / j.2009.03.012. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    33. Zhao L., Nicholson JK, Lu A., vd. İlacın keşfedilmesi için insan genom-mikrobiyom eksenini hedef almak: Küresel sistem biyolojisinden ve geleneksel Çin tıbbından ilham alınması Proteome Araştırma Dergisi . 2012; 11 (7): 3509-3519 sayılı belgeler. DOI: 10.1021 / pr3001628. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    34. Shin N.-R., Lee J.C., Lee H.-Y., vd. Bir artış Akkermansia spp. Metformin tedavisiyle indüklenen popülasyon, diyet ile indüklenen obez farelerde glukoz homeostazisini geliştirir. Gut . 2014; 63 (5): 727-735. doi: 10.1136 / gutjnl-2012-303839. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    35. Chen M. - L., Yi L., Zhang Y., vd. Resveratrol, bağırsak mikrobiyotasının yeniden yapılandırılması yoluyla TMAO sentezini ve safra asidi metabolizmasını düzenleyerek trimetilamin-N-oksit (TMAO) kaynaklı aterosklerozu hafifletir. mBio . 2016; 7 (2) [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed] [ Google Akademik ]
    36. Koğuş PS, Thompson CB Metabolik yeniden programlama: Warburg bile bir kanser damgası öngörmüyordu. Kanser Hücresi . 2012; 21 (3): 297-308. doi: 10.1016 / j.ccr.2012.02.014. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    37. Kato Y., Maeda T., Suzuki A., Baba Y. Kanser metabolizması: Klasik özelliklere dair yeni görüşler. Japon Diş Bilimi Dergisi . 2018; 54 (1): 8-21. doi: 10.1016 / j.jdsr.2017.08.003. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    38. Cairns RA, Harris IS, Mak TW Kanser hücresi metabolizmasının düzenlenmesi. Doğa Değerlendirmeleri Kanser . 2011; 11 (2): 85–95. doi: 10.1038 / nr2981; [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    39. Gwak H., Haegeman G., Tsang BK, Song YS Resveratrol ile glukoz metabolizmasının kansere spesifik olarak kesilmesi, yumurtalık kanseri hücrelerinde Akt / GLUT1 ekseninin inhibe edilmesine aracılık eder. Moleküler Karsinogenez . 2015; 54 (12): 1529-1540. DOI: 10.1002 / mc.22227. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    40. Coelho RG, Calaça IDC, Celestrini DDM, Correia AH, Costa MASM, Sola-Penna M. Clotrimazol, tümörsüz dokular etkilemeden insan meme kanserinde glikolizi bozar. Moleküler Genetik ve Metabolizma . 2011; 103(4): 394-398. doi: 10.1016 / j.ymgme.2011.04.003. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    41. Gomez LS, Zancan P., Marcondes MC, vd. Resveratrol 6-foshofrukto-1-kinazı inhibe ederek meme kanseri hücre canlılığını ve glukoz metabolizmasını azaltır. Biochimie . 2013; 95 (6): 1336-1343. doi: 10.1016 / j.biochi.2013.02.013. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    42. Beinat C., Alam IS, James ML, Srinivasan A., Gambhir SS Piruvat kinaz M2'nin invazif olmayan ölçümü ile tümör glikolizinin görüntülenmesi için [(18) F] DASA-23'ün geliştirilmesi. Moleküler Görüntüleme ve Biyoloji . 2017; 19 (5): 665-672 sayılı belgeler. doi: 10.1007 / s11307-017-1068-8. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    43. Iqbal MA, Bamezai RNK Resveratrol, Rapamisin hedefini inhibe ederek piruvat kinaz M2'yi aşağı doğru düzenleyerek kanser hücresi metabolizmasını inhibe eder. PLoS ONE . 2012; 7 (5) [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
    44. Benfeitas R., Uhlen M., Nielsen J., Mardinoglu A. Kanser redoks metabolizmasında heterojenliği incelemek için yeni zorluklar. Hücre ve Gelişim Biyolojisinde Sınırlar . 2017; 5 [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
    45. Liu Y., Chan F., Sun H. Resveratrol, Keap1 ekspresyonunu düzenleyerek insan keratinositleri HaCaT hücrelerini UVA kaynaklı oksidatif stres hasarından korur. Avrupa Farmakoloji Dergisi . 2011; 650 (1): 130–137. doi: 10.1016 / j.ejphar.2010.10.009. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    46. Hanahan D., Weinberg RA Kanser belirtileri: gelecek nesil. Hücre . 2011; 144 (5): 646-674. doi: 10.1016 / j.cell.2011.02.013. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    47. Coussens LM, Werb Z. İnflamasyon ve kanser. Doğa . 2002; 420 (6917): 860-867. doi: 10.1038 / doğa01322. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    48. Liu J., Lin PC, Zhou BP İnflamasyon, tümör ilerlemesini ve metastazı besler. Güncel İlaç Tasarımı . 2015; 21 (21): 3032-3040. doi: 10.2174 / 1381612821666150514105741. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    49. Beaurivage C., Champagne A., Tobelaim WS, Pomerleau V., Menendez A., Saucier C. Kanserde SOCS1: Bir onkogen ve bir tümör baskılayıcı. Sitokin . 2016; 82 : 87-94. doi: 10.1016 / j.cyto.2016.01.005. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    50. Pfluger PT, Herranz D., Velasco-Miguel S., Serrano M., Tschöp MH Sirt1, yüksek yağlı diyet kaynaklı metabolik hasara karşı koruma sağlar. Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Bilim Adamının Bildirileri . 2008; 105 (28): 9793-9798. doi: 10.1073 / pnas.0802917105. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    51. Zhou W., Slingerland JM Östrojen reseptörü aktivasyonu ve proteoliz arasındaki bağlantılar: hormona göre düzenlenmiş kanser terapisi ile ilgisi. Doğa Değerlendirmeleri Kanser . 2014; 14 (1): 26–38. doi: 10.1038 / nr3622. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    52. Nwachukwu JC, Güney MR, Kiefer JR, vd. Kapsamlı kombinatoryal arıtma kullanarak geliştirilmiş kristalografik yapılar. Yapı . 2013; 21 (11) 1923-1930. doi: 10.1016 / j.str.2013.07.025. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    53. Mantyh P. Kemik kanseri ağrısı: nedenleri, sonuçları ve tedavi olanakları. AĞRI . 2013; 154 (ek 1): S54 – S62. doi: 10.1016 / j.pain.2013.07.044. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    54. Tsai R.-Y., Chou K.-Y., Shen C.-H., vd. Resveratrol, N-metil-D-aspartat reseptörü ekspresyonunu düzenler ve morfine toleranslı sıçanlarda nöroinflamatmasyonu baskılamaktadır. Anestezi ve Analjezi . 2012; 115 (4): 944-952. doi: 10.1213 / ANE.0b013e31825da0fb. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    55. Cheng W., Zhao Y., Liu H., vd. Resveratrol, spinal glial aktivasyon ve CX3CR1 regülasyonunun inhibisyonu yoluyla kemik kanseri ağrısını hafifletir. Temel ve Klinik Farmakoloji . 2014; 28 (6): 661-670. doi: 10.1111 / fcp.12084. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    56. Wang G., Hu Z., Song X., vd. Farelerde ve sıçanlarda klasik modellerle resveratrolün analjezik ve anti-enflamatuar aktiviteleri. Kanıta Dayalı Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp . 2017; 2017 : 9. doi: 10.1155 / 2017/5197567. 5197567 [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    57. Zhang Y., Zhuang Z., Meng Q., Jiao Y., Xu J., Fan S. Polydatin, apoptozu indükleyerek ve hücre döngüsü durmasına neden olarak akciğer kanseri hücrelerinin büyümesini inhibe eder. Onkoloji Mektupları . 2014; 7 (1): 295-301. doi: 10.3892 / ol.2013.1696. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    58. Krasnow MN, Murphy TM Üzüm (Vitis vinifera) Üzeri hücre süspansiyonlarında polifenol glikozilasyon aktivitesi Ziraat ve Gıda Kimyası Dergisi . 2004; 52 (11): 3467-3472. doi: 10.1021 / jf035234r. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    59. De Maria S., Scognamiglio I., Lombardi A. ve ark. Resveratrolün doğal bir öncüsü olan Polydatin, hücre döngüsü durmasını ve insan kolorektal Caco-2 hücresinin farklılaşmasını sağlar. Translasyonel Tıp Dergisi . 2013; 11 (1, makale 264) doi: 10.1186 / 1479-5876-11-264. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    60. Liu H., Zhao S., Zhang Y., vd. Reaktif oksijen türlerinin aracılık ettiği endoplazmik retikulum stresi ve mitokondriyal fonksiyon bozukluğu, insan nazofarengeal karsinom CNE hücrelerinde polidatin kaynaklı apoptozise katkıda bulunur. Hücresel Biyokimya Dergisi . 2011; 112 (12): 3695-3703. doi: 10.1002 / jcb.23303. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    61. Jiao Y., Wu Y., Du D. Polydatin, hücre proliferasyonunu, istilasını ve göçü inhibe eder ve hepatoselüler karsinomda hücre apoptozisini indükler. Brezilya Tıbbi ve Biyolojik Araştırmalar Dergisi . 2018; 51 (4) doi: 10.1590 / 1414-431x20176867. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    62. Zhang Y., Xiong Y., Zhou J., Xin N., Zhu Z., Wu Y. Osteoblastlardaki FoxO1 ekspresyonu, farelerde oksidatif strese direnç yoluyla kemik oluşumunu modüle eder. Biyokimyasal ve Biyofiziksel Araştırma İletişimi . 2018; 503 (3): 1401-1408. doi: 10.1016 / j.bbrc.2018.07.055. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    63. Malumbres M., Barbacid M. Hücre döngüsü, CDK'ler ve kanser: değişen bir paradigma. Doğa Değerlendirmeleri Kanser . 2009; 9 (3): 153-166. doi: 10.1038 / nr2602. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    64. Wang H., Nicolay BN, Chick JM, vd. Siklin D3-CDK6 kinazın kanser hücresi hayatta kalmasında metabolik işlevi. Doğa . 2017; 546 (7658): 426-430. doi: 10.1038 / doğa22797. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    65. Kamarajugadda S., Becker JR, Hanse EA, vd. Cyclin D1, peroksizom proliferatör ile aktifleştirilen reseptör alfa'yı baskılar ve yağ asidi oksidasyonunu inhibe eder. Oncotarget . 2016; 7 (30): 47674-47686. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
    66. Cao W.-J., Wu K., Wang C., Wan D.-M. Polidatin ile indüklenen hücre apoptosisi ve hücre döngüsü durdurması, lösemi hücrelerinde Janus kinaz 2 inhibisyonu ile güçlendirilir. Moleküler Tıp Raporları . 2016; 13 (4): 3297-3302. doi: 10.3892 / mmr.2016.4909. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    67. Funamizu N., Lacy CR, Fujita K., vd. Tetrahidrouridin, sitidin deaminaz ekspresyon seviyelerinden bağımsız olarak hücre döngüsü düzenlemesi yoluyla hücre proliferasyonunu inhibe eder. PLoS ONE . 2012; 7 (5) [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
    68. Liu Y., Guo Y.-L., Zhou S.-J., vd. CREB latent fakat aktif tüberküloz enfeksiyonlarında gama interferonun pozitif bir transkripsiyonel regülatörüdür. Klinik ve Aşı İmmünolojisi . 2010; 17 (9): 1377-1380. doi: 10.1128 / CVI.00242-10. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    69. Chhabra A., Fernando H., Watkins G., Mansel RE, Jiang WG İnsan meme kanserinde transkripsiyon faktörü CREB1'in ekspresyonu ve prognoz ile ilişkisi. Onkoloji Raporları . 2007; 18 (4): 953-958. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
    70. Chen S., Tao J., Zhong F., vd. Polydatin, Creb'in fosforilasyon seviyesini aşağı düzenler ve insan meme kanseri hücresinde apoptozu indükler. PLoS ONE . 2017; 12 (5) [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
    71. Tian S., Yang Y., Liu X., Xu S. Emodin, sıçanlarda anti-enflamatuar ve anti-oksidatif aktiviteler yoluyla bleomisin ile indüklenen pulmoner fibrozisi hafifletir. Tıp Bilimleri Monitörü . 2018; 24 : 1–10. doi: 10.12659 / MSM.905496. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    72. Li L., Song X., Yin Z., vd. Polygonum cuspidatum kaynaklı emodinin antibakteriyel aktivite ve etki mekanizması in vitro olarak Haemophilus parasuis'e karşıdır. Mikrobiyolojik Araştırma . 2016; 186-187 : 139-145. doi: 10.1016 / j.micres.2016.03.008. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    73. Lin W.-F., Wang C., Ling C.-Q. Emodinin anti-tümör etkisindeki araştırmalar. Çin materia medica'nın Çin dergisi . 2015; 40 (20): 3937-3940. doi: 10.4268 / cjcmm20152008. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    74. Shin J.-A., Shim J.-H., Jeon J.-G., vd. Spesifiklik proteini 1. Oral Hastalıklarda Polygonum Cuspidatum'un oral kanser hücrelerinde apoptotik etkisi . 2011; 17 (2): 162-170. doi: 10.1111 / j.1601-0825.2010.01710.x. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    75. Choi S.-G., Kim J., Sung N.-D., vd. Polygonum multiflorum Thunb'un köklerinden izole edilen antrakinonlar, Cdc25B fosfataz inhibitörleri. Doğal Ürün Araştırması (Eski Doğal Ürün Mektupları) 2007; 21 (6): 487-493'te açıklanmaktadır. doi: 10.1080 / 14786410601012265. [ PubMed ] [ CrossRef] [ Google Akademik ]
    76. Kang SC, Lee CM, Choung ES, vd. Rheum palmatum'dan izole edilen östrojen reseptör modüle edici bileşiklerin anti-proliferatif etkileri . Eczacılık Araştırmaları Arşivi . 2008; 31 (6): 722-726. doi: 10.1007 / s12272-001-1218-1. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    77. Lee MS, Cha EY, Sul JY, Song IS, Kim JY Krisofanik asit, EGFR / mTOR yolunu inhibe ederek kolon kanseri hücrelerinin proliferasyonunu bloke eder. Fitoterapi Araştırmaları . 2011; 25 (6): 833-837. doi: 10.1002 / ptr.3323. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

    Yorum yap


    • #3
      Antitumor Research of the Active Ingredients from Traditional Chinese Medical Plant Polygonum Cuspidatum


      Xinnan Wu, Qi Li, Yu Feng, and Qing Ji
      Author information Article notes Copyright and License information Disclaimer
      Go to: Abstract


      In recent years, the utilization of Chinese native medicine and other plant extracts in the treatment of diseases has attracted extensive attention, especially in the area of malignant tumors. However, lots of herbal remedies active ingredients have not been found or have been discovered but not effectively developed and applied. Therefore, screening new Chinese medicine active components and determining their antitumor effects have become a new breakthrough in the prevention and treatment of tumor disease. In the past years, a large number of studies have demonstrated that Polygonum cuspidatum and its active components like resveratrol showed excellent antitumor activities, including our own antitumor studies about resveratrol in colorectal cancer. The purpose of this review is to summarize the research progress of Chinese herb Polygonum cuspidatum and its active components in tumor diseases and provide theoretical basis for further scientific experiments and clinical applications.

      Go to: 1. Introduction


      With the changes of the diet types and the bad living habits, malignant tumors have gradually developed into a serious threat to human health and life. In the United States, according to the current peak levels [1], from 1991 to 2014, overall cancer mortality dropped by 25%; however, in the past 2017 years, 1,688,780 new cancer cases and 600,920 cancer deaths are still expected to occur in USA. In 2015, 4292,000 new cancer cases and 2814,000 cancer deaths have been estimated to occur in China [2], according to the data released by the National Central Cancer Registry of China.

      At present, the treatment of tumors mainly focuses on surgery, radiation therapy, chemotherapy, molecular targeted therapy, and immunotherapy. But these treatments, to some extent, easily produce side effects on normal cells, organs, and other tissues of the human body, thus accelerating the death process of cancer patients. Many natural products and their active components have been reported to have potential antitumor or tumor preventive properties. Therefore, the full utilization of some natural products and their active components will provide unique ideas and methods for cancer prevention and treatment. Polygonum cuspidatum Sieb. et Zucc., a Traditional Chinese medicine (TCM) herb, belongs to polygonaceae. It has a long history of being used as a folk medicine in China, Japan, and Korea. Pharmacological researches and clinical studies have indicated that Polygonum cuspidatum extraction and its major compounds possess antitumor [3], anti-inflammatory, antivirus, antimicrobial, neuroprotective, and cardioprotective activities [4]. Previous researches completed by our team have also demonstrated that resveratrol inhibits the proliferation, invasion, and metastasis of colorectal cancer cells [5]. Therefore, we believe that it is necessary to systematically summarize the antitumor effects of Polygonum cuspidatum and its active components and lay a foundation for their clinical development and application.

      Go to: 2. Antitumor Activities of Polygonum Cuspidatum Active Ingredients


      Until now, many active constituents of Polygonum cuspidatum have been found, such as resveratrol, polydatin, and anthraquinones (including emodin and its glycoside). It also contains flavonoids such as quercetin and (+)-catechin [4]. A growing number of researches have shown that the effect of Polygonum cuspidatum and its active ingredients in cancer treatment is remarkable. Here we will review the research progress of active components of Polygonum cuspidatum in tumor diseases therapy, mainly including resveratrol, polydatin, emodin, and chrysophanic acid (Figure 1).
      An external file that holds a picture, illustration, etc. Object name is ECAM2018-2313021.001.jpg
      Figure 1
      Antitumor components of Polygonum cuspidatum. Resveratrol, C14H12O3, trans-3t4, and 5-Trihydroxystilbene. Polydatin, C20H22O8, 3,4′-5-Trihydroxystilbene-3-beta-D-glucopyranoside. Emodin, C15H10O5, and 1,3,8-Trihydroxy-6-methylanthraquinone. Chrysophanic acid, C15H8O6, 4,5-dihydroxy-9,10-dioxo-9, and 10-dihydroanthracene-2-carboxylic acid. 2.1. Antitumor Activity of Resveratrol


      Resveratrol was originally extracted from the roots of Polygonum cuspidatum, which is also found in red wine, grapes, and peanuts [6]. Many health benefits have been linked to it, including antitumor [7], anti-inflammation [6], antioxidation [8], immunoregulation [9], and even gut microbiota-regulation [10]. Currently, resveratrol has attracted attention of researchers for its antitumor effect in a variety of human cancer cell lines through the regulation of various molecular targets [11]. Its antitumor roles cover almost all aspects of cancer, including tumor cell proliferation, invasion, metastasis, apoptosis [7], immunity [12], metabolism [13], and intestinal flora [14] (Figure 2).
      An external file that holds a picture, illustration, etc. Object name is ECAM2018-2313021.002.jpg
      Figure 2
      Antitumor effect of resveratrol. Resveratrol not only acts on tumor cells themselves but also regulates human immunity and microenvironment. Moreover, it can improve the life quality of cancer patients by improving cancer pain. 2.1.1. Resveratrol and Tumor Proliferation, Invasion, Metastasis, and Apoptosis


      In the past few years, resveratrol has been found to play important roles in tumor progression, including proliferation, invasion, metastasis, and apoptosis (Figure 3). Resveratrol is a potent natural activator of sirtuin-1 (SIRT1), a nuclear substance associated with the histone deacetylases class III [15]. Moreover, resveratrol can inhibit epithelial mesenchymal transition (EMT) associated cancer cell invasion and migration through the inhibition of the PI-3K/Akt/NF-ҡB, TGF-β1, and hedgehog signaling pathway [16–18]. As our previous experiments in vitro have shown, TGF-β1-induced EMT promoted the invasion and metastasis of colorectal cancer, but resveratrol could inhibit the invasive and migratory ability of LoVo cells in a concentration-dependent manner through regulating TGF-β1/Smads signaling pathway mediated Snail/E-cadherin expression [19].
      An external file that holds a picture, illustration, etc. Object name is ECAM2018-2313021.003.jpg
      Figure 3
      Effect of resveratrol on the proliferation, invasion, metastasis, and apoptosis of tumor cells. Resveratrol can restrain the proliferation of multiple cancer cells through modulation of cell-cycle regulatory gene products and induce the cancer cells apoptosis by inhibition of antiapoptotic gene products. Resveratrol can inhibit EMT associated cancer cell invasion and migration through the inhibition of the PI-3K/Akt/NF-ҡB, TGF-β1, and hedgehog signaling pathway. Resveratrol displayed a dose-dependent and time-dependent cytotoxicity on lung cancer cells A549 through inhibiting the mRNA and protein expression of STAT-3. Resveratrol can enhance the anti-invasion and antimetastasis effect of FAK-I and CYTD when they were used in combination.

      Nuclear factor-kappa B (NF-ҡB) is a critical element, which regulates kinds of pathophysiological processes, including proliferation, invasion, metastasis, differentiation, and apoptosis of different tumor cells [20]. Resveratrol is a specific inhibitor of NF-ҡB in different tumor cells [21]; it can downregulate the nuclear localization of NF-ҡB phosphorylation and its acetylation, which cause attenuation of NF-ҡB-regulated gene products (MMP-9, CXCR4) involved in tumor-invasion and metastasis [22]. Resveratrol can also downregulate NF-ҡB signaling pathway by inhibiting activation of IҡBαkinase and IҡBα phosphorylation in colorectal cancer cells. Additionally, the regulation of intercellular junctions and EMT is one of the principle mechanisms of resveratrol on the inhibition of tumor growth and invasion [23]. Resveratrol can restrain the proliferation of multiple cancer cells through modulation of cell-cycle regulatory gene products and induce the cancer cells apoptosis by upregulation of p53 and inhibition of antiapoptotic gene products [24].

      Resveratrol can inhibit the phosphorylation of focal adhesion kinase (FAK) in various cancer cell lines [25]. Moreover, resveratrol displayed a dose-dependent and time-dependent cytotoxicity on lung cancer cells A549 through inhibiting the mRNA and protein expression of STAT-3, while overexpression of STAT-3 completely or partially blocked the effects of resveratrol on A549 cells [26]. The recombination and reconfiguration of cytoskeleton are very important for the invasion and metastasis of cancer cells. FAK-I (FAK-inhibitor) and CYTD (cytochalasin D) can inhibit the invasion and metastasis effect of cancer cells, while resveratrol can enhance the anti-invasion and antimetastasis effect of FAK-I and CYTD when they were used in combination [27]. 2.1.2. Resveratrol and Immunity


      It is well-understood that radiation therapy is one of the most important treatment methods for cancers [28]. However, radiation may damage the DNA, cells, and organs and cause side effects associated with antiproliferation, proinflammation, profibrosis, and even patients' immune system imbalance [29]. It has been reported that radiation-induced production and inflammation can be prevented with flavonoids, including phenols such as resveratrol.

      Spleen is the largest immune organ in mammals. The maintenance of splenic lymphocytes plays an important role in the normal immune function. Studies have shown that resveratrol can protect the immune function of spleen, which is manifested in the fact that it can significantly reverse restraint-induced declines of spleen index and splenocyte number. In addition, resveratrol plays an important role in protecting spleen cell mitochondria from oxidative stress [30].

      It is well-known that T lymphocytes play an important role in cellular immunity, such as killing target cells, reacting to specific antigens, and producing cytokines. In mature T lymphocytes, CD4+ and CD8+ T cells are two important subsets of immune regulation [30]. CD4+ and CD8+ T cells are essential for OX 40 agonist mediated tumor immune system [31]. The data has shown that resveratrol could increase the proportion and quantity of CD4+ T cells [30]. However, during the treatment of OX 40 agonist, supplementation of resveratrol could not maintain the antitumor immune function [28]. The effect of resveratrol on tumor growth and radiation-induced immune dysfunction is not significant, which may be affected by the bioavailability of resveratrol, since more than 50% of resveratrol is bioavailable in rodents and humans shortly after intake [28].

      It is believed that the body's immunity system, including macrophages, neutrophils, and natural killer cells, decreases with age [32]. This adaptive change in immune function can lead to a state of immune deficiency and affect tumor immune responses. Therefore, restoring or maintaining antitumor immunity in elderly cancer patients can improve the efficacy of immunotherapy [30]. Calorie restriction is the most reliable way to maintain immune function in elderly patients. Nevertheless, because of the difficulty in maintaining calorie for a long time, it is necessary to consider the immune protection of tumors maintained by calorie mimics such as resveratrol during aging, and more experiments are needed to fully determine whether resveratrol can maintain immunity during aging to prevent tumorigenesis or inhibit cancer cells [28]. 2.1.3. Resveratrol and Gut Microbiota


      Studies have shown that gut microflora has an impact on human health and disease, which involves the potential of drug targeting and metabolism. TCM may restore homeostasis in humans by regulating gut microbes and restore metabolic/immune homeostasis by modulating genes within the host [33]. This will be of great help to the prevention and treatment of various types of bowel cancers [14].

      Several mechanisms of resveratrol have been proposed, including modulating the gut microbiotacan, gut integrity, and barrier function [10]. The effect of resveratrol on the intestinal flora is primarily that it preferentially slows down the growth of certain microbes, leading to a more favorable microbial distribution [10]. In addition, resveratrol metabolites produced by gut microflora have distinct biological effects, which may have guiding significance for the study of digestive tract tumors [10]. The physiological effects of resveratrol are in striking contrast to its low bioavailability, which is a major problem for the development of the kind of compounds into therapeutic agents. However, the evidence supports the opinion that phenolic phytochemicals with low bioavailability are possibly playing a role through remodeling the gut microbiota [34]. All above results suggested that resveratrol can significantly modulate the gut microbiota to improve intestinal microenvironment and further prevent the occurrence and development of tumors [35]. 2.1.4. Resveratrol and Metabolism


      Like normal cells, metabolism is necessary for cancer cells to generate energy for promoting cell proliferation [36]. Increased glucose uptake and lactate production are marks of cancer metabolism [37]. The effect mechanism of resveratrol on cancer metabolism has been found in several aspects (Figure 4). Firstly, the regulation of glucose transporter (GLUT) and glycolytic enzyme activity by AKT is one of the mechanisms of metabolic phenotype in cancer cells [38], and resveratrol can regulate the glucose metabolism by blocking the transport of GLUT1 to the plasma membrane via inhibiting the activation of AKT [39]. Secondly, the inhibition of enzyme 6-phosphofructo-1-kinase (PFK) could result in the death of human breast cancer cell lines and tissues [40], while resveratrol could directly inhibit the activity of purified PFK, thus providing a new target for the antibreast tumor [41]. Thirdly, the pyruvate kinase M2 (PKM2) is the key to tumor metabolism and growth [42], and the resveratrol can inhibit cancer metabolism by affecting the state of PKM2 [43]. Furthermore, mitochondrial dysfunction associated with tumors leads to a significant increase in reactive oxygen species (Ros) production [44], but resveratrol can inhibit reactive oxygen species and reduce oxidative stress through the degradation of Keap 1 protein, which is a repressor of Nrf2 [45].
      An external file that holds a picture, illustration, etc. Object name is ECAM2018-2313021.004.jpg
      Figure 4
      Effect of resveratrol on immunity, gut microbiota, and metabolism. Resveratrol could protect spleen immune function and reverse the decrease of spleen index and spleen cell number. Resveratrol could increase the proportion and quantity of CD4+ T cells. It improves the intestinal environment, including modulating the gut microbiotacan, gut integrity, and barrier function. The anticancer mechanism of resveratrol is related to the regulation of glucose metabolism. It inhibits the metabolism of tumor by affecting the state of PKM2 and decreases intracellular reactive oxygen species production and oxidative stress through mechanisms involving degradation of Keap 1 protein, which is a repressor of Nrf2. 2.1.5. Resveratrol and Inflammation


      Inflammation has been considered to be a “hallmark of cancer” [46]. Epidemiological and clinical studies have made it clear that about 25% of solid tumors are associated with chronic inflammation [47]. In cancer, inflammation is a continuous process, and persistent chronic inflammatory response will promote tumor proliferation, angiogenesis, invasion, and metastasis. In addition, inflammation, EMT, endoplasmic reticulum (ER) stress, and metabolism often interact with each other, affecting the occurrence and development of tumor [48].

      Several reports have shown the important regulatory effect of resveratrol on inflammation through different targets and various signaling pathways (Figure 5). Suppressor of cytokine signaling 1 (SOCS1) is typically perceived as a tumor suppressor, and silencing of the SOCS1 gene by hypermethylation in its promoter region is frequent in many types of cancer. However, the role of SOCS1 in colorectal cancer has been poorly investigated [49]. Resveratrol exerts anti-inflammatory effects through the upregulation of SOCS1, which is a potential target of miR-155. At the same time, resveratrol inhibits STAT activation and enhances SOCS1 expression by attenuating the production of miR-155. These findings suggest that resveratrol may be developed as a useful agent for the treatment of inflammatory diseases. In addition, resveratrol inhibits the production of proinflammatory cytokines and inhibits the activation of the p38 mitogen-activated protein kinase (MAPK) and STAT1/STAT3 signaling pathways by upregulating SOCS1 expression in response to LPS stimulation [50].
      An external file that holds a picture, illustration, etc. Object name is ECAM2018-2313021.005.jpg
      Figure 5
      Resveratrol and inflammation. Resveratrol inhibits STAT activation and enhances SOCS1 expression by attenuating the production of miR-155. Resveratrol inhibits the production of proinflammatory cytokines and inhibits the activation of the p38 MAPK and STAT1/STAT3 signaling pathways by upregulating SOCS1 expression. The anti-inflammatory response of resveratrol was related to the binding of ERα.

      Estrogen receptor-α (ERα) is an important transcription factor that modulates cell growth in various tissues [51], which is closely associated with the development of multiple cancers, especially endometrial carcinoma and breast cancer. Nwachukwu et al. have found that the anti-inflammatory response of resveratrol was related to the binding of ERα, which changes the shape of the receptor through the coregulator molecules to regulate transcription [52]. Resveratrol is a transduction selective ERα ligand, which adjusts the inflammatory response without stimulating proliferation by dynamically binding with the receptor and induces an altered activation function 2 coactivator-binding site. In addition, it also regulates the recruitment of a cast of coregulators at the IL-6 locus [6]. 2.1.6. Resveratrol and Cancer Pain


      Cancer pain is one of the most common clinical symptoms associated with malignant cancers [53]. Nowadays, opioids are used to treat moderate to severe pain. Among them, morphine is an effective analgesic for treating moderate to severe pain [54]. However, long-term morphine administration induces tolerance [54] and robust activation of spinal microglia and even resulted in a marked reduction in the analgesic properties [55], which hampers its clinical use. Therefore, it is urgent to treat cancer pain safely and effectively.

      Resveratrol possesses potentially analgesic effects [56], and it has no known toxic side effects. Therefore, resveratrol may constitute an effective, safe, and convenient treatment option for cancer patients experiencing severe pain (Figure 6). Long-term morphine infusion induced N-methyl-D-aspartate receptor (NMDAR) NR1 and NR2B subunit upregulation in synaptosomal membrane of morphine-tolerant rat lumbar spinal cords, which was suppressed by the resveratrol treatment [54]. Resveratrol can mitigate morphine tolerance through restraining neuroinflammation and downregulating NR1 and NR2B expression [54]. Someone also found out reduction of postsynaptic membrane PSD-95 (postsynaptic density-95) NMDAR expression by resveratrol treatment may be responsible for attenuating glial activation in morphine-tolerant rat spinal cords [54].
      An external file that holds a picture, illustration, etc. Object name is ECAM2018-2313021.006.jpg
      Figure 6
      Resveratrol and cancer pain. Resveratrol can mitigate morphine tolerance through restraining neuroinflammation and downregulating NMDAR NR1 and NR2B subunit expression. The suppression of spinal glial activation and CX3CR1 upregulation is another mechanism of the analgesic effects of resveratrol.

      Researchers have unearthed that resveratrol can significantly inhibit the morphine-induced microglia cell activation and migration. The suppression of spinal glial activation and CX3C chemokine receptor 1 (CX3CR1) upregulation is another mechanism of the analgesic effects of resveratrol [55]. At present, resveratrol could delay and attenuate cancer-induced pain facilitation through intrathecal administration, and resveratrol could also attenuate cancer pain induced CX3CR1 upregulation and glial activation in the spine [55]. 2.2. Antitumor Activity of Polydatin


      Polydatin is a stilbenoid compound isolated from the root of Polygonum cuspidatum [57], as resveratrol derivative with a glucopyranoside ring substitution of the hydroxyl group in position three, has higher stability, has water solubility, and is more resistant to enzymatic oxidation, and even has a strong cytotoxicity, and is able to enter cells via glucose transporters [58–60]. It is precisely because of these characteristics that polydatin has greater bioavailability than resveratrol and thus has a better preventive and therapeutic effect on cancer (Figure 7).
      An external file that holds a picture, illustration, etc. Object name is ECAM2018-2313021.007.jpg
      Figure 7
      Cell selectivity of polydatin. Polydatin induces apoptosis effectively with an increase in Bax expression and a decrease in Bcl-2 expression in lung cancer cells. Polydatin has a significant time- and dose-dependent inhibitory effect on the proliferation inhibition and apoptosis induction of HCC cells. Polydatin can induce apoptosis of human osteosarcoma cells by upregulation of the ratio of Bax/Bcl-2. Polydatin can induce the production of ROS which triggers ER stress and mitochondrial apoptotic pathways in CNE cells. It has a strong cytotoxicity to the growing Caco-2 cells. Polydatin can inhibit the activation of Creb, and the aim of inhibiting the proliferation of breast cancer cells.

      As a rule, apoptosis is regulated by proapoptotic and antiapoptotic proteins of the Bcl-2 family and is executed through caspases or cysteine-aspartic proteases [57]. The results of the present study showed that polydatin induces apoptosis effectively with an increase in Bax expression and a decrease in Bcl-2 expression in lung cancer cells, providing a theoretical basis for the prevention and treatment of lung cancer by polydatin. In other studies, polydatin has a significant time- and dose-dependent inhibitory effect on the proliferation inhibition and apoptosis induction of HCC cells [61]. In addition, polydatin can induce apoptosis of human osteosarcoma cells by upregulation of the ratio of Bax/Bcl-2. Reactive oxygen species are mediators of intracellular signaling cascades that can induce apoptosis associated with mitochondria. Excessive production of Ros triggers oxidative stress, loss of cell function, and even apoptosis [62]. At the same time, polydatin can promote the apoptosis through inducing the production of Ros which triggers endoplasmic reticulum (ER) stress and mitochondrial apoptotic pathways in human nasopharyngeal carcinoma CNE cells [60].

      In mammalian, the core cell-cycle mechanism comprising cyclin and cyclin-dependent kinase complex is the main cause of cell proliferation [63]. D-type cyclins are typical targets and crucial signaling molecules for cancer treatment [64]. Among them, cyclin D1 is an importantly regulatory factor in cell-cycle progression, and it plays a transcriptional coregulator role [65]. Cyclin D1 is necessary for tumor maintenance [66], and cell-cycle regulation is an effective strategy for inhibiting tumor growth [67]. Polydatin shows its antiproliferation effect by inhibiting the expression of cyclin D1 and cyclin B1, resulting in cell-cycle arrest in S-phase [66].

      CAMP response element-binding proteins (Creb) are a characteristic transcription element of the leucine zipper family [68]. Creb is a significant factor affecting different solid tumors genesis and metastasis. For example, in breast cancer patients with a poor prognosis, metastatic disease, and nodal involvement [69], the level of Creb 1 was significantly upregulated. A report has demonstrated that polydatin can significantly reduce the phosphorylation level of Creb in a dose-dependent manner, leading to the inactivation of Creb, followed by the proliferation inhibition of breast cancer cells [70].

      In previous studies, polydatin, lonely or in combination with resveratrol, was found to inhibit growth and differentiation of Caco-2 cells [59]. Compared with resveratrol, polydatin has better cell selectivity. It has a strong cytotoxicity to the growing Caco-2 cells, and its toxicity is about 3 times lower in the differentiated Caco-2 cell [59]. In addition, the selectivity of polydatin is also reflected in human nasopharyngeal carcinoma CNE cells. For instance, it can induce the production of reactive oxygen species to trigger ER stress and mitochondrial apoptotic pathways [60]. All these results suggest that polydatin plays a cytotoxic role through the mechanisms that are different from resveratrol. 2.3. Antitumor Studies of other Active Components from Polygonum Cuspidatum


      Some other active components from Polygonum cuspidatum have been found to have antitumor activities, such as emodin and chrysophanic acid (Figure 8). Emodin, as one of the main active components of Polygonum cuspidatum, has anti-inflammatory and antioxidative [71], antimicrobial [72], and antitumor effects [73] as resveratrol. Emodin has been shown to have strong antitumor activity in oral cancer cells. It can inhibit the growth of oral cancer cells by reducing specificity protein 1 (Sp1) and induce caspase-dependent apoptosis, suggesting that emodin may be a potential bioactive substance to induce apoptosis [74].
      An external file that holds a picture, illustration, etc. Object name is ECAM2018-2313021.008.jpg
      Figure 8
      Antitumor effects of emodin and chrysophanic acid. Emodin can inhibit the growth of oral cancer cells by reducing Sp1 and inducing caspase-dependent apoptosis. Chrysophanic acid has anticancer activity through its effect on EGFR/mTOR mediated signaling transduction pathway.

      Chrysophanic acid, another active component of Polygonum cuspidatum, has antiproliferative effect on human breast cancer cells MCF-7 and MDA-MB-231, as well as the human colon cancer cells SW620 [75, 76]. Chrysophanic acid also inhibits the activation of EGF-induced epidermal growth factor receptor (EGFR) and the downstream signaling molecules, including AKT, mTOR, and ribosomal protein S6 kinase. These findings indicate that chrysophanic acid has anticancer activity through its effect on EGFR/mTOR mediated signaling transduction pathway. In addition, combined application of chrysophanol acid and mTOR inhibitors may enhance the antiproliferation effect [77].

      Go to: 3. Problems and Prospects


      In last several years, the good curative effect of TCM in treating some difficult diseases has been widely acknowledged. Polygonum cuspidatum, as a kind of herbs, is rich in resources and widely used in clinical practice of TCM treatment. Modern studies have shown that Polygonum cuspidatum has a remarkable curative effect in the prevention and treatment of tumor diseases.

      However, there are still many problems in the development and utilization of Polygonum cuspidatum or even other Chinese herbal medicines. Firstly, the current technology is insufficient to completely explain the complex composition of herbal medicines. There are hundreds of active ingredients in natural plant medicines; however, due to the limitations of current science and technology, only a part of the active ingredients can be extracted and characterized. The limited efficacy and scope of application of these extracts may be related to the undiscovered active ingredients in the same plant. Secondly, as a worldwide disease, the pathogenesis of tumors is not well-understood. Therefore, in the targeted therapy, the effects of the active ingredients from TCM are not fully exerted. For example, if the concentration of some enzymes in the tumor microenvironment can be determined, the concentration of enzymes would be selectively increased to enhance the bioavailability of herbs and their active components. Thirdly, at present, the screening techniques are faultiness on the effective components of the TCM. At the same time, it is well-known that the medicinal effect of the TCM has a great relationship with the dosage. We should constantly develop new technology, strengthen the identification of new active components, and clarify the mechanism of TCM and its active components in order to improve the bioavailability of drugs. In addition, the signal pathway relationship between components of TCM is not supported by enough data. Different modifications may lead to different target pathways and changes in cellular activity. Therefore, it is necessary to further study the relationship between herbs components and signal transduction pathway. Last but not least, a lot of malignant cancer patients have short survival time and earlier intervention in tumor treatment, which caused great disturbance and uncertainty for the clinical research of TCM and its effective components.

      In future research, we should intensify the research on the clinical trials, to eliminate the interference factors on curative effect observation and improve the overall therapeutic effectiveness of cancer patients.

      Go to: Acknowledgments


      This study is supported by the National Natural Science Foundation of China (81520108031, 81573749, 81573478, 81673783, and 81603457) and Program for Outstanding Medical Academic Leader and Shanghai Academic Research Leader (16XD1403600).

      Go to: Conflicts of Interest


      The authors declare that they have no conflicts of interest.

      Go to: References

      1. Siegel R. L., Miller K. D., Jemal A. Cancer statistics, 2017. CA: A Cancer Journal for Clinicians. 2017;67(1):7–30. doi: 10.3322/caac.21387. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      2. Chen W., Zheng R., Baade P. D., et al. Cancer statistics in China, 2015. CA: A Cancer Journal for Clinicians. 2016;66(2):115–132. doi: 10.3322/caac.21338. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      3. Zhang L., Li Y., Gu Z., et al. Resveratrol inhibits enterovirus 71 replication and pro-inflammatory cytokine secretion in rhabdosarcoma cells through blocking IKKs/NF-κB signaling pathway. PLoS ONE. 2015;10(2) doi: 10.1371/journal.pone.0116879.e0116879 [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      4. Zhang H., Li C., Kwok S.-T., Zhang Q.-W., Chan S.-W. A review of the pharmacological effects of the dried root of Polygonum cuspidatum (Hu Zhang) and its constituents. Evidence-Based Complementary and Alternative Medicine. 2013;2013:13. doi: 10.1155/2013/208349.208349 [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      5. Ji Q., Liu X., Fu X., et al. Resveratrol inhibits invasion and metastasis of colorectal cancer cells via MALAT1 mediated Wnt/β-catenin signal pathway. PLoS ONE. 2013;8(11) doi: 10.1371/journal.pone.0078700.e78700 [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      6. Nwachukwu J. C., Srinivasan S., Bruno N. E., Parent A. A., Hughes T. S., Pollock J. A. Resveratrol modulates the inflammatory response via an estrogen receptor-signal integration network. Elife. 2014;3 [PMC free article][PubMed] [Google Scholar]
      7. Han G., Xia J., Gao J., Inagaki Y., Tang W., Kokudo N. Anti-tumor effects and cellular mechanisms of resveratrol. Drug discoveries & therapeutics. 2015;9(1):1–12. doi: 10.5582/ddt.2015.01007. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      8. Jeong S. I., Shin J. A., Cho S., et al. Resveratrol attenuates peripheral and brain inflammation and reduces ischemic brain injury in aged female mice. Neurobiology of Aging. 2016;44:74–84. doi: 10.1016/j.neurobiolaging.2016.04.007. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      9. Kowalska A., Siwicki A. K., Kowalski R. K. Dietary resveratrol improves immunity but reduces reproduction of broodstock medaka Oryzias latipes (Temminck & Schlegel) Fish Physiology and Biochemistry. 2017;43(1):27–37. [PMC free article] [PubMed] [Google Scholar]
      10. Bird J. K., Raederstorff D., Weber P., Steinert R. E. Cardiovascular and antiobesity effects of resveratrol mediated through the gut microbiota. Advances in Nutrition. 2017;8(6):839–849. doi: 10.3945/an.117.016568.[PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      11. Ko J., Sethi G., Um J., et al. The role of resveratrol in cancer therapy. International Journal of Molecular Sciences. 2017;18(12). 2589. doi: 10.3390/ijms18122589. [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      12. Chen L., Yang S., Liao W., Xiong Y. Modification of antitumor immunity and tumor microenvironment by resveratrol in mouse renal tumor model. Cell Biochemistry and Biophysics. 2015;72(2):617–625. doi: 10.1007/s12013-015-0513-z. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      13. Pieszka M., Szczurek P., Ropka-Molik K., Oczkowicz M., Pieszka M. The role of resveratrol in the regulation of cell metabolism - A review. Postepy Higieny i Medycyny Doswiadczalnej. 2016;70:117–123. doi: 10.5604/17322693.1195844. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      14. Chen F., Wen Q., Jiang J., et al. Could the gut microbiota reconcile the oral bioavailability conundrum of traditional herbs? Journal of Ethnopharmacology. 2016;179:253–264. doi: 10.1016/j.jep.2015.12.031.[PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      15. Moore R. L., Dai Y., Faller D. V. Sirtuin 1 (SIRT1) and steroid hormone receptor activity in cancer. Journal of Endocrinology. 2012;213(1):37–48. doi: 10.1530/JOE-11-0217. [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      16. Li W., Ma J., Ma Q., et al. Resveratrol inhibits the epithelial-mesenchymal transition of pancreatic cancer cells via suppression of the PI-3K/Akt/NF-κB pathway. Current Medicinal Chemistry. 2013;20(33):4185–4194. doi: 10.2174/09298673113209990251. [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      17. Wang H., Zhang H., Tang L., et al. Resveratrol inhibits TGF-β1-induced epithelial-to-mesenchymal transition and suppresses lung cancer invasion and metastasis. Toxicology. 2013;303:139–146. doi: 10.1016/j.tox.2012.09.017.[PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      18. Li J., Chong T., Wang Z., et al. A novel anti-cancer effect of resveratrol: Reversal of epithelial- mesenchymal transition in prostate cancer cells. Molecular Medicine Reports. 2014;10(4):1717–1724. doi: 10.3892/mmr.2014.2417. [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      19. Ji Q., Liu X., Han Z. F., et al. Resveratrol suppresses epithelial-to-mesenchymal transition in colorectal cancer through TGF-β1/Smads signaling pathway mediated Snail/E-cadherin expression. BMC Cancer. 2015;15, article 97 doi: 10.1186/s12885-015-1119-y. [PMC free article][PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      20. Chung J. S., Lee S., Yoo Y. D. Constitutive NF-κB activation and tumor-growth promotion by Romo1-mediated reactive oxygen species production. Biochemical and Biophysical Research Communications. 2014;450(4):1656–1661. doi: 10.1016/j.bbrc.2014.07.059. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      21. Benitez D. A., Hermoso M. A., Pozo-Guisado E., Fernández-Salguero P. M., Castellón E. A. Regulation of cell survival by resveratrol involves inhibition of NFκB-regulated gene expression in prostate cancer cells. The Prostate. 2009;69(10):1045–1054. doi: 10.1002/pros.20953. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      22. Buhrmann C., Shayan P., Popper B., Goel A., Shakibaei M. Sirt1 is required for resveratrol-mediated chemopreventive effects in colorectal cancer cells. Nutrients. 2016;8(3) [PMC free article] [PubMed] [Google Scholar]
      23. Buhrmann C., Shayan P., Kraehe P., Popper B., Goel A., Shakibaei M. Resveratrol induces chemosensitization to 5-fluorouracil through up-regulation of intercellular junctions, epithelial-to-mesenchymal transition and apoptosis in colorectal cancer. Biochemical Pharmacology. 2015;98(1):51–58. doi: 10.1016/j.bcp.2015.08.105. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      24. Androutsopoulos V. P., Ruparelia K. C., Papakyriakou A., Filippakis H., Tsatsakis A. M., Spandidos D. A. Anticancer effects of the metabolic products of the resveratrol analogue, DMU-212: Structural requirements for potency. European Journal of Medicinal Chemistry. 2011;46(6):2586–2595. doi: 10.1016/j.ejmech.2011.03.049. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      25. Vanamala J., Radhakrishnan S., Reddivari L., Bhat V. B., Ptitsyn A. Resveratrol suppresses human colon cancer cell proliferation and induces apoptosis via targeting the pentose phosphate and the talin-FAK signaling pathways—a proteomic approach. Proteome Science. 2011;9, article 49 doi: 10.1186/1477-5956-9-49. [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      26. Li X., Wang D., Zhao Q. C., Shi T., Chen J. Resveratrol inhibited non–small cell lung cancer through inhibiting STAT-3 signaling. The American Journal of the Medical Sciences. 2016;352(5):524–530. doi: 10.1016/j.amjms.2016.08.027. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      27. Stokes J. B., Adair S. J., Slack-Davis J. K., et al. Inhibition of focal adhesion kinase by PF-562,271 inhibits the growth and metastasis of pancreatic cancer concomitant with altering the tumor microenvironment. Molecular Cancer Therapeutics. 2011;10(11):2135–2145. doi: 10.1158/1535-7163.mct-11-0261. [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      28. Farazi M., Nguyen J., Goldufsky J., et al. Caloric restriction maintains OX40 agonist-mediated tumor immunity and CD4 T cell priming during aging. Cancer Immunology, Immunotherapy. 2014;63(6):615–626. doi: 10.1007/s00262-014-1542-y. [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      29. Kim K.-O., Park H., Chun M., Kim H.-S. Immunomodulatory effects of high-protein diet with resveratrol supplementation on radiation-induced acute-phase inflammation in rats. Journal of Medicinal Food. 2014;17(9):963–971. doi: 10.1089/jmf.2013.2976. [PMC free article][PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      30. Duan W.-J., Liu F.-L., He R.-R., et al. Autophagy is involved in the effects of resveratrol on prevention of splenocyte apoptosis caused by oxidative stress in restrained mice. Molecular Nutrition & Food Research. 2013;57(7):1145–1157. doi: 10.1002/mnfr.201200662. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      31. Kjaergaard J., Tanaka J., Kim J. A., Rothchild K., Weinberg A., Shu S. Therapeutic efficacy of OX-40 receptor antibody depends on tumor immunogenicity and anatomic site of tumor growth. Cancer Research. 2000;60(19):5514–5521. [PubMed] [Google Scholar]
      32. Kovacs E. J., Palmer J. L., Fortin C. F., Fülöp T., Jr., Goldstein D. R., Linton P.-J. Aging and innate immunity in the mouse: impact of intrinsic and extrinsic factors. Trends in Immunology. 2009;30(7):319–324. doi: 10.1016/j.it.2009.03.012. [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      33. Zhao L., Nicholson J. K., Lu A., et al. Targeting the human genome-microbiome axis for drug discovery: Inspirations from global systems biology and traditional Chinese medicine. Journal of Proteome Research. 2012;11(7):3509–3519. doi: 10.1021/pr3001628. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      34. Shin N.-R., Lee J.-C., Lee H.-Y., et al. An increase in the Akkermansiaspp. population induced by metformin treatment improves glucose homeostasis in diet-induced obese mice. Gut. 2014;63(5):727–735. doi: 10.1136/gutjnl-2012-303839. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      35. Chen M.-L., Yi L., Zhang Y., et al. Resveratrol attenuates trimethylamine-N-oxide (TMAO)-induced atherosclerosis by regulating TMAO synthesis and bile acid metabolism via remodeling of the gut microbiota. mBio. 2016;7(2) [PMC free article] [PubMed] [Google Scholar]
      36. Ward P. S., Thompson C. B. Metabolic reprogramming: a cancer hallmark even warburg did not anticipate. Cancer Cell. 2012;21(3):297–308. doi: 10.1016/j.ccr.2012.02.014. [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      37. Kato Y., Maeda T., Suzuki A., Baba Y. Cancer metabolism: New insights into classic characteristics. Japanese Dental Science Review. 2018;54(1):8–21. doi: 10.1016/j.jdsr.2017.08.003. [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      38. Cairns R. A., Harris I. S., Mak T. W. Regulation of cancer cell metabolism. Nature Reviews Cancer. 2011;11(2):85–95. doi: 10.1038/nrc2981. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      39. Gwak H., Haegeman G., Tsang B. K., Song Y. S. Cancer-specific interruption of glucose metabolism by resveratrol is mediated through inhibition of Akt/GLUT1 axis in ovarian cancer cells. Molecular Carcinogenesis. 2015;54(12):1529–1540. doi: 10.1002/mc.22227. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      40. Coelho R. G., Calaça I. D. C., Celestrini D. D. M., Correia A. H., Costa M. A. S. M., Sola-Penna M. Clotrimazole disrupts glycolysis in human breast cancer without affecting non-tumoral tissues. Molecular Genetics and Metabolism. 2011;103(4):394–398. doi: 10.1016/j.ymgme.2011.04.003.[PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      41. Gomez L. S., Zancan P., Marcondes M. C., et al. Resveratrol decreases breast cancer cell viability and glucose metabolism by inhibiting 6-phosphofructo-1-kinase. Biochimie. 2013;95(6):1336–1343. doi: 10.1016/j.biochi.2013.02.013. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      42. Beinat C., Alam I. S., James M. L., Srinivasan A., Gambhir S. S. Development of [(18)F]DASA-23 for imaging tumor glycolysis through noninvasive measurement of pyruvate kinase M2. Molecular Imaging and Biology. 2017;19(5):665–672. doi: 10.1007/s11307-017-1068-8. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      43. Iqbal M. A., Bamezai R. N. K. Resveratrol inhibits cancer cell metabolism by down regulating pyruvate kinase M2 via inhibition of Mammalian target of Rapamycin. PLoS ONE. 2012;7(5) [PMC free article][PubMed] [Google Scholar]
      44. Benfeitas R., Uhlen M., Nielsen J., Mardinoglu A. New challenges to study heterogeneity in cancer redox metabolism. Frontiers in Cell and Developmental Biology. 2017;5 [PMC free article] [PubMed] [Google Scholar]
      45. Liu Y., Chan F., Sun H. Resveratrol protects human keratinocytes HaCaT cells from UVA-induced oxidative stress damage by downregulating Keap1 expression. European Journal of Pharmacology. 2011;650(1):130–137. doi: 10.1016/j.ejphar.2010.10.009. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      46. Hanahan D., Weinberg R. A. Hallmarks of cancer: the next generation. Cell. 2011;144(5):646–674. doi: 10.1016/j.cell.2011.02.013. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      47. Coussens L. M., Werb Z. Inflammation and cancer. Nature. 2002;420(6917):860–867. doi: 10.1038/nature01322. [PMC free article][PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      48. Liu J., Lin P. C., Zhou B. P. Inflammation fuels tumor progress and metastasis. Current Pharmaceutical Design. 2015;21(21):3032–3040. doi: 10.2174/1381612821666150514105741. [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      49. Beaurivage C., Champagne A., Tobelaim W. S., Pomerleau V., Menendez A., Saucier C. SOCS1 in cancer: An oncogene and a tumor suppressor. Cytokine. 2016;82:87–94. doi: 10.1016/j.cyto.2016.01.005. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      50. Pfluger P. T., Herranz D., Velasco-Miguel S., Serrano M., Tschöp M. H. Sirt1 protects against high-fat diet-induced metabolic damage. Proceedings of the National Acadamy of Sciences of the United States of America. 2008;105(28):9793–9798. doi: 10.1073/pnas.0802917105. [PMC free article][PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      51. Zhou W., Slingerland J. M. Links between oestrogen receptor activation and proteolysis: relevance to hormone-regulated cancer therapy. Nature Reviews Cancer. 2014;14(1):26–38. doi: 10.1038/nrc3622. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      52. Nwachukwu J. C., Southern M. R., Kiefer J. R., et al. Improved crystallographic structures using extensive combinatorial refinement. Structure. 2013;21(11):1923–1930. doi: 10.1016/j.str.2013.07.025.[PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      53. Mantyh P. Bone cancer pain: causes, consequences, and therapeutic opportunities. PAIN. 2013;154(supplement 1):S54–S62. doi: 10.1016/j.pain.2013.07.044. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      54. Tsai R.-Y., Chou K.-Y., Shen C.-H., et al. Resveratrol regulates N-methyl-D-aspartate receptor expression and suppresses neuroinflammation in morphine-tolerant rats. Anesthesia & Analgesia. 2012;115(4):944–952. doi: 10.1213/ANE.0b013e31825da0fb. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      55. Cheng W., Zhao Y., Liu H., et al. Resveratrol attenuates bone cancer pain through the inhibition of spinal glial activation and CX3CR1 upregulation. Fundamental & Clinical Pharmacology. 2014;28(6):661–670. doi: 10.1111/fcp.12084. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      56. Wang G., Hu Z., Song X., et al. Analgesic and anti-inflammatory activities of resveratrol through classic models in mice and rats. Evidence-Based Complementary and Alternative Medicine. 2017;2017:9. doi: 10.1155/2017/5197567.5197567 [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      57. Zhang Y., Zhuang Z., Meng Q., Jiao Y., Xu J., Fan S. Polydatin inhibits growth of lung cancer cells by inducing apoptosis and causing cell cycle arrest. Oncology Letters. 2014;7(1):295–301. doi: 10.3892/ol.2013.1696.[PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      58. Krasnow M. N., Murphy T. M. Polyphenol glucosylating activity in cell suspensions of grape (Vitis vinifera) Journal of Agricultural and Food Chemistry. 2004;52(11):3467–3472. doi: 10.1021/jf035234r. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      59. De Maria S., Scognamiglio I., Lombardi A., et al. Polydatin, a natural precursor of resveratrol, induces cell cycle arrest and differentiation of human colorectal Caco-2 cell. Journal of Translational Medicine. 2013;11(1, article no. 264) doi: 10.1186/1479-5876-11-264. [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      60. Liu H., Zhao S., Zhang Y., et al. Reactive oxygen species-mediated endoplasmic reticulum stress and mitochondrial dysfunction contribute to polydatin-induced apoptosis in human nasopharyngeal carcinoma CNE cells. Journal of Cellular Biochemistry. 2011;112(12):3695–3703. doi: 10.1002/jcb.23303. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      61. Jiao Y., Wu Y., Du D. Polydatin inhibits cell proliferation, invasion and migration, and induces cell apoptosis in hepatocellular carcinoma. Brazilian Journal of Medical and Biological Research. 2018;51(4) doi: 10.1590/1414-431x20176867. [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      62. Zhang Y., Xiong Y., Zhou J., Xin N., Zhu Z., Wu Y. FoxO1 expression in osteoblasts modulates bone formation through resistance to oxidative stress in mice. Biochemical and Biophysical Research Communications. 2018;503(3):1401–1408. doi: 10.1016/j.bbrc.2018.07.055. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      63. Malumbres M., Barbacid M. Cell cycle, CDKs and cancer: a changing paradigm. Nature Reviews Cancer. 2009;9(3):153–166. doi: 10.1038/nrc2602. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      64. Wang H., Nicolay B. N., Chick J. M., et al. The metabolic function of cyclin D3-CDK6 kinase in cancer cell survival. Nature. 2017;546(7658):426–430. doi: 10.1038/nature22797. [PMC free article][PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      65. Kamarajugadda S., Becker J. R., Hanse E. A., et al. Cyclin D1 represses peroxisome proliferator-activated receptor alpha and inhibits fatty acid oxidation. Oncotarget . 2016;7(30):47674–47686. [PMC free article][PubMed] [Google Scholar]
      66. Cao W.-J., Wu K., Wang C., Wan D.-M. Polydatin-induced cell apoptosis and cell cycle arrest are potentiated by Janus kinase 2 inhibition in leukemia cells. Molecular Medicine Reports. 2016;13(4):3297–3302. doi: 10.3892/mmr.2016.4909. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      67. Funamizu N., Lacy C. R., Fujita K., et al. Tetrahydrouridine inhibits cell proliferation through cell cycle regulation regardless of cytidine deaminase expression levels. PLoS ONE. 2012;7(5) [PMC free article] [PubMed] [Google Scholar]
      68. Liu Y., Guo Y.-L., Zhou S.-J., et al. CREB is a positive transcriptional regulator of gamma interferon in latent but not active tuberculosis infections. Clinical and Vaccine Immunology. 2010;17(9):1377–1380. doi: 10.1128/CVI.00242-10. [PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      69. Chhabra A., Fernando H., Watkins G., Mansel R. E., Jiang W. G. Expression of transcription factor CREB1 in human breast cancer and its correlation with prognosis. Oncology Reports. 2007;18(4):953–958.[PubMed] [Google Scholar]
      70. Chen S., Tao J., Zhong F., et al. Polydatin down-regulates the phosphorylation level of Creb and induces apoptosis in human breast cancer cell. PLoS ONE. 2017;12(5) [PMC free article] [PubMed] [Google Scholar]
      71. Tian S., Yang Y., Liu X., Xu Q. Emodin attenuates bleomycin-induced pulmonary fibrosis via anti-inflammatory and anti-oxidative activities in rats. Medical Science Monitor. 2018;24:1–10. doi: 10.12659/MSM.905496.[PMC free article] [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      72. Li L., Song X., Yin Z., et al. The antibacterial activity and action mechanism of emodin from Polygonum cuspidatum against Haemophilus parasuis in vitro. Microbiological Research. 2016;186-187:139–145. doi: 10.1016/j.micres.2016.03.008. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      73. Lin W.-F., Wang C., Ling C.-Q. Research progress in anti-tumor effect of emodin. China journal of Chinese materia medica. 2015;40(20):3937–3940. doi: 10.4268/cjcmm20152008. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      74. Shin J.-A., Shim J.-H., Jeon J.-G., et al. Apoptotic effect of Polygonum Cuspidatum in oral cancer cells through the regulation of specificity protein 1. Oral Diseases. 2011;17(2):162–170. doi: 10.1111/j.1601-0825.2010.01710.x. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      75. Choi S.-G., Kim J., Sung N.-D., et al. Anthraquinones, Cdc25B phosphatase inhibitors, isolated from the roots of Polygonum multiflorum Thunb. Natural Product Research (Formerly Natural Product Letters)2007;21(6):487–493. doi: 10.1080/14786410601012265. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      76. Kang S. C., Lee C. M., Choung E. S., et al. Anti-proliferative effects of estrogen receptor-modulating compounds isolated from Rheum palmatum. Archives of Pharmacal Research. 2008;31(6):722–726. doi: 10.1007/s12272-001-1218-1. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      77. Lee M. S., Cha E. Y., Sul J. Y., Song I. S., Kim J. Y. Chrysophanic acid blocks proliferation of colon cancer cells by inhibiting EGFR/mTOR pathway. Phytotherapy Research. 2011;25(6):833–837. doi: 10.1002/ptr.3323. [PubMed] [CrossRef] [Google Scholar]
      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

      Yorum yap


      • #4
        Üzüm Çekirdeği Yağı
        Üzüm çekirdeği , E vitamininden 20 kat, C vitamininden 50 kat daha güçlü olan, en önemli cilt koruyucusu proanthocyanidin (bitki flavonoidleri) yönünden en zengin bitkidir. Üzüm Çekirdeği yağının en temel faydası kılcal kan damarlarına yaptığı etkidir. Üzüm çekirdeği yağında %64 oranında bulunan Omega 6 ve Omega 3 yağ asitleri damar iç çeperlerini koruyucu etkiye sahiptir. Bu koruyucu etkiden dolayı kılcal damar dolaşım sisteminin sağlıklı işleyişini sağlayarak, kalp ritmini de düzenlemeye yardımcı olmaktadır. Üzüm çekirdeği yağı yapısında doğal olarak bulunan E vitamininde etkisi ile yüksek tansiyonlu deneklerde kılcal damarları güçlendirdiği keşfedilmiştir. Üzüm çekirdeği yağı keşfedilmiş en yüksek miktarda resveratrol içeren maddedir. Yapılan klinik çalışmalarda resveratrol'un kan pıhtılaşmalarının ve LDL (kötü kolestrol) oluşmasını engelleyerek kalp krizi ve felç riskini azalttığı görülmüştür. Ayrıca kanser hücrelerinin oluşumun bloke edilmesine yardımcı olduğu ve habis hücreleri tekrar normale döndürmeye yardımcı olduğu da görülmüştür. Illinois Üniversitesinde yapılan bir deneyde üzerinde deri kanseri geliştirilmiş farelere resveratrol verildi. 18 hafta sonunda resveratrol verilmiş farelerdeki cilt tümörü %98 oranında daha az geliştiği saptanmıştır. İnsan lösemi hücreleri ile yapılan klinik deneylerde, resveratrol'un kanserli hücreleri baskıladığı ve habis hücreleri normale dönüştürebildiği bulunmuştur. Üzüm çekirdeği yağı damarları yenilediği için ayrıca anti-aging (Yaşlanma etkilerini geçiktirici) etkisine sahiptir. Yenilenen damarlar, yaşlılığı geciktirir. Yapılan araştırmalarda, diyetlerine belli oranda üzüm çekirdeği yağı eklenen deneklerin kandaki HDL(iyi huylu kolesterol) seviyeleri yükselirken, LDL(Kötü huylu kolesterol) seviyelerinin de düştüğü gözlemlenmiştir. Üzüm çekirdeği yağı bilinen en güçlü etkisi antioksidanttır. Üzüm çekirdeğinin antioksidant etkisi vitamin E'den 50, vitamin C'den 20 kat daha fazladır. Antioksidanlar, vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya dışarıdan sigara, alkol, kirli hava v.s. ile alınan zararlı maddeleri etkisiz hale getiren maddelerdir. Uzmanlara göre vücudun antioksidan üretimi 25 yaşından sonra yavaşlamaktadır. Bu yavaşlamanın yol açtığı deformasyonları yok etmek için bilinen en kuvvetli antioksidan olan üzüm çekirdeği ekstraktıdı kullanmak gerektiği bilinmektedir. Üzüm çekirdeği yağı, bağ dokularını güçlendirerek cilt sarkmasına engel olur. Cildin elastik, yumuşak ve düzgün olmasını sağlar. Fransa’da plastik cerrahi alanında estetik operasyon sonrası rehabilitasyon sürecinde, üzüm çekirdeği yağının kullanıldığı bilinmektedir. Kılcal kan damarlarındaki akışı düzenleyerek varis oluşumunu engeller. Kolesterol seviyesini düşürerek kalp sağlığının korunmasına yardımcı olur. Gözleri besleyen kılcal kan damarlarını genişlettiğinden dolayı özellikle geceleri daha çok görülen göz kamaşması hastalığına iyi gelmektedir. Üzüm çekirdeği yağı, akışkan bir yağ olması ve esansiyel yağ asitlerince çok zengin olması nedeniyle mükemmel bir masaj yağıdır ve bu nedenle Aromaterapi’de tercih edilir. Deriye kolayca nüfuz eder ve nemlendirir. Yağların direkt olarak nemlendirme özellikleri yoktur, ancak cilt üzerinde ince bir film tabakası oluşturup deri yüzeyinden buharlaşmayla sıvı kaybını yavaşlattıkları için dolaylı olarak cildi nemlendirirler. Origo Üzüm çekirdeği yağı hiç bir rafinasyon ve kimyasal işlem kullanılmadan soğuk pres üretim tekniği ile el değmeden üretilip şişelenmiştir.

        İçerik : %100 Kara Üzüm Çekirdeği Yağı (Karışım yağ ve taşıyıcı yağ içermez.)
        Uyarı: Kan pıhtılaşmasını geciktirdiğinden dolayı cerrahi veya diş işlemlerinden en az iki hafta önce bu besin desteğini almayı kesmeniz tavsiye edilir. Üzüm çekirdeği yağı besin desteği takviyesidir. Tarım ve köy işleri bakanlığının izni ile üretilmektedir.

        ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ YAĞININ FAYDALARI
        • Kalp Hastalığı riskini azaltır.
        • Üzüm çekirdeği yağı yaşlanma etkilerini geciktirir. Yaşlanma etkilerini geciktiren kozmetik kremlerinin temel ana maddesidir.
        • Zayıflamış kan damarlarını güçlendirerek, dolaşım bozukluklarının düzeltilmesine yardımcı olur.
        • Düzenli olarak üzüm çekirdeği yağı tüketmek kalp-damar hastalıklarından sizi korur.
        • Üzüm çekirdeği yağı LDL Kolesterol ve Trigliserit seviyesini düşürür.
        • Üzüm çekirdeği yağı, Yüksek tansiyonu düşürür.
        • Ateroskleroz (damar sertleşmesi) riskini azaltır.
        • Üzüm çekirdeği yağı kalp rahatsızlığı ve felce karşı korumaya yardım eder.
        • Üzüm çekirdeği yağı her çeşit kanser riskiniz azaltır.
        • Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatmaya yardımcı olur.
        • Deri hastalıkları ve Cilt kanseri tedavisinde sıklıkla kullanılır.
        • Bademcik, boğaz enfeksiyonlarında, romatizma ve eklem ağrılarının azaltılmasında faydalıdır.
        • Tümörlerin büyümesini durdurmaya yardım eder.
        • Görüş kaybına neden olan maküler dejenerasyondan korur.
        • Üzüm çekirdeği yağı vücudu sigara içmenin verdiği zararlara karşı korur
        • Üzüm çekirdeği yağı masaj yapıldığında şişlikler ve ödem alerjilerin iyileştirici etkisi vardır
        • Varis bulunan cilde masaj yaparak haricen kullanılır
        • Üzüm çekirdeği yağı kılcal kan damarlarını genişlettiğinden dolayı beyne daha çok oksijen ve besin girmesini sağlar.
        • Kronik yorgunluğu giderir.
        • Dikkat eksikliğinde tavsiye edilir.
        • Masaj yağı olarak kullanıldığından cildin sıkılığını kaybetmesini önler.Kırışıklıkları minimize eder.
        • Yara izlerinin daha çabuk iyileşmesine yardımcı olur.
        Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

        Yorum yap


        • #5
          Biomedical Research 2017; 28 (21): 9163-9170
          ISSN 0970-938X
          www.biomedres.info



          Candida glabrata ve Candida krusei üzerinde üzüm çekirdeği özütünün (GSE) mantar önleyici etkisinin değerlendirilmesine dair in vitro araştırma
          HoseinEslami1, Hossein Babaei2, SolmazPourzareMehrbani1, Marzieh Aghazadeh1, Zahra Babaei1, Sahar KhademNezhad1*

          1 Ağız, Çene ve Yüz Tıbbı Bölümü, Dental ve Periyodontal Araştırma Merkezi, Tebriz Tıp Bilimleri Üniversitesi, Tebriz, İran
          2 Farmakoloji ve Toksikoloji Bölümü, Eczacılık Fakültesi, Tebriz Tıp Bilimleri Üniversitesi, Tebriz, İran

          Öz
          Arkaplan: Son zamanlarda geniş kullanım alanlı antibiyotiklerin ve bağışıklığı baskılayıcı tedavilerin yaygın kullanımının ardından glabrata ve Candida krusei kaynaklı mukozal ve sistemik enfeksiyon yaygınlığı ciddi oranda artmıştır. Öte yandan, yaygın mantar önleyici ilaçların yan etkilerinin yol açtığı sorunlara ek olarak, yapılan araştırmalar, özellikle zayıf bağışıklık sistemi sorunu olan hastalarda olmak üzere, uzun vadeli kullanımda, triyazol grubu (örn., fluconazole) dahil, farklı klinik enfeksiyonlar ve ilaç direnci kapsamında mantar önleyici Candidiasis tedavilerinin başarısızlığını göstermektedir.
          Hedef: Glabrata ve Candida krusei üzerinde, in vitro olarak, fluconazole ve Nystatin ile üzüm çekirdeği özütünün mantar önleyici etkisinin kıyaslanması
          Materyal ve yöntemler: Mevcut araştırmada mantar önleyici etkinin gözden geçirilmesi ve üzüm çekirdeği özütünün MIC (Minimum Büyüme Engelleyici Konsantrasyon) tespiti için CLSI’den (Klinik ve Laboratuar Standartları Enstitüsü) faydalanılmıştır. Makro seyrelti yöntemi bulgularının doğruluğu için agar kuyu difüzyon yöntemi kullanılmıştır. Son olarak elde edilen sonuçlar SPSS 16 yazılımıyla analiz edilmiştir.
          Bulgular: Glabrata ve Candida krusei için üzüm özütü ekstratı MIC değeri 50 µg/ml çıkmıştır. Öte yandan değerlendirmede, Candida krusei kuyu difüzyonlu üzüm çekirdeği özütünün farklı konsantrasyonlarının etkisi, bazı konsantrasyonlarda Candida glabrata’ya neredeyse eşittir. Sonuç olarak maksimum engelleyici konsantrasyon MIC (makro seyrelti) ve kuyu difüzyon yöntemiyle (agar kuyu difüzyonu) ilişkili iki sonuç da glabrata ve Candida krusei için GSE’ye karşı aynı anti-mikrobiyal duyarlılığın varlığını doğrulamaktadır.
          Sonuç: Üzüm çekirdeği özütünün düşük maliyetli olması, yaygın bulunabilmesi, Nystatin’e göre daha iyi tada sahip olması ve daha az yan etkiye sahip olması gibi faydaları da göz önüne alındığında, klinik denemeler sonrasında glabrata ve Candida krusei kaynaklı enfeksiyonlara karşı mantar önleyici ilaç olarak iyi bir aday olabileceği görülmektedir.


          Anahtar Kelimeler: Üzüm çekirdeği özütü, Candida glabrata, Candida krusei, mantar enfeksiyonu.

          Kabul Edilme Tarihi: 03 Ağustos 2017

          Giriş
          Oral kandidiyazis, Candida adındaki bir maya kaynaklı mantar mikroorganizması tarafından ağızda meydana gelen en yaygın ve fırsatçı mantar enfeksiyonlarından birisidir ve neredeyse her insanda doğal olarak bu mantar türü taşınmaktadır
          [1]. Candida enfeksiyonunun ana sebebi albicans türüdür. Glabrata ve krusei gibi diğer Candida türleri de oral ve sistemik enfeksiyonlara yol açabilmektedir

          [2].Candida glabrata, sağlıklı insanların normal florası olarak görülen, patojenik olmayan bir saprofittir. Ancak geniş spektrumlu antibiyotiklerin ve bağışıklığı baskılayıcı tedavilerin yaygın kullanımı sonrasında,glabrata ve Candida krusei kaynaklı mukozal ve sistemik enfeksiyonların sıklığında ciddi artış görülmüştür [2]. Aslında enfeksiyon konumuna bağlı olarak, Candida albicans’tan sonra kandidiyazise sebep olan ikinci en yaygın mikroorganizma olarak öne sürülmektedir
          [3].Fluconazole dahil olmak üzere mantar önleyici Triyazoller grubuna karşı Candida glabrata’daki mantar önleyici direnç sıklığı, son yollarda artan miktarda dikkat çekmektedir
          [4]. Bu mesele büyük oranda bu mikro organizmanın biyo-film üretebilme becerisinden kaynaklanmaktadır
          [5].Candida krusei ayrıca fluconazole ve diğer mantar önleyici tedaviler gibi tedavilere direnç sağlayan kemik iliği nakline sahip hastalar, hematolojik neoplazi ve nötropenik hastalarda yaygın şekilde meydana gelmektedir. Ayrıca hastaların hayatta kalma olasılıkları oldukça azdır
          [6].Kandidiyazisi tedavi etmek için amphotericin B ve Azole gibi sistemik olarak veya Nystatin ve clotrimazole içererek lokal olarak hastaların ihtiyaçlarına dayalı olarak bazı mantar önleici ilaçlar kullanılmaktadır.
          Son yıllarda, özellikle zayıflamış bağışıklık sistemi sorunu olan hastalarda olmak üzere, uzun vadeli kullanımda triyazoller grubu dahil, ilaç direnci ve Kandidiyazisin farklı klinik enfeksiyonları kapsamında mantar önleyici tedavi başarısızlığını gösteren pek çok araştırma yapılmıştır [3,4,7].
          Vitisvinifera bitkisinden elde edilen üzüm çekirdeği özütü, orta Avrupa ve güney batı Asya ile Akdeniz bölgesinin yerlisi olan Vitaceae familyasındandır
          [8]. Ayrıca tıbbi tedavilerde son yıllarda çok dikkat çeken bir bileşiktir. Geleneksel Hint tıbbında bu bitki öksürük, solunum yollarında soğuk algınlığı, subakut karaciğer ve dalak hastalıkları tedavisinde ve alkol bazlı toniklerde kullanılmaktadır (Aasaus)
          [9]. Bu bileşik İran ecza piyasasında 100 mg kapsüller halinde mevcuttur. Dahası, GSE’nin en önemli biyokimyasal bileşenleri Epikateşin ve kateşin içermektedir
          [10].Araştırmalara göre GSE’nin etkileri aşağıdakileri içermektedir:

          GSE’nin diş kökü yüzey çürümesinde artan re-mineralizasyon etkisi, cilt yarası iyileştirmeyi hızlandıran ve kolaylaştıran lokal kullanımı, GSE’nin serbest radikalleri inhibe ederek antioksidan etkisi sağlaması, GSE’nin antimikrobiyal ve antiviral etkileri (hidroksisinnamik asitler, trans reveratol flavanoller, taninler gibi bileşikler ile) ve kanser önleyici etkileri, özellikle ciltteki karsinojenik uyarıcı gelişimine karşı ciddi koruma sağlaması [11-14]. Amfoterisin B ile birlikte GSE’nin mantar enfeksiyonlarına karşı da sinerjik etkisi bulunmaktadır [15]. Ayrıca karaciğer fonksiyonlarını daha iyi hale getirmede, enfarktüs büyüklüğünü ve kardiyak aritmilerini azaltmada, tip II diyabet hastalarında lipit peroksidasyon ve lipit profilde GSE etkileri raporlanmıştır [16-19].

          Toksikolojik araştırmalar GSE’de çok düşük toksiklik göstermektedir, öyle ki ölümcül doz olan ortalama öldürücü doz (LD50) farelerde 5000 mg/kg’ye ulaşmaktadır, sonuç olarak da tıbbi tedavide kullanılan dozlar herhangi bir zararlı etkiye yol açmamaktadır [12].

          2007’de sıçanlarda 20 örnek üzerinde Candida albicans mayalarından 0.2 ml ile yapılan vaka kontrol çalışmasında Han göstermiştir ki, GSE bileşiği ve amfoterisin B, mantar örneklerine karşı sinerjik etkiye sahiptir [15].

          Üzüm çekirdeği özütünün antioksidan özelliklerine dair 2015 tarihli Katsuda ve ark. çalışması en önemli araştırmalardan birisi olarak gösterilebilir, bu araştırma GSE özütünün antioksidan potansiyeli sayesinde diş eti fibroblast hücrelerinde koruyucu etkisi olduğunu göstermektedir [20].

          Furiga ve ark. tarafından 2014’te yapılan önemli araştırma göstermektedir ki, üzüm çekirdeği özütü ve amin florür (Fluorinol) kombinasyonu, diş plağı biyofilmi oluşumunu önlemede önemli role sahiptir [21].

          Üzüm çekirdeği özütünün iltihaplanma önleyici ve antimikrobiyal özelliklerine dair çift-kör ve klinik deneme araştırması Hemmati ve ark. tarafından 2014’te yapılmıştır. Bu araştırmada bir denek grubunun cerrahi yaralarını iyileştirmede üzüm çekirdeği özütünü %2 oranında içeren bir krem, sekizinci günde ve iyileştirmek için plasebo grubuna on dördüncü günde uygulanmıştır, ve bu fark özütün yara iyileşme sürecindeki önemli rolünü göstermektedir [22].

          Üzüm çekirdeği özütünün antiviral özelliklerine dair bir araştırma 2015’te Joshi ve ark. tarafından yapılmıştır ve bu özütün hepatit A’ya karşı antiviral etkinliğini göstermektedir [23].

          Benjamin ve ark. 2012 araştırması göstermektedir ki üzün çekirdeği özütü diş deminirealizasyonunu azaltmaktadır ve diş remineralizeasyonunu arttırmaktadır ve sonuç olarak diş çürüklerinin gerilemesine veya inhibisyonuna sebep olmaktadır [24].

          GSE’nin mantar önleyici etkisi ile, fluconazole ve Nystatin mantar önleyici ilaçlarıyla kıyaslanmasına dair bir araştırma yapılmamıştır. Yukarıdaki sebeplerden ötürü ve lokal ve sistemik tedavide kullanılan mantar önleyici ilaçların belirtilen yan etkilerinden ötürü, tedavilerde daha az yan etkilere sahip mantar önleyici bir ilaç gerekli gözükmektedir.
          Bu araştırmanın amacı, krusei ve Candida glabrata üzerinde GSE’nin mantar önleyici etkilerini araştırmak ve fluconazole ile Nystatin mantar önleme ilaçlarıyla etkilerini kıyaslamaktadır. Üzüm çekirdeği özütü, önemli biyokimyasal bileşiklere sahiptir. Çeşitli araştırmalarda üzüm çekirdeği özütünün polifenolik kısmında anti-Candida albicans özelliği olduğu belirtilmiştir. Ancak, bu özütün Candida krusei ve Candida glabrata üzerindeki mantar önleyici etkilerine dair benzer bir araştırma yapılmadığından ve sorumlu madde tanımlanmadığından, bu araştırmada özüte genel bir bakış sağlanmaktadır. Tüm üzüm çekirdeği özütünün mantar önleyici özelliği kanıtlanırsa, gelecekte etkili bileşenleri özütleyerek her bir bileşeni tam bileşenler olarak inceleyeceğiz.

          Materyaller Ve Yöntemler

          Mantar suşlarının hazırlanması

          Bu araştırmada kullanılan mantarlar standart Candida glabrata (BSM 11226) ve Candida krusei (BSM 70079) standart suşları olup Tahran Pastor Enstitüsü tarafından sağlanmıştır. Numune büyüklüğünü hesaplamak için ortalama hesaplama yöntemi kullanılmıştır (CLSI protokolüne göre). Bu araştırma Tıp Koleji mikrobiyoloji laboratuarında yapılmıştır ve test için canlı ve taze suşlara sahip olmak amacıyla mantar suşları agar Sabouraud dekstroz ortamında 24 saat önceden bekletilmiştir.

          Özütün hazırlanması:
          Üzüm çekirdeği özütünün hazırlanması için üzüm çekirdekleri (Vitisvinifera) suyla yıkanıp kıyılmıştır. H2O ve n-heksan arasındaki kaba özüt, lipoit bileşenlerin ayrılması için bölünmüştür. Ardından %95 etanol ve solvent olarak su (su/etanol, 30/70) kullanılarak GSE sağlanmıştır [25-28]. Daha iyi özütlemek için elde edilen erlenmayer süspansiyonu çalkalamalı inkübatörde tamamen rastgele yerleştirilmiştir. Sıcaklık 27°C’ye getirilmiş ve karıştırma hızı 120 rpm seçilmiştir. Özütler ilk olarak filtre kumaşıyla ve ardından Buchner hunisi ve bir Whatman No. 1 filtre kağıdıyla filtrelenmiştir. Filtre kağıdıyla filtreleme öncesinde özütlenen yağın, kullanılan solventlerdeki yoğunluk farkına dayalı olarak solventte dağılma sağlamasına imkan tanınmıştır. Solventin çoğu buharlaştırıcı ile giderilmiştir. Yoğuşan özüt cam plaka yüzeyinde yayılmış ve 40°C’de vakum ile bir fırına aktarılmıştır. Kuruma sonrasında özüt plaka yüzeyinden metal bıçakla kazınmıştır ve katı kuru ağırlık elde etmek için bir kurutma kabına yerleştirilmiş, ardından özütleme verimliliği hesaplanmıştır. Gelecek deneyler yapılana kadar toz, -18°C’de saklanmıştır [25].

          Makro seyrelti
          Üzüm çekirdeği özütünün, fluconazole, ve Nystatin ilaçlarının bu mantarlar üzerindeki etkisini incelemek için ve MIC değerinin belirlenmesi için makro seyrelti yöntemi kullanılmıştır [26]. Fırın ateşinin yanında, ve steril tuz içeren test tüplerinde saprofitik mantarların kontaminasyonunu önlemek için başlık altında, bir miktar mantar kolonisi alarak, 5.0 McFarland standardına eşdeğer konsantrasyona sahip fizyoloji serumunda süspansiyon sağladık. Ardından üzüm çekirdeği özütünü sağlamak için, sağlanan toz etanol solüsyonda çözüldü ve CLSI protokolüne göre her bir Candida için on farklı GSE konsantrasyonu sağladık (toplam 20 tüp). Ayrıca her bir Candida için tanık olarak iki pozitif ve negatif kontrol tüpü ayarladık (toplam 24 tüp).
          Süspansiyonların, karışımlarının sağlanmasından sonra ve istenilen özüt konsantrasyonu elde edildikten sonra, başlık altında ve fırın alevi yanında tüm seviyeler halledildiğinde, test tüplerinin kapakları kapatıldı (buharlaşmayı önlemek için) ve 48 saat boyunca 35°C’de inkübatöre yerleştirildiler. Belirtilen süre geçince her birisinin saydamlığı ve opaklığı incelendi. Ayrıca her tüpte mantar büyümesi eksikliğinin veya büyümesinin garantilenmesi için onları yetiştirdik (Şekil 1). Bu çalışmanın hem krusei hem de Candida glabrata için 24 saatlik suşla yapıldığı unutulmamalıdır.

          Agar kuyu difüzyon yöntemi
          Mevcut araştırmada üzüm çekirdeği özütünün mantar önleyici etkisini gözden geçirmede kuyu difüzyon yöntemi kullanılmıştır. 0.5 McFarland mantar solüsyon konsantrasyonunun hazırlanmasından sonra, 1.5 × 166 cfu/ml konsantrasyona ulaşana kadar seyrelttik. Ardından sağlanan süspansiyonun 500 µl miktarını Mueller-Hinton Agar (MHA) ortamına aktardık,
          ve onları steril swab kullanarak üç yönden yetiştirdik. Ardından agar yüzeyinde (toplamda 8 kuyu olacak şekilde) 2 ila 9 arası üzüm çekirdeği özütü konsantrasyon sayısı kadar, birbirinden 2.5 cm yaklaşık mesafeye sahip 6 mm çaplı kuyular oluşturduk. Ayrıca her bir kuyuya, sağlanan üzüm çekirdeği özütünden 100’er µl enjekte ettik. Ardından plakalar 37°C’de 24 saat inkübe edildi. Son olarak büyüme inhibitör alanı incelendi [29] (Şekil 2 ve 3). Bu hareket iki kere tekrar edildi [30].



          Şekil 1. Agar plakalarında farklı üzüm çekirdeği konsantrasyonları kapsamında (glabrata ve krusei) mantar büyümesi veya büyüme eksikliği tespiti



          Şekil 2. Candida krusei için agar kuyu difüzyon yöntemi. (A) Sırasıyla 1600,800,400,200 μg/ml üzüm çekirdeği konsantrasyonlarına sahip kuyu 2-5; (B) Sırasıyla 100, 50, 25, 12.5 μg/ml üzüm çekirdeği konsantrasyonlarına sahip kuyu 6-9.



          Şekil 3. Candida glabrata için agar kuyu difüzyon yöntemi. (A) Sırasıyla 1600,800,400,200 μg/ml üzüm çekirdeği konsantrasyonlarına sahip kuyu 2-5; (B) Sırasıyla 100, 50,25, 12.5 μg/ml üzüm çekirdeği konsantrasyonlarına sahip kuyu 6-9.


          İstatistiksel analiz
          After recording the mentioned data for each sample, statistical
          Candida glabrata
          + + + + - - - - - -
          analysis of data was done using version 16 of SPSS statistical
          Not: +Candida büyümesi; -Candida büyüme inhibisyonu. Deneyler 3 kere tekrar edilmiştir ve sonuçlar benzerdir.
          software.Thedataobtainedfromwelldiffusionmethodwer e
          analyzed using descriptive statistical (mean ± standard deviation) and variance analysis methods.

          Sonuçlar

          Bulgular
          Elde edilen sonuçlara göre krusei ve Candida glabrata büyümesinin 50 µg/ml konsantrasyon değerinde durdurulduğu sonucuna varılabilir (Tablo 1).
          Tablo 1’e göre üzüm çekirdeği özütü MIC değeri krusei ve Candida glabrata için 50 µg/ml’dir ve iki mantar türünün üzüm çekirdeği özütüne duyarlılığını göstermektedir.

          Tablo 1. Çeşitli üzüm çekirdeği özütü konsantrasyonlarında, büyüme durumuna göre araştırılan Candida türlerinin büyüme sonuçları.

          Tür Farklı GSE konsantrasyonlarında Candida büyümesi (µg/ml)


          3.12 6.25 12.5 25 50 100 200 400 800 1600



          Candida krusei+ + + + - - - - - -

          Elde edilen sonuçlara göre glabrata ve Candida krusei türleri üzerinde üzüm çekirdeği özütünün mantar önleyici etkisi, standart Fluconazole ve Nystatin ilaçlarına göre azdır (Tablo 2).

          Tablo 2. Krusei ve Candida glabrata türlerinde standart Fluconazole ve Nystatin ilaçlarıyla üzüm çekirdeği özütünün (µg/ml bazında) MIC kıyaslaması [30].



          İki glabrata ve Candida krusei suşu üzerinde kuyu difüzyon yöntemiyle üzüm çekirdeği özütünün farklı konsantrasyonlarının kıyaslanması göstermektedir ki araştırılan Candida için iki suş da, benzer büyüme inhibitör alanlarından ötürü üzüm çekirdeği özütüne kıyasla neredeyse özdeş bakteriyel hassaslığa sahiptir (Tablo 3 ve 4). MIC (Tablo 1) sonuçları yukarıdaki sonuçları doğrulamaktadır (Şekil 4).

          Tablo 3. Farklı konsantrasyonlarda üzüm çekirdeği özütünün iki mantar suşunun milimetreleri kapsamında ortalama ve SD büyüme inhibitör alanı. Not: Değerler=ortalama ± SD. (İki kere deneyin tekrar edilmesinin sonucu olarak elde edilen değerler).



          Tablo 4. Kuyu difüzyon yöntemi kapsamında glabrata ve Candida krusei suşlarında mantar önleme hassasiyetinin değerlendirilmesi [29].



          Tartışma
          Oral kandidiyazis, ağızdaki en yaygın ve fırsatçı mantar enfeksiyonlarından birisidir. Öte yandan, yaygın mantar önleyici ilaçların yan etkilerinin yol açtığı sorunlara ek olarak, yapılan araştırmalar, özellikle zayıf bağışıklık sistemi sorunu olan hastalarda olmak üzere, uzun vadeli kullanımda, triyazol grubu (örn., fluconazole) dahil, farklı klinik enfeksiyonlar ve ilaç direnci kapsamında mantar önleyici Candidiasis tedavilerinin başarısızlığını göstermektedir [1,2,4].
          Dolayısıyla günümüzde mantar enfeksiyonları dahil hastalıkların tedavisinde, yeni ilaçların üretilmesinde potansiyel bir kaynak olarak bitkiler ve ot bileşikleri kullanılmaktadır [12]. Vitisvinifera bitkisi, Vitaceae familyasındandır. Bu bitkiden elde edilen üzüm çekirdeği özütü, son yıllarda tıbbi araştırmaların ve tedavilerin dikkatini çekmektedir [11].
          Bu araştırmada glabrata ve Candida krusei türleri üzerinde üzüm çekirdeği özütünün antibakteriyel etkileri araştırılmıştır.
          Sonuçlar göstermektedir ki üzüm çekirdeği özütünün glabrata ve Candida krusei mantar suşları üzerindeki etkisi (glabrata ve Candida krusei inhibisyon alanı çapı) neredeyse aynıdır, ve glabrata ve Candida krusei minimum inhibitör konsantrasyon değeri aynıdır. Bu zamana kadar bu bitkinin mantar önleyici etkilerine dair çok az araştırma yapılmıştır.



          Şekil 4. Üzüm çekirdeği özütünün farklı konsantrasyonlarında (krusei ve glabrata) candida inhibisyon alanı çapı.

          Bazı araştırmalar üzüm çekirdeği özütünün Staphylococcus aureus, Listeria monocytogenes, Porphyromonasgingivalis, Salmonella typhimurium, Streptococcus pyogenes, Staphylococcus epidermidis, Haemophilus influenza bakterileri ve hatta Candida albicans gibi mantar suşları üzerindeki anti bakteriyel etkisini araştırmıştır. Bu araştırmaların sonuçları göstermektedir ki üzüm çekirdeği özütü gram negatif koksi’den ziyade gram pozitif koksi (özellkle Staphylococcus aureus) üzerinde daha çok inhibitör etkisine sahiptir, öyle ki bu özütün 1 mg/ml’sinde, dönüşsüz %99 inhibitör etkisi gözlemlenmiştir [15,31-36].
          Diş minesi çürük alanlarında üzüm çekirdeği özütünün Streptococcus mutans üzerindeki antibakteriyel etkisi de araştırılmıştır. Araştırma sonuçları, diş minesinde çürük gelişimi üzerinde üzüm çekirdeği özütünün inhibitör etkisi olduğunu göstermektedir [37].
          Diğer bir araştırmanın sonuçlarına göre üzüm çekirdeği özütü, dişte kök kanalındaki temel bakterilerden birisi olan Enterococcus faecalis bakterisini inhibe edebilir [38]. Vancomycin dirençli Enterococcus faecalis üzerinde özütün proantisiyanidin etkisi doğrulanmıştır [35].
          Hepatit A, nörovirüs ve Kelsey Flynn virüslerine karşı üzüm çekirdeği özütünün antiviral özellikleri olduğu da bulunmuştur [39,40].
          Önceki araştırmaların aksine 2012 tarihli Sherestha ve ark. araştırması göstermiştir ki üzüm çekirdeği özütü Escherichia coli, Klebsiella pneumoniae, Candida albicans ve Candida parapsilosis bakterileri üzerinde ya etkisizdir ya da en az antibakteriyel etkiye sahiptir [31].
          Sonuçlardaki bu farkın sebebi, aşağıdaki hususlardaki farklar olabilir:
          Üzüm çekirdeği özütünü sağlamak için kullanılan solvent tipi ve yoğunluğu: Kullanılan solvent tipi, araştırılan özütün çeşitli özelliklerinde etkili olabilir. Önceki araştırmaların sonuçları, metanol, aseton ve etil asetat gibi solventlerin üzüm çekirdeği özütünü hazırlamak için etkili olmasına rağmen gıda ve insan sağlığı uygulamalarına uygun olmadığını göstermektedir [41]. Dolayısıyla farklı etanol konsantrasyonları ve su gibi solventler araştırılıp kıyaslanmıştır.
          Sonuçlar göstermektedir ki %50 konsantrasyonlu etanol solvent, yüksek konsantrasyonlar ve sudan ziyade en iyi çözünürlüğü sağlamaktadır. Ayrıca üzüm çekirdeği özütünün antibakteriyel ve antioksidan özelliklerini daha iyi açığa çıkarmaktadır [42].
          Üzüm çekirdeği özütünün hazırlanmasında kullanılan sıcaklık: Solvent tipinin yanı sıra uygulanan solvent sıcaklığı da bu özütün hazırlanmasında önemli role sahiptir; en yüksek damıtma miktarı 80°C’de ve en düşük damıtma miktarı 25°C’de elde edilmiştir [41,43].
          Üzüm çekirdeği özütünün rengi: Hazırlanan özütün rengi, üzüm çekirdeği özütündeki hem renk (antosiyanidin gibi) hem de renksizlik kombinasyonlarının (kateşin ve epikateşin gibi) sonucu olabilir. Ayrıca özütün rengi bu özütün hazırlanması için uygulanan sıcaklıktan etkilenmektedir, yani sıcaklık arttıkça özüt rengi sarıdan sarı/kırmızıya dönüşecektir. Sonuçlar gösteriyor ki özütteki fenolik bileşiklerin miktarı arttıkça özüt renk tonu da artmaktadır [41].
          Antimikrobiyal özelliği araştırmada kullanılan yöntem: Antimikrobiyal ilaçların ve özütlerin tahlili için farklı protokol tipleri mevcuttur. Dahası, her birisi için önerilen yöntemler farklıdır (örn. makro seyrelti yoluyla MIC tespiti ve agar kuyu difüzyonu dahil, incelenen ilaç veya mikroorganizma tipine dayalı olarak çeşitli yöntemleri kapsayan CLSI protokolü) [44].
          İncelenen mikroorganizma tipi ve ilaç direnci farkları: Örneğin çeşitli Candida türleri bulunmaktadır ve aynı türdeki mevcut Candida arasındaki ilaç direnci çeşitli koşullarda farklılık göstermektedir [45].
          Mevcut araştırmada Candida glabrata ve Candida krusei karşısında mantar önleyici özellikten sorumlu olan, üzüm çekirdeğinde bulunan polifenolik bileşik tipini gözden geçirmemiş olmamıza rağmen, 2007 tarihli Maeta ve ark. çalışması gibi diğer araştırmalar ve 1991 tarihli Okubo ve ark. araştırması, Epigallocatechin gallate polifenolik bileşiğinin anti-Candida özelliğine sahip olduğunu göstermektedir [46,47].
          Önceki araştırmaların sonuçlarına benzer şekilde bu araştırma da üzüm çekirdeği özütünün antimikrobiyal ve mantar önleyici etkilerini göstermektedir. Gene de üzüm çekirdeği özütünün etkisine dair önceki araştırmalar albicans Candida mantarı üzerinedir ve albicans dışında diğer Candida türlerine dair herhangi bir araştırma bulunmamaktaydı. Dolayısıyla bu araştırmada glabrata ve krusei Candia (özellikle bağışıklığı baskılayıcı hastalıklara sahip hastalarda albicans’tan daha fazla ilaç direncine ve ortaya çıkışa sahip türler) üzerinde özütün mantar önleyici etkilerini araştırdık. Mevcut araştırmada özütün mantar önleyici etkilerini incelemek için CLSI tarafından belirlenen protokole göre MIC tespiti ve agar kuyu difüzyon yöntemleri kullanılmıştır. İki deneyin de sonuçları tutarlıdır ve glabrata ile Candida krusei tarafından üzüm çekirdeği özütüne benzer duyarlılık olduğunu göstermektedir.
          Üzüm çekirdeği özütünün düşük maliyeti ve az yan etkisi olmasından ötürü, ayrıca glabrata ve Candida krusei üzerindeki etkilerine bakıldığında, bir yandan da Candida enfeksiyonlarının cilt ve oral mukozada çoğu alanla ilişkide olması düşünülünce, özütün önümüzdeki yıllarda mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kimyasal ilaçlara alternatif olarak kullanılabilmesi ümit edilmektedir. Elbette bu özütün mantar önleyici madde olarak klinik kullanımı amacıyla klinik denemeler dahil daha çok araştırma yapılması gerekmektedir.

          Sonuç
          Araştırmadan elde edilen sonuçlar göstermektedir ki kuyu difüzyon yöntemi (Agar kuyu difüzyon) ve MIC maksimum inhibitör konsantrasyonu (makro seyrelti), glabrata ve Candida krusei tarafından GSE’ye aynı antimikrobiyal duyarlılığın gösterildiğini doğrulamaktadır.
          Bu araştırmanın sonuçları umut vaat etmektedir ve gelecekte daha çok laboratuar araştırmaları ve klinik araştırmalar yapılarak bu özütün pek çok yan etkisi bulunan mantar önleyici kimyasal ilaçlara uygun bir alternatif olarak ve mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılması ümit edilmektedir.

          Tavsiyeler
          1. VitisVinifera’nın uzun süredir geleneksel tıpta kullanılan bir tıbbi bitki olmasına ve pek çok iyileştirici uygulamaya sahip olmasına rağmen, diğer iyileştirici potansiyellerini bulmak için daha geniş araştırmalar gerekmektedir.
          2. Ayrıca, organik solventlerin ve bazen de polar olan ve olmayan solventlerin kombinasyonunun, bitkilerin antimikrobiyal özellikleri alanında çekici sonuçlar meydana getirebilmesinden ötürü, ileri araştırmalarda farklı solventler kullanılması, ayrıca üzüm çekirdeği özütlerinin diğer ilaçlarla ve özütlerle sinerjik etkilerinin araştırılması önerilmektedir.
          3. Üzüm çekirdeği özütünün ağızdaki mantar enfeksiyonlarının tedavisi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi için klinik denemeler tavsiye edilir.

          Teşekkürler
          Tebriz Tıp Bilimleri Üniversitesi Diş Araştırma Fakültesi Rektör Yardımcısı ile Uygulamalı Araştırma Merkezine araştırmaya sağladıkları destek için teşekkür ederiz. Bu çalışma Zahra Babaei tarafından uzmanlık tezi olarak hazırlanmıştır ve deneyler İlaç Uygulama Araştırma Merkezi Mikrobiyoloji Laboratuarında yapılmıştır.

          Çıkar Çatışmalarına Dair Beyan
          Yazarlar bu makalenin araştırılması, yazarlığı ve yayınlanması açısından potansiyel bir çıkar çatışması bulunmadığını beyan ederler. Yazarlar bu makalenin araştırılması, yazarlığı veya yayınlanması için hiçbir finansal destek almamışlardır.

          Yorum yap


          • #6
            ÜZÜM




            Üzüm Çekirdeği Faydaları

            Üzüm Çekirdeğinin Faydaları. Üzüm çekirdeği özü bitkiler tarafından üretilen kimyasallar olan çeşitli fitokimyasallar yönünden oldukça zengindir. Üzüm suyu özünün antioksidan bileşenleri, özellikle serbest radikallerin verdiği hasarın yok edilmesinde rol oynarlar. Serbest radikalleri etkisiz hale getirme gücü bakımından pysnojenol’lerin, E vitamininden 50, C vitamininden ise 20 kat daha kuvvetli olduğu saptanmıştır.
            Çam kabuğu ekstresi ve üzüm çekirdeği ekstresi OPC’nin birincil kaynaklarıdır. Üzüm çekirdeği ekstresi daha ucuz olmasının yanı sıra çam kabuğunda bulunmayan bir antioksidan içerir.
            Hücre mutasyonunu yavaşlatmaya yardımcı olması ve kolajenin sağlıklı ve esnek kalmasını sağlaması nedeniyle Avrupalı bilim adamları tarafından ‘gençlik besini‘ olarak niteleniyor.
            Üzüm çekirdeğinin sağlık yönünden taşıdığı değer 1947 yılında Fransız tıp profesörü ve kimyacı Jack Masquelier tarafından keşfedilmiştir. 1950′de üzüm çekirdeği Resivit adıyla Fransa’da satılan ilk damar koruyucu ilaç olarak 50 yılı aşkın bir süredir Fransız doktorlar tarafından reçete edilmektedir.
            Dr. Masquelier üzüm çekirdeğini göz kamaşması, gece körlüğü, maküler dejenerasyon, varis, diş eti kanaması, saman nezlesi gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanmıştır.
            Üzüm çekirdeği son derece geniş farmakolojik aktivite gösteren ve serbest radikalleri etkisiz hale getiren oligomeric proanthocyanidin (%92-95) içerir.
            Antioksidan Nedir?

            Serbest Radikaller ve Antioksidanlar : Antioksidanlar serbest radikalleri etkisizleştirir. İnsan vücudunda serbest radikal (oksidan) denilen maddelerle onların zarar verici etkisini gideren antioksidanlar bulunur. Otuzlu yaşlara doğru denge antioksidan aleyhine bozulmaya başlar ve bunun sonucunda kanser gibi önemli hastalıklara zemin hazırlanır.
            Antioksidanlar vücuttaki oksidasyonu engellerler. Yaşlanma ve kanser gibi olayların temelinde oksidasyon vardır. Üzüm çekirdeği DNA yı oksidatif zararlardan korur, yaşlanmaya ve kanser oluşumuna karşı mücadele eder.
            Serbest radikaller vücudumuzda kimyasal reaksiyonlar sonucu oluştuğu gibi sigara, kirli hava gibi faktörlerle dışardan da gelebilir.

            Üzüm Çekirdeği Faydaları Nelerdir ?
            • Üzüm çekirdeğindeki maddeler (Oligomerik Proantosiyanidinler (OPC)) damar sertliğine karşı önemli etkilere sahiptir. Arterlerin bütünlüğünü korumaya yardımcı olur ve dolaşımı rahatlatır. Kan ve lenf dolaşımını düzenler. Periferal dolaşımı önemli bir şekilde iyileştirir.
            • Araştırmalar, OPC’nin damarları sağlamlaştırarak ve esnekliklerini yeniden kazandırarak, tekrar derinin içine çekilmelerini sağladığını göstermektedir.
            • Damar duvarındaki kollajen ve elastin adlı iki protein, damar duvarının elastikliğini ve geçirgenliğini büyük oranda belirler. OPC, bu iki yapı-taşı proteine bağlanarak, onların yıkıcı enzimler tarafından bozulmalarını önler, onların birleşmelerine ve olgunlaşmalarına yardım eder.
            • 1981 yılında 50 varis hastası üzerinde yapılan çift-kör kontrollü bir deneyde, bir ay boyunca alınan günlük 150 miligram OPC’nin, ağrı, yanma, karıncalanma ve atardamarların şişme derecesini azaltmada kullanılan Diosmine adlı ilaçtan daha hızlı ve uzun süreli etkili olduğunu göstermiştir. Fransa’da varis hastası olan 92 kişi üzerinde yapılan bir çalışmada ise; 4 hafta boyunca günde 300 miligram OPC alımının, ağrıyı, karıncalanmayı, geceleyin ortaya çıkan bacak kramplarını ve şişkinliği %50′ den daha fazla oranda azalttığını göstermiştir.
            • Üzüm çekirdeğindeki proantosiyanidinlerin beyin ve karaciğer hasarı üzerinde beta karoten, C vitamini ve E vitamini gibi antioksidanlardan daha güçlü koruyucu etki gösterdiği saptanmıştır.
            • Klinik araştırmalar, üzüm çekirdeğinin toplardamar yetersizliğinin, retina hasarlarının ve bazı cilt hastalıklarının tedavisinde olumlu etkiler sağladığını göstermektedir.
            • Üzüm çekirdeği özü, özellikle Fransa ve İtalya’daki doktorlar tarafından beyne ve kalbe giden kan akımını düzenlemek için, varis, diş etlerinde kanama, glokom, hemoroid, fazla adet kanaması ve damar sertliğine yönelik öneriliyor.
            • California-Davis Üniversitesi tarafından 2006 yılında yapılan çalışmada üzüm çekirdeği ekstresinin kan basıncını azaltmada etkili olduğu tespit edilmiştir.
            • OPC, kalp krizi ve felç yönünden risk taşıyan kan pıhtılaşmasına karşı da olumlu etkiler göstermektedir. Arizona Üniversitesi’nden Dr.Ronald Watson, OPC’nin trombosit kümelenmesini normale döndürdüğünü belirtmektedir. Dr.Watson yaptığı deneylerde, sigara içen insanlarda trombosit kümelenmesini tespit etmiş ve bu kişilerin OPC alımından 20 dakika sonra trombositlerinin normale döndüğünü saptamıştır.
            • ‘Metabolism’ 2009 Aralık sayısında yer alan klinik çalışmanın sonucuna göre üzüm çekirdeği ekstresi metabolik sendromlu hastalarda yüksek tansiyonun düşürülmesinde plasebo tedavisinden daha etkili olmuştur.
            • Üzüm çekirdeği kronik venöz yetmezlik gibi sorunlarda olumlu etkiler sağlayabilir. Yaralanma ya da ameliyat sonrası görülen şişliği azaltabilir. 10 ila 30 gün süresince dolaşım için günlük 150-300 mg, şişlik içinse 200-400mg alımı öneriliyor.
            • Avrupa’da yapılan araştırmalar, üzüm çekirdeğinin vücut içerisinde histamin salgısını önlendiğini ve saman nezlesi gibi alerjik reaksiyonlarda etkili olduğunu göstermektedir.
            • Fransa’da 100 denek üzerinde yapılan araştırmada 5 hafta süresince günlük 200 miligram üzüm çekirdeği alımının, parlak ışıklara maruz kaldıktan sonra görme keskinliğine yeniden kavuşma hızının arttığı saptanmıştır.
            • Üzüm çekirdeğinin yüksek antioksidan aktivitesi, meme, prostat, akciğer, kolon ve mide gibi bazı kanser türlerini önlemeye yardımcı olabilir. Laboratuar çalışmaları üzüm çekirdeği ekstresinin çeşitli kanser hücrelerinin büyümesini engellediğini göstermektedir.
            • 2010 yılında ‘Neoplasia’ adlı dergide yer alan bir çalışmada kolon ve bağırsak kanseri olan farelere altı hafta boyunca üzüm çekirdeği ekstresi verilmiş ve polip sayısı %40 azalmıştır. Boyutu 2 mm daha büyük poliplerin sayısı %71 azalmıştır.
            •Journal of Medicinal Food adlı dergide yayınlanan bir bilimsel çalışmada, kırmızı üzüm çekirdeği ekstresinin deney hayvanlarının cildinde, UV ile oluşturulan oksidatif strese karşı koruyucu etki gösterdiği tespit edilmiştir.
            • Alabama Üniversitesi Dermatoloji Bölümünce yaplan ve sonuçları ‘Pharmaceutical Research’ 2010 yılı Haziran sayısında yayınlanan araştırmada, üzüm çekirdeğindeki proantosiyanidin’lerin UV ışınla oluşturulan deri tümörü gelişimine karşı koruyucu etki gösterdiği saptanmıştır.
            • ‘Frontiers in Bioscience’, 2011 Haziran sayısında yayınlanan çalışmaya göre kombine edilmiş üzüm çekirdeği ekstresi ile resveratrol’un insan kolon kanser hücrelerini öldürmede etkinliğinin olduğu tespit edilmiştir.
            • C-reaktif protein düzeyleri, hem kalp hastalıkları hem de diyabet riskiyle ilgili bir iltihaplanma ölçüsüdür. İnflamasyon arttıkça kalp hastalığı riski artar. İngiltere’de yapılan ve sonuçları ‘Diabetes Medicine’ 2009 Mayıs sayısında yayınlanan araştırmaya göre 4 hafta boyunca günlük 600 mg üzüm çekirdeği ekstresi alımı C-reaktif proteininde önemli bir azalma sağlamıştır.
            Üzüm Çekirdeği Nasıl Kullanılır?

            Üzüm çekirdeği kullanımı taze olarak tüketimi dışında birkaç şekilde de alınabilir.
            Üzum Çekirdeği Tozu
            1 tatlı kaşığı üzüm çekirdegi tozu bal ya da yoğurtla karıştırılıp alınabilir. Açıkta satılan öğütülmüş üzüm çekirdeği kullanmaktan kaçınılmalıdır. Havayla temas etmesi üzüm çekirdeği tozunun sterilize özelliğini kaybetmesine neden olabilir. Günde bir avuç kuru üzüm yenilerek de üzüm çekirdeği alınabilir.
            Üzüm Çekirdeği Ekstresi
            Üzüm çekirdeği özü kapsül, tablet ve sıvı ekstre olarak satılmaktadır. %40 ila %80 proantosiyanidinler ya da %95 OPC içeren ürünler tercih edilmeli.
            Genel antioksidan aktivite için günlük 50 mg-200 mg,
            Kronik venöz yetmezlik için 150 mg-300 mg,
            Ödem için 200 mg-400mg (10 ila 30 gün)
            Üzüm çekirdeğinin bu tür kullanımı dışında kozmetik alanında kullanılan şekilleri de vardır. (üzüm çekirdeği kremi, şampuan, sabun gibi.)
            Üzüm Çekirdeğinin Zararları Varmıdır?

            Bilinen bir yan etkisi yoktur. Ancak herhangi bir rahatsızlık için ilaç tedavisi gören kişilerin doktorlarına danışarak kullanmaları daha doğru olur.

            Yorum yap


            • #7
              Üzüm Çekirdeği Ekstraktı

              Üzüm çekirdeği içeriğindeki proanthocyanidinler ile anti-ageing (hücre yenileyici), metabolizmaya destek ve anti-oksidan olarak bilinir. Diğer bir etkin olan resveratroller ise kan dolaşımını düzenleyici, kolesterol düşürücü, kalbi rahatlatıcı olarak bilinmektedir. Üzerine çok fazla bilimsel çalışma yapılmasıyla birlikte geleneksel tedavilerde de birçok hastalığa karşı kullanım alanı bulmaktadır.
              Hindistan da Jamia Hamdart üniversitesinde yapılan çalışmalarda;

              Üzüm çekirdeği ekstraktının, oksidatif stres ve sıçan derisindeki tümör gelişimi üzerindeki etkileri incelenmiş. İncelenen sonuçlar neticesinde uygun doz üzüm çekirdeği kullanıldığında doza bağlı olarak oksidatif strese karşı anti-oksidan görev yaptığı, lipid peroksidasyonunu ve xanthine oksidaz aktivitesini düşürdüğü belirtilmiştir. Dolayısıyla oksidatif strese bağlı kanserleşmeninde böylece önüne geçilmektedir. Ayrıca merkezi gıda teknolojileri enstitüsünün yaptığı araştırmalarda ethanolde elde edilen sıvı ekstraktınçok daha etkili olduğu belirtilmiştir.

              Ankara Gazi üniversitesinde diyabetli fareler üzerinde yapılan çalışmalarda;

              Üzüm çekirdeği ekstraktının anti-diyabetik ve antioksidan etkileri incelenmiş. Üzüm çekirdeği ekstraktının uygun dozda kullanıldığı da hipoglisemik (şeker düşürücü) ve anti- hiperglisemik (şeker yükselmesini önleyici) etki göstermiştir. Glikoz oksidaz metoduna göre kandaki şeker seviyesini düşürdüğü belirlenmiştir. Bununla birlikte karaciğeri koruduğu da gözlenmiştir. Detoksifikasyon ve anti-oksidan olarak diyabet hastalarında ve birçok hastalıktan korunmada tavsiye edilmektedir. Özelliklede içeriğindeki proanthocyanidin etkin maddesi pankreas salgılarını düzenleyerek hiperglisemi durumunda glisemik indeksi düzenlemektedir.

              Ankara üniversitesinde ise üzüm çekirdeği ekstarktının karaciğer hasarları üzerindeki etkileri incelenmiş. Aspartat trans amilaz, alanin transferaz ve glutathione gibi bazı karaciğer enzimleri üzerinde yapılan ölçümlerde dikkate alınarak sonuçlar incelenmiş ve karaciğeri serbest radikal hasarı gibi tahribat yaratan birçok sebepten koruduğu ortaya çıkarılmıştır. Karaciğeri koruma amaçlı vekaraciğer hastalıklarında özellikle kanserli durumlarda çok büyük destek teşkil etmektedir.
              İsviçre ve Brezilya da üzüm çekirdeği ekstraktının etkin maddesi olan proanthocyanidin in DNA yı deoksiribo nükleik hasardan koruduğu üzerine çalışmalar yapılmış. Antioksidan gücü sayesinde atherosclerosis (damar tıkanıklığı) ve kalp-damar hastalıklarını önlediği belirtilmiştir. DNA nın hasara uğramasıyla bedensel hücrelerin mutasyona uğramasında da DNA yı hasardan koruyucu anti-mutagenic aktivite gösterdiği belirtilmiştir. (6) Hindistan da Madras üniversitesinde ise üzüm çekirdeği ekstresinin oksidatif DNA hasarını önlediği gibi hücre yenileyici ve anti-ageing özellikleri olduğu belirtilmektedir. (8) Yine DNA hasarına karşı merkezi sinir sistemini koruyucu ve onarıcı etkileri de bilinmektedir.

              İspanya da Madrid üniversitesinde

              Üzüm çekirdeği ekstraktının sindirim ve bağırsak problemlerini önlemede etkili olduğu üzerine çalışmalar yapılmış. Sindirim problemleri üzerinde kullanılabileceği belirtilmiştir. Bağırsak hastalıklarında ve kanser türlerinde de kullanılmaktadır.(7) Amerika da yapılan başka bir çalışmada bunu desteklemektedir. Oksidatif stressin sebep olduğu mide hasarlarında içeriğindeki proanthocyanidin ile mide mukozasını koruduğu bilinmektedir.

              Amerika da Alabama üniversitesinde üzüm çekirdeği ekstresinin beyin üzerindeki etkileri incelenmiş. Proteomics analizi yapıldığında beyin proteinlerini düzenlediği, beyin hastalıklarında kullanılabileceği açıklanmıştır. Alzheimer gibi durumlarda da önerilmektedir.

              Arabistan da ve Japonya da üzüm çekirdeği ekstresinin kardiyovasküler sistem üzerindeki etkileri incelenmiş. İçeriğindeki proanthocyanidin etkin maddesinin kalp-damar sağlığını koruduğu özellikle serbest radikal hasarı ile ortaya çıkan doku yıpranmasının önüne geçilebildiği belirtilmiştir. Ayrıcakolesterole bağlı damar tıkanıklığını önlemede ve tedavisinde de kullanılmaktadır. Dokuların hasar görmesini önleyerek, hasar görerek normal bölünen hücrelerin anormalleşmesi ve kanser oluşumunun önüne geçilebilmesi için metabolizmaya güçlü bir destek oluşturmaktadır.


              Faydalı olduğu düşünülen hastalıklar:

              Damar sertiğini önleme ve damarları koruma etkisi vardır. Basur, hemoroid ve varis gibi toplardamar yetersizliklerinde kullanılır.

              Şişlikler ve alerjik ödemlerde faydalıdır.

              Damarların korunmasının yanında kolesterolün düşürülmesi konusunda destek sağlayarak kalbi korur. Kalp krizi riskini azaltır.

              İyi kolesterolün yükselmesine kötü kolesterolün azalmasına katkıda bulunur.

              Karaciğer hastalıkları ve kanın kendini yenilemesinde etkilidir.

              Her türlü akciğer hastalıklarında olumlu etkileri bilinmektedir.

              Yüksek tansiyonu önler. Şeker hastalığı olanlarda faydalıdır.

              Sedef ve egzama gibi deri rahatsızlıklarında etkilidir.

              Dişetinde kanama sorunu olanlar için faydalıdır.

              Alerjik hastalıklarda kullanılabilir.

              Görme gücünde yaşlanmaya bağlı bozulmayı azaltır

              Antı-agıng olarak yaşlanma etkilerinden korurken, cilt dokusunun elastikliğini korur ve kırışıklıkları da önler. Yaşlanma etkilerini azaltır.

              Yorum yap


              • #8
                YENİ ÜRÜN RESVERATROL OPC Kapsül Nedir faydaları nelerdir Klinik Araştırma Sonuçları

                Yorum yap

                Hazırlanıyor...
                X