Duyuru

Collapse

Devamını görüntüle
See less

Güve otu, Oregano, Dost, Origanum vulgare L.

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Güve otu, Oregano, Dost, Origanum vulgare L.

    Güve otu, Dost, Origanum vulgare L.
    Güve otu Dosthraut
    Kekik otu
    Dost otu
    Fare kabuğu kulağı otu
    Banyo otu
    Yabani Mercan köşk
    Fukara otu

    Familyası: Ballıbabagillerden, Lippenblütlerden, Lamiaceae (Labiatae)

    Drugları: Güve otu; Origani herba
    Güve otunun çiçek, yaprak ve taze sürgünleri çay yapımında ve eter yağı elde etmek için kullanılır.

    Giriş: Origanumgillerden Ballıbabagillerin bir alt grubu olup bu gruba 40 adet bitki dahildir. Bunlardan Mercan köşk ve Gazel otu ayrı ayrı incelenmektedir. Burada genlikle Akdeniz ülkelerinde yetişen Güve otunu incele-yeceğiz. Güve otu yetiştiği yöreye göre birçok alt gruba ayrılır. İsrail'de yetiştirilen Güve otu daha çok Thymol içerirken Türkiye'de yabani olarak yetişen Güve otu ise daha çok Carvacrol içerir ve Orta Avrupa'da gelişen Güve otunda ise bu iki eter yağı türevlerinden hiç bulunmaz.

    Botanik: Kökleri ince ve kazık kök olup aynı zamanda çevresine sürü-nerek yayılır ve kısa sürede bulunduğu yerde büyük bir küme oluşturur. Gövdesi dikine yükselir, dört köşeli, üzeri hafif tüylü, yeşil renkli, yer yer kırmızı dalgalar üzerini sarar, gövde yükseldikçe tepeye doğru çatallaşır, yaprakları karşılıklı, bir sonraki ile çapraz, yumurta şeklinde, uca doğru sivrice, alt yaprakları büyük yukarılara doğru küçüklü bu nedenle yap-rakları farklı büyüklüktedir. Bu nedenle yaprakları 2-10cm büyüklüğünde 1-6cm eninde olabilir ve kenarları genellikle düz, nadiren hafif kertikli ve hafif dalgalı ve de yeşil renktedir. Çiçeklerinin taç yaprakları iki dudaklı, alt dudak üç, üst dudak iki loplu, genellikle pembe, bazen de kan kırmızı veya nadiren beyaz renkte olabilir ve ortada 4 adet döllenme tozluğu bu-lunur ve de çiçekleri topluca bir arada, şemsiye gibi bir görünüm verirler.

    Yetiştirilmesi: Kuru meralar, güneşli bol gören yamaçlar, kireçli, kumlu ve taşlı toprakları sever ve buralarda rahatça yetişir. Güve otunun vatanı Doğu Akdeniz olmaları nedeni ile Türkiye'nin hemen hemen her bölge-sinde yetişir.

    Hasat zamanı: Haziran'dan Ekim'e kadar yerden 5-6cm yukarıdan kesilerek toplanır, demet yapılır, gölgelik, havalı ve güneşli yerde kuru-tulur. Güve otu kurutulduktan sonra sert odunsu gövdesi hariç yaprağı, çiçeği ve taze sürgünleri kıyılarak doğranır ve nemden, güneş ışığından uzakta özel kaplarda muhafaza edilir.
    Malesef şifalı bitkiler toplama, kurutma, paketleme ve depolama işlemleri sırasında çok yanlışlar yapılmaktadır. Bitkinin şifalı kısmı yaprak veya çiçekleri ise asla Güneş altında kurutulmaz ve mutlaka gölgede kuru-tulmalıdır. Ayrıca örneğin bitki 5 günde kurudu ise, 2 gün daha kurumada bırakmak mahzurludur, çünkü birleşimindeki eterik yağları kaybettiğinden kalitesi düşer. Sadece bitki kökleri Güneş'te kurutulur ve kurur kurumaz hemen paketlenip depolanması gerekir. Şifalı bitkilerin Aktarlar'da açıkta satılması kalitesini kısa sürede düşürür ve etkisini oldukca azaltır.

    Birleşimi: Birleşimindeki maddeleri önemine göre şöyle sıralayabiliriz;
    a) %0,15-0,5 oranında eter yağı içerir ve bunun da en önemlileri sırasına göre; Carvacrol %40-70, γ-Terpinen %5-15, β-Cymen %3-10, Thymol %2-5 ve α-Pinen %2-4, α-Terpinen %1-4 ve Myrcen %1-3 olarak sayabiliriz. Fakat Güve otunun yetiştiği yöreye göre birleşimindeki maddeler çok farklılık gösterebilir. Almanya'da yetişen Güve otunda Thymol ve Carvacarol bulunmaz. Güve otunun birleşimindeki maddeler Kekik otunun birleşimindeki maddelere çok benzer fakat Kekik otu Güve otundan 8-10 kat daha Eter yağı içerir bu nedenle Kekik otu daha etkilidir.
    b) %0,3-0,5 Flavonglikozitler içerir ve bunların hidrolizi sonucu Luteolin, Apigenin, Phonid ve Catechin meydana gelir.
    c) Fenilkarbonikasit türevleri; Vanillin asit, Tarçın asit, Kahvee asiti ve Rosmarin asit (Biberiye asidi) sayabiliriz.
    d) Ayrıca Tanenler %5-10 ve Acı maddeler içerir.

    Araştırmalar: Türkiye'de yetişen beş Güve otunun Eterik yağı (Uçucu yağı) ile bağırsaklardaki E-coli, Salmonella, CANDİDA albicans gibi mantarve bakterilere karşı yapılan deneyde bu bakterileri ve mantarları zararsız hale getirdiği görülmüştür. (H.HB.VI.961). Güve otu esansı (eterik yağı) ile yapılan deneylerde küf mantarının ve besin maddelerinin kokuşması ve de bozulmasına neden olan mantar ve bakterileri %1 Güve eterik yağı içeren etanol önlediği tespit edilmiştir. Küf mantarları, maya mantarları (genellikle Candida albicans) ve bakteri türlerinden 22 çeşit mikroorganizmayı zararsız hale getirdiği tespit edilmiştir. Bu araştırmalar yeterli olmayıp devamı beklenmektedir.

    Tesir şekli: Terletici, balgam söktürücü, antibiyotik (mikropları öldürücü), iltihapları önleyici, antimikotik (mantarların gelişmesini önleyici), gaz söktürücü ve idrar artırıcıdır.

    Kullanılması:
    a) Araştırmalara göre CANDİDA'YA (bağırsak mantarları) en etkili bitkidir ve her türlü bakterileri karşı kullanılır.
    b) Komisyon E'nin yayınladığı Monografiye göre öksürük, bronşit, şiş-kinlik, idrar yolları rahatsızlıkları, safra yetmezliği, romatizma, adet anormallikleri ve sıracaya karşı kullanılır.
    c) Halk arasında özellikleri nefes yolları rahatsızlıklarından; üşütme, öksürük ve bronşları üşütmeye karşı, sindirim sistemi rahatsızlık-larından; mide ve bağırsak krampları, iştahsızlık, kabızlık ve hazım zafiyetine karşı kullanılır.

    Açıklama: Güve otu kurutulduktan sonra ezilerek veya öğütülerek Güve otu unu (tozu) elde edilmiştir ve buna su katılarak lapa haline getirilir. Bu lapa 23C˚'de 30 gün süreyle gözetim altında bulundurulur ve hiçbir küflenme, kokuşma ve bozulma görülmez. Önceden bozulması için küf mantarı (asperigillus parasilicus) katılmasına rağmen oysa diğer baha-ratların hemen bozuldukları görülmüştür ama Güve otu lapası bozul-mamıştır. Doğrusu bu bitkinin neden Güve otu olduğunu anlamamış ve başka bir isimle anılmasının doğru olmayacağını bir ay düşünmüştüm fakat yapılan araştırmalardan da anlaşılacağı üzere Güve otunun mantar ve bakteri çeşitlerini zararsız hale getirdiğindir.

    Çayı: Bir yemek kaşığı Güve otundan demliğe konur ve üzerine 300-400ml kaynar su ilave edilir ve 5-10dk demlendikten sonra süzülerek içilir.

    Çay Harmanları;

    Böbrek ve mesane çayı;
    >30 gr Güve otu
    >30 gr Altın başak otu
    >20 gr Huş yaprağı
    >20 gr Isırgan otu

    Mide ve bağırsak çayı;
    >40 gr Güve otu
    >20 gr Kazotu
    >20 gr Melek otu kökü
    >20 gr Çentiyan kökü

    Bağırsak çayı
    >40 gr Güveotu
    >30 gr Çobançantasıotu
    >20 gr Kekikotu
    >10 gr Kimyon

    Mide ve bağırsak çayı;
    >40 gr Güve otu
    >20 gr Meyan kökü
    >20 gr Melek otu kökü
    >20 gr Çentiyan kökü

    Gökçek Antiseptik çay;
    >20 gr Güveotu
    >20 gr Kılıç otu
    >20 gr Papatya çiçeği
    >20 gr Sabun otu
    >20 gr Kekik otu

    Gökçek Öksürük çayı;
    >20 gr Sinirli ot
    >20 gr Sabun otu kökü
    >20 gr Güveotu
    >10 gr Mürver çiçeği
    >10 gr Ihlamur çiçeği
    >20 gr Kekik otu

    Gökçek Öksürük çayı;
    >30 gr Güveotu
    >20 gr Öksürük otu
    >20 gr Mürver çiçeği
    >10 gr Sabun otu kökü
    >10 gr Yavşan otu
    >10 gr Boz otu

    Gökçek Öksürük çayı;
    >20 gr Sabun otu kökü
    >30 gr Güveotu
    >30 gr Sinirli ot
    >10 gr Ihlamur çiçeği
    >10 gr Mürver çiçeği

    Aroma tedavisi: Güve otu su buharı destilasyonu (damıtılması) ile eterik yağı (Uçucu yağı) elde edilir. güve otu yağının başta; grip, ateşli bulaşıcı hastalıklar, bronşit, boğmaca, astım, sinüzit, hafıza zafiyeti ve iştahsızlığa tesirli olduğu iddia edilmektedir. Güve otu yağı çok etkili olduğundan 1-2damla 1 kesme şekere damlatılarak alınır.

    Masaj yağı: 10 damla Güve otu yağı, 20 damla Biberiye yağı, 50ml Kılıç otu yağı ile karıştırılarak masaj yağı elde edilir ve masaj yapılır.

    Banyosu: Bir avuç dolusu Güve otuna (100-200gr ) 1lt kaynar su ilave edilir ve 5-10dk demlenmeye bırakıldıktan sonra banyo küvetine dökülür ve küvet yarıya kadar doldurularak 15-20dk banyo yapılır ve 30dk dinlenilir.

    Baharatı: Güve otu genellikle et, tavuk ve balık yemekleri ile çorbalara katılır.

    Yan tesirleri: Bilinen bir yan estir yoktur.


  • #2


    Origanum vulgare Oregano, Pot Marjoram PFAF Plant Database

    Edible Shrubs provides detailed information, attractively presented, on over 70 shrub species. They have been selected to provide a mix of different plant sizes and growing conditions. Most provide delicious and nutritious fruit, but many also have edible leaves, seeds, flowers, stems or roots, or they yield edible or useful oil.

    Origanum vulgare - L.
    Origanum vulgare is a PERENNIAL growing to 0.6 m (2ft) by 0.8 m (2ft 7in) at a medium rate.
    It is hardy to zone (UK) 5 and is not frost tender. It is in flower from July to September, and the seeds ripen from August to October. The species is hermaphrodite (has both male and female organs) and is pollinated by Bees, Lepidoptera (Moths & Butterflies).
    It is noted for attracting wildlife. Suitable for: light (sandy), medium (loamy) and heavy (clay) soils, prefers well-drained soil and can grow in nutritionally poor soil. Suitable pH: acid, neutral and basic (alkaline) soils. It can grow in semi-shade (light woodland) or no shade. It prefers dry or moist soil. The plant can tolerates strong winds but not maritime exposure. Edible Uses

    Leaves - raw or cooked as a potherb[5, 52, 183]. Oregano is an important flavouring herb in Mediterranean cookery, and is often used dried rather than fresh[238]. The leaves are used as a flavouring for salad dressings, vegetables and legumes, and are frequently included in strongly flavoured dishes with chillies, garlic, onions etc[2, 13, 21, 27, 183, 238]. A nutritional analysis is available[218]. Much of the commercially available dried oregano does not come from this plant but from a number of different, often unrelated plants[238]. These include Lippia graveolens, L. palmeri and Origanum syriacum[238]. A herb tea is made from the dried leaves and flowering stems[183, 207, 238].

    Leaves (Dry weight)
    • 306 Calories per 100g
    • Water : 7.2%
    • Protein: 11g; Fat: 10.2g; Carbohydrate: 64.4g; Fibre: 15g; Ash: 7.2g;
    • Minerals - Calcium: 1576mg; Phosphorus: 200mg; Iron: 44mg; Magnesium: 270mg; Sodium: 15mg; Potassium: 1669mg; Zinc: 4.4mg;
    • Vitamins - A: 6903mg; Thiamine (B1): 0.34mg; Riboflavin (B2): 0mg; Niacin: 6.2mg; B6: 0mg; C: 0mg;
    • Reference: [ 218]
    • Notes:
    Medicinal Uses

    Plants For A Future can not take any responsibility for any adverse effects from the use of plants. Always seek advice from a professional before using a plant medicinally.
    Antirheumatic; Antiseptic; Antispasmodic; Aromatherapy; Carminative; Cholagogue; Diaphoretic; Emmenagogue;
    Expectorant; Odontalgic; Parasiticide; Stimulant; Stomachic; Tonic.

    Oregano has been used as a culinary and medicinal herb for thousands of years. It has a beneficial effect upon the digestive and respiratory systems and is also used to promote menstruation[254]. It should not be used medicinally by pregnant women though it is perfectly safe in small amounts for culinary purposes[254]. The leaves and flowering stems are strongly antiseptic, antispasmodic, carminative, cholagogue, diaphoretic, emmenagogue, expectorant, stimulant, stomachic and mildly tonic[4, 7, 9, 21, 254]. The plant is taken internally in the treatment of colds, influenza, mild feverish illnesses, indigestion, stomach upsets and painful menstruation[238]. It is strongly sedative and should not be taken in large doses, though mild teas have a soothing effect and aid restful sleep[244]. It should not be prescribed for pregnant women[238]. Externally, oregano is used to treat bronchitis, asthma, arthritis and muscular pain[238]. The plant can be used fresh or dried - harvest the whole plant (but not the roots) in late summer to dry and store for winter use[244]. Oregano is often used in the form of an essential oil that is distilled from the flowering plant[4]. A few drops of the essential oil, put on cotton wool and placed in the hollow of an aching tooth, frequently relieves the pain of toothache[4, 207]. This plant is one of the best natural antiseptics because of its high thymol content[7]. The essential oil is used in aromatherapy to treat the same kinds of complaints that the herb is used for[238].

    An essential oil from the plant is used as a food flavouring, in soaps and perfumery[115, 171]. The herb contains 0.15 - 0.4% essential oil[218] and makes good herbal pillows and baths[244]. The plant was formerly used as a strewing herb[201]. The essential oil has also been used to kill lice, though some caution is advised since it can cause skin irritations[238]. A red or purple dye is obtained from the flowering tops[4, 7, 13, 100], it is neither brilliant nor durable[115]. The plant repels ants[46]. The growing plant repels many insect pests so it is a good plant to grow in the vegetable area[201]. A useful ground cover for sunny positions, forming a slowly spreading clump[197, K]. Plants should be spaced about 30cm apart each way[208]. Cultivation details

    Landscape Uses:Border, Container, Ground cover, Rock garden, Seashore. Requires a rather dry, warm, well-drained soil in full sun, but is not fussy as to soil type, thriving on chalk[1, 27]. Prefers slightly alkaline conditions[200]. Tolerates poor soils[24]. Dislikes wet soils[37]. Hardy to about -20°c[187]. Oregano has a long history of culinary and medicinal use and is often cultivated in modern gardens as a culinary herb, there are some named varieties[183, 187, 238, 244]. Plants growing near the sea have the most fragrance[7]. A good companion plant, improving the flavour of nearby plants[201]. The flowers are very attractive to bees and butterflies[5, 30]. A good companion for the cucumber family[14], it is beneficial to all nearby plants[20]. The whole plant has a sweet yet slightly peppery aroma[245]. Members of this genus are rarely if ever troubled by browsing deer[233]. Special Features: Attractive foliage, Fragrant foliage, Not North American native, Attracts butterflies, Suitable for cut flowers, Suitable for dried flowers, Fragrant flowers. Temperature Converter

    Type a value in the Celsius field to convert the value to Fahrenheit:

    Fahrenheit: Plants For A Future have a number of books available in paperback and digital form. Book titles includeEdible Plants, Edible Perennials, Edible Trees, and Woodland Gardening. Our new book to be released soon isEdible Shrubs. Propagation

    Seed - sow early spring at 10 - 13°c and only just cover the seed. Germination usually takes place within 2 weeks. Prick out the seedlings into individual pots when they are large enough to handle and plant them out into their permanent positions in early summer. The seed can also be sown in situ in late spring. Division in March or October. Very easy, larger divisions can be planted out direct into their permanent positions. We have found that it is better to pot up the smaller divisions and grow them on in light shade in a cold frame until they are well established before planting them out in late spring or early summer. Basal cuttings of young barren shoots in June. Very easy. Harvest the shoots with plenty of underground stem when they are about 8 - 10cm above the ground. Pot them up into individual pots and keep them in light shade in a cold frame or greenhouse until they are rooting well. Plant them out in the summer. Other Names

    If available other names are mentioned here Found In

    Countries where the plant has been found are listed here if the information is available Weed Potential

    Right plant wrong place. We are currently updating this section. Please note that a plant may be invasive in one area but may not in your area so it’s worth checking.
    Related Plants
    Origanum compactum 1 0
    Origanum dictamnus Dittany Of Crete, Hop Marjoram 2 1
    Origanum glandulosum 1 0
    Origanum isthmicum 1 0
    Origanum majorana Sweet Marjoram 3 3
    Origanum onites Pot Marjoram 3 1
    Origanum syriacum Bible Hyssop 2 0
    Origanum virens 1 0
    Origanum vulgare hirtum Greek Oregano 4 3
    Origanum x hybridum 1 0
    Origanum x majoricum Hardy Marjoram 2 2

    Yorum yap


    • #3

      Origanum vulgare Kekik, Pot Mercanköşk PFAF Bitki Veritabanı Yenilebilir Çalılar, 70'den fazla çalı türü hakkında çekici bir şekilde sunulan ayrıntılı bilgiler sunar. Farklı bitki büyüklükleri ve yetiştirme koşullarının bir karışımını sağlamak için seçildiler. Birçoğu lezzetli ve besleyici meyve sağlar, ancak çoğunda ayrıca yenilebilir yapraklar, tohumlar, çiçekler, saplar veya kökler bulunur veya yenilebilir veya faydalı yağ verir. Origanum vulgare - L. Origanum vulgare, orta oranda 0,6 m'ye (2ft 7in) 0,6 m'ye (2ft) kadar büyüyen bir PERENNİ'dir. Bölge 5'e (UK) 5 dayanıklıdır ve donma ihalesi değildir. Temmuz-eylül ayları arasında çiçektir ve tohumlar ağustos ayından ekim ayına kadar olgunlaşır. Türler hermafrodittir (hem erkek hem de dişi organlara sahiptir) ve Arılar, Lepidoptera (Güveler ve Kelebekler) ile tozlanır. Yaban hayatı çekmek için dikkat çekti. Şunlar için uygundur: hafif (kumlu), orta (loamy) ve ağır (kil) topraklar, iyi drene olmuş toprakları tercih eder ve besleyici olarak zayıf topraklarda yetişebilir. Uygun pH: asit, nötr ve bazik (alkali) topraklar. Yarı gölgede (açık ormanlık) veya gölgesiz olarak büyüyebilir. Kuru veya nemli toprağı tercih eder. Tesis güçlü rüzgarlara tolerans gösterebilir ancak denizlere maruz kalmayabilir. Yenilebilir Kullanımlar Yapraklar - çiğ ya da bir potherb olarak pişirilir [5, 52, 183]. Kekik, Akdeniz mutfağında önemli bir lezzet otudur ve genellikle taze değil, kuru kullanılır. Yapraklar salata sosları, sebzeler ve baklagiller için bir tatlandırıcı olarak kullanılır ve sık sık biber, sarımsak, soğan vb. Bir beslenme analizi mevcuttur [218]. Ticari olarak temin edilebilen kurutulmuş kekiklerin çoğu, bu bitkiden değil, çoğu farklı, ilgisiz bitkilerden gel ir [238]. Bunlar arasında Lippia graveolens, L. palmeri ve Origanum syriacum [238]. Bir bitki çayı kurutulmuş yapraklardan yapılır ve çiçeklenme sapları [183,

      Yapraklar (Kuru ağırlık) 100g başına 306 Kalori Su:% 7.2 Protein: 11 g; Yağ: 10.2 g; Karbonhidrat: 64.4 g; Elyaf: 15 g; Kül: 7.2 g; Mineraller - Kalsiyum: 1576mg; Fosfor: 200 mg; Demir: 44mg; Magnezyum: 270mg; Sodyum: 15mg; Potasyum: 1669mg; Çinko: 4.4mg; Vitaminler - A: 6903mg; Tiamin (B1): 0.34mg; Riboflavin (B2): 0 mg; Niasin: 6.2 mg; B6: 0 mg; C: 0 mg; Tıbbi Kullanımlar Gelecek İçin Bitkiler, bitki kullanımından kaynaklanan olumsuz etkilerden dolayı sorumluluk kabul edemez. Bir bitkiyi tıbbi olarak kullanmadan önce daima bir profesyonelden tavsiye alın. antiromatizmal; Antiseptik; Anti spazmodik;

      Aromaterapi; carminative; cholagogue; Terletici; Emmenagogue; balgam söktürücü; Diş ağrısı; parasiticide; Uyarıcı; mide için; Tonik. Kekik, binlerce yıldır mutfak ve şifalı bir bitki olarak kullanılmıştır. Sindirim sistemi ve solunum sistemi üzerinde faydalı bir etkiye sahiptir ve menstrüasyonun ilerletilmesinde de kullanılır [254]. Hamile kadınlar tarafından tıbbi olarak kullanılmamalıdır, ancak mutfak amaçları için küçük miktarlarda tamamen güvenlidir [254]. Yaprakları ve çiçeklenme gövdeleri kuvvetle antiseptik, antispazmodik, kirletici, kolagog, terletici, emmenagog, balgam söktürücü, uyarıcı, mide ve hafif toniktir [4, 7, 9, 21, 254]. Bitki soğuk algınlığı, grip, hafif ateşli hastalıklar, hazımsızlık, mide rahatsızlıkları ve ağrılı menstrüasyon tedavisinde içten alınır [238]. Çok sakinleştiricidir ve hafif çayların yatıştırıcı bir etkisi olmasına ve dinlenmeye yardımcı olmasına rağmen, yüksek dozlarda alınmamalıdır. [244] uyku. Hamile kadınlar için reçete edilmemelidir [238]. Dışarıdan, kekik bronşit, astım, artrit ve kas ağrısını tedavi etmek için kullanılır [238]. Bitki taze veya kurutulmuş olarak kullanılabilir - tüm bitkinin (ancak köklerin değil) yaz mevsiminde kurutulması ve kış kullanımı için depolanması için hasat edin [244]. Kekik genellikle çiçeklenme bitkisinden damıtılan uçucu bir yağ şeklinde kullanılır [4]. Pamuk yününe konan ve ağrıyan bir dişin çukuruna yerleştirilen uçucu yağın birkaç damlası, diş ağrısını sık sık hafifletir [4, 207]. Bu bitki, yüksek timol içeriğinden dolayı en iyi doğal antiseptiklerden biridir [7]. Esansiyel yağ, aromaterapide, ot için kullanılan aynı tür şikayetleri tedavi etmek için kullanılır [238]. Bitkiden elde edilen esansiyel bir yağ, sabun ve parfümlerde, gıda aroması olarak kullanılır [115, 171]. Bitki% 0.15 - 0.4 oranında esansiyel yağ [218] içerir ve iyi bitkisel yastıklar ve banyolar yapar [244]. Bitki eskiden bir demleme otu olarak kullanıldı [201]. Esansiyel yağ da bitleri öldürmek için kullanılmış olmasına rağmen, cilt tahrişlerine neden olabileceği için bazı uyarılar önerilmiştir [238]. Çiçekli tepelerden [4, 7, 13, 100] kırmızı veya mor bir boya elde edilir, ne parlak ne de dayanıklıdır [115]. Bitki karıncaları kovuyor [46]. Büyüyen bitki birçok haşere zararlılarını uzaklaştırır, bu nedenle sebze alanında yetişmesi iyi bir bitkidir [201]. Yavaşça yayılan bir yığın oluşturan, güneşli pozisyonlar için kullanışlı bir zemin örtüsü [197, K]. Bitkiler her yoldan yaklaşık 30 cm aralıklarla yerleştirilmelidir [208].

      Yetiştirme detayları Peyzaj Kullanım Alanları: Sınır, Konteynır, Zemin örtüsü, Kaya bahçesi, Deniz kıyısı. Tam güneşte oldukça kuru, ılık, iyi drene toprak gerektirir, ancak toprak tipine göre telaşlı değildir, tebeşirle gelişir [1, 27]. Hafif alkali koşulları tercih eder [200]. Fakir toprakları tolere eder [24]. Islak toprakları beğenmez [37]. Hardy ila -20 ° C [187]. Kekik, uzun bir mutfak ve tıbbi kullanım geçmişine sahiptir ve sık sık modern bahçelerde mutfak bitkisi olarak yetiştirilir, bazı adlandırılmış çeşitler vardır [183, 187, 238, 244]. Denize yakın büyüyen bitkiler en fazla kokuya sahiptir [7]. Yakındaki bitkilerin lezzetini artıran iyi bir eşlik eden bitki [201]. Çiçekler arılar ve kelebekler için çok çekicidir [5, 30]. Salatalık ailesi için iyi bir arkadaştır [14], yakındaki tüm bitkilere [20] faydalıdır. Bütün bitkinin tatlı ancak hafif biberli bir aroması vardır [245]. Bu cinsin üyeleri nadiren nadiren dolaşırlar [233]. Özel Özellikler: Cazip yapraklar, Kokulu yapraklar, Kuzey Amerika yerlisi değil, Kelebekleri çeker, Kesme çiçekler için uygun, Kuru çiçekler için uygun, Kokulu çiçekler. Sıcaklık dönüştürücü Değeri Fahrenheit'e dönüştürmek için Santigrat alanına bir değer yazın: Fahrenheit: Gelecek İçin Bitkiler, ciltsiz ve dijital formda mevcut çok sayıda kitaba sahiptir. Kitap başlıkları, Yenilebilir Bitkiler, Yenilebilir Çok Yıllık Bitkiler, Yenilebilir Ağaçlar ve Ormanlık Bahçeciliği içerir. Yakında çıkacak yeni kitabımızEdible Çalılıklar. Yayılma Tohum - 10 - 13 ° C de erken ilkbaharda ekin ve sadece sadece tohum kapağı. Çimlenme genellikle 2 hafta içinde gerçekleşir. Fideleri, yaz başlarında işlemek ve kalıcı konumlarına yerleştirmek için yeterince büyük olduklarında tek tek saksılara batırın. Tohum ayrıca ilkbahar sonunda yerinde ekilebilir. Mart veya Ekim aylarında bölünme. Çok kolay, daha büyük bölümler doğrudan kalıcı konumlarına yerleştirilebilir. İlkbaharın sonlarına veya yazın başlarına ekilmeden önce, daha küçük bölümleri saklamanın ve bunları soğuk bir çerçevede hafif gölgede büyütmenin daha iyi olduğunu bulduk. Haziran ayında genç çorak bazal kesimler vuruyor. Çok kolay. Sürgünleri bol miktarda yeraltı sapıyla, yerden yaklaşık 8 - 10 cm yükseklikte toplayın. Bunları ayrı ayrı tencerelerde saklayın ve iyi kökleninceye kadar soğuk bir çerçevede veya serada hafif gölgede tutun. Yaz aylarında onları bitki. Diğer isimler
      Eğer varsa diğer isimler burada belirtilmiştir. Bilgi mevcutsa, tesisin bulunduğu ülkeler burada listelenmiştir. Yabancı Ot Potansiyeli Doğru bitki yanlış yer. Şu anda bu bölümü güncelliyoruz. Bir bitkinin bir alanda istilacı olabileceğini, ancak sizin bölgenizde bulunmayabileceğini ve bu nedenle kontrol edilmeye değer olduğunu lütfen unutmayın.

      Yorum yap


      • #4
        Güve otu ( Origanum vulgare ) esansiyel yağı içine alan nanoemülsiyonların antifungal aktivitesi : in vitroçalışma ve Minas Padrão peynirinde uygulama

        Eser bağlantılar açık katlamalı paneliCarolina M. Bedoya-Serna birGustavo C Dacanal birAndrezza M. Fernandes bSamantha C Pinho a
        Daha fazla göster
        https://doi.org/10.1016/j.bjm.2018.05.004Hak ve içerik alın
        Creative Commons lisansı altında
        açık Erişim soyut


        Bu çalışmanın amacı , hem in vitro hem de Minas Padrão peyniri üzerine tatbik edildikten sonra kekik esansiyel yağı ( Origanum vulgare ) içeren nanoemülsiyonlarınantifungal aktivitesini değerlendirmektir . Nanodispersiyonlar faz inversiyon sıcaklığı metodu ile elde edildi . Cladosporium sp., Fusarium sp. Ve Penicillium sp. cinsler peynir örneklerinden izole edildi ve antifungal etkinliği değerlendirmek için kullanıldı. Minimal inhibitör konsantrasyonlarkapsüllenmemiş ve kapsüllenmiş kekik esansiyel yağı tespit edildi ve bunlar mantar türüne bağlı olarak esansiyel yağın kapsüllenmesinden etkilendi . Nano kapsüllenmiş kekik esansiyel yağının peynir dilimlerindeki antifungal aktivitesi , matriste uygulandığında , MIC'lerinetkisine dair kanıt göstermedi . Diğer yandan, su aktivitesindeki artıştan dolayı nanoemülsiyonun peynir ile temas süresinin bir etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Nano kapsüllenmiş kekik esansiyel yağının, değerlendirilen üç tür mantara karşı önleyici bir etkiye sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Depolama sıcaklığı gibi çevresel parametreler varsave su aktivitesi kontrol edildi, kekik yağının nanoemülsiyonlarının inhibe edici etkisi büyük ölçüde geliştirilebilir ve Minas Padrão peynirinin mantar bulaşmasına karşı korunmasında potansiyel bir alternatifolarak sunulabilir .
        • Önceki makale sayısında
        • Sonraki makale sayısında
        Anahtar kelimeler

        Sert peynir
        Antifungal aktivite
        Kekik esansiyel yağı
        nanodispersiyonlar Giriş

        Esansiyel yağlar, bitkisel özelliklerden elde edilen, yüksek uçuculukları ve karmaşık kompozisyonları ile karakterize edilen aromatik bileşiklerdir . 1 Bilinen antimikrobiyal ve antifungal etkilerinden dolayı, farmasötik, gıda , zirai ve kozmetik ürünlerinde yaygın olarak kullanıldığı düşünülmektedir . 1 , 2

        İle ilgili olarak , antifungal aktivite , çeşitli çalışmalar göstermiştir potansiyeli çeşitli türlerinin çoğalmasını inhibe etmek için uçucu yağların mantar gibi gıda ürünleri, Aspergillus , Microsporum , Mucor , Penicillium , Eurotium , Debaryomyces , Pichia , Zygosaccharomyces ve Candida . 3 , 4 , 5 , 6

        Kekik önleyebileceği gibi uçucu yağ, nedeniyle antifungal özellikleriyle en incelenmiştir uçucu yağlar arasında yer alan büyüme geniş bir spektrum gibi mantarlarınAspergillussp., Fusarium sp., VePenicilliumsp. 7,8,9,10,11Kekik esansiyel yağı esasen carvacrol, timol , cymene ve terpinene'den oluşur. 12,13Gıda muhafazasında kullanımına duyulan ilginin artması, tüketicilerin gıdalardaki sentetik koruyucuların benzer etkiye sahip doğal maddelerle ikame edilmesine yönelik taleplerinden kaynaklanmaktadır. 14 , 15

        Görünümünde bir teknolojik açıdan gibi uçucu yağlar uygulama gıda koruyucu güçlü nedeniyle bazı dezavantajları koku ve lezzet olabilir, etkileyen ürünün organoleptik özelliklerini. 16 Ayrıca, uçucu yağlar oksidasyon , uçucu hale getirme , ısıtma ve ışığa 17 maruz bırakılma yoluyla kolayca bozunur ve hidrofilik ortamda dağılması zordur. 18 Bu dezavantajların üstesinden gelmek için nano kapsüllemeUçucu yağların sulu formülasyonlarda dağılabilirliğini arttırdığı, depolama sırasında kimyasal stabiliteyi arttırdığı, organoleptik değişiklikleri en aza indirdiği ve bazı durumlarda antimikrobiyal etkilerini geliştirdiği için teknikler önerilmiştir. 19 Boyutlarının çok küçük olması nedeniyle nanoyapılar, pasif hücresel emilim mekanizmalarında bir artışa yol açabilir , böylece kütle transfer direncini azaltır ve antimikrobiyal aktiviteyi arttırır. 20

        Üretilebilir nanoyapılarda arasında bulunmaktadır nanoemülsiyonlar olan emülsiyonlar 20-200 ortalama damlacık boyutu ile nm. Nanoemülsiyonlar yüksek kinetik stabilite sergilerler ve bu nedenle uzun süreli depolama için kararlıdırlar. 2150 nm'den küçük ortalama damlacık boyutlarına sahip nanoemülsiyonları elde etmek için kullanılan üretim yöntemleri arasında, faz inversiyon sıcaklığı (PIT) metodu gibi düşük enerjili metotlar vardır . Bu tür yöntemler, iyonik olmayan polietoksillenmiş yüzey aktif cisimlerinin sıcaklıkla çözünürlüğündekideğişikliklere dayanmaktadır . 22 , 23 .

        Minas Padrão, Brezilya'da yoğun olarak tüketilen preslenmiş, yarı sert kurutulmuş bir peynirdir . 24 Pastörize süt ile üretilir ve karakteristik renk , koku ve tada sahiptir. 25 , 26 Depolama ve ticarileştirme sırasında soğutma gerektiren bir üründür , çünkü daha yüksek sıcaklıklar kalitesini düşürebilir. 27 , bir olgunlaşmış bir ürün olduğu için, patojenik kirlenmeye karşı hassas olan bakteri sırasında ve mantar olgunlaşmasısüreci. Mevcut Brezilya mevzuatı, mantarların bulaşma riskini sınırlamadığından, bu durum ciddi bir endişe kaynağı olabilir.

        Bu nedenle, doğal içerik maddelerine olan artan tüketici talebini ve gıda muhafazasında esansiyel yağları kullanma olasılığını göz önünde bulundurarak, bu çalışmanın amacı, hem in vitro hem de Minas Padrão peynirinde nanoemülsiyonlarla kaplanmış kekik esansiyel yağının antifungal etkisini değerlendirmekti . Malzemeler ve yöntemler


        Nanoemülsiyonlar , Origanum vulgare esansiyel yağı (Ferquima, Cotia, SP, Brezilya) ve ayçiçek yağı (Cargill, Mairinque, SP, Brezilya) kullanılarak üretildi . Kullanılan yüzey aktif maddeler, PEG-40 hidroksile hint yağı ( Ricinus communis ) (Cremophor RH 40, BASF, Ludwigshafen, Almanya), polioksietilen 4-loril eter (Brij 30, Sigma-Aldrich, St Louis, MO, EUA) ve sorbitan monooleat idi. (Span 80, Sigma-Aldrich, St. Louis, MO, ABD). Çalışma boyunca ultra saf su (Direct Q3, Millipore, Billerica, MA, ABD) kullanıldı.

        İzole edilmesi ve tanımlanması için mantar ile ilgili peynir örnekleri , dikloran Rose Bengal agar (DRBC) ağar (Acumedia, Neogen, Sao Paulo, Brezilya), kloramfenikol dekstroz patates ağar , (DPA, Acumedia, Neogen, Sao Paulo Brezilya) ve kloramfenikol (Homeopatia Ouro Preto, Pirassununga, SP, Brezilya) kullanıldı. Nanoemülsiyon üretimi


        Nanoemülsiyonlar, Moraes-Lovison ve arkadaşlarına göre PIT yöntemiyle üretildi. 28 . Nanoemülsiyonların bileşenleri (ayçiçeği yağı, yüzey aktif maddeler, deiyonize su ve kekik esansiyel yağı) karıştırıldı ve 1350 rpm'de manyetik olarak karıştırıldı ve bu karışım 65 ° C'ye ısıtıldı . Üretilen nanoemülsiyonların iki formülasyonu Tablo 1'deaçıklanmaktadır . Daha sonra, bu karışım, dispersiyonu , 3 ° C'de suyla soğutulan ceketli kaplara , manyetik karıştırma altında , oda sıcaklığına ulaşana kadar (soğutma hızı: 10 ° C / dak) yerleştirerek hızlı bir şekilde soğutuldu . Isıtma / soğutma döngüleri iki kez tekrarlandı.

        Tablo 1 . Kekik esansiyel yağı içine alan nanoemülsiyonların formülasyonu .
        % 13
        - Cremophor RH 40 (% 9, 75)
        - Brij 30 (% 3,25)
        % 6.5
        - SO bir (% 3.25)
        - OO bir (% 3.25)
        % 80.5
        - Deiyonize su
        % 20
        - Cremophor RH 40 (% 12)
        - Açıklık 80 (% 8)
        % 10
        - SO (% 5)
        -% 0 (% 5)
        % 70
        - Deiyonize su
        bir SO = ayçiçeği yağı; OO = kekik yağı. Minas Padrão peynir örneklerinde mantarların izolasyonu ve tanımlanması


        Mantarla bulaşan on sekiz örnek Minas Padrão peyniri elde edildi. Mantarlar , peynirin hem yüzeyinden hem de iç kısmından izole edildi . Daha önce homojenize edilmiş ve seyreltilmiş her kirlenmiş peynir numunesinden (yüzey ve iç) 10 g'lık bir kütle, DRBC agar üzerinde aşılandı ve 7 gün 25 ° C'de inkübe edildi . Patatesdekstroz + kloramfenikol (PDA + C) agarında farklı morfolojik tipteki koloniler izoleedildi ve mikrokültür tekniği ile tanımlandıktan sonra mantarlar cinslere göre sınıflandırıldı. 29 Değerlendirilmesi İn vitro nanoemülsiyonlar antifungal aktivitesi


        İn vitro inhibe edici aktiviteyi değerlendirmek için , kapsüllenmemiş kekik esansiyel yağı ve kekik esansiyel yağının nanoemülsiyonları test edilmiştir. Kullanılan kekik esansiyel yağı konsantrasyonları Tablo 2'de gösterilmektedir .

        Tablo 2 . İn vitro deneylerde kullanılan kapsüllenmemiş ve nano-emülsifiye edilmiş kekik esansiyel yağı konsantrasyonları .
        0,05-0,3 0,16-0,5
        0.1-0.5 0,03-0,5
        0.1-0.5 0,16-2,5
        Bir birim 0.1 ml spor süspansiyonu her mantar ( Cladosporium sp., Fusarium sp., Ya da Penicillium sp.), 10 ila ihtiva eden 4 ve 10 5 patates dekstroz agar içinde sporlar / ml + kloramfenikol (PDA + C) Her bir sigara içeren kapsüllenmiş esansiyel yağ veya nanoemülsiyonlar Petri kaplarına yayıldı. Aşılanan yemekler, 7 gün boyunca 25 ° C'de inkübe edildi . 30 İnhibitör aktivite, mantar büyümesinin varlığı veya yokluğu ile belirlenmiştir . Minimum inhibitör konsantrasyon(MİK), mantar büyümesinin olmadığı enkapsüllenmemiş yağ veya nanoemülsiyon konsantrasyonu olarak belirlenmiştir. 30 Bütün deneyler iki kopya halinde yapıldı. Nanoemülsiyonların antifungal aktivitesinin peynir dilimlerinde değerlendirilmesi


        Minas Padrão peynirinin dilimleri (2 mm kalınlığında ve 50 mm çapında, daha önce 60 dakika boyunca UV ışığına maruz kalmış ) nanoemülsiyonların dispersiyonlarına batırılmıştır. Daldırma için kullanılan işlemler , kontrol, seyreltilmemiş nanoemülsiyon, MİK , nanoemülsiyon formülasyon A ve nanoemülsiyon formülasyon B'dir. İşlemler, Tablo 3'te tarif edilmiştir .

        Tablo 3 . Peynir dilimlerinde kullanılan tedaviler .
        Emülsiyon yok
        Seyreltilmemiş nanoemülsiyon A 1 : 42,1
        MIC A MIC A Cla : 0.26 ( Cladosporium sp.)
        MIC B MIC B Cla : 0.32 ( Cladosporium sp.)
        Formülasyon A A 2 : 3.25
        Formülasyon B B 2 : 5
        bir Emülsiyon konsantrasyonu: μg kekik yağı nanoemülsifiye / mL daldırma sıvısı.
        Peynir dilimleri (30 hemen sonra kaldırma veya kaldırma daldırma farklı dönemlerde sunulmuştur dakika), daha sonra Petri tabaklarına yerleştirildi ve 10 arasında ihtiva eden mantar süspansiyonu ile aşılanır 4 ve 10 5 mantar sporları. Son olarak, dilimler oda sıcaklığında (25 ° C) veya soğutma altında (4 ° C ± 1 ° C) saklandı . Bütün deneyler iki tekrar halinde yapıldı. Açıklanan metodoloji, Taniwaki ve diğ. 31

        Nanoemülsifiye kekik esansiyel yağının antifungal etkisi, her bir cinsin peynir dilimleri üzerinde mantar üremesi nedeniyle kontamine alanın ölçülmesiyle değerlendirildi . Dilimlerin kirlenmiş alanları, görüntü işleme yazılımı kullanılarak belirlendi , burada toplam (peynir dilimleri) ve kirlenmiş alanlar otomatik olarak piksel sayımı ile tahmin edildi ve kirlenme yüzdesi iki alanın karşılaştırılmasıyla hesaplandı. Sonuçlar

        Kirlenmiş Minas Padrão peynirinden mantarların izolasyonu ve tanımlanması


        Beklendiği gibi, mantar gelişimi , çoğunlukla peynir numunelerinin yüzeyinde (kontamine numunelerin% 56'sında) meydana geldi, çünkü Minas Padrão peyniri, olgunlaşma işlemine gönderildiğinde sıklıkla çevreye maruz kalıyor . Cinslerarasında mantar yüzeyi üzerinde en yüksek durumda olan edildi Penicillium sp., Ve ardından Cladosporium sp. ve Scopulariopsis sp., sırasıyla,% 67,% 18 ve% 5 oranlarıyla. Ancak, peynirlerin iç kısımlarında Cladosporium sp. kontamine alan bakımından daha yüksek bir oranda (% 33) meydana gelmiş, ardındanFusarium sp. veScopulariopsissp. (her ikisi de% 14 ile) ve en sonundaPenicilliumsp. % 12 ile. Saf ve emülsifiye edilmiş kekik esansiyel yağının antifungal aktivitesinin in vitro olarak değerlendirilmesi


        MIC kapsüllenmemiş arasında kekik uçucu yağ, her mantar için belirlenmiştir. İçin Fusarium sp. ve Penicillium sp., MİK değerleri sırasıyla 0.2 μg / ml ve 0.3 μg / ml idi. Cladosporium sp.Durumunda,test edilen kekik esansının en düşük konsantrasyonunda bile mantarın hiç çoğalmadığı fark edildi. Böyle bir sonuç, bu mantar cinsinin, kekik esansının Fusarium sp.Üzerindeki kekik esansiyel yağının engelleyici etkisine kıyasla önleyici etkisine karşı çok duyarlı olduğunu gösterebilir. ve Penicillium sp. ( Tablo 4 ).

        Tablo 4 . Kapsüllenmemiş kekik esansiyel yağı ve esansiyel yağı içeren nanoemülsiyonlariçin test edilen mantarlar için minimum inhibitör konsantrasyon değerleri .
        - 0.26 0.32
        0.20 0.11 0.10
        0.30 1.62 0.80
        Nanoemülsiyonların antifungal aktivitesi ile ilgili olarak A formülasyonu için elde edilen MİK'ler , Cladosporium sp. İçin 0.26 / g / ml, Fusarium sp. İçin 0.113 / g / ml ve Penicillium sp. İçin 1.62 μg / ml idi . Formülasyon B'ye gelince, MİK değerleri, Cladosporium sp., Fusarium sp. Ve Penicillium için 0.32 /g / ml, 0.1 μg / ml ve 0.8 μg / ml idi .sırasıyla. Nanoemülsiyon A için bulunan MIC'ler, değerlendirilen üç mantar için nanoemülsiyon B için olanlardan daha yüksektir. Böyle bir sonuç muhtemelen A formülasyonuna (% 3.25) kıyasla B formülasyonunda (% 5) daha yüksek kekik içeriği yağından kaynaklanmaktadır.

        Bu nedenle, PIT yöntemiyle elde edilen kekik esansiyel yağı içine alan nanoemülsiyonların, serbest formunda uygulanan kekik yağına benzer bir antifungal aktivite gösterdiği ve Minas Padrão'daki antifungal aktivitenin doğrulanması için araştırmanın sürdürülmesinin gerekçelendirildiği MIC'lerden elde edildi. peynir. Minas Padrão peyniri dilimlerinde nanoemülsiyonların antifungal aktivitesinin değerlendirilmesi


        Kekik esansiyel yağı içeren nanoemülsiyonların antifungal aktivitesinin değerlendirilmesinde üç faktör göz önünde bulundurulmuştur: kekik esansiyel yağının miktarı , peynir dilimlerinin nanoemülsiyonlara daldırma süresi ve depolama sıcaklığı .

        Sıcaklığın antifungal aktivite üzerindeki etkisine ilişkin olarak, soğutma altında depolanan peynir dilimlerinde , ne derhal çıkarılan dilimler için, ne de nanoemülsiyonlara 30 dakika batırılmış olanlar için mantar büyümesi gözlenmedi . Kekik esansiyel yağı içeren nanoemülsiyonlardan derhal çıkarılmış ve 25 ° C'da muhafaza edilmiş peynir dilimleri üzerinde 30 günlük depolamadan sonra hiçbir mantar büyümesi tespit edilmemiştir .

        Nanoemülsiyonların antifungal aktivitesinin değerlendirilebildiği tek koşullar, 30 dakika daldırmadan sonra peynir dilimlerinin 25 ° C'de saklanmasıydı . Her iki nanoemülsiyon formülasyonunun (A ve B), değerlendirilen üç mantar türünün büyümesi üzerindeki genel etkileri karşılaştırıldığında, nanoemülsiyonlar, önemli büyüme önleyici etkiler göstermiştir.

        Tedaviler A 1 ve B 1 , Cladosporium sp. ve Fusarium sp. depolama sırasında 30 gün boyunca. Nanoemülsifiye kekik yağının A 3 , A 4 , B 3 ve B 4 muameleleri, aynı mantar cinsi için yedinci depolama gününe kadar büyümenin başlangıcını geciktirmiştir. Halinde Penicillium sp., Nanoemülsiyon sadece yüksek konsantrasyonlarda (tedaviler bir 1 ve oda 1 ) bu mantar mantar daha nanoemulsified kekik uçucu yağ mantara karşı olan etkisi daha yüksek direnç sunulan belirten depolama Yedinci güne kadar büyümesini inhibe cinsinCladosporium sp. ve Fusarium sp. ( Şekil 1 ).
        1. Yüksek çözünürlüklü görüntü indir (694KB)
        2. Tam boyutlu resmi indirin

        Şekil 1 . Minas Padrão peyniri dilimleri üzerindeki mantar gelişimi , 25 ° C'de saklanan nanoemülsiyonlarda 30 dakika boyunca daldırılır . Konsantrasyon og kekik esansiyel yağı / ml nanoemülsiyon anlamına gelir .
        İki nanoemülsiyon formülasyonunun MİK'teki antifungal aktivitesi ile ilgili olarak, mantar büyümesi kontrol dilimlerinden daha yüksek olduğundan peynir dilimleri üzerine uygulandığında beklenen etkileri ( in vitro deneylere göre) göstermediler. Bu sonuç, dilimler nanoemülsiyonlara 30 dakika batırıldığı için yüksek su aktivitesinden kaynaklanabilir .

        Farklı konsantrasyonlarda nanoemulsified kekik uçucu yağ mantar karşıtı etki belirlenmiş olmasına rağmen, belirtilmelidir ki nanoemülsiyonlar yüksek konsantrasyonlarda (tedaviler bir 1 ve oda 1 ) önemli ölçüde peynir dilimleri üzerindeki mantar gelişimini inhibe etmek için gerekli edildi. Tartışma

        Mevcut sonuçlar, Kure ve Skaal 32 ve Kure ve ark. 33 13 izole, türler arasında Penicillium , Alternaria , Aureobasidium , Cladosporium , Epicocum , Geotrichum , Mucor , Phoma , Trichoderma ve Ulocladium yarı-sert gelen peynir . Aynı şekilde, De Morais 34izole cins Penicillium , Aspergillus niger , Rhizopus ,Aspergillus ochraceus veMucor gelen tereyağı peynir. Bu nedenle, kirli peynir örneklerinde bulunan mantar cinsi göz önüne alındığında, çalışmanın sonraki aşamalarıCladosporiumsp., Fusarium sp. VePenicilliumsp.

        Penicillium sp. Durumunda, MIC değerleri Stupar ve ark. 35 , aynı mantar cinsi için 0.2-1.0 μg / ml aralığında MIC elde etti . İçin Cladosporium sp., Elde edilen MIC'ler Zabka ve arkadaşları tarafından bulunan daha yüksek idi. Cladosporium cladosporoidesiçin 36 (0.028-0.066 μg / ml). İçin Fusarium sp., Daferera ve diğ. 37 ve Stević ve ark. 38 , bu çalışmada sunulan değerlerden çok daha yüksek değerler sırasıyla 150 /g / ml ve 70-1160 MICg / ml kekik esansiyel yağının MİK'lerini buldu .

        Nano kapsülleme, kapsüllenmemiş esansiyel yağlara göre esans yağlarının antimikrobiyal aktivitesi üzerinde pozitif veya negatif bir etkiye neden olabilir . 18 ,39 , 40 kapsüllenmemiş kekik uçucu yağ önleyici etkisi, iki olanlar ile karşılaştırılmıştır Bu çalışmada, nanoemülsiyon formülasyonlar (A ve B), bu bulunmuştur ki için Fusarium sp., Kapsülleme gerekli arasında Yağ, antifungal etkisini arttırırken, Penicillium sp. için, kekik esansiyel yağ kapsüllemesi kullanımı bu cinse karşı inhibe edici etkisini azaltmıştır.

        Birçok çalışma , kekik esansiyel yağının in vitro antifungal etkisini farklı inhibisyon dereceleri elde ederek bildirmiştir . 7 , 41 , 42 , 43 Kekik yağının inhibe edici etkinliği , türlerin taksonomisi , agronomik uygulama, iklim, uçucu yağın ekstraksiyon yöntemi, aktif bileşiklerin konsantrasyonu, mantar cinsi ve aşılanan konsantrasyon gibi faktörlerle ilgilidir. sporlar. 44 , 45 Ek olarak, mantarların kekik yağının inhibe edici etkisine direnci kimyasal bileşimine bağlıdır. 46

        Esansiyel yağları içeren nanoemülsiyonlar durumunda, formülasyon, ortalama partikül büyüklüğü ve yüzey yükü , esansiyel yağın antimikrobiyal aktivitesini etkiler. 47

        Çeşitli faktörler, uçucu yağların nanoemülsiyonlarının antifungal etkinliğini etkileyebilir. Kapsüllenmiş esansiyel yağa bağlı olarak, nanoemülsiyonlar bir mikroorganizmayı diğerinden daha fazla hedefleyebilir ve bu antimikrobiyal sistemlerin çok geniş bir aktivite aralığı ile sonuçlanabilir. 47 uçucu yağlar ile kolayca etkileşim tarafından degrade edilebilir oluşturan aktif bileşikler, besinolarak gıdaların , örneğin proteinler, lipidler veya mineraller gibi; ayrıca çeşitli yiyecek tabakalarına da emilebilir, bu da dengesiz bir dağılıma yol açarak yemeğin bazı kısımlarının kirlenmeye maruz kalmasına izin verir. 48

        Elde edilen veriler göz önüne alındığında mantar büyümesi çok asit ya da çok bazik büyüyebilir çalışılan mantarlar gibi soğuk dilimlerde, pH de, sıcaklık 0 dan 37 ° Cve yüksek ya da düşük substrat en ° C nem seviyeleri, sonuçlar, kekik esansiyel yağını kaplayan nanoemülsiyonlar , özellikle düşük sıcaklık koşullarında, herhangi bir süre boyunca depolanma sırasında büyüme olmadığından, çok iyi bir antifungal aktivite göstermiştir . Sonuç


        Bu çalışmada elde edilen veriler kanıtlamıştır in vitro anti-mantar aktivitesine ait nanoemülsiyonlar kapsül kekik karşı, uçucu yağ büyüme ve Cladosporium sp., Fusarium sp., Ve Penicillium sp. Antifungal aktivite, aynı mantar cinsi ile aşılanmış Minas Padrão peynir dilimleri üzerinde doğrulandı . Her iki analiz türünde ( in vitrove peynir dilimleri), Penicillium sp. kekik esansiyel yağının antifungal etkisine Cladosporium sp. ve Fusarium sp. Minas Padrão peyniri içindeki nanoemülsifiye kekik esansının antifungal etkinliği, nanoemülsiyon miktarına , dilimlerin daldırma süresine ve depolama sıcaklığınabüyük ölçüde bağlıydı . Bu sonuçlar, peynir olgunlaşma odaları gibi daha gerçekçi ortamlarda kekik esansiyel yağı içeren nanoemülsiyonların antifungal aktivite çalışmalarının sürdürülmesi için optimize edilmiş koşullar oluşturulmasına yardımcı olabilir . Çıkar çatışmaları


        Yazarlar çıkar çatışması bildirmemişlerdir . Teşekkür


        Yazarlar, peynir örneklerinin bağışlanması için Carolina Bedoya-Serna ve Laticínio Imperial Jureia'nın (Monte Belo, MG, Brezilya) Master Bursu için CAPES'e (Comissão de Formação de Pessoal de Nível Superior, Brezilya) teşekkür eder . Referanslar

        1 S. BurtUçucu yağlar: antibakteriyel özellikleri ve gıdalardaki potansiyel uygulamaları - bir gözden geçirme
        Int J Food Microbiol , 94 ( 2004 ) , sayfa 223 - 253
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 2 F. Bakkali , S. Averbeck , M. WaomarUçucu yağın biyolojik etkileri - yorum
        Food Chem Toxicol , 46 ( 2008 ) , sayfa 446 - 475
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 3 S. Cosentino , A. Barra , B. Pisano , M. Cabizza , F. Pirisi , F. PalmasSardunyalı juniperusesansiyel yağlarının gıda kaynaklı patojenlere ve bozulma mikroorganizmalarına karşıbileşimi ve antimikrobiyal özellikleri
        J Food Prot , 66 ( 2003 ) , sayfa 1288 - 1291
        ScopusGoogle Akademik'teCrossRefGörüntüleme Kaydı 4 RA Holley , D. PatelBitki esansiyel yağları ve duman antimikrobiyalleri ile raf ömrünün ve bozulabilir gıdaların güvenliğinin arttırılması
        Food Microbiol , 22 ( 2005 ) , s. 273 - 292
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 5 G. Sacchetti , S. Maietti , M. Muzzoli , ve diğ.Gıdalardaki fonksiyonel antioksidanlar, antiradikaller ve antimikrobiyaller olarak farklı kökenli 11 esansiyel yağın karşılaştırmalı değerlendirilmesi
        Food Chem , 91 ( 4 ) ( 2005 ) , sayfa 621 - 632
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 6 CF Carson , KA HammerKimya ve uçucu yağların biyoaktivitesi
        H. Thormar (Ed.) , Antimikrobiyal ajanlar olarak lipitler ve uçucu yağlar , John Wiley & Sons Ltd , Chichester, İngiltere ( 2011 ) , s. 203 - 237
        ScopusGoogle Akademik'teKaydı Görüntüle 7 MC Pereira , GR Vilela , LMAS Costa , vd.Inibição do desenvolvimento fúngico através in delivia
        Cienc Agrotec , 30 ( 4 ) ( 2006 ) , sayfa 731 - 738
        ScopusGoogle Akademik'teCrossRefGörüntüleme Kaydı 8 S. GaysinskyAntimikrobiyal dağıtım sistemleri olarak emülsiyonlar ve mikroemülsiyonlar
        Amherst , Massachusetts Üniversitesi Gıda Bilimleri Bölümü , Tese, Doutorado ( 2007 )
        Google Akademik 9 ES Carmo , ED Lima , EL Souzapotansiyel Origanum vulgare L. (Lamiaceae) bir gıda ile ilgili büyümesini engellemede uçucu yağ , Aspergillus türleri
        Braz J Microbiol , 39 ( 2008 ) , sayfa 362 - 367
        ScopusGoogle Akademik'teCrossRefGörüntüleme Kaydı 10 EL Souza , JC Barros , CEV Oliveira , ML Conceiçãoetkisi Origanum vulgare enterotoksin üretimi, membran geçirgenliği ve yüzey özelliklerine L uçucu yağ , Staphylococcus aureus
        Int J Food Microbiol , 137 ( 2-3 ) ( 2009 ) , s. 308 - 311
        Google Akademik 11 DA Botre , NFF Soares , PJP Espitia , S. Sousa , IRT RenheAvaliação de filme dahil edilmiştir.
        Rev Ceres , 57 ( 3 ) ( 2010 ) , sayfa 283 - 291
        CrossRefGoogle Akademik 12 RJ Lambert , PN Skandamis , PJ Coote , GJE NychasKekik esansiyel yağı, timol vecarvacrol'ünminimum inhibe edici konsantrasyon ve etki şekli ile ilgili bir çalışma
        J Appl Microbiol , 91 ( 3 ) ( 2001 ) , sayfa 453 - 462
        ScopusGoogle Akademik'teCrossRefGörüntüleme Kaydı 13 K. Rhayour , T. Bouchikhi , A. Tantaoui-Elaraki , K. Sendide , A. Remmalbakterisid Kekik eylem ve karanfil mekanizması uçucu yağlar ve onların fenolik önemli parçaları , Escherichia coli ve Bacillus subtilis
        J Essent Oil Res , 15 ( 2003 ) , s. 286 - 292
        ScopusGoogle Akademik'teCrossRefGörüntüleme Kaydı 14 SF Van Vuuren , LC Toit , A. Parry , V. Pillay , YE ChoonaraAntimikrobiyal etkinliğin arttırılması için uçucu yağların polimerik bir lipozomal formülasyonu içinde kapsüllenmesi
        Nat Prod Commun , 5 ( 9 ) ( 2010 ) , sayfa 1401 - 1408
        ScopusGoogle Akademik'teKaydı Görüntüle 15 J. Weiss , M. Loeffler , N. TerjungAntimikrobiyal paradoks: koruyucuların neden gıdalardaki aktivitesini kaybettiği
        Curr Opin Food Sci , 4 ( 2015 ) , s. 69 - 75
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 16 EA Hayouni , M. Bouix , M. Abedrabba , JY Leveau , M. Hamdietki mekanizması Melaleuca armillaris (Sol Ex Gaertu) Sm. multiparametrik akış sitometrisi ve otomatik mikrotitre bazlı test ile değerlendirildiği üzere altı LAB suşunda esansiyel yağ
        Food Chem , 111 ( 3 ) ( 2008 ) , s. 707 - 718
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 17 A. El Asbahania , K. Miladi , W. Badri , vd.Esansiyel yağlar: ekstraksiyondan enkapsülasyona kadar
        Int J Pharm , 483 ( 2015 ) , sayfa 220 - 243
        Google Akademik 18 F. Donsì , M. Annunziata , M. Vincensi , G. FerrariDoğal antimikrobiyallerinnanoemülsiyonesaslı dağıtım sistemlerinin tasarımı: emülgatörün etkisi
        J Biotechnol , 159 ( 4 ) ( 2012 ) , sayfa 342 - 350
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 19 J. Weiss , S. Gaysinksy , M. Davidson , J. McClementsNanoyapılı kapsülleme sistemleri: gıda antimikrobiyalleri
        GV Barbosa-Cánovas , A. Mortimer , D. Lineback , W. Spiess , K. Buckle (Eds.) , IUFoST Dünya Kongresi kitabı: gıda bilimi ve teknolojisinde küresel konular , Elsevier Inc , Amsterdam ( 2009 ) , s. 425 - 479
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 20 F. Donsì , M. Annunziata , M. Sessa , G. Ferrari'ningıdalardaki antimikrobiyal aktivitelerini arttırmak için esansiyel yağların Nanoencapsulasyonu.
        LWT-Food Sci Technol , 44 ( 9 ) ( 2011 ) , s. 1908 - 1914
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 21 TG Mason , JN Wilking , K. Meleson , CB Chang , SM GravesNanoemülsiyonları: oluşumu, yapısı ve fiziksel özellikleri
        J Phys Condens Matter , 18 ( 2006 ) , s. 635 - 666
        Google Akademik 22 DJ McClements , J. RaoGıda sınıfı nano emülsiyonlar: formülasyon, üretim, özellikler, performans, biyolojik kader ve potansiyel toksisite
        Crit Rev Food Sci , 51 ( 2011 ) , s. 285 - 330
        ScopusGoogle Akademik'teCrossRefGörüntüleme Kaydı 23 C. Solans , P. Izquierdo , J. Nolla , N. Azemar , MJ Garcia-CelmaNano-emülsiyonları
        Curr Opin Colloid , 10 ( 3–4 ) ( 2005 ) , sayfa 102 - 110
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 24 LV Teixeira , LM FonsecaPerfil físico-químico do queijos mozarela ve minas-padrão produzidos em siraları
        ARQ Bras Med Vet Zootec , 60 ( 1 ) ( 2008 ) , s. 243 - 250
        ScopusGoogle Akademik'teCrossRefGörüntüleme Kaydı 25 MMD Lodoño , MM Furtado , LR AbreuComparação dos işlemciler ve bilişim merkezlerinin en düşük ve en düşük seviyedeki deneyimleri Minas meia cura com os queijos
        Rev Inst Laticínios Cândido Toestes , 54 ( 306 ) ( 1999 ) , s. 20 - 22
        ScopusGoogle Akademik'teKaydı Görüntüle 26 KSP PerryQueijos: aspectos químicos, bioquímicos ve mikrobiyolojik ürünler
        Quim Nova , 27 ( 2 ) ( 2004 ) , sayfa 293 - 300
        ScopusGoogle Akademik'teCrossRefGörüntüleme Kaydı 27 JS OliveiraQueijo: fundamentos tecnológicos
        ( 2. basım ) , Icone , Campinas, SP ( 1986 )
        Google Akademik 28 M. Moraes-Lovison , LFP Marostegan , MS Peres , vd.Kekik esansiyel yağını içine alan nanoemülsiyonlar: üretim, stabilite, antibakteriyel aktivite ve tavuk balığına dahil olma
        LWT-Food Sci Technol , 77 ( 2017 ) , s. 233 - göster 240
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 29 JI Pitt , AD HockingMantarları ve yiyecek bozulmaları
        ( 3. basım ) , Springer , Berlin, GER ( 2009 )
        Google Akademik 30 A. Adıgüzel , M. Özer , M. Sokmen , vd.Nepeta catariaesansiyel yağı ve metanol ekstresinin antimikrobiyal ve antioksidan aktivitesi
        Pol J Microbiol , 58 ( 2009 ) , sayfa 69 - 76
        ScopusGoogle Akademik'teKaydı Görüntüle 31 MH Taniwaki , AD Hocking , JI Pitt , GH FiloModifiye Atmosfer Altındaki Peynirlerde Mantar ve Mikotoksin Üretimi
        Int J Food Microbiol , 68 ( 2001 ) , sayfa 125 - 133
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 32 CF Kure , I. SkaarNorveçli yarı sert peynir Norvegia ve Jarlsber üzerinde Kalıplar büyüme
        Int J Food Microbiol , 62 ( 2000 ) , sayfa 133 - 137
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 33 CF Kure , Y. Wasteson , J. Brendehaug , I. Skaardört fabrikalardan Jarlsber ve Norvegia peynir bloklarının kalıpları kirletici
        Int J Food Microbiol , 70 ( 2001 ) , s. 21 - 27
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 34 VMF De MoraisIdentificação fungolar leveduriformes e filamentosos em queijos de manteiga
        Dissertação (Mestrado) - Tecnologia'daki Departamento Química e de Alimentos, Universidade Federal Da Paraíba ( 2005 )
        Google Akademik 35 M. Stupar , LJ Grbić , A. Dzamić , vd.Kültürel miras alanlarından izole edilen mantarlara karşı seçilen esansiyel yağların ve biyosit benzalkonyum klorürün antifungal aktivitesi
        S Afr J Bot , 93 ( 2014 ) , s. 118 - 124
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 36 M. Zabka , R. Pavela , E. ProkinovaAntifungal aktivite ve yirmi tane esansiyel yağın iç ve dış mekandaki toksijenik veaeroalerjenikmantarlara karşı kimyasal bileşimi
        Chemosphere , 112 ( 2014 ) , s. 443 - 448
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 37 DJ Daferera , BN Ziogas , MG PolissiouBitki esansiyel yağlarının Botrytis cinerea , Fusarium sp. ve Clavibacter michiganensissubsp. michiganensis
        Crop Prot , 22 ( 2003 ) , sf. 39 - 44
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 38 T. Stević , T. Berić , K. Savikin , vd.Seçilmiş uçucu yağların şifalı bitkilerden izole edilen mantarlara karşı antifungal etkinliği
        Ind Crop Prod , 55 ( 2014 ) , sf. 116 - 122
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 39 R. Moghimi , L. Ghaderi , H. Rafati , A. Aliahmadi , DJ McClementsThymus daenensisesansiyel yağınınE. coli'yekarşınanoemülsiyonununüstün antibakteriyel etkinliği
        Food Chem , 194 ( 2016 ) , s. 410 - 415
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 40 J. Xue , P. Michael-Davidson , Q. ZhongSodyum kazinat ve lesitin ile ko-nano-emülsifiye edilmiş kekik yağının antimikrobiyal aktivitesi
        Int J Food Microbiol , 210 ( 2015 ) , pp. 1 - 8
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 41 A. Gómez-Sánchez , E. Palou , A. López-MaloMeksika kekik esansiyel yağının Aspergillus flavus'un gaz halinde temas ile büyümesinde antifungal aktivite değerlendirmesi
        J Food Prot , 74 ( 12 ) ( 2011 ) , sayfa 2192 - 2198
        ScopusGoogle Akademik'teCrossRefGörüntüleme Kaydı 42 SD Kocić-Tanackov , GR Dimić , IJ Tanackov , DJ Pejin , LV Mojović , JD PejinKekik ( O. vulgare ) ekstresinin gıdadan izole edilen Fusarium ve Penicillium türlerinin büyümesinde antifungal aktivite
        Hem Ind , 66 ( 1 ) ( 2012 ) , sf. 33 - 41
        ScopusGoogle Akademik'teCrossRefGörüntüleme Kaydı 43 BX Camiletti , CM Asensio , MPG Pecci , EI LuciniHasat sonrası mantarların doğal kontrolü Aspergillus flavus ve Penicillium sp. Arjantin'de yetişen bitkilerden elde edilen uçucu yağların kullanılması
        J Food Sci , 79 ( 12 ), ( 2014 ) , s. 2499 sayılı - 2506
        Google Akademik 44 V. Nielsen , R. RiosBaharat ve bitkilerin uçucu bileşenleri tarafından ekmek üzerinde mantar üremesinin önlenmesi ve hardal esansına özel önem verilerek aktif ambalajda kullanılması
        Int J Food Microbiol , 60 ( 2000 ) , s. 219 - 229
        ScopusGoogle Akademik'teKaydı Görüntüle 45 P. Falcone , B. Speranza , MA Nobile , MR Corbo , M. SinigagliaDoğal koruyucu olarak amaçlanan timolün antimikrobiyal aktivitesi üzerine bir çalışma
        J Gıda Prot , 68 ( 8 ) ( 2005 ) , s. 1664 - 1670
        ScopusGoogle Akademik'teCrossRefGörüntüleme Kaydı 46 C. Chaves-López , AM Martin-Sánchez , E. Fuentes-Zaragoza , vd.Fermente sosislerde yüzey mantarı inhibitörü olarakkekik ( Origanum vulgare ) esansiyel yağının rolü : mikrobiyal ve fizikokimyasal özellikler üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
        J Food Prot , 75 ( 1 ) ( 2012 ) , sayfa 104 - 111
        ScopusGoogle Akademik'teCrossRefGörüntüleme Kaydı 47 F. Donsì , G. Ferrari Gıdalardaantimikrobiyal ajan olarak esansiyel yağnanoemülsiyonları
        J. Biotechnol , 233 ( 2016 ) , sayfa 106 - 120
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te 48 R. Gyawali , SA IbrahimAntimikrobiyal ajanlar olarak doğal ürünler
        Gıda Kontrolü , 46 ( 2014 ) , s. 412 - 429
        Makaleİndir PDF'iGörüntülemek ScopusGoogle Akademik'te

        Yorum yap


        • #5
          Antifungal activity of nanoemulsions encapsulating oregano (Origanum vulgare) essential oil: in vitro study and application in Minas Padrão cheese

          Author links open overlay panelCarolina M.Bedoya-SernaaGustavo C.DacanalaAndrezza M.FernandesbSamantha C.Pinhoa
          Show more
          https://doi.org/10.1016/j.bjm.2018.05.004Get rights and content
          Under a Creative Commons license
          open access Abstract

          The objective of this study was to evaluate the antifungal activity of nanoemulsionsencapsulating essential oil of oregano (Origanum vulgare), both in vitro and after application on Minas Padrão cheese. Nanodispersions were obtained by the phase inversion temperature method. Cladosporium sp., Fusarium sp., and Penicillium sp.genera were isolated from cheese samples and used to evaluate antifungal activity. Minimal inhibitory concentrations of non-encapsulated and encapsulated oregano essential oil were determined, and they were influenced by the encapsulation of the essential oil depending on the type of fungus. The antifungal activity of the nanoencapsulated oregano essential oil in cheese slices showed no evidence of an effect of the MICs, when applied in the matrix. On the other hand, an influence of contact time of the nanoemulsion with the cheese was observed, due to the increase in water activity. It was concluded that nanoencapsulated oregano essential oil presented an inhibitory effect against the three genera of fungi evaluated. If environmental parameters, such as storage temperature and water activity, were controlled, the inhibitory effect of nanoemulsions of oregano oil could possibly be greatly improved, and they could be presented as a potential alternative for the preservation of Minas Padrão cheese against fungal contamination.
          • Previous article in issue
          • Next article in issue
          Keywords

          Hard cheese
          Antifungal activity
          Oregano essential oil
          Nanodispersions Introduction

          Essential oils are aromatic compounds obtained from vegetable materials, characterized by their high volatility and complex composition.1 Due to their known antimicrobial and antifungal actions, they are considered extensively for use in pharmaceutical, food, agricultural, and cosmetic products.1, 2

          Regarding antifungal activity, several studies have demonstrated the potential of essential oils to inhibit the proliferation of several types of fungi in food products, such as Aspergillus, Microsporum, Mucor, Penicillium, Eurotium, Debaryomyces, Pichia, Zygosaccharomyces, and Candida.3, 4, 5, 6

          Oregano essential oil is among the most investigated essential oils due to its antifungal properties, as it can prevent the growth of a broad spectrum of fungi, such as Aspergillus sp., Fusarium sp., and Penicillium sp.7, 8, 9, 10, 11 Oregano essential oil is mainly composed of carvacrol, thymol, cymene, and terpinene.12, 13The growing interest in its use in food preservation is mainly due to consumers’ demands for a substitution of synthetic preservatives in food by natural substances with a similar effect.14, 15

          From a technological point of view, the application of essential oils as food preservatives presents some disadvantages due to their strong odor and flavor, which could affect the organoleptic properties of the product.16 Moreover, essential oils are easily degraded by oxidation, volatilization, heating, and exposure to light17and difficult to disperse in hydrophilic media.18 In order to overcome these drawbacks, nanoencapsulation techniques have been proposed, as they increase the dispersibility of essential oils in aqueous formulations, increase chemical stability during storage, minimize organoleptic changes, and in some cases, even improve their antimicrobial action.19 Due to their very reduced size, nanostructures can lead to an increase in passive cellular absorption mechanisms, thus reducing mass transfer resistance and increasing antimicrobial activity.20

          Among the nanostructures which can be produced, there are the nanoemulsions, which are emulsions with mean droplet size of 20–200 nm. Nanoemulsions exhibit high kinetic stability and are therefore stable for a long period of storage.21 Among the production methods used to obtain nanoemulsions with average droplet sizes smaller than 50 nm, there are low-energy methods, such as the phase inversiontemperature (PIT) method. Such methods are based on the change in solubility of non-ionic polyethoxylated surfactants with temperature.22, 23.

          Minas Padrão is a pressed, semi-hard cured cheese consumed extensively in Brazil.24 It is produced with pasteurized milk and has characteristic color, odor, and flavor.25, 26 It is a product that requires refrigeration during storage and commercialization, as higher temperatures can decrease its quality.27 As it is a ripened product, it is susceptible to contamination by pathogenic bacteria and fungi during the maturation process. This may be a cause for serious concern, as the current Brazilian legislation does not establish limits for contamination by fungi.

          Therefore, considering the increasing consumer demand for natural ingredients and the possibility of using essential oils in food preservation, the objective of this study was to evaluate the antifungal action of the oregano essential oil encapsulated in nanoemulsions, both in vitro and in Minas Padrão cheese. Materials and methods

          Nanoemulsions were produced using essential oil of Origanum vulgare (Ferquima, Cotia, SP, Brazil) and sunflower oil (Cargill, Mairinque, SP, Brazil). The surfactants used were PEG-40 hydroxylated castor oil (Ricinus communis) (Cremophor RH 40, BASF, Ludwigshafen, Germany), polyoxyethylene 4-lauryl ether (Brij 30, Sigma-Aldrich, St Louis, MO, EUA), and sorbitan monooleate (Span 80, Sigma-Aldrich, St. Louis, MO, USA). Ultrapure water (Direct Q3, Millipore, Billerica, MA, USA) was used throughout the study.

          For the isolation and identification of the fungi from the cheese samples, dichloran rose bengal agar chloramphenicol (DRBC) agar (Acumedia, Neogen, São Paulo, SP, Brazil), dextrose potato agar (DPA, Acumedia, Neogen, São Paulo, SP, Brazil), and chloramphenicol (Homeopatia Ouro Preto, Pirassununga, SP, Brazil) were used. Production of nanoemulsions

          Nanoemulsions were produced by the PIT method according to Moraes-Lovison et al.28. The components of the nanoemulsions (sunflower oil, surfactants, deionized water, and oregano essential oil) were mixed and magnetically stirred at 1350 rpm, and this mixture was heated to 65 °C. The two formulations of nanoemulsions produced are described in Table 1. Afterwards, this mixture was cooled rapidly by placing the dispersion in jacketed vessels cooled by water at 3 °C, under magneticstirring, until it reached room temperature (cooling rate: 10 °C/min). The heating/cooling cycles were repeated twice.

          Table 1. Formulation of nanoemulsions encapsulating oregano essential oil.
          13%
          – Cremophor RH 40 (9.75%)
          – Brij 30 (3.25%)
          6.5%
          – SOa (3.25%)
          – OOa (3.25%)
          80.5%
          – Deionized water
          20%
          – Cremophor RH 40 (12%)
          – Span 80 (8%)
          10%
          – SO (5%)
          – OO (5%)
          70%
          – Deionized water
          a SO = sunflower oil; OO = oregano oil. Isolation and identification of fungi in Minas Padrão cheese samples

          Eighteen samples of fungi-contaminated Minas Padrão cheese were obtained. The fungi were isolated from both the surface and interior of the cheese. A mass of 10 g of each contaminated cheese sample (surface and interior), previously homogenized and diluted, were inoculated on DRBC agar and incubated at 25 °C for 7 days. The colonies of different morphological types were isolated in potatodextrose + chloramphenicol (PDA + C) agar, and after identification by the microculture technique, the fungi were classified by genera.29 Evaluation of the in vitro antifungal activity of nanoemulsions

          To evaluate the in vitro inhibitory activity, non-encapsulated oregano essential oil and nanoemulsions of oregano essential oil were tested. The concentrations of oregano essential oil used are shown in Table 2.

          Table 2. Concentrations of non-encapsulated and nanoemulsified oregano essential oil used in the in vitro assays.
          0.05–0.3 0.16–0.5
          0.1–0.5 0.03–0.5
          0.1–0.5 0.16–2.5
          A volume of 0.1 ml of spore suspension of each fungus (Cladosporium sp., Fusariumsp., or Penicillium sp.), containing between 104 and 105 spores/ml in potato dextrose agar + chloramphenicol (PDA + C) containing each non-encapsulated essential oil or nanoemulsions was spread on Petri dishes. The inoculated dishes were incubated at 25 °C for 7 days.30 Inhibitory activity was determined by the presence or absence of fungal growth. The minimum inhibitory concentration (MIC) was determined as the lowest concentration of non-encapsulated oil or nanoemulsion at which there was no fungal growth.30 All experiments were performed in duplicate. Evaluation of antifungal activity of nanoemulsions in cheese slices

          Slices of Minas Padrão cheese (2 mm thick and 50 mm in diameter, previously exposed to UV light for 60 min) were immersed in the dispersions of nanoemulsions. The treatments used for immersion were: control, non-diluted nanoemulsion, MIC, nanoemulsion formulation A, and nanoemulsion formulation B. The treatments are described in Table 3.

          Table 3. Treatments used in cheese slices.
          No emulsion
          Non-diluted nanoemulsion A1: 42.1
          MICA MICACla: 0.26 (Cladosporium sp.)
          MICB MICBCla: 0.32 (Cladosporium sp.)
          Formulation A A2: 3.25
          Formulation B B2: 5
          a Emulsion concentration: μg oregano oil nanoemulsified/mL immersion liquid.
          The cheese slices were submitted to different periods of immersion (immediate removal or removal after 30 min), then placed in Petri dishes and inoculated with fungal suspension containing between 104 and 105 spores of fungus. Finally, the slices were stored at room temperature (25 °C) or under refrigeration (4 °C ± 1 °C). All experiments were performed in duplicate. The described methodology was modified from Taniwaki et al.31

          The antifungal effect of nanoemulsified oregano essential oil was evaluated by measuring the contaminated area due to the fungal growth of each genus on the cheese slices. The contaminated area of the slices was determined using image processing software, whereby total (cheese slices) and contaminated areas were estimated automatically by pixel count, and the percentage of contamination was calculated by comparing the two areas. Results

          Isolation and identification of fungi from contaminated Minas Padrão cheese

          As expected, fungal growth occurred mainly on the surface of the cheese samples(56% of the contaminated samples), as Minas Padrão cheese is often exposed to the environment when it is submitted to the maturation process. The genera of fungiwith the highest occurrence on the surface were Penicillium sp., followed by Cladosporium sp. and Scopulariopsis sp., with percentages of 67%, 18%, and 5% of total, respectively. However, in the interior of the cheeses Cladosporium sp. occurred at a higher percentage (33%) in terms of contaminated area, followed by Fusarium sp. and Scopulariopsis sp. (both with 14%), and finally by Penicillium sp. with 12%. In vitro evaluation of antifungal activity of pure and emulsified oregano essential oil

          The MIC of non-encapsulated oregano essential oil was determined for each fungus. For Fusarium sp. and Penicillium sp., the MIC values were 0.2 μg/ml and 0.3 μg/ml, respectively. In the case of Cladosporium sp., it was noticed that the fungus did not grow at all, even at the lowest concentration of oregano essential oil tested. Such a result may indicate that this genus of fungus was very susceptible to the inhibitory effect of oregano oil when compared with the inhibitory effect of oregano essential oil on Fusarium sp. and Penicillium sp. (Table 4).

          Table 4. Minimum inhibitory concentration values for the fungi tested, for non-encapsulated oregano essential oil and nanoemulsions encapsulating essential oil.
          0.26 0.32
          0.20 0.11 0.10
          0.30 1.62 0.80
          Regarding the antifungal activity of nanoemulsions, for formulation A the MICs obtained were 0.26 μg/ml for Cladosporium sp., 0.113 μg/ml for Fusarium sp., and 1.62 μg/ml for Penicillium sp. As for formulation B, the values of MIC were 0.32 μg/ml, 0.1 μg/ml, and 0.8 μg/ml for Cladosporium sp., Fusarium sp., and Penicillium sp., respectively. The MICs found for nanoemulsion A were thus higher than those for nanoemulsion B, for the three evaluated fungi. Such a result was probably due to the higher oil of oregano content in formulation B (5%) compared with formulation A (3.25%).

          Therefore, it was concluded from the MICs obtained that nanoemulsions encapsulating oregano essential oil, obtained by the PIT method, showed antifungal activity similar to that of oregano oil applied in its free form, justifying the continuation of research to verify the antifungal activity in Minas Padrão cheese. Evaluation of antifungal activity of nanoemulsions in Minas Padrão cheese slices

          Three factors were considered in the evaluation of antifungal activity of nanoemulsions encapsulating oregano essential oil: the amount of oregano essential oil, the period of immersion of the cheese slices in the nanoemulsions, and the storage temperature.

          Regarding the influence of temperature on antifungal activity, fungal growth was not observed on cheese slices stored under refrigeration, neither for slices immediately removed nor for those immersed for 30 min in the nanoemulsions. No fungal growth was detected after 30 days of storage on cheese slices immediately removed from the nanoemulsions containing oregano essential oil and maintained at 25 °C.

          The only conditions under which the antifungal activity of nanoemulsions could be evaluated was storage of cheese slices at 25 °C following 30 min of immersion. When the general effects of both nanoemulsion formulations (A and B) on the growth of the three evaluated fungal genera were compared, the nanoemulsions presented significant growth inhibitory effects.

          Treatments A1 and B1 inhibited the growth of Cladosporium sp. and Fusarium sp. for 30 days during storage. Treatments A3, A4, B3, and B4 of nanoemulsified oregano oil delayed the onset of growth until the seventh day of storage for the same fungal genera. In the case of Penicillium sp., only the higher concentrations of nanoemulsion (treatments A1 and B1) inhibited its growth until the seventh day of storage, indicating that this fungus presented higher resistance to the antifungal effect of nanoemulsified oregano essential oil than fungi of the genera Cladosporiumsp. and Fusarium sp. (Fig. 1).
          1. Download high-res image (694KB)
          2. Download full-size image

          Figure 1. Fungal growth on Minas Padrão cheese slices immersed for 30 min in nanoemulsions, stored at 25 °C. Concentration means μg oregano essential oil/ml nanoemulsion.
          Regarding the antifungal activity of the two nanoemulsion formulations at the MIC, they did not demonstrate the expected effects (with respect to the in vitro assays) when applied on cheese slices, as fungal growth was higher than on the control slices. Such a result may be due to the high water activity, as slices were immersed for 30 min in the nanoemulsions.

          Although the antifungal action of nanoemulsified oregano essential oil at different concentrations was verified, it was noted that higher concentrations of nanoemulsions (treatments A1 and B1) were required to significantly inhibit fungal growth on cheese slices. Discussion

          The present results agree with those of Kure and Skaal32 and Kure et al.33, who isolated 13 species of Penicillium, Alternaria, Aureobasidium, Cladosporium, Epicocum, Geotrichum, Mucor, Phoma, Trichoderma, and Ulocladium from semi-hard cheeses. In the same way, De Morais34 isolated the genera Penicillium, Aspergillus niger, Rhizopus, Aspergillus ochraceus, and Mucor from butter cheese. Therefore, considering the fungal genera found in the contaminated cheese samples, subsequent steps of the study were performed with Cladosporium sp., Fusarium sp., and Penicillium sp.

          In the case of Penicillium sp., the values of MIC were close to those reported by Stupar et al.35, who obtained MICs in the range of 0.2–1.0 μg/ml for the same fungal genus. For Cladosporium sp., the obtained MICs were higher than those found by Zabka et al.36 for Cladosporium cladosporoides (0.028–0.066 μg/ml). For Fusarium sp., Daferera et al.37 and Stević et al.38 found MICs of 150 μg/ml and 70–1160 μg/ml oforegano essential oil, respectively, values much higher than those presented in this study.

          Nanoencapsulation can lead to a positive or negative impact on the antimicrobial activity of essential oils relative to that of non-encapsulated essential oils.18, 39, 40In this study, when the inhibitory effect of the non-encapsulated oregano essential oil was compared with those of the two nanoemulsion formulations (A and B), it was found that for Fusarium sp., the encapsulation of the essential oil improved its antifungal effect, whereas for Penicillium sp., the use of oregano essential oil encapsulation diminished its inhibitory effect against this genus.

          Many studies have reported the in vitro antifungal effect of oregano essential oil, obtaining different degrees of inhibition.7, 41, 42, 43 The inhibitory effectiveness of oregano oil is strictly related to factors such as taxonomy of the species, agronomic practice, climate, extraction method of essential oil, concentration of the active compounds, fungal genus, and the concentration of inoculated spores.44, 45 In addition, the resistance of fungi to the inhibitory effect of oregano oil is dependent on its chemical composition.46

          In the case of nanoemulsions incorporating essential oils, the formulation, the average particle size, and the surface charge influence the antimicrobial activity of the essential oil.47

          Several factors can influence the antifungal efficiency of nanoemulsions of essential oils. Depending on the encapsulated essential oil, nanoemulsions may target one microorganism more than another, resulting in a very broad ranges of activities of these antimicrobial systems.47 The active compounds that constitute the essential oils can be easily degraded by interacting with the nutrients in foods, such as proteins, lipids, or minerals; they can also be absorbed into the various layers of food, resulting in an uneven distribution, allowing some parts of the food to be exposed to contamination.48

          Considering the data obtained for fungal growth on the refrigerated slices, as the studied fungi can grow at very acid or very basic pH, at temperatures from 0 °C to 37 °C, and at high or low substrate moisture levels, the results indicate the nanoemulsions encapsulating oregano essential oil presented very good antifungal activity, especially under conditions of low temperature, due to which there was nogrowth during storage for any length of time. Conclusion

          The data obtained in this study proved the in vitro antifungal activity ofnanoemulsions encapsulating oregano essential oil, against the growth ofCladosporium sp., Fusarium sp., and Penicillium sp. The antifungal activity was verified on Minas Padrão cheese slices inoculated with the same fungal genera. In both types of assays (in vitro and cheese slices), Penicillium sp. presented higher resistance to the antifungal effect of oregano essential oil than Cladosporium sp. and Fusariumsp.

          The antifungal effectiveness of the essential oil of nanoemulsified oregano in Minas Padrão cheese was highly dependent on the amount of nanoemulsion, immersiontime of slices, and storage temperature. These results can help to establish optimized conditions for the continuation of studies of antifungal activity of nanoemulsions encapsulating oregano essential oil in more realistic environments, such as in cheese maturation chambers. Conflicts of interest

          The authors declare no conflicts of interest. Acknowledgments

          The authors thank CAPES (Comissão de Formação de Pessoal de Nível Superior, Brazil) for the Master fellowship of Carolina Bedoya-Serna and Laticínio Imperial Jureia (Monte Belo, MG, Brazil) for the donation of cheese samples. References

          1 S. BurtEssential oils: their antibacterial properties and potential applications in foods – a review
          Int J Food Microbiol, 94 (2004), pp. 223-253
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 2 F. Bakkali, S. Averbeck, M. WaomarBiological effects of essential oil – a review
          Food Chem Toxicol, 46 (2008), pp. 446-475
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 3 S. Cosentino, A. Barra, B. Pisano, M. Cabizza, F. Pirisi, F. PalmasComposition and antimicrobial properties of Sardinian juniperus essential oils against foodborne pathogens and spoilage microorganisms
          J Food Prot, 66 (2003), pp. 1288-1291
          CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar 4 R.A. Holley, D. PatelImprovement in shelf-life and safety of perishable foods by plant essential oils and smoke antimicrobials
          Food Microbiol, 22 (2005), pp. 273-292
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 5 G. Sacchetti, S. Maietti, M. Muzzoli, et al.Comparative evaluation of 11 essential oils of different origin as functional antioxidants, antiradicals and antimicrobials in foods
          Food Chem, 91 (4) (2005), pp. 621-632
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 6 C.F. Carson, K.A. HammerChemistry and bioactivity of essential oils
          H. Thormar (Ed.), Lipids and essential oils as antimicrobial agents, John Wiley & Sons Ltd, Chichester, UK (2011), pp. 203-237
          View Record in ScopusGoogle Scholar 7 M.C. Pereira, G.R. Vilela, L.M.A.S. Costa, et al.Inibição do desenvolvimento fúngico através da utilização de óleos essenciais de condimentos
          Cienc Agrotec, 30 (4) (2006), pp. 731-738
          CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar 8 S. GaysinskyEmulsions and microemulsions as antimicrobial delivery systems
          Department of Food Science, University of Massachusetts at Amherst, Tese, Doutorado(2007)
          Google Scholar 9 E.S. Carmo, E.D. Lima, E.L. SouzaThe potential of Origanum vulgare L. (Lamiaceae) essential oil in inhibiting the growth of some food-related Aspergillus species
          Braz J Microbiol, 39 (2008), pp. 362-367
          CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar 10 E.L. Souza, J.C. Barros, C.E.V. Oliveira, M.L. ConceiçãoInfluence of Origanum vulgare L. essential oil on enterotoxin production, membrane permeability and surface characteristics of Staphylococcus aureus
          Int J Food Microbiol, 137 (2–3) (2009), pp. 308-311
          Google Scholar 11 D.A. Botre, N.F.F. Soares, P.J.P. Espitia, S. Sousa, I.R.T. RenheAvaliação de filme incorporado com óleo essencial de orégano para conservação de pizza pronta
          Rev Ceres, 57 (3) (2010), pp. 283-291
          CrossRefGoogle Scholar 12 R.J. Lambert, P.N. Skandamis, P.J. Coote, G.J.E. NychasA study of the minimum inhibitory concentration and mode of action of oregano essential oil, thymol and carvacrol
          J Appl Microbiol, 91 (3) (2001), pp. 453-462
          CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar 13 K. Rhayour, T. Bouchikhi, A. Tantaoui-Elaraki, K. Sendide, A. RemmalThe mechanism of bactericidal action of Oregano and clove essential oils and their phenolic major components on Escherichia coli and Bacillus subtilis
          J Essent Oil Res, 15 (2003), pp. 286-292
          CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar 14 S.F. Van Vuuren, L.C. Toit, A. Parry, V. Pillay, Y.E. ChoonaraEncapsulation of essential oils within a polymeric liposomal formulation for enhancement of antimicrobial efficacy
          Nat Prod Commun, 5 (9) (2010), pp. 1401-1408
          View Record in ScopusGoogle Scholar 15 J. Weiss, M. Loeffler, N. TerjungThe antimicrobial paradox: why preservatives lose activity in foods
          Curr Opin Food Sci, 4 (2015), pp. 69-75
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 16 E.A. Hayouni, M. Bouix, M. Abedrabba, J.Y. Leveau, M. HamdiMechanism of action of Melaleuca armillaris (Sol Ex Gaertu) Sm. essential oil on six LAB strains as assessed by multiparametric flow cytometry and automated microtiter-based assay
          Food Chem, 111 (3) (2008), pp. 707-718
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 17 A. El Asbahania, K. Miladi, W. Badri, et al.Essential oils: from extraction to encapsulation
          Int J Pharm, 483 (2015), pp. 220-243
          Google Scholar 18 F. Donsì, M. Annunziata, M. Vincensi, G. FerrariDesign of nanoemulsion-based delivery systems of natural antimicrobials: effect of the emulsifier
          J Biotechnol, 159 (4) (2012), pp. 342-350
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 19 J. Weiss, S. Gaysinksy, M. Davidson, J. McClementsNanostructured encapsulation systems: food antimicrobials
          G.V. Barbosa-Cánovas, A. Mortimer, D. Lineback, W. Spiess, K. Buckle (Eds.), IUFoST World Congress book: global issues in food science and technology, Elsevier Inc, Amsterdam (2009), pp. 425-479
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 20 F. Donsì, M. Annunziata, M. Sessa, G. FerrariNanoencapsulation of essential oils to enhance their antimicrobial activity in foods
          LWT-Food Sci Technol, 44 (9) (2011), pp. 1908-1914
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 21 T.G. Mason, J.N. Wilking, K. Meleson, C.B. Chang, S.M. GravesNanoemulsions: formation, structure, and physical properties
          J Phys Condens Matter, 18 (2006), pp. 635-666
          Google Scholar 22 D.J. McClements, J. RaoFood-grade nanoemulsions: formulation, fabrication, properties, performance, biological fate, and potential toxicity
          Crit Rev Food Sci, 51 (2011), pp. 285-330
          CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar 23 C. Solans, P. Izquierdo, J. Nolla, N. Azemar, M.J. Garcia-CelmaNano-emulsions
          Curr Opin Colloid, 10 (3–4) (2005), pp. 102-110
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 24 L.V. Teixeira, L.M. FonsecaPerfil físico-químico do soro de queijos mozarela e minas-padrão produzidos em várias regiões do estado de Minas Gerais
          Arq Bras Med Vet Zootec, 60 (1) (2008), pp. 243-250
          CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar 25 M.M.D. Lodoño, M.M. Furtado, L.R. AbreuComparação dos processos de fabricação, composição centesimal e sensorial do queijo Minas meia cura com os queijos Minas padrão e prato
          Rev Inst Laticínios Cândido Toestes, 54 (306) (1999), pp. 20-22
          View Record in ScopusGoogle Scholar 26 K.S.P. PerryQueijos: aspectos químicos, bioquímicos e microbiológicos
          Quim Nova, 27 (2) (2004), pp. 293-300
          CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar 27 J.S. OliveiraQueijo: fundamentos tecnológicos
          (2nd ed.), Icone, Campinas, SP (1986)
          Google Scholar 28 M. Moraes-Lovison, L.F.P. Marostegan, M.S. Peres, et al.Nanoemulsions encapsulating oregano essential oil: production, stability, antibacterial activity and incorporation in chicken pâté
          LWT-Food Sci Technol, 77 (2017), pp. 233-240
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 29 J.I. Pitt, A.D. HockingFungi and food spoilage
          (3rd ed.), Springer, Berlin, GER (2009)
          Google Scholar 30 A. Adiguzel, M. Ozer, M. Sokmen, et al.Antimicrobial and antioxidant activity of the essential oil and methanol extract of Nepeta cataria
          Pol J Microbiol, 58 (2009), pp. 69-76
          View Record in ScopusGoogle Scholar 31 M.H. Taniwaki, A.D. Hocking, J.I. Pitt, G.H. FleetGrowth of fungi and mycotoxin production on cheese under modified atmospheres
          Int J Food Microbiol, 68 (2001), pp. 125-133
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 32 C.F. Kure, I. SkaarMoulds growth on the Norwegian semi-hard cheese Norvegia and Jarlsber
          Int J Food Microbiol, 62 (2000), pp. 133-137
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 33 C.F. Kure, Y. Wasteson, J. Brendehaug, I. SkaarMoulds contaminants on Jarlsber and Norvegia cheese blocks from four factories
          Int J Food Microbiol, 70 (2001), pp. 21-27
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 34 V.M.F. De MoraisIdentificação de fungos leveduriformes e filamentosos em queijos de manteiga
          Dissertação (Mestrado) – Departamento de Tecnologia Química e de Alimentos, Universidade Federal Da Paraíba (2005)
          Google Scholar 35 M. Stupar, L.J. Grbić, A. Dzamić, et al.Antifungal activity of selected essential oils and biocide benzalkonium chloride against the fungi isolated from cultural heritage objects
          S Afr J Bot, 93 (2014), pp. 118-124
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 36 M. Zabka, R. Pavela, E. ProkinovaAntifungal activity and chemical composition of twenty essencial oils against significant indoor and outdoor toxigenic an aeroallergenic fungi
          Chemosphere, 112 (2014), pp. 443-448
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 37 D.J. Daferera, B.N. Ziogas, M.G. PolissiouThe effectiveness of plant essential oils on the growth of Botrytis cinerea, Fusarium sp. and Clavibacter michiganensis subsp. Michiganensis
          Crop Prot, 22 (2003), pp. 39-44
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 38 T. Stević, T. Berić, K. Savikin, et al.Antifungal activity of selected essential oils against fungi isolated from medicinal plant
          Ind Crop Prod, 55 (2014), pp. 116-122
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 39 R. Moghimi, L. Ghaderi, H. Rafati, A. Aliahmadi, D.J. McClementsSuperior antibacterial activity of nanoemulsion of Thymus daenensis essential oil against E. coli
          Food Chem, 194 (2016), pp. 410-415
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 40 J. Xue, P. Michael-Davidson, Q. ZhongAntimicrobial activity of thyme oil co-nanoemulsified with sodium caseinate and lecithin
          Int J Food Microbiol, 210 (2015), pp. 1-8
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 41 A. Gómez-Sánchez, E. Palou, A. López-MaloAntifungal activity evaluation of Mexican oregano essential oil on the growth of Aspergillus flavus by gaseous contact
          J Food Prot, 74 (12) (2011), pp. 2192-2198
          CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar 42 S.D. Kocić-Tanackov, G.R. Dimić, I.J. Tanackov, D.J. Pejin, L.V. Mojović, J.D. PejinAntifungal activity of oregano (O. vulgare) extract on the growth of Fusarium and Penicillium species isolated from food
          Hem Ind, 66 (1) (2012), pp. 33-41
          CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar 43 B.X. Camiletti, C.M. Asensio, M.P.G. Pecci, E.I. LuciniNatural control of postharvest fungi Aspergillus flavus and Penicillium sp. using essential oils from plants grown in Argentina
          J Food Sci, 79 (12) (2014), pp. 2499-2506
          Google Scholar 44 V. Nielsen, R. RiosInhibition of fungal growth on bread by volatile components from spices and herbs, and the possible application in active packaging, with special emphasis on mustard essential oil
          Int J Food Microbiol, 60 (2000), pp. 219-229
          View Record in ScopusGoogle Scholar 45 P. Falcone, B. Speranza, M.A. Nobile, M.R. Corbo, M. SinigagliaA study on the antimicrobial activity of thymol intended as a natural preservative
          J Food Prot, 68 (8) (2005), pp. 1664-1670
          CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar 46 C. Chaves-López, A.M. Martin-Sánchez, E. Fuentes-Zaragoza, et al.Role of oregano (Origanum vulgare) essential oil as a surface fungus inhibitor on fermented sausages: evaluation of its effect on microbial and physicochemical characteristics
          J Food Prot, 75 (1) (2012), pp. 104-111
          CrossRefView Record in ScopusGoogle Scholar 47 F. Donsì, G. FerrariEssential oil nanoemulsions as antimicrobial agents in food
          J Biotechnol, 233 (2016), pp. 106-120
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar 48 R. Gyawali, S.A. IbrahimNatural products as antimicrobial agents
          Food Control, 46 (2014), pp. 412-429
          ArticleDownload PDFView Record in ScopusGoogle Scholar

          Yorum yap


          • #6
            Evaluation of anti-enzyme properties of Origanum vulgare essential oil against oral Candida albicans

            Author links open overlay panelL.Pradebon BrondaniT.Alves da Silva NetoR.Antonio FreitagR.Guerra Lund Summary

            This study aimed to evaluate the anti-enzymatic activity of Origanum vulgare(oregano) essential oil against 15 strains of Candida albicans. Candida albicans sampleswere isolated from the oral mucosa of patients with denture stomatitis treated in a Dentistry school on a public university. Preparation of the inoculum was performed with a suspension of C. albicans reactivated 24 h earlier in 5 mL of sterile phosphatebuffer saline (PBS) adjusted to a 0.5-turbidity on the MacFarland scale (1,5 × 108 UFC/mL). The essential oil was obtained by hydrodistillation in a Clevenger-type machine and analyzed by gas chromatography. Enzymatic assay was performed to test phospholipase anti-enzymatic properties. Chromatographyanalysis revealed that the main compounds present in the essential oil were 4-terpineol (41.17%), thymol (21.95%), γ-terpinene (5.91%) and carvacrol (4.71%). For the anti-enzymatic test, the statistical analysis showed that there was found statistically significant interactions between the factors time and concentration (P ≤ 0,001). Thus, essential oil of oregano at 1%, 5% and 10% presented significant reductions in the production of the phospholipase enzyme produced by Candida albicans strains. However, the longer the incubation time of the essential oil, there is a relatively moderate reduction in its anti-enzymatic activity.

            Yorum yap


            • #7
              Origanum vulgare esansiyel yağının oral Candida albicans'a karşı anti-enzim özelliklerinin değerlendirilmesi

              Yazar bağlantıları açık bindirme paneliL. Pradebon Brondani T. Alves da Silva Neto R. Antonio Freitag R. Guerra Lund özet

              Bu çalışmada Origanum vulgare (kekik) esansiyel yağının 15 Candida albicans suşuna karşı anti-enzimatik aktivitesinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır . Candida albicans örnekleri , bir kamu üniversitesinde bir Diş Hekimliği okulunda tedavi edilen protez stomatiti olan hastaların oral mukozasından izole edildi . Hazırlanması aşı bir ile gerçekleştirilmiştir süspansiyon bir C. albicans 24 yeniden 5 h daha önce steril mL fosfat tampon tuzlu su MacFarland ölçekte 0,5-bulanıklık ayarlandı (PBS) (1,5 x 10 8 UFC / mL). Esansiyel yağ, bir Clevenger tipi makinede hidrodistilleme yoluyla elde edildi ve gaz kromatografısiyle analiz edildi . Fosfolipazanti-enzimatik özelliklerini test etmek için enzimatik deney yapılmıştır . Kromatografi analizi, uçucu yağda bulunan ana bileşiklerin 4-terpineol (% 41.17), timol (% 21.95), γ-terpinen (% 5.91) ve karvakrol (% 4.71) olduğunu gösterdi. Anti-enzimatik test için, istatistiksel analiz zaman ve konsantrasyon faktörleri arasında istatistiksel olarak anlamlı etkileşimler olduğunu göstermiştir ( P ≤ 0,001). Bu nedenle,% 1,% 5 ve% 10 oranındaki kekik esansiyel yağı, Candida albicans suşları tarafından üretilen fosfolipaz enziminin üretiminde önemli düşüşler sağlamıştır . Bununla birlikte, uçucu yağın inkübasyon süresi ne kadar uzun olursa , anti-enzimatik aktivitesinde nispeten ılımlı bir azalma olur.

              Yorum yap


              • #8
                Learn more about Origanum Vulgare

                Natural products used for food preservation

                George Dan Mogoşanu, ... Ludovic Everard Bejenaru, in Food Preservation, 2017 3.4 Origani Aetheroleum

                (oregano) EO contains high amounts of monoterpenoidic phenols (about 90% thymol and carvacrol) reducing the biofilm formation and growth of some foodborne pathogens and spoilage microorganisms: B. cereus, E. coli, L. monocytogenes, Pseudomonas sp., Salmonellaenterica, S. typhimurium, S. aureus, S. epidermidis (Benavides et al., 2012; Nostro et al., 2007; Pelissari et al., 2009; Soni et al., 2013). Oregano EO is widely used in food technology, due to its antimicrobial, antioxidant (preservative), and flavoring properties, as follows: oregano and thyme EOs inhibit microbial (B. cereus, Pseudomonas sp., S. typhimurium) survival in sterile and naturally contaminated beef fillets stored at 5°C under aerobic, vacuum-/modified-atmosphere packaging (VP/MAP) conditions (Skandamis et al., 2002), in fresh ground beef patties coated with soy edible films (Emiroğlu et al., 2010), fresh beef steaks (Camo et al., 2011), and whole beef muscle coated with milk protein-based film (Oussalah et al., 2004); antimicrobial and antioxidant effects of storage temperatures, MAP and oregano, thyme, sage, and nutmegEOs on the growth and survival of E. coli O157:H7 in barbecued chicken used in Iran (Shekarforoush et al., 2007), in lamb meat(Karabagias et al., 2011), raw and cooked pork, and bovine ground meat (Fasseas et al., 2008), fresh chicken breast meat (Chouliara et al., 2007), and semicooked coated chicken meat (Ntzimani et al., 2010) stored in vacuum packages at 4°C; combined effect of light salting, modified atmosphere packaging, and oregano EO on the shelf life of sea bream (Sparus aurata) (Goulas and Kontominas, 2007) and rainbow trout (Pyrgotou et al., 2010) fillets; oregano and thyme EOs exhibited antibacterial effect against L. monocytogenes and E. coli O157:H7 in feta soft cheese packaged under modified atmosphere and stored at 7°C for 2 weeks (Govaris et al., 2011); oregano, basil, and thyme EOs rich in phenolic monoterpenoids increase the quality of some rice-based and bakery foods (Basuny et al., 2012; Budka and Khan, 2010); ethanolic extract, oregano EO, or ground oregano improve microbiological, organoleptic, and quality (antioxidant) markers of minimally processed vegetables (ready-to-eat carrots) (Gutierrez et al., 2009), fresh-cut “Fuji” apples coated with apple purée–alginate edible film (Rojas-Graü et al., 2007), packaged salads (Muriel-Galet et al., 2012), potato chips during frying (with cottonseed oil) and storage (Houhoula et al., 2003).
                Read full chapter Electronic Noses for the Quality Control of Spices

                Thomas Hübert, ... Ulrich Banach, in Electronic Noses and Tongues in Food Science, 2016 12.4.9 Oregano

                Oregano (Origanum vulgare L.) is a spice and medical plant from the Lamiaceae family. Over 60 different compounds have been identified with the primary ones being thymol and carvacrol. Further components are p-cymene, caryophyllene, spathulenol, germacrene-D, fenchyl alcohol and terpineol, terpinene, pinene, and limonene.

                The herbs of four Origanum species (three Origanum vulgaresubspecies hirtum and O. vulgare) that had grown in the same season were examined by GC and electronic nose (Horvath et al., 2002). The subspecies hirtum clones contained a higher amount of essential oil (3–4%) in comparison to O. vulgare (0.2%) in full flower. Regarding the essential oil components, all samples had the same quantity of carvacrol, while one selected subspecies hirtum line showed significantly more cymene and terpinene. The complex of aromatics was different for all selected lines according to distinct sensor signals of the electronic nose.

                A parallel quality investigation of various oregano species was performed by sensory analysis, gas chromatography, and electronic nose using PCA for data evaluation (Novak et al., 2003). The GC analysis of essential oil identified main components and revealed differences between plant species (O. vulgare subsp. hirtum and O. majorana). The instrumental and human sensory analysis showed similar results and varieties of oregano species (O. majorana) could be well distinguished on the basis of their complex aroma, whereas their gas chromatograms did not show characteristic differences.

                The essential oil of oregano samples and dried root samples of lovage (Levisticum officinale) harvested at different times and from the 2- and 3-year-old population were investigated as a comparative analysis with electronic nose which consisted of metal oxide silicon field effect transistor (MOSFET) sensors and metal oxide sensors (Seregely and Novak, 2005). The sensor responses were evaluated by PCA, canonical discriminant analysis (CDA). The best separation was achieved by combination of both methods. In all cases, more than 90% of cross-validated grouped cases were classified correctly.
                Read full chapter Herbs, spices and cardiovascular disease

                H. Collin, in Handbook of Herbs and Spices, Volume 3, 2006 8.2.2 Oregano

                Oregano ( L.) is native to northern Europe where it is cultivated commercially. Both fresh and dried leaves are used as a source of flavouring. At the same time it has been shown to have the highest anti-oxidant activity compared to the same amounts of fresh dill, thyme, sage and parsley. In general, fresh oregano on a weight for weight basis had three to 20 times higher antioxidant activity than the other herbs studied and in comparison to vegetables, oregano has 42 times more antioxidant activity than apples, 30 times more than potatoes, 12 times more than oranges and four times more than blueberries (Zheng and Wang, 2001). The most active component appears to be rosmarinic acid and thymol. As a measure of its antioxidant power oregano has demonstrated stronger antioxidant capacity than either of the two synthetic antioxidants commonly added to processed foods – BHT (butylated hydroxytoluene) and BHA (butylated hydroxyanisole) (Zheng and Wang, 2001). Kulisic et al., (2004) in an assessment of the components of the oregano essential oil, confirmed that the oil had remarkable antioxidant properties. It was suggested that the oil could be used as a potential source of antioxidants for the food industry.
                Read full chapter Using antioxidants and nutraceuticals as dietary supplements to improve the quality and shelf-life of fresh meat

                M.N. O'Grady, J.P. Kerry, in Improving the Sensory and Nutritional Quality of Fresh Meat, 2009 16.6 Chemistry and structure of oregano and rosemary compounds

                Oregano ( L) and rosemary (Rosmarinus officinalis L.) are aromatic herbs of the Labiatae (Lamiaceae) family and plants are highly distributed throughout the Mediterranean area (Mahmoud et al.,2005). The essential oil extracted from oregano is known to possess antimicrobial (Sivropoulou et al., 1996) and antioxidant activities (Economou et al., 1991; Papageorgiou et al., 2003) which are mainly attributed to carvacrol and thymol (Yanishlieva et al., 1999). Structurally carvacrol and thymol are isomeric monoterpene phenols (Fig. 16.4) and constitute ~ 78% of the essential oil obtained from O. vulgare subsp. hirtum plants (commerically known as greek oregano). Other main oregano essential oil constituents are two monoterpene hydrocarbons (Fig. 16.4), γ-terpinene and p-cymene, which represent ~ 5 and 7% of the oregano essential oil phenol content, respectively (Adam et al., 1998).
                Download full-size image
                Fig. 16.4. Chemical structures of compounds present in oregano.
                Rosemary, in addition to its use as a food flavouring agent, is also a well-valued medicinal herb, widely used in pharmaceutical products. Furthermore, extracts, essential oils and chemical constituents isolated from rosemary have demonstrated a number of interesting biological activities such as antioxidant (Del Baño et al., 2003; Cuvelier et al., 1996), antiulcerogenic (Dias et al., 2000), anticarcinogenic (Offord et al., 1995) and antimicrobial (Collins and Charles, 1987; Sacchetti et al., 2005) properties. The antioxidant activity of rosemary is related to the presence of phenolic diterpenes such as carnosic acid and carnosol, which represent the major phenolics present (Fig. 16.5), methyl carnosate, rosmanol, epirsomanol and 7-methyl-epirosmanol (Ibañez et al., 2003). Additional compounds such as rosmarinic acid, caffeic acid and flavonoids have also been associated with the antioxidant activity of rosemary (Del Baño et al., 2003).
                Download full-size image
                Fig. 16.5. Chemical structures of compounds present in rosemary.
                The antioxidant activity of oregano and rosemary has been shown in meat and meat products. Exogenous addition of oregano essential oil or extract demonstrated antioxidant activity in ground raw pork and beef (Fasseas et al., 2008; McGovern et al., 2007; Sánchez-Escalante et al., 2003). Beneficial antioxidant effects of rosemary extract or oleoresin, as a result of direct addition, have been reported in fresh ground beef (Balentine et al., 2006; Formanek et al., 2001; Han and Rhee, 2005; McGovern et al., 2007; Sánchez-Escalante et al., 2003), beef steaks (Djenane et al., 2002) and pork (McCarthy et al., 2001). Rosemary oleoresin (1%) exerted both antimicrobial and antioxidant activity in raw ground beef (Ahn et al., 2004). 16.6.1 Dietary oregano supplementation

                The antioxidant effect of dietary oregano supplementation has been demonstrated in poultry and lamb meat. Botsoglou et al. (2002)reported a study where chicks were fed supplemental α-tocopheryl acetate (200 mg/kg feed) or oregano essential oil (50 or 100 mg/kg feed) for 38 days pre-slaughter. The antioxidant potency of dietary antioxidants in raw chicken breast and thigh muscles in refrigerated storage for 9 days followed the order: 200 mg α-tocopheryl acetate/kg feed > 100 mg oregano essential oil/kg feed > 50 mg oregano essential oil/kg feed > control. Similar findings were reported in long-term frozen chicken meat (Botsoglou et al., 2003a).

                Supplementation of turkey diets with oregano essential oil (100 or 200 mg oregano essential oil/kg feed) for 4 weeks before slaughter, significantly reduced lipid oxidation in raw turkey breast and thigh muscle, in a dose-dependent manner (Botsoglou et al., 2003c). Lowest levels of lipid oxidation were observed in meat from turkeysfed 100 mg oregano essential oil in combination with 100 mg α-tocopheryl acetate/kg feed, indicating synergistic effects of the dietary antioxidants examined. Similar findings were reported in long-term frozen turkey meat (Botsoglou et al., 2003b) and in turkey breast, thigh, liver and heart tissue homogenates subjected to iron-induced lipid oxidation (Papageorgiou et al., 2003). Govaris et al. (2004)reported that dietary oregano essential oil or α-tocopheryl acetate, both fed at a level of 200 mg/kg feed for 4 weeks pre-slaughter, reduced lipid oxidation in raw minced turkey breast and thigh muscle, thereby exerting a protective effect against pro-oxidative processing conditions such as mincing.

                In contrast to the beneficial antioxidant effects of dietary oregano supplementation in fresh poultry meat, Janz et al. (2007) reported that supplementation of porcine diets, fed ad libitum, with rosemary essential oil (0.05%) and oregano oleoresin (0.05%) for 41 days pre-slaughter did not significantly improve fresh pork quality parameters such as colour (L value), lipid stability or sensorial properties compared to controls.

                Simitzis et al. (2008) demonstrated an antioxidant effect of dietary oregano essential oil in fresh lamb meat. Lambs were twice daily fed 750 g and 600 g of a concentrate based feed and 600 g and 500 g of alfalfa hay, respectively, for two months before slaughter. The oregano supplemented group were fed concentrate sprayed with oregano essential oil (1 ml/kg feed). The inclusion of oregano essential oil in lamb diets significantly reduced levels of lipid oxidation in M. longissimus thoracis during refrigerated and long-term frozen storage. 16.6.2 Dietary rosemary supplementation

                The antioxidant activity of dietary rosemary supplementation has been demonstrated in poultry. Supplementation of poultry diets with rosemary oleoresin (500 mg/kg feed) for 6 weeks pre-slaughter resulted in reduced levels of lipid oxidation, compared to the control, in chicken leg and breast meat stored at 4 °C for up to 9 days (López-Bote et al., 1998).

                Basmacioğlu et al. (2004) conducted a study where poultry were fed, ad libitum, diets supplemented with 1.5% fish oil and α-tocopheryl acetate (200 mg/kg feed), oregano essential oil (150 or 300 mg/kg feed), rosemary essential oil (150 or 300 mg/kg feed) or a combination of oregano essential oil and rosemary essential oil (75 or 150 mg/kg feed) for 42 days pre-slaughter. Chicken meat (breast and thigh muscles) was minced and stored for up to 15 days at 4 °C. All dietary antioxidant treatments significantly reduced lipid oxidation (< 1 mg MDA/kg meat) compared to controls. After 15 days of storage, meat from chickens fed diets containing both oregano and rosemary essential oils (75 or 150 mg/kg feed) had the lowest levels of lipid oxidation compared to other dietary treatments. It was concluded that a possible synergistic effect may exist between rosemary and oregano essential oils in preventing lipid oxidation in meat enriched with n-3 polyunsaturated fatty acids.

                Govaris et al. (2007) reported a study where turkeys were fed, ad libitum, a diet containing rosemary (ground dried leaves and flowers) (5 and 10 g rosemary/kg feed) and α-tocopheryl acetate (300 mg/kg feed) for 4 weeks pre-slaughter. In raw turkey breast fillets, lipid oxidation decreased with increasing concentration of rosemary, relative to the control, over the 12-day storage period. Lowest levels of lipid oxidation were observed in fillets from turkeys fed 300 mg α-tocopheryl acetate /kg feed). Dietary rosemary also reduced microbial growth in turkey breast fillets stored in the dark for 12 days at 4 °C. In vitro antimicrobial activity of the essential oil of rosemary against several foodbourne pathogens such as S. enteriditis, S. typhimurium, C. jejuni, E. coli 0157:H7, S aureus, B. subtilis, P. aeruginosa and A. hydrophila has been reported previously (Ahn et al., 2004; Baratta et al., 1998; Hammer et al., 1999; Smith-Palmer et al., 1998). Dietary α-tocopheryl acetate did not display antimicrobial activity. Similar findings were reported in raw pork by Cannon et al. (1995).

                O'Grady et al. (2006b) reported a study where beef cattle were fed a concentrate-based diet supplemented with rosemary extract (40.07% diterpenes) (1000 mg/animal/day) for 103 days before slaughter. In M. Longissimus dorsi stored aerobically or in modified atmosphere packs (80% O2 : 20% CO2) for up to 8 days at 4 °C, colour (CIE a value) and lipid stability (TBARS, mg MDA/kg muscle) were not significantly improved as a result of dietary rosemary supplementation. In addition, the sensory properties of cooked beef slices were unaffected. An in vitro fermentation study also indicated that rosemary compounds were not fermented in simulated rumenconditions indicating their ‘potential availability’ for absorption in the bovine intestine. Rosemary compounds were perhaps excreted in the animal urine or bio-transformed in the ruminant digestive systeminto unavailable forms.

                In a recent study, pigs were fed, ad libitum, diets containing 2% oxidised linseed oil and supplemented with 40 mg α-tocopheryl acetate/kg feed, 40 mg rosemary extract (± 2 mg gallic acid)/kg feed or 40 mg α-tocopheryl acetate in combination with 40 mg rosemary extract for 115 or 122 days pre-slaughter (Haak et al., 2008). The colour and lipid stability of raw M. longissimus thoracis, stored for up to 8 days at 4 °C, was unaffected by dietary rosemary supplementation. Lipid oxidation was reduced in the α-tocopheryl acetate supplemented groups only and no synergistic effects between dietary α-tocopheryl acetate and rosemary were observed. Similar findings were reported by Haak et al. (2006) where pigs were fed diets containing 2% linseed or soyabean oil plus 40 mg α-tocopheryl acetate/kg feed or 200 mg of an antioxidant complex (40 mg α-tocopheryl acetate, 40 mg citric acid, 64 mg rosemary and 56 mg gallic acid/kg feed). Cullen et al. (2005) reported that supplementation of pig diets, fed ad libitum, with 1 or 10 g of freeze dried rosemary/kg feed for 56 days pre-slaughter did not impact on the sensory characteristics of cooked pork patties.
                Read full chapter SPICES AND FLAVORING (FLAVOURING) CROPS | Leaf and Floral Structures

                G.D. Bagchi, G.N. Srivastava, in Encyclopedia of Food Sciences and Nutrition (Second Edition), 2003 Origanum or Oregano

                This consists of the dried leaves and flowering tops of Origanumvulgare L. (Lamiaceae). The leaves are light green to greenish brown, with crenate to crenate–serrate margins and are about 3 cm long and glandular punctate. The flowers are in spike-like clusters: bracts – broadly ovate, 2.5–3 × 2 mm with prominent hairs on the outer surface; calyx – gamosepalous four-toothed and deeply clefted on two sides; corolla – 5 mm long, gamopetalous; stamens – four, epipetalous; style – plumose (Figure 1o).

                In surface view and/or transverse section, the epidermal cells of both surfaces of the leaf are irregular in shape with uneven and thickened walls; both surfaces have numerous curved, pointed, unicellular, nonglandular hairs up to 900 μm long; the surfaces of some hairs are smooth, whereas many have papillose surfaces. Uni- to multicellular glandular hairs are present on both surfaces (Figure 1p and q).

                Origanum has a strong camphoraceous odor and a warm, pungent, bitter, camphoraceous taste. The plant is collected when in flowerand dried in the shade at less than 35 °C.
                Read full chapter HERBS | Herbs of the Labiatae

                S. Kokkini, ... E. Hanlidou, in Encyclopedia of Food Sciences and Nutrition (Second Edition), 2003 Greek Oregano

                Greek oregano consists of dried leaves and flowering parts of Origanum vulgare subsp. hirtum (Link) letswaart (syn. O. heracleoticum auct. non L.), and on commercial grounds, it is considered to be of the highest quality. It is a woody perennial up to 100 cm in height, and is found in the Balkan Peninsula and Turkey. It is distinguished from the other Origanum species by its dense spikes, clearly distinct from stems and branches, green calyces with five (sub)equal teeth and two-lipped white corollas (Figure 3). Furthermore, it is characterized by the conspicuously glandular-punctate (visible even to naked eye) leaves and calyces. It is mainly collected from the wild from Balkan countries and Turkey. The cultivation in gardens and open fields is nowadays very popular in the Mediterranean countries. Download full-size image
                Figure 3. (see color plate 82) Origanum vulgare.
                O. vulgare subsp. hirtum plants often yield an extremely high amount of essential oil (up to 8% dry weight basis), and their carvacrolcontent may reach the 95% of the oil produced. However, plants having a high thymol content (up to 85%) are not infrequent in the wild populations. In these cases, carvacrol, the compound responsible for characterizing a plant as being of the oregano type, is a minor constituent.
                Read full chapter Extraction of Polyphenols From Aromatic and Medicinal Plants: An Overview of the Methods and the Effect of Extraction Parameters

                Antigoni Oreopoulou, ... Vassiliki Oreopoulou, in Polyphenols in Plants (Second Edition), 2019 1 Introduction

                Aromatic and medicinal herbs are rich sources of polyphenols. Rosemary (Rosmarinus officinalis), oregano (Origanum vulgare ssp. hirtum), sage (Salvia officinalis), marjoram (Majorana syriaca), and winter savory (Satureja thymbra) are among the most promising sources for the recovery of polyphenols. All of these herbs belong to the Lamiaceae family and are used as spices or for the recovery of essential oils through hydrodistillation. Up to today, their exploitation for polyphenol recovery that could be added as antioxidants to foods, food supplements, or cosmetics has been very limited. Nevertheless, the dried herbs, or even better the residues remaining after essential oil recovery currently disposed as waste, could be extracted to obtain natural extracts rich in phenolic compounds and with a high antioxidant activity. It is worthy to note that the only currently approved natural food antioxidant in the European Union, according to Commission Regulation (EEC) No 2568/91, is a specific group of extracts from Rosmarinus officinalis. The regulation specifies ethanol, acetone, hexane, or supercritical CO2 as the permitted solvents for the extraction of antioxidant compounds. However, the selected solvent for polyphenol extraction depends on the solid matrix, that is, the raw material, the polarity of the compounds that intend to be extracted, and the desired purity of the extracts. Several researchers have worked on the extraction of aromatic and medicinal plants to recover polyphenols by using various solvents and extraction conditions. An overview of the conventional and novel methods suggested, as well as the effect of extraction parameters on the yieldand quality of the extracts, is presented in this chapter.
                Read full chapter Insects

                David V Alford Bsc, PhD, in Pests of Ornamental Trees, Shrubs and Flowers (Second Edition), 2012 Kaltenbachiella pallida (Haliday) (147)

                This widespread species occurs during the summer on various Lamiaceae, including mint (Mentha), marjoram (Origanum vulgare),thyme (Thymus) and woundwort (Stachys), where colonies of very small (0.9-1.3 mm long), creamy-white aphids develop on the roots amongst flocculent masses of white wax. Winged forms appear in the late summer and early autumn, and then migrate to elm (Ulmus) where, eventually, eggs are laid. The eggs hatch in the following spring. Wingless aphids then invade the unfurling foliage to initiate large, light green leaf galls. Each gall is coated in short whitish hairs, and develops at the base of the midrib as a conspicuous swelling (15–20 mm across) which protrudes both above and below the leaf blade. These galls mature in the early summer. Winged aphids then escape through a stellate opening and eventually establish colonies on secondary (summer) herbaceous hosts. Galls on primary (winter) hosts, although disfiguring leaves of ornamental specimen trees, do not affect plant growth. Download full-size image
                147. Gall of Kaltenbachiella pallida on Ulmus.
                Read full chapter Spearmint

                N.K. Patra, B. Kumar, in Handbook of Herbs and Spices, Volume 3, 2006 31.7.5 Antioxidative properties

                The kinetics of peroxide accumulation during oxidation of sunflower oil at 100 °C in the presence of different concentrations of hexane, ethyl acetate and ethanol extracts of Melissa officinalis, Menthapiperita, M. spicata, Ocimum besilicum, , and Saturejae hertensis were studied by Marinova and Yanishlieva (1997). It has been established that the extracts from O. basilicum and Origanum vulgare do not improve the oxidation stability of sunflower oil. The ethanol extracts from the other four species including M. spicata have proved to be the most active in retarding the auto-oxidation process for stabilization of sunflower oil.
                Read full chapter Essential Oils

                M.L. Chávez-González, ... C.N. Aguilar, in Antibiotic Resistance, 2016 Oregano Oil

                The Origanum (Lamiaceae) genus is an annual, perennial and shrubby herb that is predominantly distributed around the Mediterranean, Euro-Siberian, and Iran-Siberian regions.33 Its use in traditional medicine has given rise to numerous studies that confirmed the benefits of oregano for human health, and its oil has been used to treat respiratory and gastrointestinal disorders, as well as an oral antiseptic and in dermatological applications.34 Origanum has around 39 species, of which Origanum vulgare L. is the most studied. Its essential oil has been reported to have several biological properties, such as antioxidant, antimicrobial, and antimutagenic.35

                Origanum vulgare essential oil is composed of different compounds. Most of them are thymol and carvacrol, but other compounds include ρ-cymene, thymoquinone, and γ-terpinene.35,36 It has been reported that oregano essential oils have a powerful antimicrobial action against bacteria (Gram-positive and Gram-negative), yeast and fungi.34 Oregano (Origanum vulgare subsp. vulgare) essential oil showed activity against Sarcina lutea, S. aureus, C. albicans, E. faecalis, and Bacillus cereus, resulting in inhibition halos of 34.67, 26.67, 24.67, 22.33, and 20.33 mm, respectively.35 Lv et al.37 reported that oregano essential oil has high activity against S. aureus(27.4±0.5 mm), B. subtilis (27.4±0.7 mm), E. coli (18.2±0.8 mm), and Saccharomyces cerevisiae (27.2±0.6 mm). In the same study, the MICwas determined for all tested microorganisms, they found that MIC was the lowest with 0.625 µL/mL, in all bacterial strains.37 Hammer et al.29 reported similar results, MIC values of oregano oil against E. coli and S. aureus were from 0.5 to 1.2 µL/mL. Actually, oregano has been used against pathogenic bacterial strains such as E. coliO157:H7, and when it was in direct contact with SalmonellaTyphimurium DT104, this microorganism was inactivated.38

                Oregano essential oil has been tested for use as a cleaning agent in the treatment of antibiotic-resistant bacteria on organic leafy greens; an investigation demonstrated that with a treatment of 0.5% oregano oil, the greatest microorganism population reductions (up to 4.9-log) was seen on all leafy greens, and even biological activity increased over time in storage.39 In this context, it was investigated the disinfection efficacy of oregano oil on Salmonella Typhimurium inoculated into iceberg lettuce. Washing lettuce leaves with oregano oil led to a significant reduction in numbers of SalmonellaTyphimurium as compared with chlorinated water. The best result occurred at a 75-ppm concentration, with a reduction of 1–92 log CFU/g. The authors stated that oregano oil could be used as a natural alternative to chlorine without affecting sensory properties.34

                Some studies have reported the effect of oregano oil in combination with other essential oils like marjoram, where the reduction in the maximum specific microbial growth rate achieved was approximately threefold higher than that with the oregano oil alone.36Investigations have further examined the effect of oregano essential oil on lag phase duration; when E. coli was exposed to oregano in combination with basil, the results indicated that the time of the lag phase increased by 7.44 h with respect to the increase with oregano alone.36

                Yorum yap


                • #9
                  Origanum Vulgare hakkında daha fazla bilgi alın

                  Gıda muhafazalarında kullanılan doğal ürünler


                  George Dan Mogoşanu ... Ludovic Everard Bejenaru içinde, Gıda Koruma 2017 3.4 Origani Aetheroleum


                  (kekik) EO, bazı gıda kaynaklı patojenlerin ve bozulmamikroorganizmalarının biyofilm oluşumunu ve büyümesini azaltan yüksek miktarlarda monoterpenoidik fenoller (yaklaşık% 90 timol ve carvacrol) içerir :B. cereus ,E. coli,L. monocytogenes, Pseudomonas sp.,Salmonella enterica ,S. typhimurium,S. aureus,S. epidermidis(Benavides ve diğerleri, 2012; Nostro ve diğerleri, 2007; Pelissari ve diğerleri, 2009; Soni ve diğerleri, 2013 ). Kekik EO, antimikrobiyal özelliği nedeniyle gıda teknolojisinde yaygın olarak kullanılmaktadır.antioksidan (koruyucu) ve aroma özellikleri şu şekildedir:kekikvekekikEO'leri5 ° C'de aerobik, vakumlu /doğal olarak kontamine olmuş steril ve doğal olarak kontamine edilmiş sığırfiletolarındamikrobiyal (B. cereus,Pseudomonassp.,S. typhimurium) hayatta kalmasını engellermodifiye atmosfer paketleme (VP / MAP) koşulları (Skandamis ve diğerleri, 2002), soyayenilebilir filmlerlekaplanmıştazekıyılmışsığırköftesi(Emiroğl u ve diğerleri, 2010), taze biftekbiftek(Camo ve diğerleri, 2011), vesütlekaplanmış bütün sığır kasıprotein bazlı film ( Oussalah ve diğerleri, 2004 ); Depolama sıcaklıklarının , MAP ve kekik, kekik, adaçayı ve hindistan cevizi EO'larının İran'da kullanılan mangalda tavuk etinde E. coli O157: H7'nin büyümesinde ve hayatta kalmasında antimikrobiyal ve antioksidan etkileri ( Shekarforoush et al., 2007 ), kuzu etinde ( Shekarforoush ve diğerleri, 2007 ) Karabagias ve diğerleri, 2011 ), rawve pişmiş domuz eti ve sığır kıyma ( Fasseas et al., 2008 ), taze tavuk göğsü eti ( Chouliara et al., 2007 ) ve 4 ° C'de vakum paketlerinde saklanan yarı mamul kaplanmış tavuk eti ( Ntzimani et al., 2010 ) . ° C; Işık kombine etkisi tuzlama , modifiye atmosfer paketleme ile ve kekik EO raf ömrü , deniz ve mercan ( Sparus aurata ) ( Goulas ve Kontominas 2007 ) gökkuşağı alabalığı ( Pyrgotou ve ark., 2010) filetolar; kekik ve kekik EO'ları, L. monocytogenes ve E. coli O157: H7'ye karşı modifiye atmosfer altında paketlenmiş ve 2 hafta boyunca 7 ° C'de saklanan beyaz yumuşak peynirde antibakteriyel etki göstermiştir ( Govaris et al., 2011 ); kekik, fesleğen fenolik monoterpen zengin ve kekik EO'lar bazı pirinç bazlı ve fırın kalitesini artırmak gıdalar ( Basuny ve diğerleri, 2012;. Budka ve Khan 2010 ); etanolik ekstrakt, kekik EO veya öğütülmüş kekik, az işlenmiş sebzelerin (yemeye hazır havuç) mikrobiyolojik, organoleptik ve kalite (antioksidan) markörlerini iyileştirir ( taze ete hazır havuç) ( Gutierrez ve diğerleri, 2009 ), taze kesilmiş “Fuji”elma ile kaplanmışelmapüresi-alginat yenilebilir filmi (ve Rojas-GRAU ark., 2007), paketlenmiş salata(Muriel-Galet ve ark. 2012),patatescipsi (ve depolama (pamuk tohumu yağı ile) kaplanması kızartma esnasındakiHouhoula ve ark., 2003).
                  Tüm bölümü oku Baharatların Kalite Kontrolü için Elektronik Burçlar


                  Thomas Hübert , ... Ulrich Banach , Elektronik Burunlarda ve Gıda Bilimlerinde Dil , 2016 12.4.9 Kekik


                  Kekik ( Origanum vulgare L.), Lamiaceae familyasından bir baharat ve tıbbi bitkidir. Birincileri timol ve carvacrol olmak üzere 60'tan fazla farklı bileşik tanımlanmıştır. Diğer bileşenler, p- sikmen, karyofilen, spatulenol, germacren-D, fenchil alkol ve terpineol, terpinen, pinen ve limonendir.

                  Aynı mevsimde yetişen dört Origanum türünün (üç Origanum vulgarealt türü hirtum ve O. vulgare ) bitkileri GC ve elektronik burun ile incelenmiştir ( Horvath ve ark. 2002 ). Alt türler hirtum klonları , tam çiçekte O. vulgare (% 0.2 ) ile karşılaştırıldığında daha yüksek miktarda esans yağı (% 3-4) içeriyordu . Esansiyel yağ bileşenleri ile ilgili olarak, tüm numunelerde aynı miktarda carvacrol bulunurken, seçilmiş bir alt tür hirtum çizgisi önemli ölçüde daha fazla smene ve terpinen gösterdi. Aromatiklerin kompleksi, elektronik burnun farklı sensör sinyallerine göre seçilen tüm hatlar için farklıydı.

                  Verilerin değerlendirilmesi için PCA kullanılarak duyusal analiz, gaz kromatografisi ve elektronik burun ile çeşitli kekik türlerinin paralel bir kalite araştırması yapılmıştır ( Novak ve diğerleri, 2003 ). Uçucu yağ GC analizi (ana bileşenlerini belirlemiştir ve bitki türleri arasında farklar ortaya O. vulgare subsp. Hirtum ve O. majorana ). Enstrümantal ve insan duyusal analizleri benzer sonuçlar gösterdi ve kekik türleri ( O. majorana ) karmaşık aromalarına dayanarak iyi ayırt edilebilirken, gaz kromatogramları karakteristik farklılıklar göstermedi.

                  Farklı zamanlarda ve 2 ve 3 yaş popülasyondan toplanan kekik örneklerinin ve kök köklerinin ( Levisticum officinale ) uçucu yağı, metal oksit silikon alan etkili transistörden oluşan elektronik burunlu karşılaştırmalı bir analiz olarak incelenmiştir. (MOSFET) sensörleri ve metal oksit sensörleri ( Şeregely ve Novak, 2005 ). Sensör yanıtları PCA, kanonik diskriminant analizi (CDA) ile değerlendirildi. Her iki yöntemin kombinasyonu ile en iyi ayrılma sağlandı. Tüm durumlarda, çapraz onaylanmış gruplanmış vakaların% 90'ından fazlası doğru şekilde sınıflandırılmıştır.
                  Tüm bölümü oku Otlar, baharatlar ve kardiyovasküler hastalıklar


                  H. Collin , Otlar ve Baharatlar El Kitabında, Cilt 3 , 2006 8.2.2 Kekik


                  Kekik (L.) ticari olarak ekili olduğu kuzey Avrupa’ya özgüdür. Hem taze hem de kurutulmuş yapraklar bir lezzet kaynağı olarak kullanılır. Aynı zamanda , aynı miktarda taze dereotu , kekik , adaçayı ve maydanozla karşılaştırıldığında en yüksek antioksidan aktiviteye sahip olduğu gösterilmiştir . Genelde, taze olarak kekik bir üzerinde ağırlıkağırlık bazında üç ila 20 kat daha yüksek oldu antioksidan diğerinden daha aktivitesini otlar okudu ve kıyasla sebze , kekik 42 kat daha vardır antioksidan aktiviteye daha elma , 30 kat daha fazlaPatates ,portakaldan 12 kat, yaban mersini'ndendört kat fazla(Zheng ve Wang, 2001). En aktif bileşen, rosmarinik asit ve timol gibi görünmektedir. Antioksidan gücü kekik bir ölçüsü, iki sentetik ya daha güçlü antioksidan kapasite göstermiş olduğu gibiantioksidanlaryaygın işleme eklendigıdalar, BHT (butile hidroksitolüen) ve BHA (butile hidroksianisol) (-Zheng ve Wang 2001). Kulisicve diğerleri, (2004)kekikesansiyelyağbileşenlerinin değerlendirilmesinde, yağın kayda değer antioksidan özelliklere sahip olduğunu doğruladı. Yağın, gıda endüstrisi için potansiyel bir antioksidan kaynağı olarak kullanılabileceği önerildi .
                  Tüm bölümü oku Taze etlerin kalitesini ve raf ömrünü artırmak için antioksidanlar ve nutrasötiklerin diyet takviyesi olarak kullanılması


                  MN O'Grady , JP Kerry , Taze Etin Duyusal ve Beslenme Kalitesinin Artırılması , 2009 16.6 Kekik ve biberiye bileşiklerinin kimyası ve yapısı


                  Kekik (L) ve biberiye ( Rosmarinus officinalis L.), aromatik, otlar arasında Labiatae (Lamiaceae), aile ve bitkiler yüksek Akdeniz boyunca dağıtılan alanı ( Mahmoud ve ark., 2005 ). Uçucu yağ elde kekikantimikrobik sahip olduğu bilinmektedir ( Sivropoulou ve ark., 1996 ve) antioksidan faaliyetleri ( Economou ve ark., 1991 ; Papageorgiou ve ark., 2003 ) esas olarak karvakrol ve timol (atfedilen olanYanishlieva ve diğerleri, 1999 ). Yapısal olarak carvacrol ve timol izomerik monoterpen fenollerdir ( Şekil 16.4 ) ve O. vulgare subsp'ten elde edilen uçucu yağın ~% 78'ini oluşturur . hirtum bitkileri (ticari olarak yunan kekik olarak bilinir). Diğer ana kekik esansiyel yağ bileşenleri , kekik esansiyel yağ fenol muhtevasının sırasıyla yaklaşık% 5 ve% 7'sini temsil eden iki monoterpen hidrokarbondur ( Şekil 16.4 ), ter -terpinen ve p- sikmendir ( Adam ve diğerleri, 1998 ).



                  Tam boyutlu resmi indirin
                  Şekil 16.4 . Kekikte bulunan bileşiklerin kimyasal yapıları.
                  Biberiye bir şekilde kullanımına ek olarak yiyecek tatlandırıcı madde, aynı zamanda yaygın farmasötik ürünlerde kullanılan çok değerli şifalı vardır. Ayrıca, biberiyeden izole edilen ekstreler, uçucu yağlar ve kimyasal bileşenler, antioksidan ( Del Baño ve diğerleri, 2003 ; Cuvelier ve diğerleri, 1996 ), antiülserojenik ( Dias ve diğerleri, 2000 ) gibi bir dizi ilginç biyolojik aktivite göstermiştir . antikarsinojenik ( Offord ve ark. 1995 ) ve antimikrobiyal ( Collins ve Charles, 1987 ; Sacchetti ve ark. 2005 ) özellikleri. biberiyenin antioksidan aktivitesi , mevcut ana fenolikleri temsil edenfenosikditerpenlerin mevcudiyeti ile ilgilidir (Şek. 16.5), metil karnosat, rosmanol, epirsomanol ve7-metil-epirosmanol ( Ibanez ve ark., 2003 ). Rosmarinik asit, kafeik asit ve flavonoidler gibi ek bileşikler de biberiyenin antioksidan aktivitesi ile ilişkilendirilmiştir ( Del Baño vd ., 2003 ).
                  Tam boyutlu resmi indirin
                  Şekil 16.5 . Biberiyede bulunan bileşiklerin kimyasal yapıları.
                  Kekik ve biberiye antioksidan aktivitesi et ve et ürünlerindegösterilmiştir . Kekik esansiyel yağı veya ekstraktının eksojen eklenmesiçiğ domuz ve sığır etinde antioksidan aktivite göstermiştir ( Fasseas ve diğerleri, 2008 ; McGovern ve diğerleri, 2007 ; Sánchez-Escalante ve diğerleri, 2003 ). Biberiye özü veya Faydalı antioksidan etkileri yağlı reçine , direkt ilave bir sonucu olarak, taze bildirilmiştir kıyma ( Balentine vd. 2006 ; Formanek vd. 2001 ; Han ve Rhee 2005 ;McGovern ve diğerleri. 2007 ; Sánchez-Escalanteve diğerleri, 2003 ), sığır eti biftek ( Djenane ve diğerleri, 2002 ) ve domuz eti ( McCarthy ve diğerleri, 2001 ). Biberiye oleoresini (% 1), çiğ kıymalarda hem antimikrobiyal hem de antioksidan aktivite sergilemiştir ( Ahn ve ark.2004 ). 16.6.1 Diyet kekik takviyesi


                  Diyet kekik antioksidan etkisi takviyesi gösterilmiştir kümes ve kuzueti . Botsoglou ve diğ . (2002) , civcivlerin kesim öncesi 38 gün boyunca ek a-tokoferil asetat (200 mg / kg yem) veya kekik esansiyel yağı (50 veya 100 mg / kg yem) ile beslendikleri bir çalışmayı bildirmiştir . Çiğ tavuk göğsündeki diyet antioksidanların ve 9 gün boyunca buzdolabında saklanan uyluk kaslarındaki antioksidan gücü şu sırayı takip eder: 200 mg α-tokoferil asetat / kg yem > 100 mg kekik esansiyel yağı / kg yem> 50 mg kekik esansiyel yağı / kg yem> kontrol. Uzun dönem dondurulmuş tavuk etlerinde de benzer bulgular bildirilmiştir ( Botsoglou ve diğerleri, 2003a).

                  Takviye ve hindi diyetler 4 hafta kekik uçucu yağ (100 veya 200 mg kekik uçucu yağ / kg yem) ile daha önce kesim , önemli ölçüde azalır lipit (doza bağımlı bir şekilde, ham Türkiye meme ve uyluk kasında oksidasyon Botsoglouve ark.,2003c). 100 mg kekik esansiyel yağı ile beslenenhindietlerinde,100 mg a-tokoferil asetat / kg yem ile kombinasyon halindeen az lipit oksidasyonu gözlemlendi, bu daincelenen diyet antioksidanlarının sinerjik etkilerini gösterir . Uzun dönem dondurulmuş hindi etlerinde de benzer bulgular bildirilmiştir ( Botsoglouve ark.,2003b ) ve hindi göğsünde, uyluk, karaciğer ve kalp dokusu demir kaynaklı lipid oksidasyonuna tabi homojenleşir (Papageorgiou ve ark. 2003 ). Govaris ve diğ . (2004) , her ikisi de kesim öncesi 4 hafta boyunca 200 mg / kg yem seviyesinde beslenen diyet kekik esansiyel yağı veya a-tokoferil asetatın, çiğ kıyılmış hindi göğsünde ve uyluk kasında lipid oksidasyonunu azalttığını, böylece koruyucu bir etki gösterdiğini bildirmiştir. kıyma gibi pro-oksidatif işleme koşullarına karşı.

                  Diyet kekik takviyesinin taze kümes hayvanı etindeki yararlı antioksidan etkilerinin aksine, Janz ve ark. (2007) , kesim öncesi 41 gün boyunca ad libitum ile beslenen domuz eti diyetlerinin, biberiye esansiyel yağı (% 0,05) ve kekik oleoresininin (% 0,05) kesilmeden önce,katkısız renk (L değeri) gibi taze domuz eti kalite parametrelerini önemli ölçüde iyileştirmediğini bildirmiştir. kontrollerle karşılaştırıldığında lipit stabilitesi veya duyusal özellikler.

                  Simitzis ve diğ . (2008) , taze diyet kekik uçucu yağ, antioksidan etkisi göstermiştir kuzu eti . Kuzular günde iki kez , kesimden iki ay önce, 750 g ve 600 g konsantre bazlı yem ve 600 g ve 500 g yonca samanı ile beslendi . Kekik takviyesi yapılan grup kekik esansiyel yağı (1 ml / kg yem) ile püskürtülerek konsantre olarak beslenmiştir . Kekik dahilKuzu diyetindeki esansiyel yağ, dondurulmuş ve uzun süreli dondurulmuş saklama sırasında M. longissimus thoracis'teki lipit oksidasyon seviyelerini önemli ölçüde azaltmıştır . 16.6.2 Diyet biberiye takviyesi


                  Kanatlılarda diyet biberiye desteğinin antioksidan aktivitesi gösterilmiştir. Kesim öncesi 6 hafta boyunca biberiye oleoresinli (500 mg / kg yem) kümes hayvanı diyetlerinin takviyesi , 4 aya kadar 4 gün saklanan tavuk bacağı ve göğüs etinde , kontrolle karşılaştırıldığında, lipid oksidasyon seviyelerinin düşmesine neden oldu (9 güne kadar). López-Bote ve arkadaşları, 1998 ).

                  Basmacioğlu ve diğ. (2004) kümes hayvanlarının beslendiği, ad libitum, % 1.5 balık yağı ve α-tokoferil asetat (200 mg / kg yem), kekik esansiyel yağı (150 veya 300 mg / kg yem), biberiye esansiyel yağı ile takviye edilmiş diyetlerin yapıldığı bir çalışma yürütmüştür. (150 veya 300 mg / kg yem) veya kesim öncesi 42 gün boyunca kekik esansiyel yağı ve biberiye esansiyel yağı (75 veya 150 mg / kg yem) kombinasyonu. Tavuk eti (göğüs ve uyluk kasları) kıyıldı ve 4 ° C'de 15 güne kadar saklandı. Tüm diyet antioksidan tedavileri, lipid oksidasyonunu (<1 mg MDA / kg et) kontrollere kıyasla önemli ölçüde azalttı. 15 günlük depolamadan sonra tavuklardan elde edilen etHem kekik hem de biberiye esansiyel yağları (75 veya 150 mg / kg yem) içeren diyetler, diğer diyet tedavilerine kıyasla en düşük lipid oksidasyon seviyelerine sahipti. N- 3 doymamış yağ asitleri ile zenginleştirilmiş ette lipid oksidasyonunu önlemede biberiye ve kekik esansiyel yağları arasında olası bir sinerjistik etkinin olabileceği sonucuna varılmıştır .

                  Govaris ve diğ. (2007) , hindilerin beslendiği, ad libitum, biberiye (öğütülmüş kurutulmuş yapraklar ve çiçekler) içeren bir diyet (5 ve 10 g biberiye / kg yem) ve a-tokoferil asetat (300 mg / kg yem) içeren bir çalışmayı 4 hafta boyunca bildirmiştir. ön kesimi. Çiğ hindi göğsü filetolarında , lipid oksidasyonu 12 günlük saklama süresi boyunca kontrole göre biberiye konsantrasyonunun artmasıyla azalmıştır. 300 mg a-tokoferil asetat / kg yem ile beslenen hindi filetolarında en düşük lipid oksidasyon seviyeleri gözlenmiştir. Diyet biberiye , karanlıkta 4 gün boyunca 12 gün boyunca saklanan hindi göğsü filetolarında mikrobiyal üremeyi de azaltmıştır . İn vitrobiberiye esansiyel yağının, S. enteriditis, S. typhimurium, C. jejuni, E. coli 0157: H7, S aureus, B. subtilis, P. aeruginosa ve A. hydrophila gibi çeşitli gıda kaynaklı patojenlere karşı antimikrobiyal aktivitesi rapor edilmiştir. daha önce ( Ahn ve diğerleri, 2004 ; Baratta ve diğerleri, 1998 ; Hammer ve diğerleri, 1999 ; Smith-Palmer ve diğerleri, 1998 ). Diyet α-tokoferil asetat, antimikrobiyal aktivite göstermedi. Domuz eti de Cannon ve ark. (1995) .

                  O'Grady ve diğ. (2006b) , sığır sığırlarının 103 günlük katliamdan önce biberiye ekstraktı (% 40.07 diterpen) (1000 mg / hayvan / gün) ile takviye edilmiş bir diyetle beslendikleri bir çalışmayı bildirmiştir . Olarak M longissimus dorsi aerobik ya da tadil edilmiş bir atmosfer paketlerde saklanır (% 80 O 2 :% 20 CO 2 ) 8 güne kadar 4 ° C, renk (CIE bir değer) ve lipid stabilitesi (TBARS mg MDA / kg kasında ) diyet biberiye takviyesi sonucu önemli ölçüde düzelmedi. Ek olarak, pişmiş sığır eti dilimlerinin duyusal özellikleri de etkilenmedi. Bir in vitro fermantasyon çalışması ayrıca biberiye bileşiklerinin mayalanmadığını göstermiştir. sığır bağırsaklarında emilim için 'potansiyel kullanılabilirliklerini' gösteren simule rumen koşulları . Biberiye bileşikleri, belki hayvan idrarında salgılanmıştır veya ruminant sindirim sisteminde biyolojik olarak transforme edilemeyen formlara dönüştürülmüştür.

                  Yakın zamanda yapılan bir çalışmada domuzlar, ad libitum, % 2 oksitlenmiş keten tohumu yağı içeren diyetler ile beslendi ve 40 mg a-tokoferil asetat / kg yem, 40 mg biberiye ekstraktı (± 2 mg gallik asit) / kg yem veya 40 mg a ile desteklendi. -Ön kesim için 115 veya 122 gün boyunca 40 mg biberiye ekstresi ile birlikte tokoferil asetat ( Haak ve diğ., 2008 ). 4 ° C'de 8 güne kadar depolanan ham M. longissimus thoracis'in renk ve lipid stabilitesi, diyet biberiye ilavesinden etkilenmedi. lipitoksidasyon, yalnızca a-tokoferil asetat destekli gruplarda azaltıldı ve diyet a-tokoferil asetat ve biberiye arasında sinerjistik bir etki gözlenmedi. Benzer bulgular tarafından bildirildi Haak ve arkadaşları. (2006) domuzlara% 2 keten tohumu veya soya fasulyesi yağı artı 40 mg a-tokoferil asetat / kg yem veya 200 mg antioksidan kompleksi (40 mg a-tokoferil asetat, 40 mg sitrik asit , 64 mg biberiye ve 56 içeren diyetler verildi. mg gallik asit / kg besleme). Cullen ve diğ . (2005) , domuz eti diyetlerinin, ad libitum ilebeslenen , kesim öncesi 56 gün boyunca 1 veya 10 g dondurularak kurutulmuş biberiye / kg yemle beslenmesinin pişmiş domuzun duyusal özellikleri üzerinde bir etkisi olmadığını bildirmiştir.köftesi .
                  Tüm bölümü oku Baharatlar ve Çiçekçilik (Çiçekçilik) BİTKİLERİ | Yaprak ve Çiçek Yapıları


                  GD Bagchi , GN Srivastava , Gıda Bilimleri ve Beslenme Ansiklopedisinde (İkinci Baskı) , 2003 Origanum veya Kekik


                  Bu kurutulmuş yapraklar ve Origanum vulgare L. (Lamiaceae) 'nın çiçek açan kısımlarından oluşur . Yapraklar açık yeşil ila yeşilimsi kahverengiye, crenate tırtıklı marjlara sahiptir ve yaklaşık 3 cm uzunluğunda ve salgı noktası şeklindedir. Çiçekler başak gibi kümeleri vardır: bracts - genel olarak oval, 2.5-3 x 2 belirgin mm kıllar , dış ilgili yüzeyi ; kaliks - dört kenarlı dört dişli ve iki tarafın derine sürtüğü; korolla - 5 mm uzunluğunda, gamopetalous; organlarındaki - dört, epipetalous; stil - tüyleri ( Şekil 1o ).

                  Yüzey görünümünde ve / veya enine kesitinde, yaprağın her iki yüzeyinin epidermal hücreleri , düzensiz ve kalınlaşmış duvarlarla düzensizdir; her iki yüzeyin de 900 longm uzunluğundaki çok sayıda kavisli, sivri, tek hücreli, nonglandüler kılları vardır ; Bazı kılların yüzeyleri pürüzsüzdür, oysa çoğu papilloz yüzeylere sahiptir. Her iki yüzeyde de tek hücreli glandüler kıllar bulunur ( Şekil 1p ve q ).

                  Origanum, güçlü bir kamphoraceous kokuya ve sıcak, keskin, acı , camphoraceous bir tada sahiptir. Bitki zaman toplanır çiçek ve kurutulmuştur gölge az 35 ° C.
                  Tüm bölümü oku Otlar | Labiatae Otları


                  S. Kokkini , ... E. Hanlidou , Gıda Bilimleri ve Beslenme Ansiklopedisinde (İkinci Baskı) , 2003 Yunan kekik


                  Yunan kekik Origanum vulgare subsp kurutulmuş yaprakları ve çiçeklenme kısımları oluşur . hirtum (Link) letswaart (syn. O. heracleoticum auct. non L.) ve ticari olarak en yüksek kalitede olduğu kabul edilir. 100 cm yüksekliğe kadar çok yıllık odunsu olup Balkan Yarımadası ve Türkiye'de bulunur . Diğer Origanum türlerinden , keskin sivri uçları , gövdelerden ve dallardan açıkça ayırt edilmiş, beş (alt) eşit dişe sahip yeşil kalyeler ve iki dudaklı beyaz korollerden ayırt edilir ( Şekil 3 ). Ayrıca, göze çarpan glandüler-punktat (çıplak gözle bile görülebilen) yaprakları ve kalipleri ile karakterize edilir. Daha çok Balkan ülkelerinden ve Türkiye'den gelen vahşi hayvanlardan toplanmaktadır. Bahçelerde ve açık tarlalarda ekimi günümüzde Akdeniz ülkelerinde çok popülerdir. Tam boyutlu resmi indirin
                  Şekil 3 . (bkz. renk plakası 82 ) Origanum vulgare .
                  O. vulgare subsp. hirtum bitkileri genellikle çok yüksek miktarda esansiyel yağ verir (% 8 kuru ağırlık bazında) ve bunların carvacroliçeriği üretilen yağın% 95'ine ulaşabilir. Bununla birlikte, yüksek timol içeriğine sahip bitkiler (% 85'e kadar) vahşi popülasyonlarda nadir değildir. Bu durumlarda, bir bitkinin kekik cinsi olarak nitelendirilmesinden sorumlu olan bileşik olan carvacrol küçük bir bileşendir.
                  Tüm bölümü oku Aromatik ve Tıbbi Bitkilerden Polifenollerin Ekstraksiyonu: Metodlara Genel Bir Bakış ve Ekstraksiyon Parametrelerinin Etkisi


                  Antigoni Oreopoulou , ... Vassiliki Oreopoulou , Bitkilerde Polifenollerde (İkinci Baskı) , 2019 1 Giriş


                  Aromatik ve şifalı bitkiler zengin polifenol kaynaklarıdır . Biberiye ( Rosmarinus officinalis ), kekik ( Origanum vulgare ssp. Hirtum ), adaçayı ( Salvia officinalis ), mercanköşk ( Majorana syriaca ) ve kışkokusu ( Satureja thymbra ) polifenollerin geri kazanımı için en umut verici kaynaklar arasındadır. Bu bitkilerin tümü Lamiaceae familyasınaaittir ve baharat olarak veya geri kazanılmasında kullanılır.hidrodistilleme yoluyla esansiyel yağlar . Bugüne kadar, olarak eklenebilir polifenol kurtarma için onların sömürüantioksidanlariçin gıdalar , gıda takviyeleri veya kozmetik çok sınırlı olmuştur. Bununla birlikte, kurutulmuş otlar, ya dahalihazırda atık olarak tahsis edilenuçucu yağ geri kazanımındansonra kalan artıklar,fenolik bileşiklerbakımından zenginve yüksek antioksidanaktiviteyesahipdoğal özütler elde etmek için çıkarılabilir. Avrupa Birliğindeşu anda onaylanmış tekdoğal gıdaantioksidanının belirtilmesi gerekir, 2568/91 sayılı Komisyon Yönetmeliğine (AET) göre, Rosmarinus officinalis'ten spesifik bir grup ekstrakttur . Düzenleme etanol belirtir aseton , hekzan, veya süper kritik CO2için izin verilen çözücü olarak ekstre antioksidan bileşikler. Bununla birlikte, polifenol ekstraksiyonu için seçilen çözücü, katı matrise, yani ham maddeye , ekstrakte edilmek istenen bileşiklerin polaritesine ve ekstraktların istenen saflığına bağlıdır. Aromatik ve şifalı bitkilerinçıkarılması için birkaç araştırmacı çalışmıştır.polifenollerin çeşitli çözücüler ve ekstraksiyon koşulları kullanılarak geri kazanılması. Ekstraksiyon parametrelerinin ekstraktların verimi ve kalitesiüzerindeki etkisinin yanı sıra önerilen geleneksel ve yeni yöntemlere genel bir bakış bu bölümde sunulmaktadır.
                  Tüm bölümü oku Haşarat


                  David V Alford Bsc, Doktora , Süs Ağaçları, Çalı ve Çiçek Zararlıları (İkinci Baskı) , 2012 Kaltenbachiella pallida (Haliday) (147)


                  Bu yaygın tür, yaz aylarında nane ( Mentha), mercanköşk ( Origanum vulgare ), kekik ( Thymus ) ve wowort ( Stachys) gibi çeşitli Lamiaceae'lerde, çok küçük (0.9-1.3 mm uzunluğunda), koyu beyaz yaprak bitlerinin kolonilerinin bulunduğu Flocculent beyaz balmumu kütleleri arasında köklerde gelişir. Kanatlı formlar yaz sonlarında ve sonbaharın başında ortaya çıkar ve daha sonra yumurtalarınbırakıldığı karaağaç ( Ulmus ) bölgesine taşınır. Yumurtalar sonraki baharda yumurtadan çıkar. Kanatsız yaprak biti, daha sonra, açık yeşil yapraklı safraları başlatmak için kıvılcım saçan yaprakları istila eder . Her safra kısa beyazımsı kıllarla kaplanır ve orta kabın tabanında göze çarpan bir şişlik olarak gelişir (15-20) mm çapında) bu, yaprak bıçağın hem üstünde hem de altında uzanır. Bu galls yaz başında olgunlaşır. Kanatlı yaprak bitleri daha sonra yıldız şeklinde bir açıklıktan kaçar ve sonunda ikincil (yaz) otsu konaklarda koloniler oluşturur. Süs örnek ağaçlarının yapraklarının şekil değiştirmesine rağmen, birincil (kış) konaklardaki safralar bitki büyümesini etkilemez. Tam boyutlu resmi indirin
                  147 . Ait Gall Kaltenbachiella pallida üzerinde Ulmus .
                  Tüm bölümü oku Nane


                  NK Patra , B. Kumar , Otlar ve Baharatlar El Kitabında, Cilt 3 , 2006 31.7.5 Antioksidan özellikler


                  Ayçiçeği oksidasyonu peroksit birikimi kinetiği yağ heksan, farklı konsantrasyonları varlığında 100 ° C'de , etil asetat ve etanol ekstreleri Melissa officinalis , Menta piperita , M. spicata , Ocimum besilicum ,ve Saturejae hertensis , Marinova ve Yanishlieva (1997) tarafından çalışılmıştır . O. basilicum ve Origanum vulgare'den elde edilen ekstrelerin , ayçiçek yağının oksidasyon kararlılığını arttırmadığı tespit edilmiştir . M. spicata dahil olmak üzere diğer dört türün etanol özütlerinin , ayçiçeği yağının stabilizasyonu için oto-oksidasyon işleminin geciktirilmesinde en aktif olduğu kanıtlanmıştır.
                  Tüm bölümü oku Uçucu yağlar


                  ML Chávez-González , ... CN Aguilar , Antibiyotik Direncinde , 2016 Kekik yağı


                  Origanum (Lamiaceae) cinsi bir yıllık uzun ömürlü ve çalılık olan otağırlıklı Akdeniz, Avrupa-Sibirya ve İran-Sibirya bölgeler etrafında dağıtılır. 33 Geleneksel tıpta kullanımı, kekiklerin insan sağlığı içinfaydalarını doğrulayan sayısız çalışmaya yol açmıştır ve yağı, solunum ve gastrointestinal rahatsızlıkların yanı sıra oral antiseptik ve dermatolojik uygulamalarda da kullanılmaktadır. 34 Origanum Origanum vulgare olan yaklaşık 39 tür vardırL. en çok çalışılanıdır. Uçucu yağının, antioksidan, antimikrobiyal ve antimutagenik gibi çeşitli biyolojik özelliklere sahip olduğu bildirilmiştir . 35

                  Origanum vulgare esansiyel yağı farklı bileşiklerden oluşur. Bunların çoğu timol ve carvacrol'dür, ancak diğer bileşikler arasında ρ-cymene, thmoquinone ve γ-terpinene bulunur. 35,36 Kekik esansiyel yağlarının bakterilere (Gram-pozitif ve Gram-negatif), maya ve mantarlara karşı güçlü bir antimikrobiyal etkiye sahip olduğu bildirilmiştir . 34 Kekik (Origanum vulgare subsp. Vulgare ) esansiyel yağı, Sarcina lutea , S. aureus , C. albicans , E. faecalis ve Bacillus cereus'a karşı aktivite göstermiştir.sırasıyla 34.67, 26.67, 24.67, 22.33 ve 20.33 mm inhibisyon hallerine neden olur . 35 Lv ve diğ. 37 , kekik esansiyel yağının, S. aureus (27.4 ± 0.5 mm), B. subtilis (27.4 ± 0.7 mm), E. coli(18.2 ± 0.8 mm) ve Saccharomyces cerevisiae (27.2 ± 0.6 mm) 'ye karşı yüksek aktiviteye sahip olduğunu bildirdi . Aynı çalışmada, test edilen tüm mikroorganizmalar için MIC tespit edildi , tüm bakteri suşlarında MIC'nin 0.625 µL / mL ile en düşük olduğu bulundu . 37Hammer ve diğ. 29 benzer sonuçlar bildirildiğinde, E. coli ve S. aureus'a karşı kekik yağı MİK değerleri 0.5 ila 1.2 uL / mL idi. Aslında, kekik, E. coli O157: H7 gibi patojenik bakteri suşlarına karşı kullanılmıştır ve Salmonella Typhimurium DT104 ile doğrudan temas halinde olduğunda, bu mikroorganizma etkisiz hale getirilmiştir. 38

                  Kekik esansiyel yağı, organik yapraklı yeşillerde antibiyotiğe dirençli bakterilerin tedavisinde bir temizlik maddesi olarak kullanılmak üzere test edilmiştir ; Yapılan bir araştırma,% 0.5 kekik yağı muamelesinde, en büyük mikroorganizma popülasyonunda azalma (4,9 log'a kadar) görülmüştür.yapraklı yeşillikler ve hatta depolamada zamanla biyolojik aktivite artmıştır. 39 Bu bağlamda, kekik yağının buzdağımaruluna aşılanan Salmonella Typhimurium üzerindeki dezenfeksiyon etkinliğinin araştırıldığı görülmüştür . Marul yapraklarının kekik yağı ile yıkanması , klorlu suya kıyasla SalmonellaTyphimurium sayısında önemli bir azalmaya yol açtı . En iyi sonuç, 1-92 log CFU / g düşüşle 75 ppm konsantrasyonda gerçekleşti . Yazarlar kekik yağının duyusal özelliklerini etkilemeden klorine doğal bir alternatif olarak kullanılabileceğini belirtti. 34

                  Bazı çalışmalar, kekik yağının mercanköşk gibi diğer esansiyel yağlarla kombinasyon halinde etkisini göstermiştir; burada elde edilen maksimum spesifik mikrobiyal büyüme oranındaki azalma,sadece kekik yağındakilerden üç kat daha yüksektir. 36 Araştırmalar kekik esansiyel yağının gecikme fazı süresine etkisini daha da incelemiştir; zaman , E. coli ile kombinasyon halinde kekik maruz bırakılan fesleğen , sonuçlar duraklama fazı süresi 7.44 artış olduğunu göstermiştir , tek başına kekik artışla birlikte h. 36

                  Yorum yap


                  • #10
                    Farklı Kökenli İstanbul Kekiği (Origanum vulgare subsp. hirtum L.) Populasyonlarında Verim ve Kalite Özelliklerinin Belirlenmesi Üzerine Araştırmalar1

                    Researches on the Determination of the Yields and Quality Characteristics of Istanbul Oregano (Origanum vulgare subsp. hirtum L.) Populations of the Different Origin


                    ÖZET

                    Bu çalışma, Bornova ekolojik koşullarında 2006-2007 ile 2007-2008 üretim yıllarında Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü tarafından Marmara Bölgesi’nin değişik illerinden elde edilen 9 farklı İstanbul kekiği (Origanum vulgare subsp. hirtum L.) populasyonları ile biri (Origanum vulgare subsp. vulgare L.) Almanya kökenli olmak üzere toplam 10 genotipin verim ve kalite özelliklerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Deneme, tesadüf blokları deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü deneme alanında kurulmuştur. İki yıl boyunca yürütülen çalışmanın her iki yılında da iki biçim yapılmıştır. Genotiplere ait bitkilerin bazı agronomik ve kalite özellikleri incelenerek, adaptasyon yetenekleri saptanmıştır. Araştırmada, bitki boyu (cm), yeşil herba verimi (kg/da), drog herba verimi (kg/da), drog yaprak verimi (kg/da), uçucu yağ oranı (%), uçucu yağ verimi (L/da) ve bileşimi belirlenmiştir. İlk ve ikinci yıla ait en yüksek veriler yıllara göre sırasıyla şöyledir; ortalama bitki boyu 63.5 ve 60.5 cm, toplam yeşil herba verimi 2632.49 ve 2808.13 kg/da, toplam drog herba verimi 912.16 ve 1074.53 kg/da, toplam drog yaprak verimi 539.24 ve 676.95 kg/da, ortalama en yüksek uçucu yağ oranları % 4.59 ve % 3.78 toplam uçucu yağ verimleri 23.98 ve 21.79 (L/da) olarak tespit edilmiştir. Uçucu yağ ana bileşenlerini de karvakrol, timol, γ-terpinen ve p-simen oluşturmuştur. En yüksek karvakrol ana bileşeni ise % 88. 30 olarak bulunmuştur.

                    ABSTRACT

                    This study, was conducted in order to determine the yield and quality characteristics of different İstanbul oregano (Origanum vulgare subsp. hirtum) populations under the Bornova ecological conditions in between 20062007 and 2007-2008. In the trial, nine different İstanbul oregano populations (Origanum vulgare subsp. hirtum) which are obtained from Yalova, belong to the different locations and one population which is originated from Germany were used and experimental design was randomized block design with four replications in the experimental fields of the Department of Field Crops, Faculty of Agriculture, Ege University. In the research, according to the results of the first and second trial years, the highest values; the mean height of the plants 63.5 and 60.5 cm, total fresh herbage yields, 2632.49 and 2808.13 kg/da, total drug herbage yields 912.16 and 1074.53 kg/da, total drug leaves yields 539.24 and 676.95 kg/da and also the mean percentage of essential oils 4.59 % and 3.78 %, total essential oil yield 23.98 and 21.79 L/da were determined respectively. Also, main components of the essential oil were carvacrol, thymol, γ-terpinene and p-cymene. The highest main component of essential oil was obtained as carvacrol (88. 30 %) in one population.

                    GİRİŞ

                    Anadolu insanı Yontmataş (Paleolitik) çağından (yaklaşık M.Ö. 50.000) beri bitkilerden tedavi amacıyla yararlanmaktadır. Günümüzdeyse Türkiye’de en az 500 kadar bitki tıbbi amaçlı olarak kullanılmaktadır (Baytop, 1999). Ceylan (1995), tıbbi bitkilerin etki derecelerinin önemli olduğunu vurgulamıştır. Baytop’a (1999) göre; ülkemizde bu bitkilerin kültüre alınmasıyla yüksek kaliteli, taze ve istenilen miktarda ucuza drog elde edilebilir. Labiatae familyasından Türkiye’de halk arasında Origanum, Thymus, Satureja, Coridothymus ve Thymbra cinsine ait türler, kekik olarak isimlendirilmektedir. Origanum cinsine giren türlerden elde edilen baharat ‘oregano’, Thymus, cinsine giren türlerden elde edilen ‘thyme’ (Sarı ve Oğuz, 2002; Başer, 2001), Satureja türlerinden elde edilenler ise ‘savory’ olarak bilinmektedir. Origanum ve Thymus cinslerinin uçucu yağı karvakrol bakımından zengindir (Baytop; 1963). Kekik, içerdiği etken maddeye göre uçucu yağ bitkilerinden, tüketim ve kullanımına göre de baharat bitkilerindendir (Ceylan, 1995). Yararlanılan bitki organlarına göre de herbasından (Herba Origani) ve yapraklarından (Folia Origani) yararlanılan bitkiler grubuna girmektedir. Ayrıca kekik yağı (Oleum Origani) olarak da yaygın bir şekilde kullanılmaktadır (Baytop, 1999). Origanum genusu familyanın en önemli cinslerinden biridir. Origanum genusuna ait türlerin büyük çoğunluğunun kökeninin Akdeniz olduğu, genellikle kıyı bölgelerden yüksek dağlara, Doğu’dan Batı’ya geniş bir yayılım alanına sahip olduğu, genellikle 400 - 4000 m arasında, çoğunlukla da 1200 - 1500 m yüksekte yetiştiği Tümen vd.’ne atfen Topal (2002) tarafından, açıklanmıştır. Ayrıca Ceylan (1996)’ın verdiği bilgilere göre de, Origanum cinsinin sistematiği henüz tam olarak yapılmamıştır, bu nedenle birçok yanılmalara sebep olmaktadır ve bu türlerin yaklaşık % 70’i endemiktir. Origanum’ların 10 seksiyonu bulunmaktadır. Sarı ve Oğuz (2002), Origanum’un morfolojik ve kimyasal içerik yönünden oldukça büyük farklılıklara sahip olduğunu, dünyada tanımlanan 52 türü ve 22’sinin de ülkemizde bulunduğunu belirtmişlerdir. Janick et al. (1974), Origanum türlerinin mutfakta yemeğe lezzeti ve kekik kokulu tadı veren, Origanum vulgare’nin Amerika’ya eskiden koloniler tarafından Akdeniz Bölgesi’nden getirildiğini belirtirken, Olivier (1996), Origanum L. türlerinin dünya ticaretinde mutfakta kullanılan şifalı otlar arasında birincil rol oynadığını belirtmiştir. Ticari Origanum’un çoğu Türkiye ve Yunanistan yabani populasyonlarından gelmektedir (Skoula and Kamenopoulos, 1996). Origanum’un bu ekonomik önemine rağmen genetik kaynakları, varyabilitesi ve kullanımı için potansiyeli henüz tam olarak keşfedilmemiştir (Putievsky et al., 1996). Bilimsel araştırmalar sonucunda son yıllarda, Origanum’un antimikrobiyal, fungusit ve antioksidant özellikleri rapor edilmiştir (Bernãth, 1996). Ayrıca kekiğin antiseptik etkisi iyi bilinmektedir (İlisulu, 1992). Origanum vulgare L.’nin tıbbi bitki olarak kullanılması, p-simen ve karvakrol bileşenlerinin biyolojik özelliklerine dayandırılır (Raduðienë et al., 2005). Ancak Origanum uçucu yağlarındaki karvakrolün varlığı, türler içi taksonunda o türün “Origanum” karakterine dayandığını göstermez (Bernãth (2002)’dan, Raduðienë et al., 2005). Ayrıca, Keleş vd. (2001) ile Peter (2004), Origanum vulgare’nin gram pozitif bakterilere karşı gram negatif bakterilere kıyasla daha etkili olabildiğini tespit etmişlerdir. Ien et al.’a atfen Said-Al Ahl et al. (2009), geleneksel olarak Origanum vulgare L.’nin yapraklarının ve çiçeklerinin, Litvanya’da boğaz ağrısı ve öksürüğü tedavi etmek, sindirim şikayetlerini rahatlatmak amacıyla kullanıldığını açıklamışlardır.

                    Origanum vulgare L.’nin 4 alt türü (subsp. gracile, subsp. hirtum, subsp. viride ve subsp. vulgare) Türkiye’de yetişmektedir. Bunlar tüylenme şekilleri ve çiçek renklerine göre birbirinden ayrılmaktadır. Terletici, idrar arttırıcı, gaz söktürücü, yatıştırıcı olarak infusyon (% 2) halinde kullanılır. (Baytop,1999). Başer (2001), Türk kekiğinin kalite standardının dünyaca bilindiğini, ülkemizde kekik işletme tesislerinde üretilen kekiğin temiz ve mikropsuz oluşu, böcek ve hayvan artıkları içermemesi ve uçucu yağ oranının en az % 2.5 olması nedenleriyle de dış piyasada övgü ile anıldığını önemle vurgulamıştır. Türkiye’den ihraç edilen kekiğin tahminen % 90 gibi çok büyük bir bölümü Origanum cinsine giren Origanum onites (İzmir kekiği), Origanum vulgare subsp. hirtum (İstanbul kekiği, Kara kekik), O. majorona L.-(Beyaz kekik, Alanya Kekiği), O. minutiflorum (Sütçüler kekiği), O. syriacum var. bevanii (Suriye kekiği, İsrail kekiği) türlerinden oluşmaktadır. Bu Origanum türleri içerisinde de en büyük paya (tahminen % 80) İzmir kekiği O. onites (Syn: O. smyrnaeum L.)-Bilyalı kekik, sahiptir (Sarı ve Oğuz, 2002; Başer, 2001). Origanum onites (Bilyalı kekik, İzmir kekiği) ve Origanum vulgare subsp. hirtum (İstanbul kekiği, Kara kekik), baharat olarak tüketilmektedir. Dünyada yılda 60-70 ton civarında kekik yağı, Origanum majorana (Beyaz kekik, Alanya kekiği)’dan elde edilmektedir. Bunun eldesinde de 3.000-4.000 ton civarında kekik kullanılmaktadır (Sarı ve Oğuz, 2002). Bayram vd. (2010)’nin açıklamalarına göre, günümüzde dünya kekik dış ticareti hacmi yaklaşık 12-13 bin ton civarındadır. Türkiye son beş yılda yaklaşık 9-12 bin ton kekik ihracatıyla dünyada lider ülke konumundadır. Akın (2009)’a atfen Bayram vd. (2010), halen dış satımı yapılan kekiğin yaklaşık % 80’inin tarla koşullarında üretilmekte, % 20’sinin de doğadan toplanarak sağlandığını bildirmektedirler. . Bunun dışında, Türkiye’nin 2008 yılı toplam baharat ihracatı içerisinde kekik % 42’lik bir payla ilk sırada varlığını sürdürmektedir. Kekik aynı zamanda önemli bir uçucu yağ bitkisidir. (Bayram vd., 2010). Dünya ticaretinde Türkiye lehine süregelen tüm bu olumlu gelişmeler, kekiğin hatta Origanum türlerinin tıbbi bitkiler içindeki değerini göstermektedir. Ayrıca var olan bu değer ile ihracatın sürdürülebilirliği ve de standart bir ürün elde edebilmek için doğadaki kaynağın kültüre alınma çalışmalarının devam edilmesine gerek vardır. Bu araştırmada, Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü tarafından, Marmara Bölgesi’nin çeşitli yerlerinde yayılış gösteren Origanum vulgare subsp. hirtum L. (Link) Ietswaart. [Syn.: O. heracleoticum L.] (Ietswaart, 1980) populasyonlarından toplanarak geliştirilen genotipler ve biri Almanya orijinli (Origanum vulgare subsp. vulgare L.) olmak üzere toplam on genotipe ait bitkiler İzmir ekolojik koşullarında yetiştirilmiştir. Bu geliştirilen genotipler arasında verim ve kalite açısından farklılıkları ortaya koymak, Bornova ekolojik koşullarına adaptasyonlarını araştırmak çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Ege Bölgesi’nde Origanum onites L. (İzmir kekiği)’in kültürü yaygın bir şekilde yapılmaktadır. Origanum vulgare subsp. hirtum L. (İstanbul kekiği)’un uçucu yağ oranı genel olarak Origanum onites L. (İzmir kekiği)’in uçucu yağ oranından daha yüksek bulunmaktadır. Bu nedenle Origanum vulgare subsp. hirtum L. (İstanbul kekiği) türünün uçucu yağ ihracatı bakımından İzmir bölgesinde yetiştirilen Origanum onites L. (İzmir kekiği) türüne kıyasla ekonomik anlamda daha verimli ve karlı olup olamayacağını incelemek bu çalışmanın bir diğer amacını oluşturmaktadır. Ayrıca Bornova ekolojik koşullarında yürütülen bu araştırmadan elde edilen verilerden, Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü tarafından, bu genotipler arasında çeşit adayı olan iki genotipin tescil edilebilmesinde yararlanılacaktır.

                    MATERYAL VE YÖNTEM

                    Deneme Yeri ve Materyali


                    Deneme, E.Ü. Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü deneme alanında 2006-2007, 2007-2008 üretim yıllarında yürütülmüştür. Araştırmamızın materyalini
                    Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü tarafından biri tohumla üretilmiş standart (Almanya’dan) olmak üzere, Marmara Bölgesi’nin değişik illerinden toplanan İstanbul Kekiği (Origanum vulgare subsp. hirtum) populasyonlarından 4 ve 5 No’lu kompozit çeşit adayları tohum yoluyla, diğerleri vejetatif yolla üretilmiş olan, fideler oluşturmaktadır. Denemenin genel ve bitkilerin yakından bazı görünümleri Şekil 1’de sunulmuştur. Kullanılan deneme materyalinin kökeni aşağıda verilmiştir:

                    Genotip No Orijin
                    1- Standart Almanya (Origanum vulgare subsp. vulgare L.)
                    2- 59/6 Orhaniye - İznik - Bursa
                    3- 18/6 Osmaniye
                    4- AK A dölü Karvakrol tipi kompozit çeşit adayı
                    5- AT A dölü Timol tipi kompozit çeşit adayı
                    6- 39/5 Korucu - İvrindi - Balıkesir
                    7- 39/2 Korucu - İvrindi - Balıkesir
                    8- 61/1 Yayla - Lapseki - Çanakkale
                    9- 61/2 Yayla - Lapseki - Çanakkale
                    10- 29/1 Kapıkaya - Gökçeada - Çanakkale

                    Bitkinin Botanik Özellikleri

                    Arnavutluk, Hırvatistan, Yunanistan ve Türkiye’de Marmara Bölgesi’nde yetişen, çok yıllık, otsu bir bitki olan Origanum’un (Tanker ve Tanker, 1976) sapları genellikle büyük ve üzeri tüylerle kaplıdır (Ceylan, 1996).



                    Şekil 1. Deneme materyalinin (Origanum vulgare subsp. hirtum L) yaprak, dal ve çiçeklerinden görünümler.

                    Origanum türleri, tabanda yarı çalımsı veya otsu çok yıllık, tüylü veya tüysüz, donuk mavimsi yeşil renkte, saplar toprağa meyilli, daha sonra da dikleşerek yükselmiş veya dik genellikle de dallı bitkilerdir. Origanum vulgare subsp. hirtum L.’nin korollası 3 ile 10 mm, stamenler kısa olarak korolladan dışarı uzamış şekildedir, saplar genellikle yumuşak tüylü, yapraklar yoğun bir şekilde guddeli-noktalı, çiçekler, yoğun, sıkı, dallar ve spikulalar yumuşak değildir (Davis, 1982; Baytop, 1998), beyaz veya pembe çiçekli kuvvetli kokulu, bir bitkidir, kaliksi tüp biçiminde, 5 dişlidir. Tüylü olan bu bitki 60 cm boya erişebilmektedir (Baytop, 1999).

                    İklim ve Toprak Özellikleri: T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nden temin edilen iklim verilerine göre; İzmir uzun yıllara ait aylık ortalama sıcaklıklar Temmuz, Ağustos aylarında en yüksek 27-28˚C kadardır, deneme yıllarındaki ortalama sıcaklıklar ise yine aynı aylarda nispeten yükselmiştir (28-30˚C). Oransal nemin olmasıyla da sıcaklık daha da artmıştır. Uzun yıllar ortalamasına göre toplam aylık yağış en çok Aralık ayında (133.9 mm), tespit edilmiştir. Araştırma sürecinde genel olarak yağış miktarı azalmıştır. Özellikle 2007 Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül aylarında neredeyse hiç yağış olmamıştır. İzmir’de yağış 2007 Ekim, Kasım aylarında diğer yıllara oranla daha fazla düşmüştür. Deneme alanı (Bornova) toprağı alüviyal yapıda, hafif alkali tepkimeli ve kireçlidir. Ayrıca deneme alanı 0-20 cm derinlikte milli-kil, bünye özelliklerini taşımaktadır. Toprak organik madde bakımından fakir, toplam azotça orta, faydalı fosforca fakir ve faydalı potasyumca zengin bir yapı sergilemektedir (Kovancı, 1990; Avcı’dan 2006).

                    Yöntem
                    Deneme, Bornova ekolojik koşullarında iki yıl süre ile Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre dört tekerrürlü olarak kurulmuştur. Dikim için gerekli toprak hazırlığı yapılarak, dikim normu 50x20 cm olacak şekilde her parselde 4 sıra yer almıştır. Denemede, parsel eni 2 m, parsel boyu 3 m, parsel alanı 6 m2 olarak düzenlenmiştir.

                    Kültürel işlemler: Fideler, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü deneme alanında 29.05.2006 tarihinde dikilmiştir. Denemenin her iki yılında da dekara 6 kg. saf azot gelecek şekilde ilk yarısı erken ilkbaharda, ikinci yarısı ise biçimden hemen sonra Amonyum sülfat (% 21) uygulanmıştır. Fosforlu gübre olarak dekara 6 kg. saf fosfor gelecek şekilde triple süper fosfat (TSP % 41-% 43) tek seferde veril
                    miştir. Denemenin bakımı düzenli olarak yapılmıştır. Dikim yılında bitkilerin tamamı homojen bir şekilde büyümediğinden değerlendirilmeye alınmamıştır. Bitkilerin ikinci yılı, denemenin ilk yılı ilk biçim 18.05.2007, ikinci biçim 08.08.2007 tarihlerinde; ikinci yıl ise birinci biçim 30.05.2008 tarihinde, ikinci biçim 30.10.2008 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Tüm biçimler, bitkinin toprak seviyesinden itibaren 5-8 cm yükseklikten yapılmıştır Çalışmada, bitki boyu (cm), yeşil herba verimi (kg/da), drog herba verimi (kg/da), drog yaprak verimi (kg/da), uçucu yağ oranı (%), uçucu yağ verimi (L/da) ve uçucu yağ bileşenleri belirlenmiştir. Uçucu yağ bileşenleri ve bileşen oranları (%) Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Merkez Laboratuvarında bulunan Gaz Kromatografi cihazı ile saptanmıştır. Gaz kromatografisinin çalışma koşulları: Agilent 6890 N Kapilar Kolonlu Gaz Kromotografi cihazı, kullanılan kolon : DBWAXETR Kapilar Kolon (uzunluğu: 30 m), fırın sıcaklığı : 45°C programlı çalışma: 45°C: 2 dk.45-250°C: 3°C / min. 250°C: 34 dk. dedektör sıcaklığı: 250°C enjektör sıcaklığı: 250°C taşıyıcı gaz: helyum gazın akış hızı: 150°C’de 25 cm/saniye, çözgen: aseton, enjeksiyon miktarı: 1 mikrolitre. Denemede elde edilen veriler TARIST paket programı ile tesadüf blokları deneme desenine göre değerlendirilmiştir (Açıkgöz, 1993; Açıkgöz vd. 2004). Varyans analiz tablosunda % 5’e göre önemli bulunanlarda LSD testi yapılmıştır.

                    BULGULAR VE TARTIŞMA

                    Her iki deneme yılında da iki biçim yapılmıştır. Her biçimden elde edilen veriler ayrı olarak verilmiştir.

                    Agronomik özellikler

                    Bitki boyu (cm): Denemeye ait bitki boyu değerleri, Çizelge 1’de görülmektedir. Çizelge incelendiğinde, bitki boyu 2006-2007 yıllarında ortalama 31.6 ile 63.5 cm; 2007-2008 yıllarında 29.0 ile 60.5 cm arasında değişim göstermiştir. Her iki yıla ve her iki biçime ait tüm bitki boyu değerleri % 5 düzeyinde önemli çıkmıştır. Buna göre, en yüksek bitki boyuna 2006-2007 yılında 1. biçimde 69.3 cm ile 2 numaralı genotip, 2. biçimde 60.4 cm ile 3 numaralı genotip ulaşırken, 2007-2008 yılı 1. biçimde 68.7 cm ile 3 numaralı genotip ve 2. biçimde 59.9 cm boyla 7 numaralı genotip sahip olmuştur. Her iki yılın biçim ortalamaları dikkate alındığında, en yüksek bitki boyunu veren genotip sırasıyla ilk ve ikinci yıl 63.5 cm ve 60.5 cm boyla 3 numaralı genotiptir. En düşük bitki boyları, hem 2006-2007 yılının, hem de 2007-2008 yılının her iki biçiminde de sırasıyla, 38.6 cm, 24.5 cm, 38.7 cm ve 19.3 cm değerlere sahip 1 numaralı genotipte belirlenmiştir. Standart olarak dikilen Almanya menşeli 1 numaralı genotipe ait bitki boylarının, iklim bakımından Almanya’dan farklılık gösteren İzmir’de yetiştirilmesinden dolayı diğer genotiplere göre daha düşük olduğu söylenebilir. Ayrıca genel olarak her iki deneme yılında da 1. hasattaki bitki boyları 2. hasattaki bitki boylarına göre daha yüksek bulunmuştur. Trakya ve İstanbul’da yetişen İstanbul Kekiği (Origanum vulgare subsp. hirtum L.) 60 cm boya sahiptir (Baytop, 1999). Çalışmaya ait bitki boyu değerleri de genel olarak bu değere yakın çıkmış, en yüksek bitki boyuna 2006-2007 yılı 1. biçimde 2 numaralı klon, 69.3 cm ile ulaşmıştır. Ayrıca Tanker ve Tanker (1976) Marmara Bölgesi’nde yetişen Origanum heracleoticum türünün, 50 cm boyunda olduğunu belirtmişlerdir. Janke and De Armond (2004) Origanum vulgare üzerindeki araştırmalarında, bitki boyunun 15.24-60.96 cm olduğunu ifade etmişlerdir. İstanbul kekiği (Origanum vulgare subsp. hirtum L.) populasyonlarında yapılan araştırmada Karik vd. (2007), çiçeklenme başlangıcı ile tam çiçeklenme döneminde yapılan biçimlerde bitkilerin en yüksek boya sahip bulunduklarını belirtmişlerdir. Marzi (1996), gün uzunluğunun Origanum vulgare subsp. hirtum için önemli olduğunu ve 8, 12, 16 saat gün uzunluklarında bitkilerin sırasıyla 35.1 cm, 60.5 cm, 73.3 cm boya sahip bulunduklarını belirtmiştir. Ayrıca yaptığı diğer bir denemede, en yüksek bitki boyunu 40 x 20 cm mesafesinde 62.6 cm ile 2. yılda, ikinci en yüksek bitki boyunu 60.80 cm ile 3. yılda saptamıştır. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi deneme alanında yürütülen bir çalışmada farklı sıra arası ve sıra üzeri mesafelerinde Origanum vulgare subsp. hirtum L.’da en uzun bitki boyu, 30 cm sıra üzeri mesafede (28.5 cm) elde edilmiştir. İkinci yıl bitki boyları 58.1-63.8 cm arasında, üçüncü yıl ise 61.4 ile 70.6 cm arasında değişmiştir (Sarıhan vd., 2006).
                    Ceylan vd. (1998) tarafından İzmir kekiği (Origanum onites L.) ıslahında geliştirilen 14 klon üzerinde sürdürülen araştırmada, bitki boyunun ilk yıl 27.3-55.4 cm, ikinci yıl ise 27.6-43.4 cm arasında değiştiği saptanmıştır. Bir diğer çalışmada, Konya ekolojik koşullarında, Origanum onites L. (İzmir Kekiği) Kan vd. (2005) tarafından yetiştirilmiştir. İki yılın ortalamasına göre bitkiler 27.70 cm bitki boyuna sahip olmuşlardır. Letonya’da Origanum vulgare kültüre alınarak 32 ile 93 cm arasında boyda bulunmuştur (Žukauska, 2001). Çalışmamızda elde ettiğimiz en yüksek bitki boyları tüm bu yapılan çalışmalarda ölçülen bitki boyları ile karşılaştırıldığında, Letonya’da yetişen Origanum vulgare L. (en yüksek 93 cm bitki boyu) dışında tümünden daha yüksek bitki boylarına (ilk yıl ort. 63.5 cm, ikinci yıl ort. 60.5 cm) ulaşılmıştır.

                    Yeşil herba verimi (kg/da): Denemeye ait farklı kökenli İstanbul Kekiği (Origanum vulgare subsp. hirtum L.) genotiplerinde yeşil herba verimi (kg/da) sonuçları Çizelge 2’de verilmiştir. Bu sonuçlara göre ilk yıl tüm yeşil herba verimleri % 5 düzeyinde istatik-sel açıdan önemli çıkmıştır. Bu durumda birinci biçim-de en yüksek verim 1770.67 kg/da ile 4 nolu genotipte, ikinci biçimde 1107.69 kg/da ile en yüksek verim 9 nolu genotipte saptanmıştır. İki biçimin toplam en yüksek yeşil herba verimi 2632.49 kg/da (9 nolu genotip), olmuştur. İkinci yıl ilk biçimde yeşil herba verimi bakımından genotipler arasında istatistiksel açıdan fark çıkmamış, verimler 1532.69 ile 957.21 kg/da arasında belirlenmiştir. İkinci biçimde yeşil herba veriminde, istatistiki bakımdan fark % 5 düzeyinde önemli bulunarak, en yüksek yeşil herba verimi 10 nolu genotipte (1303.00 kg/da) belirlenmiştir. Toplam yeşil herba verimi, en yüksek yine 10 nolu genotipte 2808.13 kg/da, elde edilmiştir. Ayrıca yeşil herbada toplam verimler ilk yıl 6 grupta sınıflandırılırken, ikinci yıl 9 grupta sınıflandırılmıştır.



                    İstanbul Kekiği (Origanum vulgare subsp. hirtum L.) populasyonlarında her iki yılda da yaş herbada, en çok verim alınan biçim zamanının çiçeklenme başlangıcı ve tam çiçeklenme zamanında olduğu tespit edilmiştir. En yüksek yeşil herba verimi 1. yıl 1002 kg/da, 2. yıl 1689 kg/da olarak belirlenmiştir (Karik vd., 2007). Yalova’da yapılan bir araştırmada ise, Marmara Bölgesi’nin değişik illerindeki İstanbul kekiği populasyonlarından alınan herba ve tohum örnekleri değerlendirilerek, alınan tohumlarla Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü arazisinde gözlem bahçesi oluşturulmuş, bitkilerin yaş herba verimleri 492 ile 1395 kg/da arasında bulunmuştur (Tınmaz vd., 2002). Sarıhan vd. (2006) Origanum vulgare subsp. hirtum L üzerinde yeşil herba verimi açısından en yüksek değerin ilk ve ikinci yıl 30 x 30 cm bitki sıklığında (sırasıyla 129.4 kg/da, 1547.0 kg/da), üçüncü yıl 50 x 30 cm sıra arası ve sıra üzeri mesafesinde (3084.8 kg/da) bulunduğunu ortaya koymuşlardır. Ceylan (1996), İzmir kekiği üzerine Ege koşullarında değişik zamanlarda yaptıkları agronomik araştırmalarda genel ortalama olarak 1500 kg/da yeşil herba miktarının alındığını belirtmiştir. Bayram vd. (1999) tarafından, Bornova ekolojik koşullarında, İzmir kekiği (Origanum onites L.) bitkisinde ilk yıl iki hasattın toplamı (4534.8 kg/da) elle 5 cm, ikinci yıl bu kez elle 15 cm yüksekten biçilen bitkilerden en yüksek yeşil herba (2692.2 kg/da) verimi alınmıştır. Geliştirilen İzmir kekiği (Origanum onites L.)’de yapmış oldukları araştırmada, Ceylan vd. (1998) klonlar arasında büyük farklılıklar olmakla birlikte, yeşil herba verimini ortalama 4099.3 kg/da olarak belirlemişlerdir. Arabacı (1995), Ege koşullarında, İzmir kekiği (Origanum onites L.)’de en yüksek yeşil herba verimi 15 kg/ da azot dozunda (2178.3 kg/da) belirlemiş, hasat geciktikçe verimde azalma olduğunu ve en fazla yeşil herba veriminin, normal sulama koşulları altında (1300.3 kg/da olarak) elde edildiğini bildirmiştir. İzmir kekiği (Origanum onites L.) ile yapılmış olan önceki araştırmaları çalışmamızla kıyasladığımızda, yeşil herba verimi açısından İstanbul kekiği’nin İzmir kekiği’ne yakın sonuçlar verdiği söylenebilir. Bornova ekolojik koşullarında İstanbul kekiğinin de yeşil herba verimi bakımından hiç de azımsanmayacak bir değere (en çok 10 nolu genotipte 2808.13 kg/da verime) ulaştığı görülmektedir.

                    Drog herba verimi (kg/da): Çizelge 3’e bakıldığında drog herba veriminin (kg/da), yeşil herba veriminde olduğu gibi ikinci yılın ilk biçimi dışında tüm biçimlerde ve toplam drog herba verimlerinde istatistiki açıdan % 5 seviyesinde önemli çıktığı görülmektedir. Buna göre en yüksek verimler ilk yıl ilk biçimde 4 nolu genotipte (594.63 kg/da), ikinci biçimde 9 nolu genotipte (406.30 kg/da), ikinci yıl ikinci biçimde 10 nolu genotipte (527.09 kg/da) belirlenmiştir. Ortalama drog herba verimlerinde en yüksek ile en düşük verimler ilk yıl 912.16 kg/da (9 nolu genotip) ile 411.26 kg/da (1 nolu genotip) ve ikinci yıl 1074.53 kg/da (10 nolu genotip) ile 634.03 kg/da (8 nolu genotip) olmuştur. Sarıhan vd. (2006) Origanum vulgare subsp. hirtum L.’de en yüksek drog herba verimi denemenin ilk yılında 40 x 20 cm arasında 58 kg/da, ikinci yılında 30 x 30 cm mesafesinde 736.7 kg/da, üçüncü yıl 50 x 30 cm sıra mesafesi uygulamasında 1492.4 kg/da olduğu ortaya konmuştur. Ceylan (1996), Ege koşullarında değişik zamanlarda İzmir kekiği üzerine yaptıkları agronomik araştırmalarda, genel ortalama drog herba



                    miktarının 500 kg/da olduğunu belirtmiştir. Arabacı (1995), İzmir kekiği (Origanum onites L.)’nde en yüksek drog herba verimi 15 kg/da azot dozunda (812.6 kg/da) ve 0 kg/da fosfor dozunda (611.0 kg/da) sağlanmış, en yüksek drog herba veriminin (665.9 kg/da) erken hasat zamanında elde edildiğini ve hasat zamanı geciktikçe verimde azalmanın olduğunu belirlemiştir. Çalışmada, susuz koşullarda yetiştirilen bitkilerin 389.8 kg/da olarak en düşük verimi, normal sulama koşulları altında yetiştirilen bitkilerin de en yüksek verimi (587.8 kg/da) oluşturdukları saptanmıştır. Konya ekolojik koşullarında Origanum onites L. (İzmir Kekiği) bitkisinde Kan vd. (2005), drog herba verimini iki yılın ortalamasına göre, 479.15 kg/da olarak saptamıştır. Özsoy (1995), tarafından Bornova’da Muğla yöresine ait 6 lokasyondan toplanan Origanum onites L. (İzmir Kekiği) bitkilerinden oluşan araştırmada yapılan PATH analizi sonucunda uçucu yağ miktarına en yüksek doğrudan etkiyi % 56’lık bir pay ile uçucu yağ x drog herba ilişkisinin yaptığı ortaya konmuştur. Ceylan vd. (1998) İzmir kekiği (Origanum onites L.) klonlarında iki yılın drog herba verimi genel ortalamasını 1276.3 kg/da olarak bulmuşlar, her iki yılda da klonlara göre geniş varyasyon tespit etmişlerdir. İstanbul kekiğinde drog herba veriminde ilk yıl toplam 912.16 kg/da (9 nolu genotip) ile ikinci yıl toplam 1074.53 kg/da (10 nolu genotip) değer elde edilmiştir. Genotiplere göre değişken bir verim alındığı gözlense de Marmara Bölgesi kökenli genotiplerin İzmir ekolojik koşullarında yetiştirilebileceği söylenebilir. Özellikle Yayla-Lapseki-Çanakkale kökenli 9 ve Kapıkaya-Gökçeada-Çanakkale kökenli. 10 nolu genotiplerin drog herba verimleri açısından çok yüksek bir verime sahip olmasalar da Bornova ekolojik koşulları için uygun olduğu ifade edilebilir.

                    Drog yaprak verimi (kg/da): Çizelge 4’te drog yaprak verimine ilişkin değerler incelendiğinde, genotipler arasındaki farklılık % 5 düzeyinde önemli bulunmuştur. Buna göre, en yüksek drog yaprak verimleri sırasıyla, ilk yıl, ilk biçim, ikinci biçim ve toplam değerlerde 273.13 kg/da (4 nolu genotip), 293.12 kg/da (9 nolu genotip), 539.24 kg/da (9 nolu genotip) bulunurken; ikinci yılda aynı sırayla, 292.33 kg/da (6 nolu genotip), 389.69 kg/da (9 nolu genotip) ve 676.95 kg/da (9 nolu genotip) elde edilmiştir. En düşük verim değerleri ise 2006-2007 yılı ilk biçimde 1 nolu genotipte 117.27 kg/da, bir sonraki biçimde 6 nolu genotipte 118.70 kg/da, toplamda ilk biçimdeki gibi 1 nolu genotipte 269.97 kg/da olarak belirlenirken; 20072008 yılı ilk biçimde 2 nolu genotipte 163.06 kg/da, sonraki biçimde 6 nolu genotipte 141.34 kg/da, toplam verimde ise 8 nolu genotipte 337.16 kg/da tespit edilmiştir. Tınmaz vd. (2002), İstanbul kekiği populasyonlarında drog yaprak verimlerini 84-310 kg/da arasında bildirmiştir. Karik vd. (2007), Origanum vulgare subsp. hirtum L.’da en yüksek ve en düşük drog herba verimini sırasıyla birinci yıl 231.33 kg/da ve 131.72 kg/da, ikinci yıl ise 380.70 kg/da ve 258.10 kg/da olarak belirlemişlerdir. Bayram vd. (1999) Bornova ekolojik koşullarında, İzmir kekiği (Origanum onites L.)’nde en yüksek drog yaprak verimini 864.5 kg/da ile ilk yıl elle 5 cm yükseklikten, ikinci yıl 779.4 kg/da ile 12-15 cm yükseklikten makinayla biçilen bitkilerden elde etmişlerdir. İzmir kekiği (Origanum onites L.) farklı klonlarında Ceylan vd. (1998), drog yaprak verimini iki yılın ortalaması 1052.3-464.6 kg/da olarak belirlemişlerdir. Arabacı (1995) İzmir kekiği (Origanum onites L.)’nde en fazla drog yaprak veriminin (520.9 kg/da) 15 kg/da azot dozunda sağlandığını ifade etmiştir.





                    Araştırmada, en yüksek drog yaprak verimi (435.9 kg/da) normal hasat zamanında elde edilirken, en düşük drog yaprak verimi (320.7 kg/da) ise geç hasat zamanında belirlenmiştir. Tüm bu kaynaklar gözden geçirildiğinde, çalışmamızda Origanum vulgare subsp. hirtum L. Genotiplerinden alınan drog yaprak verimleri genel olarak diğer araştırmalarda bildirilen değerler arasında olduğu tespit edilmiştir. Yine özellikle çalışma bitkisinin yayılış gösterdiği ekolojik ortamdan farklı bir ekolojik ortama alınarak yetiştirildiği göz önüne alındığında, olumlu sayılabilecek bir sonuçla karşılaşılmış olduğu görülmektedir.

                    Teknolojik Özellikler Her iki deneme yılında yapılan ikişer biçimden elde edilen örnekler üzerinde laboratuvar çalışmaları yapılarak uçucu yağ oranları ve uçucu yağ bileşenleri tespit edilmiştir.

                    Uçucu yağ oranı (%): Çizelge 5’te genotiplerin uçucu yağ oranları incelendiğinde, tüm genotipler arasındaki farklılık her iki yılın tüm biçimlerinde ve uçucu yağ ortalamalarında olmak üzere istatistiksel bakımdan % 5 seviyesinde önemli bulunmuştur. En yüksek verilere değişen oranlarla farklı genotiplerde ulaşılmıştır. En yüksek oran ilk yıl ilk biçimde 9 nolu genotipte % 5.75, bir sonraki biçimde 7 nolu genotipte % 4.50, ortalamada 6 nolu genotipte % 4.59 olarak belirlenirken; ikinci yıl birinci biçimde 8 nolu genotipte % 6.10, ikinci biçimde 7 nolu genotipte % 1.46, biçim ortalamasında 8 nolu genotipte % 3.78 olarak tespit edilmiştir. Alınan biçimlerden ve ortalamadan en düşük uçucu yağ oranı 1 nolu genotipte (standart) belirlenmiştir. Çalışmamızda, uçucu yağ oranları genotiplere ve biçimlere göre değişim göstermiştir. Genel olarak 6, 7, 8, 9 nolu genotiplerde yüksek uçucu yağ oranlarına ulaşılmıştır. Her iki yılda da bitkilerin ilk hasatları mayıs ayında gerçekleşmiş olup, uçucu yağların ilk hasat değerleri ikinci hasat değerlerine göre daha yüksek bulunmuştur. İlk yılın ikinci hasadı ağustos ayında, ikinci yılın ikinci hasadı ise ekim sonunda gerçekleşmiştir. Genel olarak en düşük uçucu yağ oranları ekim sonunda yapılmış olan hasattan elde edilmiştir. Tanker ve Tanker (1976) Türkiye’de kekik yağının bazı Origanum türlerinden elde edildiğini, bu türlerden biri olan ve Marmara bölgesinde yetişen, Origanum heracleoticum’un üst kısımlarından su buharı distilasyonuyla % 4.7-5.4 oranında uçucu yağ alındığını ifade etmiştir. Karik vd. (2007) Yalova’da yaptıkları bir çalışmada, Origanum vulgare subsp. hirtum L. bitkisinde uçucu yağ oranları yıllara ve populasyonlara göre değişim göstermiş, biçim zamanlarının da bitkinin uçucu yağı üzerinde etkisi önemli bulunmuştur. Her iki yılda da tam çiçeklenme döneminde biçilen parsellerin en yüksek uçucu yağ oranına (% 6.17-6.71), çiçeklenme öncesi biçilen bitkilerin de en düşük uçucu yağ oranına (% 4.15-4.51) sahip olduğunu bildirmişlerdir. Origanum vulgare L.’de bitki sıklığı üzerine yapılan bir çalışmada, en yüksek ortalama uçucu yağ oranı ilk yıl % 2.85 ile 50 x 40 cm de belirlenmiştir. Uçucu yağ oranı araştırmanın ikinci yılı % 2.75-3.20, üçüncü yılı ise % 3.41- 4.05 arasında değişmiştir (Sarıhan vd., 2006).



                    Ceylan (1996), İzmir kekiği’nin uçucu yağ içeriğinin % 2.1 ile % 3.4 arasında varyasyon gösterdiğini bildirmiştir. Bayram vd. (1999) Bornova ekolojik koşullarında İzmir kekiği (Origanum onites L.) üzerine yaptıkları bir çalışmada, ortalama uçucu yağ oranını ilk yıl % 2.36-3.11, ikinci yıl % 1.74-2.45 aralığında saptamışlardır. Ceylan vd. (1998) İzmir kekiği (Origanum onites L.)’nde İzmir, Muğla ve Antalya yöresinden toplanan populasyonlardan seleksiyonla geliştirilen klonlarda uçucu yağ oranlarının % 2.61-5.12 arasında varyasyon gösterdiğini bildirmiştir. Arabacı (1995), İzmir kekiği (Origanum onites L.)’de uçucu yağ oranının uygulanan azotlu gübre dozlarından çok az etkilendiğini ve ontogenetik varyabilitenin varolduğunu belirtmiştir. En yüksek uçucu yağ oranı (% 2.02) bitkinin çiçeklenme başlangıcı döneminde yapılan erken hasatta kaydedilmiştir. Konya ekolojik koşullarında Kan vd. (2005) tarafından % 3.26 uçucu yağ oranı iki yılın ortalaması olarak tespit edilmiştir. Araştırma materyalimizi oluşturan Origanum vulgare subsp. hirtum L. türüne ait genotiplerin kökenini Marmara florası oluşturmaktadır. Bitkiler farklı bir ekolojik koşulda kültüre alınmasına rağmen, özellikle uçucu yağ oranı bakımından oldukça iyi sonuçlar vermiştir. Koşullarımızda biçim zamanlarına önem vermek kaydıyla uçucu yağ oranı yüksek bitki materyalinin elde edilebileceği söylenebilir. Araştırmamızda, İzmir Bornova koşullarında Origanum vulgare subsp. hirtum L. türünde yüksek uçucu yağ oranı elde edilmiştir. Bu bakımdan İzmir bölgesi için Origanum vulgare subsp. hirtum L. bitkisinin uçucu yağ üretimi açısından da iyi bir Origanum (kekik) türü olarak, önemli bir rol alabileceği göz önüne alınmalıdır.

                    Uçucu yağ verimi (L/da): Denemede uçucu yağ verimleri arasındaki farklılık her iki yılın tüm biçimlerinde ve yıl ortalamalarında istatistiksel bakımdan % 5 seviyesinde önemli bulunmuştur. Buna göre en yüksek veriler ilk yıl her iki biçimde de sırasıyla 14.48 L/da ile 9.51 L/da ve yıl toplamında da 23.98 L/da verimle Yayla - Lapseki - Çanakkale kökenli 9 nolu genotipten elde edilmiştir. İkinci yıl en yüksek verilere, ilk biçimde Korucu - İvrindi - Balıkesir kökenli 6 nolu genotip (17.69 L/da), ikinci biçimde Korucu - İvrindi - Balıkesir kökenli 7 nolu genotip (5.01 L/da) ve yıl toplamı olarak ise Yayla - Lapseki - Çanakkale kökenli 9 nolu genotip (21.79 L/da) ulaşmıştır. Denemeye ait uçucu yağ verimleri (L/da) grafik olarak Şekil 2’de verilmiştir. Said-Al Ahl et al. (2009) Mısır’da Origanum vulgare L. bitkisinde toprakta su nemiyle uçucu yağ verimi arasında % 80’lik nem varlığına kadar doğru bir orantının var olduğunu bildirmişlerdir. Denememizde ikinci yılın ikinci bitki hasadı ekim ayı sonunda yapılmıştır. Bu son hasadın yapıldığı 2008 yılı sonbahar dönemine ait iklim verilerinde, İzmir bölgesinin oldukça yağış aldığı ve sıcaklığın düştüğü görülmektedir. Bu durum ikinci hasattaki uçucu yağ veriminin düşük olma sebeplerinden biri olarak açıklanabilir. Tınmaz vd. (2004), Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nde araştırma materyalimizin orijinini oluşturan Marmara Bölgesi’nin değişik illerindeki İstanbul kekiği (Origanum vulgare subsp. hirtum L.) populasyonlarının uçucu yağ verimini, en yüksek 12.3 kg/da olarak elde etmiştir. Kan vd. (2005) Konya ekolojik koşullarında İzmir kekiği (Origanum onites L) üzerinde yürüttüğü denemede, uçucu yağ verimini en yüksek 20.68 L/da olarak tespit etmişlerdir.

                    Uçucu yağ verimi, yıl toplamında ilk yıl 23.98 L/da verimle Yayla - Lapseki - Çanakkale kökenli 9 nolu genotip yüksek uçucu yağ verimine ulaşmıştır. Ayrıca 4 nolu (AK) A dölü Karvakrol tipi kompozit çeşit adayı ve 5 nolu (AT) A dölü Timol tipi kompozit çeşit adayı genotipleri İzmir ekolojik koşullarındaki uçucu yağ verimleri açısından küçümsenmeyecek değerlere yükselmiş olup, sırasıyla 18.44 L/da ve 17.45 L/da verime sahip olmuşlardır.

                    Uçucu yağ bileşenleri (%): Farklı kökenli İstanbul kekiği (Origanum vulgare subsp. hirtum L.) genotiplerinde bulunan γ-terpinen, p-simen, timol ve karvakrol oranları sırasıyla şöyledir; 2006-2007 yılı ilk biçimde, % 1.94-14.74, % 1.25-6.47, % 0.52-76.14 ve % 2.89-88.30 değerleri; ikinci biçimde % 1.61-15.61, % 1.58-10.88, % 1.38-64.99 ve % 3.95-85.27 arasında değişim göstermektedir. Yine aynı bileşen sırasıyla 2007-2008 yılı ilk biçimde % 3.52-10.92, % 3.81-10.53, %1.70-74.36 ve % 3.46-83.14 değerleri; ikinci biçimde, % 1.02-2.55, % 3.29-46.17, % 0.93-45.23 ve % 2.6467.14 arasında değişmektedir. Bunlardan sonra gelen borneol, linalool, limonen, linalylasetat ve diğer bileşenler bulunmuştur. Çalışma sonuçlarına göre en yüksek karvakrol oranı % 88.30 ile 2007-2008 yılı 1. biçimde Osmaniye - Bayramiç - Çanakkale orijinli 3 nolu genotipte görülürken; en yüksek timol oranıysa 76.14 yüzdesiyle yine 2007-2008 yılı 1. biçimde, Korucu - İvrindi - Balıkesir orijinli 6 nolu genotipte görülmektedir. Çalışmaya ait Origanum vulgare subsp. hirtum L. genotiplerinin başlıca uçucu yağ bileşenlerinden (%) 2007 yılı 1. ve 2. biçime ait veriler Çizelge 6’da, 2008 yılı 1. ve 2. biçime ait veriler Çizelge 7’de verilmiştir. Origanum vulgare subsp. hirtum türünün ana bileşenleri karvakrol, timol, γ-terpinen ve p-simen olarak belirlenmiştir (Sarı ve Oğuz 2002). Tınmaz vd. (2004), Ayrıca uçucu yağ içeriğinde yağ verimi arttıkça fenolik monoterpenlerin (timol ve karvakrol) yüzdelerinin arttığını saptamışlardır. Ayrıca Putievsky (1996), Origanum cinsinin Haziran ayında en yüksek uçucu yağ oranına sahip olduğunu belirtmiştir.





                    Kokkini (1996) ise Origanum vulgare subsp. hirtum L. türünün uçucu yağ bileşenleri oranlarına, farklı coğrafik orijinin neden olduğu kadar mevsimlerin de etkili olduğunu kaydetmiştir. Buna ek olarak, bu belirtilen nedenlerin Origanum vulgare subsp. hirtum L.’deki majör bileşen (timol, karvakrol, γ-terpinen ve psimen) oranlarını yaklaşık olarak % 85’den % 97’ye kadar değiştirdiğini belirtmiştir. Nitekim çalışmamızda, son yıl ikinci biçimde genel olarak tüm genotiplerde psimen oranı diğer tüm biçimlere oranla daha yüksek; diğer bileşenlerin oranlarında ise azalmalar olmuştur. Bu durumun sebebinin de son yıl ikinci biçimin ekim ayı sonunda gerçekleşmesinden kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Ayrıca çalışmada, bazı populasyonları timol tipi, bazı populasyonları da karvakrol tipi olarak belirlerken bazılarını da timol-karvakrol tipi olarak değerlendirdiklerini kaydetmişlerdir. Ulaşılan sonuca göre araştırmacılar, Origanum vulgare subsp. hirtum L. bitkisinde; gerek tek bitki verimlerinde, gerekse bitkinin uçucu yağ miktarında ve uçucu yağın kimyasal komposizyonunda hem populasyonlar arası hem de populasyonlar içi değişimlerin mevcut olduğunu ifade etmişlerdir.

                    SONUÇ VE ÖNERİLER

                    Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, en yüksek değerlere, genel olarak 9 nolu genotipte (Yayla - Lapseki - Çanakkale orijinli) ulaşılırken, kompozit çeşit adayı olan 4 ve 5 nolu genotiplerin de Bornova ekolojik koşullarına uyum gösterdiği gözlenmiştir.
                    Uçucu yağ ana bileşenleri timol, karvakrol, γ-terpinen ve p-simen olarak tespit edilmiştir. Genotiplerden 1, 2, 3, 4, ve 10 nolu genotip karvakrol tipi, diğerleri timol tipi olarak belirlenirken, değerleri birbirine daha yakın olan 7 nolu genotip timol-karvakrol tipi olarak tespit edilmiştir. Marmara koşulları ile Bornova koşullarında yetiştirilen aynı genotipler, uçucu yağ bileşenleri açısından benzer sonuçları vermiştir. Bu bakımdan bu genotipler aynı kemotip olarak değerlendirilmiştir. Bu da genetik varyabilitenin etkili olduğunu göstermektedir. Genotiplere göre değişken bir verim alındığı gözlense de Marmara Bölgesi kökenli genotiplerin İzmir ekolojik koşullarında yetiştirilebileceği söylenebilir. Çalışmamızın sonucunda Origanum vulgare subsp. hirtum L. türü yüksek uçucu yağ oranına sahip olmasından dolayı uçucu yağ üretimi bakımından İzmir koşullarında Origanum onites L.’in yanında yetiştirilmesi önerilir. Türkiye’nin Dünya ticaretindeki yerinin korunabilmesi, hatta daha kaliteli ve yüksek oranda kekik ihracatı yapabilmesi için kekik ile ilgili çalışmalara devamı önemli ve zorunlu görünmektedir.

                    TEŞEKKÜR

                    Bu çalışmanın yürütülmesinde maddi destek sağlayan Ege Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu’na, deneme materyalini elde ettiğimiz Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’ne teşekkür ederiz.

                    KAYNAKLAR Açıkgöz, N., 1993, Tarımda Araştırma ve Deneme Metodları Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Yayınları, 478, Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Ofset Atölyesi Bornova, İzmir, 74s. Açıkgöz, N., İlker, E. ve Gökçöl, A., 2004, Biyolojik Araştırmaların Bilgisayarda Değerlendirilmeleri, Ege Üniversitesi Tohum teknolojisi ve Uygulama Merkezi, 2, İzmir, 236s. Arabacı, O., 1995, İzmir kekiği ( Origanum onites L.)’nin Yetiştirme Tekniği ve Kalite Özellikleri Üzerinde Araştırma, Ege Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Doktora Tezi, İzmir, 101. Avcı, B., 2006, Geliştirilmiş İzmir Kekiği ( Origanum onites L.) Klonlarının Farklı Ekolojik Koşullarda Bazı Agronomik ve Teknolojik Özelliklerinin Belirlenmesi, Ege Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Doktora Tezi, İzmir, 153s. Başer,
                    K.H.C., 2001, Her Derde Deva Bir Bitki Kekik, Bilim ve Teknik, Mayıs, 2001, 74-77s. Bayram, E., Geren, H., Ceylan, A., ve Özay, N., 1999, İzmir Kekiği ( Origanum onites L.)’nde Farklı Biçim Şekli ve Biçim Yüksekliğinin Verim ve Kaliteye Etkisi, Türkiye 3. Tarla Bitkileri Kongresi, Adana, (Sunulu Bildiri) Cilt II, Endüstri Bitkileri, 222226s. Bayram, E., Kırıcı, S., Tansı, S., Yılmaz G., Arabacı, O., Kızıl, S. ve Telci, İ., 2010, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Üretiminin Arttırılması Olanakları, Türkiye Ziraat Mühendisleri VII. Teknik Kongresi Bildiriler Kitabı 1, TMMOB, Ziraat Mühendisleri Odası, Özdoğan Matbaa Yayın, Ankara, 437-456s. Baytop, T., 1963, Türkiye’nin Tıbbi ve Zehirli Bitkileri, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1039, Tıp Fakültesi, 59, İstanbul, 489s. Baytop, A., 1998, İngilizce-Türkçe Botanik Kılavuzu, İ.Ü. Basımevi ve Film Merkezi, (4058), İstanbul, 375s. Baytop, T., 1999, Türkiye’de Bitkiler ile Tedavi, Nobel Tıp Kitap Evleri, İstanbul, s.480 Bernãth J., 1996, Some scientific and practical aspects of production and utilization of oregano in central Europe, Proceedings of the IPGRI International Workshop on Oregano, International Plant Genetic Resources Institute, Ciheam-Valenzano, 8–12 May 1996, Bari, Italy, p76–93. Ceylan, A., 1995, Tıbbi Bitkiler I, E.Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları, (312), Bornova, İzmir, 140s. Ceylan, A., 1996, Tıbbi Bitkiler II, E.Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları, (481), Bornova, İzmir, 306s. Ceylan, A., Bayram, E., ve Geren, H., 1998, İzmir Kekiği ( Origanum Onites L.) Islahında Geliştirilen Klonların Agronomik ve Kalite Özellikleri Üzerinde Araştırma , Tr. J. of Agriculture and Forestry , 23 Ek (5), 1163-1168s. Davis P.H., Flora of Turkey, 1982, Vol.7, University Press, Edinburgh, 297-313p. Ietswaart, J.H., 1980, The taxonomic revision of the genus Origanum , (Labiatae) Leiden University Press, Leiden Botanical Series, Vol.4, The Hauge-Boston-London, 14-115s. İlisulu, K., 1992, İlaç ve Baharat Bitkileri, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, 1256, Ders Kitabı 360s. Janick, J., Schery, R. W., Woods, F.W., Ruttan, V.W., (1974), Plant Science an Introduction to World Crops, W.H. Freeman and Company, Sanfransisco, 526p. Janke, R., DeArmond, J., 2004, Oregano, Origanum vulgare, Kansas State University Agricultural Experiment Station and Cooperative Extension Service, MF-2621, Kan, Y., Altun, L., Arslan, S., Kartal, M. ve Endes Z., 2005, Farklı Dozlarda Uygulanan Organik Gübrenin İzmir Kekiği ( Origanum Onites L.)’nin Verim ve Kalitesi Üzerine Etkisi Türkiye VI. Tarla Bitkileri Kongresi, Antalya (Ara ş tı rma Sunusu ) Cilt I, 497-500s. Karik, Ü., Tınmaz, A.B., Kürkçüoğlu, M., Başer, K.H.C. ve Tümen, G., 2007, İstanbul Kekiği ( Origanum vulgare . subsp. hirtum ) Populasyonlarında Farklı Biçim Zamanlarının Verim ve Kaliteye Etkileri, Bahçe 36 (1-2): 37-48.
                    Keleş, O., Aksel, S., Bakırel, T. ve Alp ınar, K., 2001, Türkiye’de Yetişen Bazı Bitkilerin Antibakteriyel Etkisinin İncelenmesi Turk J Vet Anim Sci 25, İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi, Botanik Anabilim Dalı, 34460, Selimiye, 559-565s. Kokkini, S., 1996, Taxonomy, diversity and distribution of Origanum species, Proceedings of the IPGRI International Workshop on Oregano, International Plant Genetic Resources Institute, Ciheam-Valenzano, 8–12 May 1996, Bari, Italy, 1-11p. Marzi, V., 1996, Agricultural practices for oregano, Proceedings of the IPGRI Internatioanal Workshop on Oregano (ed: S. Padulosi), International Plant Genetic Resources Institute, Ciheam-Valenzano, 8–12 May 1996, Bari, Italy, 61-67p. Olivier G., W., 1996, The world market of oregano, Proceedings of the IPGRI International Workshop on Oregano (ed: S. Padulosi), International Plant Genetic Resources Institute, CiheamValenzano, 8–12 May 1996, Bari, Italy, 142-6. Özsoy, Ü.E., 1995, Muğla Yöresinden Toplanan İzmir Kekiği ( Origanum onites L) Populasyonlarının Bazı Agronomik ve Kalite Özellikleri Üzerine Araştırmalar, (Yüksek Lisans Tezi), 67s. Peter, K.V., 2004, Handbook of Herbs and Spices, vol 2, Woodhead Puplishing limited, Cambridge England, 215-227p. Putievsky E, Dudai N and Ravid U., 1996, Cultivation, selection and conservation species in Israel, Proceedings of the IPGRI International Workshop on Oregano, (ed: S. Padulosi), International Plant Genetic Resources Institute, CiheamValenzano, 8–12 May 1996, Bari, Italy, 103–10p. Raduðienë, J., Judþintienë, A., Peèiulytë1, D. and Janulis V., 2005, Chemical composition of essential oil and antimicrobial activity of Origanum vulgare Biologija. 2005. Nr . 4. 53–58p. Said-Al Ahl, H.A.H., Ömer, E.A., and Naguib, N.Y. 2009,
                    Effect of water stress and nitrogen fertilizer on herb and essential oil of oregano, Int. Agrophysics, 23, 269-275p. Sarı, A.O.,ve Oğuz, B., 2002, Kekik, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü,108, İzmir, 80s. Sarıhan, E.O., İpek, A., Arslan, N. ve Gürbüz, B., 2006, Farklı Sıra Arası ve Sıra Üzeri Mesafelerinin Kekik ( Origanum vulgare var. hirtum )’de Verim ve Verim Öğeleri Üzerine Etkisi, Tar ı m Bilimleri Dergisi Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi 12 (3) 246-251 Skoula, M. and Kamenopoulos, S., 1996, Origanum dictamnus L. ve
                    Origanum vulgare spp. hirtum. Link Ietswaart: Traditional uses and production in Greece, Proceedings of the IPGRI International Workshop on Oregano, International Plant Genetic Resources Institute, Ciheam-Valenzano, 8–12 May 1996, Bari, Italy, 26–32 p. Tanker, M. ve Tanker, N., 1976, Farmakognozi, Ankara Üniversitesi. Eczacılık Fakültesi, İstanbul, Cilt 2, s. 96-97. Tınmaz, A.B., Kürkçüoğlu, M., Başer K.H.C. ve Öztürk, M., 2002, Marmara Bölgesi’ndeki İstanbul Kekiği ( Origanum vulgare subsp. hirtum) Populasyonlarının Kalite Özelliklerinin Belirlenmesi., 14. İ laç Hammaddeleri Toplant ısı , Bildiriler, Eskişehir 465-472s. Topal, T., 2002, Batı Anadolu’da Yayılış Gösteren Origanum onites L.’nin Morfolojik, Anatomik ve Ekolojik Gözlemleri, Üzerine Bir Araştırma, Ege Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, (Yüksek Lisans Tezi), İzmir, 62s W’glarz, Z., Osidska, E., Geszprych, A., Przybyb, J., 2006, Intraspecific variability of wild marjoram ( Origanum vulgare L.) naturally occurring in Poland, Rev. Bras. Pl. Med., Botucatu ,
                    Poland, v.8, n.esp., p.23-26. Yücel, E., 1996, Türkiye'nin Ekonomik Değere Sahip Bazı Bitkilerinin Tohum Çimlenme Özellikleri Üzerine Bir Araştırma, Anadolu Univ., Fen Fak. Dergisi., 2, 35-47s. Žukauska, I., 2001, Agrobotanical features and productivity of wild and cultivated populations of Origanum vulgare , Botany , Acta Biol. Daugavp. 1(2), 107-109p.

                    Yorum yap


                    • #11
                      Güve Otu Nedir Neye İyi Gelir Antibiyotik, İltihap, Mantar, Bakteri, Virüs, Mantar Tedavisi

                      Yorum yap


                      • #12
                        Mikroplara Karşı Ne İyi Gelir Besinlerin Bozulmaması İçin Ne Yapmak Gerekir.

                        Yorum yap


                        • #13
                          Mide Şişkinliğine Ne İyi Gelir Mantar Tedavisi Nasıl Olur Gıda Bozulmasına Ne İyi Gelir.

                          Yorum yap

                          Hazırlanıyor...
                          X