Duyuru

Collapse

Devamını görüntüle
See less

SU'DAKİ MUCİZEVİ MOLEKÜLLER

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • SU'DAKİ MUCİZEVİ MOLEKÜLLER

    MUCİZE MOLEKÜLLER





    ‘’Evrendeki her şeyin canı vardır ve her zaman hayatla bir bağ kurman gerekir. O zaman dünya senin için bambaşka bir anlam taşımaya başlar.’’ diyor Paulo Coelho BRIDA isimli romanında.

    O bağı kurduğumuzda evrendeki her şeyin anlamı daha da derinleşiyor aslında. Çevremizdeki hiçbir şeyin gereksiz olmadığını, her şeyin o olağanüstü dengenin bir parçasını oluşturduğunu anlıyoruz üstelik bazen şaşırarak. En işe yaramaz sandığımız şeyin bile ne denli önemli olduğunu, yokluğunda dengelerin nasıl da bozulduğunu ancak yok ettiğimizde fark ediyoruz, peş peşe oluşan zincirleme olaylarla.

    Evrendeki her canlının ise en az bizler kadar sevgiye ihtiyacı var. Sevgiyle, ihtimamla güzelleşmeyecek hiçbir şey yok aslında. Hayatın başlangıcı ve tüm canlıların yaşam kaynağı olan suyun bile. Evet SU. Bizim ve tüm canlıların olmazsa olmazı.

    Gelin bu noktada kitaplarını okumaktan keyif aldığım BUKET UZUNER’in SU isimli romanındaki güzel satırlara bakalım. Suyu öyle güzel tariflemiş ki…

    ‘’SU, abıhayattır.
    SU anne rahmidir, SU doğurgandır.

    SU saflıktır, SU berekettir.

    Bütün akanlar arasında sadece Sudur; insanın dışını yıkarken içini de temizleyen.

    SU şifadır. Kaplıcanın şifası ve denizin gücü SU’yundan gelir. Ruhu yorulanın şifası SU sesidir.

    SU’yun makamı neşe veren Rast’tır, rahatlatan Hüseyni’dir, sevindiren Uşşak ve tevazuya çağıran Hicaz’dır.

    SU kaybolmaz. SU döner. SU dolaşır. SU akar. SU gezer. SU uçar. SU yağar. SU uyur.
    SU bilir.

    SU vardı. Başlangıçta sadece SU vardı.

    Suyu ziyan etmek günahtır. Şamanlığımızdan Anadolu’ya yadigar kadim geleneğimizde bu böyledir: SU kutsaldır… SU… SU… ‘’ diye devam ediyor satırlar.


    Ve bize yaşam veren suyun da sevgiye, ilgiye ihtiyacı var; tıpkı diğer canlılar gibi.

    Su molekülleri üzerinde bilim adamları tarafından pek çok deney yapılmış.

    Fransız bilim adamı Dr. Jacques Benveniste, yaptığı pek çok deneyin sonucunda suyun hafızası olduğunu kanıtlamış.



    Japonya’da Masaru Emoto tarafından yapılan ilginç bir araştırma da ise; sevgi sözcükleri söylenen ya da müzik dinletilen su moleküllerinin olağanüstü güzelleştikleri tespit edilmiş. Olumsuz duygular yüklenen suyla farkları incelendiğinde; sevginin gizemli gücü açıkça ortaya çıkmış. Yani siz su moleküllerine ne kadar sevgi verirseniz, o denli albenili hale geliyorlar ve şekilleri insanları şaşkına çevirmeye yetiyor.

    Biliyorum pek çok kişiye belki de bu satırlar çok ütopik görünüyor ve ‘’hadi canım sen de’’ dedirtiyor. Ama benim neredeyse yaşam felsefem haline gelen ve yazılarımda dilimden hiç düşürmediğim SEVGİNİN sınırları bu denli geniş. Bildiğimiz, her gün içtiğimiz ve hatta hiç önemsemediğimiz suyun; sevgiyle güzelleştirilerek tüketilmesinin ise bedenimizde yaratacağı mucizeler o kadar önemli ki.

    Yapılacak şey aslında çok basit. Yeter ki sevgi sözcükleriyle sarılın ona ya da minicik sevgi dolu notlar iliştirin bardağınıza, kullandığınız şişenize. İçtiğiniz her yudumu yine sevgiyle kabul edin bedeninize. Bedeninizdeki ışıltılara ve sevginizin muhteşem gücünün, suyla birleşip yeniden size geri dönmesine izin verin. Başlı başına hayat kaynağımız olan SUyun sevgimizle katmerlenmesi; yaşama tebessüm ederek göz kırpmak değil mi sizce de? Düşündüklerimizin kalitesinde bir hayat yaşamak adına deneyelim diyorum ben. Hem denemekten bir şey kaybetmeyiz, kazanacaklarımız ise o kadar çok ki…

    Sevginin muhteşem gücünde hep sevgiyle kalın.
    Belgin ERYAVUZ



  • #2
    Adımda Suyun Hayatımızdaki Önemi

    Teknoloji > Bilim- 3 Mayıs 2015, 13:53'te eklendi, 4 Mayıs 2015, 00:41'de güncellendi Altay ŞengürOnedio Editö
    Su.
    Hayatın, dolayısıyla bizlerin var olmasındaki en önemli etken.
    Tarih boyunca medeniyetlerin en güçlü silahı, yeri gelince savaş sebebi.
    Metabolizmamız için olmazsa olmaz, yaşamımızın kaynağı.
    Su.

    1. İnsan vücudundaki su oranı cinsiyet, yaş, fiziksel özellikler ve günlük fiziksel aktivitelerine göre değişim gösterir. Çocukların vücutlarındaki su oranı %70 civarlarında iken, yetişkin bireylerde bu oran %50 - %60 aralığında değişmektedir.



    2. Su, insan yaşamı için oksijenden sonra en önemli ikinci gereksinimdir. Kanın %83’ü, kemiklerin %22’si, beynin ve kasların %75’i sudur.



    Bazı kaynaklara göre, kandaki su oranı %92'e kadar çıkabilir.
    3. Bu oranlardan da anlayacağımız üzere hiçbir şey susuz yaşayamaz; su, temel enerji kaynağıdır ve vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üreterek bize yaşam gücü sağlar.



    4. Günlük aktiviteler sonucu vücudumuzda biriken toksinleri atmak için yaklaşık olarak günlük 2.5 lt ile 3 lt arasında su kaybı yaşarız. İdrarla 1.5 lt, deri yoluyla 0.5 lt, dışkı ve solunum ile 0.3 ‘er lt olmak üzere.



    5. Kaybedilen suyun vücuda geri kazandırılması, su ihtiyacımızın giderilmesi, yani hidrasyon; hayati fonksiyonlarımızın düzgün şekilde yürümesi için büyük önem taşımaktadır.



    6. Günlük olarak almamız gereken minimum sıvı miktarı, bireyden bireye değişmek kaydıyla, ortalama olarak 3 lt’dir diyebiliriz.



    7. Aklınıza gelen soruyu tahmin edebiliyorum. Evet, içtiğiniz kahve, çay, çorba gibi sıvı gıdalar hatta meyve de bu 3 lt sıvı içerisine dahil. Ama elbette önceliğinizin ‘su’ olmasını tercih ederim.



    8. Özellikle uzun süreli dayanıklılık gerektiren yarışma ve antrenman ortamlarında sporcuların hidrasyon düzeyinin takip edilmesi ve uygun hidrasyon düzeyinin sağlanması performansın maksimum düzeye çıkarılmasında önem oluşturmaktadır.



    9. Sağlıklı bir insan haftalarca yemek yemeden yaşayabilirken, susuzluğa dayanma süresi birkaç günü geçemez.70 kilogram ağırlığındaki bir erkeğin vücut su içeriğinin % 2 azalması ya da diğer bir deyişle 1.4 litre su kaybı yaşaması vücudun su dengesini bozmakta, günlük aktiviteleri sekteye uğratmaktadır.



    10. Eğer ki günlük olarak vücuttan atılması gerekenden daha fazla su kaybı yaşarsanız, bu duruma da dehidrasyon adı veriliyor. Kısaca, aşırı su kaybı da diyebiliriz.



    11. Günlük hayatımızda birçoğumuz dehidrasyon durumunu yaşasak bile çoğu zaman farkına varmayız. Bu da günlük hayatımıza stres, unutkanlık, panik, gerginlik... olarak yansır; yine, biz farkında olmadan.



    12. Dehidrasyon, doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunların temizlenmesine yardımcı olur.



    13. Vücudumuzda oldukça küçük bir yer kaplamasına rağmen, vücuttaki suyun büyük bir bölümünü kullanan ve susuzluk durumunda ilk tepkiyi veren organımız, beyindir. Susadığınızda ağzınız kurur ya hani, işte bu tepkiyi oluşturan da beyninizdir.



    14. Vücutta bulunan su miktarını her an kontrol altında tutan beyin, normalden fazla azalma gördüğünde, vücuttan atılan suyun miktarını kısar, bu da idrarımızın renginin koyu gözükmesine neden olur.



    15. Beynin bu hamlesine rağmen halen vücuda su girmez eğer, bir sonraki hamlesi kendi aktivitelerini kısmak olacaktır. Susuz kaldığınızda sersemlemeniz, karar verme mekanizmanızın bozulması, algılama yeteneğinizin düşmesi gibi..



    16. Eğer tüm bunlara rağmen halen vücuda su girmezse, bir sonraki adım zihin ve vücut fonksiyonlarınızın neredeyse durma noktasına gelmesidir. Hormonsal aktiviteler azalır, sindirim sistemi yavaşlar.



    17. Dehidrasyon, cinsellik hormonunun üretimine engel olur; bu, iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.



    18. Vücudun günlük ihtiyacı olan suyu karşılayan, Hidrasyon – Dehidrasyon dengesini sağlayan bir insanın fiziksel ve kimyasal aktiviteleri düzgün olarak yerine gelir. Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları sorunsuz şekilde işler.



    19. Bu dengeyi sağlamanız durumunda, çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir. Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur, uykuyu düzenler.



    20. Ağız, göz ve burun gibi vücut dokularının nem dengesini korur, cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur, gözlere canlılık ve parlaklık verir. Yaşlılar için alzheimer hastalığına yakalanma olasılığını azaltır.



    21. Kilo vermenin en güzel yoludur su içmek. Çok sıkı rejim yapmaya gelemeyen insanların en iyi yardımcısıdır su, kalori içermez. Metabolizmayı hızlandırır, günlük harcanan kalori miktarını artırır.



    22. Bilimadamı Masaru Emoto su üzerinde bir takım deneyler yapmış ve suya söylenen pozitif yahut negatif cümlelerin, suyun moleküler yapısını değiştirdiğini görmüştür.



    23. ‘Teşekkürler ’ yazılı şişedeki suyun son derece güzel bir kristalle tepki verirken, ‘aptal’ kelimesi yazılı şişedeki suyun biçimsiz, parçalı kristal şekilleriyle tepki verdiği ortaya çıkmıştır.



    24. Sevgi ve güzel sözler bir su molekülünü dahi bu şekilde etkileyebiliyorsa eğer, vücudunun %70'i sudan oluşan insanı ne ölçüde etkiler, düşünsenize..



    25. Günlük ihtiyacımız kadar su almaya başladığımızda; fiziksel aktiviteleri yapma becerilerimizin %15, zihinsel aktiviteleri gerçekleştirme, olaylara tepki verme hızımızın %100’e yakın, sorunlara çözüm üretme ya da algılama yetimizin %20’e yakın gelişme gösterdiği görülmüştür.



    26. Kısacası su; hayattır, doğanın biz insanlara sunduğu en etkili, en basit, en yan etkisiz ilaçtır. Suyun olduğu hayatta canlılık vardır, huzur vardır...



    BONUS



    Sızıyı gideren su.
    Suyun sızladığını kimseler bilmez..

    İsmet Özel

    Yorum yap


    • #3

      Su Düşünce ve Sözcüklere Tepki Veriyor
      Yaşamımızda sözcüklerin ruhsal ve fiziksel dengemiz için ne denli önemli olduğu gerçeği öğretilmedi. Kuantum fiziği ile her şeyin bir enerji olduğu gerçeği, tamamlayıcı tıpta gelişimini sürdürürken buna paralel olarak yapılan deneylerde de ilginç sonuçlarla karşılaşıldı.
      Japon bilim adamı Masaru Emoto, yaptığı deneylerde suyun yüklenen enerjiyi yada çevresindeki enerjiyi kendisine kopyalayarak uygun şekillerle tepki verdiğini ortaya koydu.
      Bilimadamı Masaru Emoto’nun Deneyleri
      “İçinde su olan şişe üstüne yazılmış veya sözel söylenmiş olan sözcükler, düşünceler, suya çalınmış olan müzik veya oynatılmış film ile suyun yapısal özelliği değişiyor”
      Yaratıcı Japon bilim adamı Emoto'nun su damlacıklarını dondurup fotoğraf çekme kapasitesi olan bir karanlık alan mikroskobu altında incelediğinde; çalışmasında somut kanıtlarla insanın titreşimsel enerjisinin, düşüncesinin, kelimelerin, fikir ve müziğin, hatta son yaptığı çalışmalarda suya oynatılan filmlerin dahi suyun moleküler yapısını etkilediği bilgisine vardı. Bu bilimsel sonucu pozitif düşünce ile uyarladığımızda, bilinçli sözcük seçimi ile düşünce modelimizi değiştirdiğimizde, kendimizi hissediş tarzımızı ve ruhsal ve fiziksel sağlımızı bir üst boyuta geçirebiliriz.
      Dua Esnasında Değişen Su Kristali
      Belki de suya dua okumanın şifa verdiği bilgisi kısmen safsata gibi dursa da bu inancın altındaki işleyiş sisteminde; suya kayıt edilen şifa enerjisinin bedendeki her bir hücreye giderek, iyileşme bilgisini aktarıyor olması olabilir mi? Masaru Emoto, deneyini göl suyunun duadan önceki fotoğrafı ile duadan sonraki kristallerin fotoğrafladığında da, arada muazzam bir değişiklik olduğunu vurguluyor.
      Zemzem Suyu
      Zemzem suyunun şifası kabul edilmekle beraber hala sırrı çözülmüş değil. Zemzem suyunun da ne niyetle içilirse şifa verdiği bilgisi için fizik mühendisi Kenan Keskin şu şekilde açıklıyor “Yani, bu suyun yüksek iyonize durumunda bulunması, beyni normalinden çok daha fazla güçlendirmesi sonunda (orada bulunan enerji desteğiyle de) bilincin, örtük düzen boyutundan ilgili şey doğrultusunda tekrar programlama yapmasını sağlayarak şifa kuvvesini arzu edilen istikamette yönlendirmek suretiyle bulunduğumuz boyuttaki bedende radikal iyileşmeler meydana getirebilmektedir
      Kelimelerin Enerjisel Frekansları Suyun Moleküler Yapısını Değiştiriyor

      Su kristalleri deneyine dönersek, çok daha ilginç olan sadece kağıt parçalarının üzerlerine farklı anlamlardaki kelimeler yazılıp bunları su şişelerine yapıştırıldıklarında, yine ‘teşekkürler ’ yazılı şişedeki suyun son derece güzel bir kristalle tepki verirken, ‘aptal’ kelimesi yazılı şişedeki suyun aynı “heavy metal” müziğin etkisinde olduğu gibi biçimsiz, parçalı kristal şekilleriyle tepki verdiği ortaya çıkıyor.
      Yine benzer bir deneyde, pirinçle dolu iki cam şişeye bir ay boyunca sağdakine ‘teşekkürler’ soldakine ‘seni aptal!’ gibi ifadeler tekrarlatıldığında, teşekkürler edilen kavanozdaki pirinçlerin malt benzeri olgunlaşmış bir koku salarak fermante olduğu ancak aşağılayıcı ifadeye maruz kalan diğer kavanozdaki pirinçlerin ise çürüyüp karardığı gözlemlenmiştir.
      Bu deneyi biraz değiştirip, içine pirinç yerleştirilmiş başka bir kavanozu da deneye tabi tutarak ancak bu sefer, kavanozdaki pirinci görmezden geldiklerinde çok şaşırtıcı bir şekilde yok sayılan pirincin aptal diye bağırdıkları pirinçten daha önce çürüyüp karardığı gözlemleniyor.
      Masaru Emoto bu konu hakkında;bir şeyi pozitif yada negatif dikkat yöneltmek, enerji vermenin bir yoludur. İnsan davranışındaki en zarar verici biçimi bir şeyden dikkatini esirgemektirşeklinde açıklıyor.
      Bütüne Etki
      Dünyanın da sularla çevrili olmasının gezegenin bilinci ile insanlığın ortak bilinci arasında bir paralellik sağlayabileceği fikrini benimseyen bilim adamı Masaru Emoto bu konu hakkında;
      Bozulan dünyamız için bir şeyler yapmayıp yaralı ruhlarımızı iyileştirmediğimiz sürece fiziksel hastalıklar yüzünden acı çeken insanların sayısında hiçbir azalma olmayacaktır. Dünyadaki bozulma aslında ruhun bozulmasıdır. Ve be darbe etkisi tıpkı denize düşen bir damlanın sonsuza açılan dalgalar yaratması gibi, tek bir ruhtaki bozulma bütün dünyaya dalga dalga yayılır ve bütünü etkileyen bir bozulma başlatırşeklinde ifade ediyor.
      Nefret Sevgi
      Öfke İyilik
      Korku Cesaret
      Endişe Sükunet
      Gerginlik Rahatlık
      Ve yine Masaru Emoto negatif duygu ve düşüncelerden kurtulmak için yapılması gereken tek şeyin, negatif duygunun tam zıddı olan duyguyu devreye sokmak olduğunu söylüyor ve bunu küçük bir tablo ile açıklıyor.
      Şükran kristallerinin titreşiminin sevgi kristallerine göre daha güçlü ve etkili etkisi olduğunu belirten Masaru Emoto yüreğimizin şükran duygusu ile dolduğunda bedenimizi oluşturan suyun o denli saflaşabileceğini vurguluyor.
      Bedenimizin %70 ini oluşturan suyun, hücrelerimize şifa taşıması niyetiyle düşündüklerimize dikkat edelim diyerek araştırmamızı bitiriyoruz.
      Masaru Emoto'yla ilgili ayrıntılı İngilizce bilgi için:
      http://www.masaru-emoto.net siteden öğrenebilirsiniz.
      Kaynak: Suyun Gizli Mesajı –Kuraldışı Yayınları / Masaru Emoto
      www.sufizmveinsan.com –Enerji Alanları ve Biz/Kenan Keskin

      Bu fotoğraflar suyun inanılmaz yansıtmalarını gösteriyor. Canlı ve her duygu ve düşüncemize tepki veren bir madde. Suyun, çevresindeki titreşim ve enerjiyi kolayca kopyaladığı açıkça ortadadır. Su, bir şey söylendiğinde, ona aktarıldığında, anında etkilenmekte.
      Fotoğraflardaki dondurulmuş sulara, dondurulmadan önce ya sözel olarak veya şişenin üstüne yazılarak resimlerin altında yazılı kelimeler yüklenilmiş. Su, kelimelerin enerjisini kopyalıyor ve görüntü olarak şaşırtıcı bir şekilde kelimenin manasını yansıtıyor. Kelimelerin enerjisel frekansları suyun moleküler yapısını değiştiriyor. Yapılan araştırmada ayrıca suya müzik çalınmış, film de oynatılmış. Örnek fotoğraflarda kelimelerin ve müziğin etkisini görebiliyorsunuz. Film oynatıldığında korku filmlerinin, şiddet içeren filmlerin kötü bir etkisi olup, şekil bozuklukları yarattığı görülmüş. (Bu yüzden sizlere bu tarz filmleri hiç seyretmemenizi veya mümkünse hiç olmazsa hemen uykudan önce seyretmemenizi tavsiye ederim. Uykudan hemen önce yapılan şeyler bilinçaltına daha çabuk yerleşir ve etkiler.)

      Su hücreler arası bilgi alış-verişini sağlar. Bu şekilde var olabiliyoruz. Sizin gün içinde düşündüğünüz ve söylediğiniz her şey tüm hücrelerinizi etkiler, çünkü bedeninizdeki su bunların enerjisini kopyalayıp hücrelere dağıtır. Dolayısı ile siz bir bakıma düşündüğünüz ve konuştuğunuz şeyler olursunuz, bedeninizi de etkilersiniz. "Ben hep hasta olurum." dediğinizde içinizde dolaşan su o kaliteye bürünüp bunu hücrelere iletir. "Beni hasta ediyorsun, seni öldüreceğim" cümlesi yüklenilmiş olan suyun fotoğrafına bakınız. Düşündüklerinizin ve konuştuklarınızın kalitesinde yaşarsınız. Tüm hayatınız ve sağlığınız hücrelerinizde var olan, atalarınızdan aktarılan ve kendi geçmişinizden gelen bedeninizdeki sudaki bilgilerin kaydıdır.

      Bir başka örnek var:
      Solda "Teşekkür ederim!"
      Sağda "Seni aptal!"
      Yandaki resimde Japonya'da iki ilkokul talebesinin, okul için yaptığı bir deneyin sonucunu görüyorsunuz. İki farklı şişeye pişmiş pirinç koyup şişenin birine "Teşekkür ederim!" diğerine ise "Seni Aptal!" diye yazmışlar. Bir ayın sonunda "Teşekkür ederim!" yazılan pirincin renginin sarı ve kokusunun helmelenmiş pirinç gibi olduğunu ve "Seni Aptal!" yazılan pirincin ise simsiyah ve kötü kokulu olduğunu, pirincin bile kelimelerden etkilendiğini görmüşler. Bu deney yayılmış ve dünyada birçok değişik insan aynı deneyi tekrarladığında aynı neticenin elde edildiğini görmüşler. Siz de deneyebilir, farklı kelime veya cümlelerle ne tür netice elde ettiğinizi görebilir, söz ve düşüncenin etkisini bizzat gözlemleyerek yaşayabilirsiniz.
      Yazar: Burçin İvren
      Masaru Emoto'yla ilgili ayrıntılı İngilizce bilgi için:
      http://www.masaru-emoto.net
      http://www.hado.net/index2.html
      Masaru Emoto'nun bilimsel çalışmaları, fotoğrafları ile yayınlanmış olan "The Message from Water" isimli kitabında bulunuyor.www.amazon.com'da DVD olarak da bulabilirsiniz.
      Kaynak : http://www.dogalhayat.com.tr

      Yorum yap


      • #4


        Su Mucizesi


        Bilimsel olarak İslam en doğru din

        Japon bilimadamı İslam üzerine bir araştırma yaptı. Kuran okunurken moleküllerin en doğru dizilime kavuştuğunu gördü!
        İslam’ın en mükemmel ve doğru din olduğu “moleküler” olarak saptandı!
        Japon bilim adamı Masaru Emoto, su molekülleri üzerine yaptığı araştırmalarda Kuran okurken veya hoca ezan okurken, sudaki moleküller meydana gelen titreşimle mükemmel bir altıgen dizilime ulaştığını saptadı.
        Emo kısa bir süre önce Mısır’a giderek Kahire Üniversitesi’nde yaptığı araştırmanın sonuçlarını meslektaşları ile paylaştı.
        “İSLAM EN DOĞRU DİN”
        Mısır devlet televizyonunda Japon bilim adamının elde ettiği bulgular profesörler tarafından tartışmaya açıldı. Kuran okunurken suyun nasıl değiştiğini tartışan bilim adamları,insan vücudunun yüzde 70’inin sudan oluştuğundan yola çıkarak İslam’ın en doğru din olduğu sonucuna vardı.
        Ayrıca Kuran okuyan ve Allah’a duan eden insanların huzur ve mutluluk duymasının sebebinin de bu olduğu öne sürüldü.
        Bu konuda daha fazla araştırmalar yapılması gerektiğine işaret eden Mısırlı akademisyenler, Kuran sesinin su moleküllerini değiştirmesi ile ibadet edenlerin şiddetten uzak durması arasında da bir bağlantı olduğunu savundu.
        Kaynak : http://internethaber.com/news_detail.php?id=203704
        Suyun Hafızası Var!

        Fransız bilimadamı Dr. Jacques Benveniste yaptığı araştırmalarda DNA hücrelerinin belli bir frekansta foton (ışık) yaydığını, farklı hücrelerin farklı frekansta titreştiğini, farklı titreşimdeki iki hücre yan yana geldiğinde yeni bir frekans oluşturup birlikte bu frekansta titreşmeye başladıklarını ve elektromanyetik çağlayan yaratıp ışık hızında yolculuk ettiğini keşfetmiş. 1980’lerde başlattığı çalışmalarında suyun hafızası olduğunu anlamış. Suya bir madde ekleyerek bunu 1 milyon kez sulandırmış ve özel bir alet ile aşırı hızda sallayarak o maddenin yok olacağını tahmin etmiş ama hala maddenin suda mevcut olduğunu görünce deneylere defalarca milyonlarca kez daha sulandırarak devam etmiş. Ancak ne kadar sulandırsa da suyun içine en başta eklenmiş olan maddenin yok olmadığını tespit etmiş. O zaman suyun yüklenen maddeyi bir şekilde hafızaya kaydettiğini anlamış. Bir başka deneyinde suya bir zehir yerine sadece zehirin frekansını yüklemiş ve aynen zehirin kendisi eklenmiş gibi içine koyulan sinekleri öldürdüğünü görmüş.
        Benvenistenin araştırmalarını şüphe ile karşılayan Queens Belfast üniversitesi Profesörü Madeleine Ennis Avrupa ülkelerinde yelpazelenen bir araştırma grubuna katılmış. Fransa, İtalya, Belçika, ve Hollanda’dan oluşan ekip Profesör M. Roberfroid tarafından koordine edilmiş.
        Belçika Katolik Üniversitesinde Benvenistenin kullandığı orijinal deneyin daha rafine edilmişini kullanarak yapılan uygulamayla ilgili her dört laboratuardaki bilim adamları deney solüsyonlarının içinde ne olduğunu bilmeden çalışmışlar. Hatta tüplerin bazılarında sadece saf su varmış.
        Tüm deney bağımsız bir bilim adamı tarafından koordine ediliyormuş. Bu kişi tüm solüsyonları kodluyor ve bilgiyi topluyormuş ama deneylerde bil-fiil çalışmıyormuş, bu yüzden yalan ve dolana yer kalmamış.Yapılan tüm deneyler Benveniste’nin sonuçlarını desteklemiş.
        Benveniste buna karşılık “12 sene önceye, bizim başladığımız noktaya gittiler” demiş. Benveniste ayrıca “Biokimyevi maddelerin yaydığı sinyal kaydedilip internet aracılığı ile dünyaya yayılabilir ve bu sinyal biyolojik hücreleri sanki gerçekte o madde varmış gibi etkileyip değişim yaratır” da demiş.

        Unutmayalım ki; insan bedeninin %85’i sudur. Düşüncelerimiz ve konuştuklarımız bedenimizdeki suya kaydedilir ve o kalitede yaşarız. Şeklimizi, sağlığımızı ve hayatımızı biz oluştururuz. Yaşam muhteşem bir enerjisel danstır, frekansların uyumu, birleşmesi, çatışması, aşağı-yukarı, sağa-sola, zıt yönlere dalgalanmasının dansı.
        Masaru EMOTO



        İÇİNDE SU OLAN ŞİŞENİN ÜSTÜNE YAZILMIŞ VEYA SÖZEL SÖYLENMİŞ OLAN SÖZCÜKLER, DÜŞÜNCELER, SUYA ÇALINMIŞ OLAN MÜZİK VEYA OYNATILMIŞ FİLM İLE SUYUN YAPISAL ÖZELLİĞİ DEĞİŞİR.
        Yaratıcı Japon bilim adamı Emotonun çalışmasında somut kanıtlarla insanın titreşimsel enerjisinin, düşüncesinin, kelimelerin, fikir ve müziğin, hatta son yaptığı çalışmalarda suya oynatılan filmlerin dahi suyun moleküler yapısını etkilediğini ispat etmiştir. Su bu gezegendeki yaşamın kaynağıdır. Beden bir sünger gibidir ve hücre denilen, sıvı dolu trilyonlarca odacıktan oluşur.
        Yaşamımızın kalitesi sıvımızın kalitesi ile direk bağlantı halindedir. Su son derece uyumlu bir maddedir. Fiziksel şekli kolayca bulunduğu ortama adapte olur. Fakat değişen sadece fiziksel şekli değildir, moleküler şekli de değişir. Çevreden aldığı enerji veya titreşimler suyun moleküler şeklini değiştirir. Bu anlamda su sadece görsel olarak çevresel durumu yansıtmaz, aynı zamanda moleküler anlamda da yansıtır.
        Bay Emoto görsel anlamda bu moleküler değişimi belgelemekte. Su damlacıklarını dondurup fotoğraf çekme kapasitesi olan bir karanlık alan mikroskobu altında inceliyor. Yapılan çalışmalar çevresel etkilerin suda yarattığı moleküler değişimi açıkça ortaya koymakta.
        Bay Emoto dünyanın değişik kaynaklarından alınan ve değişik durumlarda olan suyun kristalize şekillerinde birçok büyüleyici farklılıklar keşfetmiş. Akarsulardan ve kaynaklardan alınan su çok güzel geometrik şekilleri olan kristal desenler gösterirken, sanayi ve yerleşimin yoğun olduğu yerlerden alınmış kirli ve toksik su ve su borularında, depolarda bekletilen durgun su kesin olarak şekilsel bozukluk ve rastgele oluşmuş kristal şekiller oluşturuyor .
        Bu fotoğraflar suyun inanılmaz yansıtmalarını gösteriyor. Canlı ve her duygu ve düşüncemize tepki veren bir madde. Suyun, çevresindeki titreşim ve enerjiyi kolayca kopyaladığı açıkça ortada. Su, bir şey söylendiğinde, aktarıldığı anda, anında etkilenmekte.
        Fotoğraflardaki dondurulmuş sulara fotoğrafları çekilmeden önce ya sözel olarak veya şişenin üstüne yazılarak resimlerin altındaki kelimeler yüklenilmiş. Suyun kelimelerin manalarının enerjisini kopyalayıp, görüntü olarak verdiği yansımanın gerçekliği şaşırtıcı.
        Yapılan araştırmada suya müzik de çalınmış, film de oynatılmış. Örneklerde kelimelerin ve müziğin etkisini görebiliyorsunuz. Film oynatıldığında da korku filmlerinin, şiddet içeren filmlerin kötü bir etkisi olup şekil bozuklukları oluşmuş. (Bu yüzden sizlere bu tarz filmleri hiç seyretmemenizi veya mümkünse hiç olmazsa hemen uykudan önce seyretmemenizi tavsiye ederim. Uykudan hemen önce yapılan şeyler bilinçaltına daha çabuk yerleşir ve etkiler.)
        Su hücreler arası bilgi alış-verişini sağlar. Bu şekilde var olabiliyoruz. Sizin gün içinde düşündüğünüz ve söylediğiniz her şey tüm hücrelerinizi etkiler, çünkü bedeninizdeki su bunların enerjisini kopyalayıp hücrelere dağıtır.
        Dolayısı ile siz bir bakıma düşündüğünüz ve konuştuğunuz şeyler olursunuz, bedeninizi de etkilersiniz. “Ben hep hasta olurum.” dediğinizde içinizde dolaşan su o kaliteye bürünüp bunu hücrelere iletir. “Beni hasta ediyorsun, seni öldüreceğim” cümlesi yüklenilmiş olan suyun fotoğrafına bakınız.
        Düşündüklerinizin ve konuştuklarınızın kalitesinde yaşarsınız. Tüm hayatınız ve sağlığınız hücrelerinizde var olan, atalarınızdan aktarılan ve kendi geçmişinizden gelen bedeninizdeki sudaki bilgilerin kaydıdır.
        Aşağıda da bir başka örnek var:
        Burada iki ilk okul talebesi, okul için bir deney yapmışlar. İki farklı şişeye pişmiş pirinç koyup şişenin birine “Teşekkür ederim!” diğerine ise “Seni Aptal!” diye tekrarlamışlar. Bir ayın sonunda “Teşekkür ederim!” denilen pirincin renginin sarı ve kokusunun helmelenmiş pirinç gibi olduğunu ve “Seni Aptal!” denilen pirincin ise simsiyah ve kötü kokulu olduğunu, pirincin bile kelimelerden etkilendiğini görmüşler. Bu deney yayılmış ve birçok insan aynı deneyi tekrarladığında aynı neticenin elde edildiğini görmüşler. Siz de deneyebilir, farklı kelime veya cümlelerle ne tür netice elde ettiğinizi görebilir, söz ve düşüncenin etkisini bizzat gözlemleyerek yaşayabilirsiniz.
        İLGİLİ
        http://karmajello.com/mind-spirit/philosophy/masaru-emoto-rice-emotions-experiment-video.html


        Yorum yap


        • #5
          Suyun Gizli Mesajı
          Yazar: Masaru Emoto Türkçesi: Yonca Hancıoğlu Yayınlayan: Kuraldışı Yayınları “Suyun Gizli Mesajı, uluslararası üne sahip Japon araştırmacı Masaru Emoto’nun bütün dünyada büyük yankı uyandıran su kristalleri fotoğraflarını içeren sıra dışı kitabı. Su moleküllerinin düşüncelerimizden, duygularımızdan ve kullandığımız kelimelerden etkilendiğini bulgulayan Dr. Emoto, suyun, söylenen sözlere, hissedilen duygulara, gösterilen görüntülere ve dinletilen müziğe göre nasıl bir değişim gösterdiğini birbirinden muhteşem su kristali fotoğraflarıyla gözler önüne seriyor. Hem dünyamız hem de bizler büyük ölçüde sudan oluştuğumuz için suyun mesajı hepimizin bireysel sağlığı, doğanın yenilenmesi ve dünya barışı açısından muazzam bir önem taşıyor. Depremden hemen önce ve hemen sonra yeraltı sularından aldığı numunelerdeki kristal oluşumlarını inceleyen Dr. Emoto, bu verilerin biriktirilmesi durumunda, su kristali teknolojisinin depremleri önceden tespit etmekte kullanılabileceğini de ortaya koyuyor. “Yüzyıllar boyunca, insanlık, yeryüzünden sürekli çaldı ve her seferinde geride çok daha kirli bir dünya bıraktı. Ama şimdi su bizimle konuşuyor; su kristalleri aracılığıyla, bilmemiz gerekenleri bize söylüyor. Bugünden itibaren yepyeni bir tarih biçimlendirmeliyiz. Su, kendimize nasıl bir yön belirlediğimizi büyük bir dikkatle izliyor ve kayda geçiriyor. Benim tek arzum, suyun bütün insanlığa verdiği mesajın herkesçe duyulması ve özümsenmesi.” Kuraldışı



          Sudaki dalgalanma değişimlerinin ölçümüyle ilgili araştırmalar yaparken, daha sonra su kristallerini keşfeden Japon bilim adamı Dr.Masaru Emato, ‘’Suyun Gizli Mesajı’’ adlı kitabında çektiği birbirinden muhteşem su kristali fotoğrafları eşliğinde suyun insanlığa mesajını anlatmış. Dr.Emato yaptığı çalışmada son derece uyumlu bir madde olan, fiziksel şekli kolayca bulunduğu ortama adapte olan suyun, çevreden aldığı enerji ve titreşimlerle moleküler şeklinin de değiştiğini göstermiş. İçinde su olan şişenin, üstüne yazılmış veya sözel söylenmiş olan sözcükler, düşünceler, suya çalınmış olan müzik veya oynatılmış film ile suyun moleküler yapısının değiştiğini çektiği fotoğraflarla ispat etmiş. Dr.Emoto çevresel etkilerin suda yarattığı moleküler değişimi ortaya koymak için dünyanın değişik kaynaklarından ve değişik durumlarda alınan su örneklerini de incelemiş ve suyun kristalize şekillerinde birçok büyüleyici farklılıklar keşfetmiş. Akarsulardan ve kaynaklardan alınan su çok güzel geometrik şekilleri olan kristal desenler gösterirken, sanayi ve yerleşimin yoğun olduğu yerlerden alınmış kirli ve toksik su ve su borularında, depolarda bekletilen durgun su şekilsel bozukluk göstermiş. Fotoğraflardaki dondurulmuş sulara, fotoğrafları çekilmeden önce ya sözel olarak ya da şişenin üstüne yazılarak resimlerin altındaki kelimeler yüklenilmiş. Suyun, kelimelerin manalarının enerjisini kopyalayıp, görüntü olarak verdiği yansımaların gerçekliği şaşırtıcı. Bu kitapta özellikle vurgulanan ve altı çizilen konuları birkaç maddede özetlersek: 1) Su, bilgiyi kopyalama ve hafızada tutma becerisine sahiptir. Suyun bu özelliğini, yaşamsal değerini kavrayan ve kullanan alan Homeopatidir. Homeopatide maddeler ondalık ya da yüzdelik birimler olarak suyla seyreltilir. Bu kadar seyreltik bir solüsyonda maddenin kendisi yok denecek kadar azdır fakat nitelikleri suyun içinde mevcuttur. Hastalık belirtilerini ortadan kaldırmak için maddenin etkisi yerine, hastalığın bilgisini silmek için suya kopyalanan bilgi kullanılır. 1988 yılında, Fransız bilim adamı Dr. Jacques Benveniste, homeopatinin temel prensiplerini deneysel bir teste tabi tutmaya karar vermişti. Bir ilacı, klinik bakımdan hiçbir anlam ifade etmeyecek noktaya varana dek suyla seyreltmiş, ardından seyreltilmiş maddeyi hastasına vermiş ve sonuç olarak ilacı suyla seyreltilmiş halde alan hastalarla, seyreltilmemiş olarak kullanan hastalar arasında hiçbir fark gözlemlememişti. Seyreltilmiş ilaç seyreltilmemiş olanla aynı etkiyi yaratmıştı. 2) İnsan bedeninin %70’i sudan oluşur. Fiziksel açıdan baktığımızda aslında insan sudur. Dr.Emoto fotoğraflarıyla suyun, çevresindeki titreşim ve enerjiyi kolayca kopyaladığını açıkça ortaya koymuştu. Ruh halimizin, düşüncelerimizin, ağzımızdan çıkan kelimelerin, bedenimizin %70’ni oluşturan suda da benzer değişimler yaptığını düşünecek olursak, zihinsel durumumuzun bedenimizi nasıl doğrudan etkilediğini daha iyi anlayabiliriz. Gün içinde düşündüğümüz ve söylediğimiz her şey tüm hücrelerimizi etkiler, çünkü bedenimizdeki su bunların enerjisini kopyalayıp hücrelere dağıtır. Dolayısı ile biz bir bakıma düşündüğümüz ve konuştuğumuz şeyler oluruz ve bedenimizi de etkileriz. Düşündüklerimizin ve konuştuklarımızın kalitesinde yaşarız. Tüm hayatımız ve sağlığımız hücrelerimizde var olan, atalarımızdan aktarılan ve kendi geçmişimizden gelen, bedenimizdeki suda kayıtlıdır. “Ben hep hasta olurum.” dediğimizde içimizde dolaşan su o kaliteye bürünüp bunu hücrelere iletir. “Beni hasta ediyorsun, seni öldüreceğim” cümlesi yüklenilmiş olan suyun fotoğrafına tekrar bakarsanız bu gerçekliği açıkça görebilirsiniz. 3) Bütün evren bir titreşim halindedir ve her şey kendi frekansında titreşir. Yeryüzündeki benzersiz frekanslara aşırı derecede duyarlı olan, bütün frekansları duyabilen sadece sudur. Bu yüzden suya söylenen ya da yazı yoluyla iletilen sözler farklı kristaller oluşturur. 4) Öte yandan kelimeler eşsiz ve özgün titreşim frekanslarına sahiptir. İnsan şuurunun ve kelimelerinin enerjisi, su kristallerine biçim verecek kadar yoğundur; dolayısıyla sadece düşüncelerimiz, dinin ve felsefenin ötesinde, dünyayı şekillendirecek kadar büyük güce sahiptir. 5) Yaşadığımız bu kaos çağında, milyarlarca insana ışık tutabilecek tek çözüm yolu suyun mesajıdır. Hem dünyamız hem de bizler büyük ölçüde sudan oluştuğumuz için suyun mesajı hepimizin bireysel sağlığı, doğanın yenilenmesi ve dünya barışı açısından muazzam bir önem taşımaktadır. Suyun karşısında oturup içinizdeki sevgiyi ne zaman aktarsanız, dünyanın bir yerinde birinin yüreği sevgiyle ısınacaktır. Hiçbir yere gitmenize gerek yok. Tam karşınızda duran su, yeryüzündeki bütün sularla bağlantı halindedir. Baktığınız su her yerdeki suyla rezonans içindedir ve sizin sevgi mesajınız dünyadaki bütün insanların yüreğine ulaşır. Dünya barışı için kararlı bir şekilde dua eden 350 kişinin kelimelerinin, birkaç saniye içinde tertemiz yaptığı Biwa Gölü örneğindeki gibi, hayatımızı sevgi ve şükran duygularıyla doldurursak bu şuur bütün dünyada hüküm sürecek harikulade bir güç haline gelecektir. Suyun mesajı sevmek ve şükretmektir. Su kristallerinin bize anlatmaya çalıştığı da budur. Derlemeyi Yapan
          Dr. Ercan Zeydan Eriş
          Kişisel Gelişim Uzmanı
          http://www.dynamiskisiselgelisim.com

          Yorum yap


          • #6
            Suyun Gizli Mesajı
            Yazar: Masaru Emoto
            Türkçesi:
            Yonca Hancıoğlu
            Yayınlayan:
            Kuraldışı Yayınları

            Suyun Gizli Mesajı, uluslararası üne sahip Japon araştırmacı Masaru Emoto’nun bütün dünyada büyük yankı uyandıran su kristalleri fotoğraflarını içeren sıra dışı kitabı. Su moleküllerinin düşüncelerimizden, duygularımızdan ve kullandığımız kelimelerden etkilendiğini bulgulayan Dr. Emoto, suyun, söylenen sözlere, hissedilen duygulara, gösterilen görüntülere ve dinletilen müziğe göre nasıl bir değişim gösterdiğini birbirinden muhteşem su kristali fotoğraflarıyla gözler önüne seriyor. Hem dünyamız hem de bizler büyük ölçüde sudan oluştuğumuz için suyun mesajı hepimizin bireysel sağlığı, doğanın yenilenmesi ve dünya barışı açısından muazzam bir önem taşıyor. Depremden hemen önce ve hemen sonra yeraltı sularından aldığı numunelerdeki kristal oluşumlarını inceleyen Dr. Emoto, bu verilerin biriktirilmesi durumunda, su kristali teknolojisinin depremleri önceden tespit etmekte kullanılabileceğini de ortaya koyuyor. Yüzyıllar boyunca, insanlık, yeryüzünden sürekli çaldı ve her seferinde geride çok daha kirli bir dünya bıraktı. Ama şimdi su bizimle konuşuyor; su kristalleri aracılığıyla, bilmemiz gerekenleri bize söylüyor. Bugünden itibaren yepyeni bir tarih biçimlendirmeliyiz. Su, kendimize nasıl bir yön belirlediğimizi büyük bir dikkatle izliyor ve kayda geçiriyor. Benim tek arzum, suyun bütün insanlığa verdiği mesajın herkesçe duyulması ve özümsenmesi. Kuraldışı

            Sudaki dalgalanma değişimlerinin ölçümüyle ilgili araştırmalar yaparken, daha sonra su kristallerini keşfeden Japon bilim adamı Dr.Masaru Emato, Suyun Gizli Mesajı adlı kitabında çektiği birbirinden muhteşem su kristali fotoğrafları eşliğinde suyun insanlığa mesajını anlatmış. Dr.Emato yaptığı çalışmada son derece uyumlu bir madde olan, fiziksel şekli kolayca bulunduğu ortama adapte olan suyun, çevreden aldığı enerji ve titreşimlerle moleküler şeklinin de değiştiğini göstermiş. İçinde su olan şişenin, üstüne yazılmış veya sözel söylenmiş olan sözcükler, düşünceler, suya çalınmış olan müzik veya oynatılmış film ile suyun moleküler yapısının değiştiğini çektiği fotoğraflarla ispat etmiş.

            Dr.Emoto çevresel etkilerin suda yarattığı moleküler değişimi ortaya koymak için dünyanın değişik kaynaklarından ve değişik durumlarda alınan su örneklerini de incelemiş ve suyun kristalize şekillerinde birçok büyüleyici farklılıklar keşfetmiş. Akarsulardan ve kaynaklardan alınan su çok güzel geometrik şekilleri olan kristal desenler gösterirken, sanayi ve yerleşimin yoğun olduğu yerlerden alınmış kirli ve toksik su ve su borularında, depolarda bekletilen durgun su şekilsel bozukluk göstermiş.Fotoğraflardaki dondurulmuş sulara, fotoğrafları çekilmeden önce ya sözel olarak ya da şişenin üstüne yazılarak resimlerin altındaki kelimeler yüklenilmiş. Suyun, kelimelerin manalarının enerjisini kopyalayıp, görüntü olarak verdiği yansımaların gerçekliği şaşırtıcı.

            Bu kitapta özellikle vurgulanan ve altı çizilen konuları birkaç maddede özetlersek:

            1) Su, bilgiyi kopyalama ve hafızada tutma becerisine sahiptir. Suyun bu özelliğini, yaşamsal değerini kavrayan ve kullanan alan Homeopatidir. Homeopatide maddeler ondalık ya da yüzdelik birimler olarak suyla seyreltilir. Bu kadar seyreltik bir solüsyonda maddenin kendisi yok denecek kadar azdır fakat nitelikleri suyun içinde mevcuttur. Hastalık belirtilerini ortadan kaldırmak için maddenin etkisi yerine, hastalığın bilgisini silmek için suya kopyalanan bilgi kullanılır. 1988 yılında, Fransız bilim adamı Dr. Jacques Benveniste, homeopatinin temel prensiplerini deneysel bir teste tabi tutmaya karar vermişti. Bir ilacı, klinik bakımdan hiçbir anlam ifade etmeyecek noktaya varana dek suyla seyreltmiş, ardından seyreltilmiş maddeyi hastasına vermiş ve sonuç olarak ilacı suyla seyreltilmiş halde alan hastalarla, seyreltilmemiş olarak kullanan hastalar arasında hiçbir fark gözlemlememişti. Seyreltilmiş ilaç seyreltilmemiş olanla aynı etkiyi yaratmıştı.

            2) İnsan bedeninin %70 i sudan oluşur. Fiziksel açıdan baktığımızda aslında insan sudur. Dr.Emoto fotoğraflarıyla suyun, çevresindeki titreşim ve enerjiyi kolayca kopyaladığını açıkça ortaya koymuştu. Ruh halimizin, düşüncelerimizin, ağzımızdan çıkan kelimelerin, bedenimizin %70 ni oluşturan suda da benzer değişimler yaptığını düşünecek olursak, zihinsel durumumuzun bedenimizi nasıl doğrudan etkilediğini daha iyi anlayabiliriz. Gün içinde düşündüğümüz ve söylediğimiz her şey tüm hücrelerimizi etkiler, çünkü bedenimizdeki su bunların enerjisini kopyalayıp hücrelere dağıtır. Dolayısı ile biz bir bakıma düşündüğümüz ve konuştuğumuz şeyler oluruz ve bedenimizi de etkileriz. Düşündüklerimizin ve konuştuklarımızın kalitesinde yaşarız. Tüm hayatımız ve sağlığımız hücrelerimizde var olan, atalarımızdan aktarılan ve kendi geçmişimizden gelen, bedenimizdeki suda kayıtlıdır. Ben hep hasta olurum. dediğimizde içimizde dolaşan su o kaliteye bürünüp bunu hücrelere iletir. Beni hasta ediyorsun, seni öldüreceğim cümlesi yüklenilmiş olan suyun fotoğrafına tekrar bakarsanız bu gerçekliği açıkça görebilirsiniz.

            3) Bütün evren bir titreşim halindedir ve her şey kendi frekansında titreşir. Yeryüzündeki benzersiz frekanslara aşırı derecede duyarlı olan, bütün frekansları duyabilen sadece sudur. Bu yüzden suya söylenen ya da yazı yoluyla iletilen sözler farklı kristaller oluşturur.

            4) Öte yandan kelimeler eşsiz ve özgün titreşim frekanslarına sahiptir. İnsan şuurunun ve kelimelerinin enerjisi, su kristallerine biçim verecek kadar yoğundur; dolayısıyla sadece düşüncelerimiz, dinin ve felsefenin ötesinde, dünyayı şekillendirecek kadar büyük güce sahiptir.

            5) Yaşadığımız bu kaos çağında, milyarlarca insana ışık tutabilecek tek çözüm yolu suyun mesajıdır. Hem dünyamız hem de bizler büyük ölçüde sudan oluştuğumuz için suyun mesajı hepimizin bireysel sağlığı, doğanın yenilenmesi ve dünya barışı açısından muazzam bir önem taşımaktadır. Suyun karşısında oturup içinizdeki sevgiyi ne zaman aktarsanız, dünyanın bir yerinde birinin yüreği sevgiyle ısınacaktır. Hiçbir yere gitmenize gerek yok. Tam karşınızda duran su, yeryüzündeki bütün sularla bağlantı halindedir. Baktığınız su her yerdeki suyla rezonans içindedir ve sizin sevgi mesajınız dünyadaki bütün insanların yüreğine ulaşır. Dünya barışı için kararlı bir şekilde dua eden 350 kişinin kelimelerinin, birkaç saniye içinde tertemiz yaptığı Biwa Gölü örneğindeki gibi, hayatımızı sevgi ve şükran duygularıyla doldurursak bu şuur bütün dünyada hüküm sürecek harikulade bir güç haline gelecektir. Suyun mesajı sevmek ve şükretmektir. Su kristallerinin bize anlatmaya çalıştığı da budur.Derlemeyi Yapan

            Dr. Ercan Zeydan Eriş
            Kişisel Gelişim Uzmanı

            http://www.dynamiskisiselgelisim.com

            Yorum yap


            • #7



              Japon bilim adamı Dr. Masaru Emoto, kendini İslam'a yakın hissettiğini söyledi:
              “- Allah'ın 99 adının su üzerindeki etkisini kitabımda anlatacağım.”

              (İpek Durkal, 28/03/2009 - Günaydın'ın haberi)

              Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4
              'Sudaki Mucize', 'Suyun Bilinmeyen Gücü', 'Sudaki Gizli Mesajlar', 'Su Müzik Dinliyor', 'Aşkın Şekli' adlı kitapları ve 'Ne Biliyoruz ki?' isimli filmle ünü tüm dünyaya yayılan Dr. Masaru Emoto Türkiye'deydi.
              Doğa Koleji'nin sponsorluğunda '5. Dünya Su Forumu' çerçevesinde gelen Emoto; sudaki şifanın gizemini, düşünce ve duyguların fizik realiteyi nasıl etkilediğini anlattı. Dinleyicilere güzel sözler, güzellikler ve güzel duyguların su kristalleri üzerindeki etkisini fotoğraflarla gösterdi (Romantizm duygularına hitap edip sempati toplamış).
              Bu seminer sonrasında röportaj yapma fırsatı bulduğumuz Emoto; vücudumuzun yüzde 70'inin (Aslında %65) sudan oluştuğuna dikkat çekerek, suya iyi davranmamız gerektiğine (Nasıl iyi davranılacak? Su hayvan veya insan mı ki, ona iyi davranmaktan bahsedilebilsin?) böylece daha sağlıklı ve sevgi dolu bir dünya kurulabileceğine (Daha sağlıklı ve sevgi dolu dünya ile ‘suya iyi davranmak’ rabıtası anlaşılamıyor) işaret ediyor. Kendisini İslamiyet'e yakın hisseden Emoto, Suudi Arabistan'da Esma-Ül Hüsna'nın (Allah'ın 99 adı) su üzerindeki etkisini (Bunu yapabilse çok iyi olurdu; bunu iyi yapabilecek kendine has birikimi ve kapasitesi acaba var mı?) gösteren bir kitap çıkarmaya hazırlanıyor.

              SUYLA KONUŞUN (Suyla nasıl konuşulabilir, bu romantizm değil mi?)
              (Soru): “-Alternatif tıpta çalışmalarınız kabul görüyor. Peki, iyi ve güzel düşünmenin; suya iyi davranmanın (Suya nasıl iyi davranılacak? Açıklık yok…) insan vücudu üzerindeki etkisi nedir?”
              (Cevap): “-Bu benim 7.5 yıllık çalışmam. O sürede, kanser ve benzeri hastalara iyi, güzel, şefkatli konuşulmuş bu sulardan içirildi ve hastalıkları tedavi etmede olumlu etkisi görüldü (Gerçekliği tartışılabilecek bir konu).

              (Soru): “-Bu, tıp dünyasında kanıtlandı mı?”
              (Cevap): “-Evet, bu suları içen kişiler iyileşti ama 'neden, nasıl iyileşti?' sorularının cevabını kesin olarak vermek mümkün değil. (Hem ‘kanıtlandı’ diyor, hem de ‘kesin olarak mümkün değil’ diyerek ilk söylediği sözle ters düşüyor. O halde, bu iddiada nasıl bulunabiliyor?) Eğer bilimsel kanıt istiyorsanız, tıp alanındaki bilim adamları bunun doğruluğunu onaylamıyor çünkü o zaman kendi işlerine son vermiş olacak! (Kanıtlanamayan bir iddiası için kaçamak bir cevap…)

              SUYUN DA DUYGULARI VAR (?)
              (Suyun duygusu olması için, en azından ‘hayvan’ mertebesinde bir canlı olması lazımdır; halbuki, su canlı değildir ve duygusu da olamaz.)
              (Soru): “- İnsanın kendi kendine sizin teorinizi uygulayabilecek gücü var mı? Vücudu ile konuşarak kendisini tedavi edebilir mi?”
              (Cevap): “-Evet, tabii ki... Suyun da insan gibi, duygulara sahip olduğunu düşünüyorum.(“Düşünüyorum” demek delil teşkil eder mi?) Vücudumuzda, görmediğimiz suyu hayal ederek ona şükranlarımızı sunmamız (?), onun hakkında iyi düşünmemiz, sağlığımız için de faydalı bir yol olacaktır (Suya değil, Allah’a şükranlar sunulabilir, istinatsız rastgele romantik laflar edip dinleyiciden sempati toplamağa çalışıyor).”

              (Soru): “-Suyun hafızası ve duygusu olduğunu (Suyun hafızası ve duygusu olur mu? Saçma..),kelimeleri anladığını (Saçma.. Kelimeleri anlaması için suyun aklının olması lâzımdır.) daanlatıyorsunuz. Aslında anladığı 'teşekkür ederim' cümlesi değil de, insanların bunu söylerken yaydığı enerji herhalde değil mi?
              (Cevap): “-Kelimeler bazı titreşimlere sahip (Her ses zaten bir titreşimdir. Bu basit bir fizik bilgisidir) ve bunlarda bir enerji yükü var. Elma derken farklı bir enerji veriliyor ve bu enerji iyi ya da kötü titreşimler üretiyor. Suya etki eden de işte bu enerjidir.” (Bilimsel bir dayanağı ve ispatı olmayan yuvarlak sözler. Geçerliliğinin delili olmayan sözlerinin başka bir örneği).

              (Soru): “-Onca ülke gezdiniz. Sizce suyla ve pozitiflikle en ilgili ülke hangisi? (‘Suyla ve pozitiflilikle en ilgili ülke’ ne demek? Aslında yanlışlık sorudan başlıyor, yanlış soruya verilecek cevabın ne önemi olabilir?)
              (Cevap): “-Müslüman ülkelerde daha iyi bir reaksiyon ile karşılaştım. Özellikle Güney Amerika'da... 'Water' isimli filmin de etkisi olsa gerek (Bu filimde onun iddialarına destek mi veriliyor?) Rusya'da da çok iyi karşılandım. Aslında her gittiğim ülkede güzel reaksiyonlar aldım. Fakat Japonya'da bu kadar iyi değil.”

              (Soru): “-Kendi ülkeniz size karşı mı çıkıyor?
              (Cevap): “-Japonya'da bana karşı olan bir grup var. Bilim adamları çalışmalarımı yıpratmaya çalışıyorlar. Çünkü yenilikten, birilerinin öne çıkmasından hiç hoşlanmıyorlar.
              (Söylediklerinin delile dayanmadığına dikkat çekenleri ithama, karalamağa ve kendini haklı göstermeye çalışıyor.)

              DESTEKÇİM YOK
              (Soru): “-Bilim dünyasında bu araştırmanıza destek olan kimse yok mu?”
              (Cevap): “-Halkın büyük ilgisini görmeme rağmen (Halk, cahilliklerinden ilgi gösteriyor olabilir)bilim çevresi, ağırlıklı sağlık grupları, maalesef desteklemiyorlar (Niye maalesef? Desteklenmesi gereken bir şey mi ortaya koymuş ki, ‘Maalesef desteklemiyorlar’ diyor?). Nedenini sorarsanız, biraz önce bahsettiğimiz gibi, kendi pozisyonlarını korumak istemeleri (Kendini haklı gösterebilmek için, yanlış değerlendirme ve iftiralarda bulunuyor.). Bilim çevresi ile bizim uyuşamama sebebimiz; benim yaptığım şeyler üç boyutlu ifade edilemiyor. Fiziksel bir şey değil. Olmayan bir şeyin resmini çekiyor, olmayan bir şeyi gösteriyorsunuz. Ruh gibi, hayalet gibi... Dolayısıyla bunu rakamsallaştıramadığımız için bilim adamları ile tartışamıyoruz. Farklı boyutlarda düşünüyoruz.(Bu, bir açıklama değil; gerçeği saptırma..)

              (Soru): “-Buna rağmen bu kadar kitap yazdınız ve dünyanın pek çok ülkesinde seminerler veriyorsunuz...”
              (Cevap): “-Bütün bilim adamları teorimin karşısında değil, destekleyenler de var. Örneğin Almanya-İsviçre sınırında soğuk füzyon deneyi yapılıyor. Bu deney ispatlandıkça, bana az da olsa destekte bulunan bilim adamlarının söylemleriyle benim şu anda tüm bu anlattıklarım altyapısını hazırladığım halkaya tam oturur. Ben şimdi sadece altyapıyı oluşturuyorum.(Soğuk füzyonla onun iddialarının ne alâkası olduğunu açıklamıyor. Müphem bazı laflar ediyor. İyi bir şovmen ve satıcı halini sergiliyor).

              (Soru): “(Tercümanımız soruyor)- İslamiyet'te 'kıyametten önce güneş batıdan doğacak' inancı var. Bu deney (Ne deneyi? Bu, kıyametin son alâmetini söyleyen bir hadistir.) sonrası da kuzey ve güney kutuplarının yer değiştireceği söyleniyor. Bu muhtemel mi?” (Bu soru, adamına sorulmamış; kime sorulması gerektiği bilinememiş..)
              (Cevap): “-Evet, dünya dönecek ama güneş ters taraftan doğacak. (Bu sözlerini hangi delile istinat ettirdiğini söylemiyor). Ben, İslam'ın bu teorisini (?) doğrulayabilirim... (Bu derin konu üzerinde, hangi vukuf ve ehliyetle konuşabiliyor ki? İslâm’ın ‘teorisi’ yoktur; ‘inanç sistemi’ vardır. Kendisinin teorileri varsa, önce kendi teorilerini doğrulamağa çalışmalı, sonra İslâm’ın inanç sitemindekileri!)

              HER SU İÇİŞİMDE ÖZÜR DİLİYORUM
              (Soru): “-Günde kaç bardak su içiyorsunuz?
              (Cevap): “-Bir litreye yakın.” (Aslında bir litre azdır. İnsanlara yanlış yönlendirme yapıyor!).

              (Soru): “-İçmeden önce suya bir şey söylüyor musunuz?”
              (Cevap): “-Özür diliyorum ve teşekkür ediyorum.” (Sudan özür dilenmez! Suyu kendine muhatap alıp ona kendi hesabına bakması, Yaratanı hesabına bakmaması, büyük bir hatadır.)

              (Soru): “-Neden özür diliyorsunuz, içtiğiniz için mi?”
              (Cevap): “-Hayır, ömrümün 50 senesini suyun ne kadar önemli bir nimet olduğunu bilmediğim ve onu gözardı ettiğim için...(Herkes, çocukluk çağından itibaren suyun ne kadar önemli bir nimet olduğunu bilirken, onun ömrünün 50 senesini bunu bilmeden geçirdiğini söylemesi çok garip ve kendisini küçük düşürecek bir itirafı olmuyor mu?) Araştırmalarımdan sonra suyun gerçekten Allah'a giden bir yol ve onun bir mesajcısı olduğunu anladım (Yalnız su değil her şey.. Söylediği en doğru cümlesi bu).

              ACABA İSLÂM ADAMI MIYIM?
              (Soru): “-Seminerinizde, zemzem suyunun kristalleri ve Besmele yazısının gösterildiği suyun kristal parçacıklarını gördük. İkisi de şahane bir görüntüye sahipti. Sizin İslamiyetle ilişkiniz ne boyutta?”
              (Cevap): “-Şintoizm (Japon milli dini) ile Müslümanlık birbirine benziyor zaten. (Aslında hiç benzemez, Müslüman halkı yanıltıyor). Allah'ın 99 adını gösterdiğimiz kristaller çok güzel oldu. Tam benim düşündüğüm gibi (?) şekiller oluştu ( Oluşabilecek şekilleri kendisi önceden nasıl düşünebilmiş?) ve bunun üzerine düşündüm de; aslında ben İslam ile ilgili bir adam mıyım, İslam’ın bana mesajı mı var? Beni kendine mi çekiyor gibi düşüncelere kapıldım. (İnşallah Müslüman olur.). Yakında Suudi Arabistan'da bir kitabım yayınlanacak. Esma-ül Hüsna'yı suya göstereceğim ve oluşacak kristallerin fotoğraflarını çekeceğim. (Esma-ül Hüsna zaten devamlı olarak suya ve her şeye aksediyor, bu yeni bir şey değil ki...Sadece kendinde bunu yapabilecek özel bir yetenek ve farklılık olduğunu mu iddiaya çalışıyor?)

              Dr. Masaru Emoto kimdir?
              Yokohama Üniversitesi ‘sosyal bilimler’ mezunu olan Emoto, 1992 yılında ‘alternatif tıp’ dalında doktora yaptı.
              Beş kitabı bulunan Dr. Masaru Emoto'nun kitapları, toplam 70 ülkede 45 dile çevrildi ve dünya çapında en iyi satanlar listesine girdi.
              UNESCO tarafından Barış Elçisi seçilen Dr.Emoto, donmuş suda oluşan kristallerin, kendilerine belirli düşünceler yoğun olarak yönlendirildiğinde değişiklik gösterdiğini keşfetti (Bu, bilimsel bir deney mi?) . Özel bir teknikle (?)bunların fotoğrafını çekmeye başladı.

              (Kendisi ‘sosyal bilimler’ mezunu ve ‘alternatif tıp’ dalında doktora yapmış. Konuştuğu alanların uzmanı değil. Alternatif tıp konusuna, delili ve ispatı olmadan, insanların merak, alâka ve ihtiyaçlarına hitap eden çok şeyi sokup bu şekilde meşhur olmak çok yaygın ve asrın modası olan konulardan biridir. İnsanları etkilemek için başarılı bir şovmenlik ve satıcılık yapmaktan başka, bahsettiği konularda onu konuşmağa ve yazmağa salahiyetli kılabilecek bir alt yapısı olmadığı sözlerinden anlaşılıyor. Romantik insanların damarına göre şerbet veriyor. Söyledikleri, İslâm’ın hakkaniyetini tasdik ettirici delillermiş gibi

              Prof. Dr. Mustafa NUTK
              Dr. Masaru Emoto

              Yorum yap

              Hazırlanıyor...
              X